| Doğu Karadeniz Bölgesinde Yöresel Ürünlerin Pazarlanması-2 |
| Birol BAHADIR |
| Yazar Birol BAHADIR |
| Çarşamba, 20 Aralık 2006 20:40 |
|
Doğu Karadeniz bölgesinin gelişmesinin ve kalkınmasının alternatif planlarını konu edinen ikinci yazımın kültürel ürünlerimizin pazarlanmasıyla ilgili olacağını önceki yazımda belirtmiştim. Bu konuyu ele almadan önce ilk başta kültürel ürünlerimizin ne olduğuna dair bir açıklama getirmemiz gerekiyor. Bölgemizin kültürel ürünleri; halkoyunları, gelenek ve görenekleri, yerel kıyafetleri, yerel çalgıları ve yerel yemekleridir. Bu kültürel ürün listesini uzatmakta mümkün...Bizim bu konuda çözmemiz gereken asıl problem ise; yukarıda saydığım kültürel ürünlerimizi nasıl pazarlayacağız ve satacağımızdır. Herhangi bir ürünü bile pazarlamak ve satmanın bir çok zorluğu varken, kültürel ürünler söz konusu olduğunda bu zorluklar daha da artacaktır. Ancak, bölgenin günümüzdeki ekonomik sorunlarından kurtulabilmesi için ciddi bir alternatif olarak bence üzerine eğilinmesi gereken bir konudur. Günümüzde kitleleri etkileyen en büyük araç görsel medyadır. Şu an televizyonlarda Karadeniz programlarına yer veriliyor ama bizim istediğimiz gibi değil. Otantik tarzda yayın yapan kanal sayısı ise sınırlı. Benim en çok tasvip ettiğim Karadeniz programı ise ÇayTV deki Vira Vira Karadeniz isimli, otantik tarzda kemençe çalınan programdır. Birincisi; kültürel ürünlerimizi pazarlayabilmemiz için bunları özüne uygun olarak tanıtmamız gerekli. Çünkü, özüne uygun olmayan bir ürünü tanıtmak, aslında farklı bir ürünü tanıtmaktır. Yani, mesela biz Akçaabat horonu halkoyunlarını Anadolu Ateşi veya Sultan of the dance ekipleri gibi tanıtamayız. Çünkü bu gruplar kültürü tanıtmıyor tamamen kirletiyor. Bu kültürün özünde yukarda ismini verdiğim ekiplerde olan kıyafetler giyilmez, kadınlar Akçaabat horonu oynamaz, kadınlar oynasa bile çıplak olarak oynamaz. Horonlarımızda kızların oynadığı bölümler elbette vardır ama Akçaabat erkek horonunu kadınlar oynamaz. Zaten adı üzerinde erkek horonu... İkinci olarak da şunu belirtmem gerekiyor ki, kültürel ürünlerimizi otantik yani en doğal haliyle tanıtmamız ve kitlelere ulaştırmamız gerekmektedir. Mesela, kemençemizin otantik tarzı ile, batı sesleriyle harmanlaştırılarak çalınan tarzı arasında dağlar kadar fark vardır. Bu harmanlaşma otantik tarzı olumsuz yönde etkilemektedir. Şöyle ki; yeni tarz Karadenizli şarkıcılar mahalli kemençecilerin söylediği ve çaldığı türküleri alıp, bunları pop-rock-arabesk gibi değişik tarzlarda okuyup piyasaya sunmaktadır. Yöremize yabancı olan bir kişide türkünün aslının pop vb. gibi olduğu kanısına varmaktadır. İşte bunun sonucunda bizim kendi yöremizin ürünü olan bu kemençe parçası belirli bir farklılık kazanmamış oluyor.Bizim türkülerimizin diğer yörelerin ya da tarzların türkülerinden farklılığı ise, Karadenizin otantik tarzıdır. Bu türküyü pop ile harmanlaştırarak tanıtımını yapmaya çalışırsanız, yabancı dinleyiciden "sıradan pop bir parça" yorumunu alırsınız. Kültürel ürünlerimizin pazarlanması ve kitlelere ulaştırılmasında en büyük görev sahipleri ise; en başta büyükşehirlerde bulunan Karadenizlilere ait dernek ve vakıflardır. Dernek ve vakıflar sosyal yardımlaşma ve kültürü yaşatmak için kurulmuşlardır. Bugüne kadar yaklaşık beş sene kadar dernek faaliyetleri içerisinde yer aldım. Açıkça söylemek gerekirse birçoğu "hemşehri kahvehanesi" olmaktan öteye geçememektedirler. İcraat yapmak isteyenler de destek görecekleri yere haksız eleştirilere maruz kalmaktadırlar. Derneğe veya vakıfa vereceği üç kuruşun hesabını yapan, bir çayı bile bedavaya derneklerden içmeye çalışan birçok hemşehrimiz var. Ben bu durumlara birinci elden şahit olmuş bir kişiyim. Bunun aksini kimse iddia edemez. Dernek ve vakıf olmanın hakkını tam olarak yerine getiren yöresel kurumlarımızda yok değil.Bunlara örnek olarak; İstanbul Maçka Sevinç (soldoy) Köyü derneğini örnek gösterebilirim. Kültürümüzü korumaya ve yaşatmaya yönelik çok güzel faaliyetleri bulunmaktadır. İsteyen istediği zaman bu derneği ziyaret edip faaliyetlerini gözlemleyebilir. Biz Serander.net ekibi olarak dikkat ederseniz "hemşehri kahvehanelerini" değil; dernek ve vakıflarımızın reklamını ve haberlerini yapıyoruz. Kısacası şunu belirtmek gerekirse; kültürümüzü pazarlamamız için ele aldığımız faktörlerin hepsi aslında tek başına ele alınması gereken uzun araştırmalara ihtiyaç duymaktadırlar. Bunların hepsini bir makalede geçiştirmek kültürümüzü hafife almak olur. Şu noktaya parmak basarak yazımı noktalamak istiyorum: Kültürümüzü özüne uygun olarak yaşatmamız şart. Aksi takdirde bundan en büyük zararı gelecek nesiller göreceklerdir. Birol BAHADIR Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 1506 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|