| Karadeniz Müziğinin Serencamı |
| Bülent ŞİRİN |
| Yazar Bülent ŞİRİN |
| Perşembe, 17 Aralık 2009 20:30 |
|
Türkiye’ye bölge bölge bakarsanız, halk müziğinde Doğu Karadeniz hariç her tarafta hakim çalgının bağlama olduğunu görürsünüz. Türküler tek enstrümanla çalınacağı zaman bu enstrüman mutlaka bağlamadır. Fakat Doğu Karadeniz’de bağlamanın konumunda ağırlıkla kemençe, ve tulum vardır. Bu bağlama hakimiyeti Cumhuriyet’in kültür politikaları sonucu mu gerçekleşmiştir yoksa sosyal hayatın doğal akışıyla mı böyle olmuştur, bilgimiz yok. Zaten bu yazıyı müzik uzmanı gözüyle kaleme almıyoruz. Öyle bir iddiamız da niyetimiz de yok. Çok çok da iyi bir dinleyici olabiliriz. Fakat yine de acizane iki satır kelam etmek isteriz. Her ne olmuşsa olmuş, Doğu Karadeniz’de bağlama hakimiyeti söz konusu olmamıştır. Ancak bunun bir sonucu olsa gerektir, yakın zamana kadar biz Karadenizliler kendimiz çalmış kendimiz söylemişizdir. Doğrusu pek de şikayetçi olmamışızdır bu durumdan. Yaylalarda, düğünlerde coşku içinde horonumuzu oynar, sonra döner giderdik işimizin gücümüzün başına. Yine de benim kafamı kurcalamıyor değildi bu durum. Türkiye’nin her bölgesinden türkücüler radyo ve televizyona çıkar, biz de onların türkülerini beğenir ve söylerdik. Peki bizim türkülerimiz neden sadece eski Türk filmlerinde mizah unsuru olmaktan ileri gidemiyordu? Türkiye’nin geri kalanı bizim çok çok da birkaç türkümüzü bilir, onları da sadece bizi görünce hatırlar, “uyyy, laz uşağı daaa…” benzeri bir girişten sonra horona benzeyen hareketler eşliğinde titreyerek ya “Çayeli’nden öteye”yi dinlerdik ya da “Maçka yolları”nı… Hepsi o kadar… Rahmetli Erkan Ocaklı’nın bağlama açılımını saymazsak, Karadeniz müziğini yerelden evrensele taşıma gayretini ilk kez Volkan Konak’la gördük. Anadolu Rock zamanlarında Üç hürel vardı ama yukarıda bahsini ettiğimiz süreci değiştirme yönünde bir fonksiyonu olmadı. Yakın zamanda ortaya çıkan ve kuyruklu yıldız misali semalarımızdan geçen Kazım Koyuncu ise bize göre bu konuda mihenk taşı olmuştur. Aynı dönemde başka değerli sanatçılar da çıktı; ancak hiçbiri Kazım kadar genele hitap edemeyip nispeten lokal kaldılar diye düşünüyoruz. Bu bir kusur ya da eksiklik değil tabiî, sadece bir tespit olarak altını çizelim dedik. Kazım’ın genç yaşta kaybı, yalnızca zatı itibariyle değil, Karadeniz müziğinin gelişim ve değişimini de sekteye uğratacak diye bizi üzdü. Fakat bıraktığı iz gerçekten güçlüymüş ki, son zamanlarda özellikle grup bazında ortaya çıkan bazı girişimler hem yanıldığımızı gösterdi hem de sevindirdi. Feluka, Marsis ve Karmate bunlardan sadece bir kaçı. Karadeniz’in yerel motiflerini alıp, dejenerasyonun yanından bile geçmeden büyük güzelliklere imza atıyorlar. Hepsi de müzik eğitimi almış genç arkadaşlar olmaları da eserlerindeki kaliteyi hem yükseltiyor hem de geniş kitlelerin benimsemesini sağlıyor. Geçtiğimiz günlerde bu arkadaşlarla iki farklı temasım oldu. Feluka’nın kurucusu ve solisti Abdullah Akat kardeşim arayarak “Sis’e gidelim Sis’e” türküsüne klip çekmeyi düşündüklerini ve klipte Ağasarlı kemençe sanatçısı rahmetli Ali Cinkaya’nın görüntülerine de yer vermek istediklerini söyleyerek bu konuda kimden izin almaları gerektiğini sordu. Aslında sorgusuz sualsiz görüntüleri kullansalar hiçbir yasal problem çıkmayacaktı, fakat Abdullah bir asalet örneği göstererek böyle bir yola başvurmuştu. Hemen Ali Cinkaya’nın kardeşi Muhammet Cinkaya’yı arayıp durumu kendisine ilettim. Muhammet ağabey de çok memnun oldu ve gönül rahatlığıyla görüntüleri kullanabileceklerini söyledi. Eski sanatçılarımızda ne yazık ki bu hassasiyeti göremiyorduk. İkinci temas sitem dolu. Efsane takımın unutulmaz oyuncusu Kadir Özcan’ın oğlu Ersan Özcan müzikle uğraşıyor ve gitar çalıyor. Son zamanlarda hayli ses getiren “Doğa için çal” projesi içinde kendisi de yer aldı. Bir çok ulusal televizyon kanalına da çıkıp “Divane aşık gibi” türküsünü Türkiye’ye yeniden tanıtıp sevdirdiler. Ersan birkaç gün önce beni aradı ve Trabzon medyasının kendilerine hiç ilgi göstermediğinden yakındı. Üstelik sadece kendi adına şikayetçi değildi. Başka sanat dallarından şimdi aklımda kalmayan isimler de sayıp, aynı ilgisizlikten onların da nasiplerini aldıklarını söyledi. “Ben Trabzonluyum. Akçaabat’ta okudum. Trabzon türküleri söylüyorum. Doğa için çal projesinde yer alıp yine bir Trabzon türküsünü her yerde söyleyip dinlettik. Tabiî ki Trabzon medyasında da çıkmaktan büyük sevinç duyarız. Fakat ne arayan var ne de soran” mealinde ifadeler kullandı. Ben buradan duyurmuş ve kendisine destek olmuş olayım. Ersan sonuna kadar haklıdır. Çok klasik (ve artık ne yazık ki sıkmaya başlayan) deyişle kendi değerlerimize sahip çıkmamız lazım. Yine aklıma köydeki sevgili Saniye yengemin lafı geldi. “Elalem delisini bile akıllı diyor, biz hazır akıllımızı delirtiyoruz.” Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin. Bülent ŞİRİN Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 793 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|