| Kolbastı: Bu Bir Demdir, Gelir Geçer... |
| Bülent ŞİRİN |
| Yazar Bülent ŞİRİN |
| Pazartesi, 20 Temmuz 2009 17:57 |
|
Yakın zamana kadar sadece Trabzon ve havalisinde oynanan, çeşitli vesilelerle son bir iki yılda da patlama derecesinde popüler olan bir oyundan bahsediyoruz. Giresun ile Trabzon arasında hafif tertip tartışmalara sebep oldu, hakkında paneller düzenlendi. Milli bayramlarda neredeyse ülkenin her tarafında oynandı. Hâttâ son olarak internette Kürtçe versiyonunu bile gördük. İlerleyen zamanlarda belki daha ilginç şeyler de göreceğiz. Pekâlâ nasıl oldu da bu oyun bu kadar kısa zamanda bu kadar popüler hale geldi, sadece Karadeniz’de değil de bütün yurtta, KKTC ve dış temsilciliklerde bu kadar hüsnü kabul gördü? Birincisi, halkın folklorik değerlerinin, çok uzun zamandan beri ilk kez popüler kültüre bir katkı yapmış olması. Düşünün, Türkiye genelinde düğünlerde ne oynanır? Halay, çiftetelli, bir de yörenin geleneksel oyunu neyse o… Gelinle damat salona girerken başlayan “zoraki Komparsita”yı saymıyoruz tabiî. Kolbastı gibi bir şey uzun süredir bekleniyordu sanki. Sonra horon gibi Karadeniz’le özdeşleşmiş değil de daha fazla genele hitap eden figürlere sahip bir yapısı var gibi duruyor. Nitekim İbrahim Can bir panelde “horon bize özgü, Kolbastı ise dışarı açılan kapımızdır” mealinde bir tespit yapmıştı. Son derece dinamik ve hareketli bir oyun olması da sempati düzeyini arttıran bir başka özelliği. Geleneksel çifte tellinin modernize edilmiş, hız çağının ihtiyaçlarına göre uyarlanmış hali olarak bilinçaltlarında memnuniyetle absorbe edildi kanaatindeyiz. Karadenizli olmayanlar böyle, peki Karadenizliler neden horon gibi bir sembol ortada dururken Kolbastı’ya bu kadar ilgi gösterdiler? Elbette lokal anlamda oynanıyordu ama şimdiki kadar genele yayılmış, tanınmış değildi. Çoğu kimsenin haberi bile yoktu bu oyundan. İşin püf noktası tam da burasıydı işte. Herhangi bir yerde Kolbastı melodisi çalmaya başladığında birine “kalk oyna” dediğinizde size rahatça “bilmiyorum ki” ya da “bu çok hareketli, ben ona ayak uydurabilir miyim?” cevabı verebilir ve keyifle oynayanları seyredebilirdi. Halbuki Kolbastı’nın aksine büyük bir disiplin ve ekip uyumu isteyen, çok daha eskiden beri bilinen horon bir Karadenizli için tam anlamıyla bir mecburiyet, bilmemek büyük bir eksiklikti. Davet edildiğiniz zaman “bilmiyorum, beceremiyorum” demeniz neredeyse ayıptı. Soruya muhatap olma ihtimali bile başlı başına keyif kaçırıcı bir ağırlığa sahipti. Kolbastı üzerine akademik ve folklorik tartışmalar süredursun, horona göre çok daha özgür bir ortam sunuyordu hem oynayanlara hem de izleyenlere… Bununla beraber, tedirgin olanlar da yok değildi. Kolbastı’nın Karadeniz kültürüne uygun olmadığını, özellikle Trabzon’u temsil noktasında horonun önüne geçme tehlikesinin bulunduğunu iddia ediyorlardı. Şahsi kanaatimize göre böyle bir tehlike bulunmamaktadır, herkes müsterih olmalıdır. Popüler olan şeyler ister istemez zamanla gündemden düşerler. Elbette hepten yok olmayacak, en kötü ihtimal doğduğu yere dönecektir ama bence yakın gelecekte bugünkü kadar gündemde olmayacağı kesindir. Netice-i kelâm: Bu Kolbastı serencamı hiç de fena olmamıştır. Öyle ya da böyle, Trabzon’un şirin ve kendi halinde bir taşra vilayeti değil; dipdiri, capcanlı yaşayan bir kültüre sahip gerçek bir “şehir” olduğunu cümle aleme göstermiştir. Bugün internette gördüm, bir zamanların ünlü dansçısı Tolgahan bile Kolbastı kursu veriyordu. Bu adam bir zamanlar “Trabzon’a turneye gitmeyecek misiniz?” diye soranlara “Trabzon da neresi?” diye sormuş idi. (*) Kolbastı’yı bu yazıda yurdun muhtelif bölgelerinde oynanan genel anlamıyla değil, bugünkü popüler anlamında kullandık. Bülent ŞİRİN
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 716 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|