• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Bülent ŞİRİN > Uzun Sokak'ta Yürümek...
Uzun Sokak'ta Yürümek...
Bülent ŞİRİN
Yazar Bülent ŞİRİN   
Cumartesi, 27 Mart 2010 23:05

Yahya Düzenli bey Günebakış’taki ilk yazısında Trabzon’a her gittiğinde sanki bütün hayatı orada geçmiş gibi bir hisse kapıldığını yazmıştı. Ben de birebir bu duyguyu yaşarım, özellikle Uzun Sokak’ta yürürken…

Uzun Sokak’ta yürürken, o sokağın bizim sokak olduğunu hissederim. Evim biraz ileridedir sanki. İşyerim biraz daha ileride. Eşim, dostum, akrabam, arkadaşlarım hep o civardadır. Hepsi her an karşıma çıkabilir.

Trabzon merkezde hiç ikamet etmedim, çok çok da birkaç günlüğüne misafir kaldım. Doğup büyüdüğüm Şalpazarı’ndan doğruca İstanbul’a gittim. Yaklaşık 30 yıldır da İstanbul’da yaşıyorum. Ancak, bir Allah’ın günü televizyonda hava durumu okunurken Trabzon’u kaçırdığımı hatırlamıyorum.

Birkaç yıl önce İstanbul’da doğmuş büyümüş Trabzonlu (Trabzon kökenli değil, Trabzonlu) bir arkadaşla sohbet ediyoruz. Lafın bir yerinde “Trabzon’da yapılan yatırımlar, yollar, çeşmeler bizi birinci dereceden ilgilendirmez ki, biz burada yaşıyoruz” mealinde bir cümle sarfetti ama daha cümle bitmeden şiddetli itirazımla karşılaştı. O nasıl gonuşuktu? Bizim ruhumuzun, yüreğimizin yarısı, hâttâ çoğu zaman tamamı oradaydı. Köye yapılan beton yolun yarım kalması bizim için dertti, Trabzon’a yapılacak üniversite en az çoluğumuzun çocuğumuzun İstanbul’daki eğitim sorunları kadar önemliydi bizim için. Elimde olmayan sebeplerden ötürü birkaç sene köye gidemeyip de daha önce olmayan bir ceviz ağacının evin hemen yanına dikilmiş ve meyve vermeye başlamış olduğunu görünce bunalıma girmiştim. Köyde devam eden paralel bir hayatım vardı sanki benim. O hayatın kesintiye uğradığını hissetmiş, sanki kalbime giden damarların tıkalı olduğu haberini almış gibi olmuştum.

Anlatmak istediğim şeyi farklı bir örnekle izah etmeye çalışayım: 1999 Gölcük depremini İstanbul’da yaşadık. Şükür, İstanbul’un bir çok yeri gibi bir hasar almadık ama psikolojik olarak hayli sarsıldığımızı söylemeye gerek yok. İşte o travma günlerinde, baba oğul esnaf bir komşumuzun aşırı davranışları dikkatimi çekti. Herkes etkilenmişti ama onların durumu daha beterdi. Adamcağızın oturduğu sandalyeye şöyle bir dokunuverseniz deprem oluyor zannıyla havalara zıplıyordu. Bir gün (oğul olan) geldi, büyük bir depremin İstanbul’u vuracağını, tsunami olacağını ve ikamet ettiğimiz semt olan Üsküdar’ın 5 kilometre (?) sular altında kalacağını söyledi. Ama ne söyleme… Araya girip bildiğimiz kadarıyla böyle bir şeyin mümkün olamayacağını söylemeye çalışıyoruz ama adam dinlemediği gibi nefes almadan anlatıyor. Sonunda bunalıp biraz da yükselen bir ses tonuyla “E ne yapalım o zaman, kalkıp gidelim köye!” deyiverdim. Adam sustu, şöyle bir durdu, yüzünü garip bir gülümseme kapladı ve “yahu komşu, köye gidecek bir durum yok ki…” diye tuhaf bir cevap verdi. Tasvir ettiği felaket senaryosu gerçek olacaksa, köye gitmek için bundan daha acil hangi “durum” olabilirdi?

Konuşmamız orada bitti, muhtemelen bir müşteri geldi ya da telefon çaldı. Şimdi hatırlamıyorum. Adamdaki akıl almaz çelişkinin sebebini çözmeye çalışırken şöyle bir sonuca ulaştım: Onlar Yunanistan’dan İstanbul’a göçmüş bir aileydi. Yani gidecek bir köyleri yoktu. İstanbul’da gerçekten büyük bir deprem olsa biz de onlar kadar tehlike altındaydık, ancak biz düşüne düşüne bunaldığımız zamanlarda “Basar giderim köyüme, mısır ekmeği lahana yerim. Gece yatarken de tavanın başıma çöküp çökmeyeceğini düşünmem” diyerek hiç değilse psikolojik olarak rahatlıyorduk. İşte o insanların böyle bir sübapları yoktu. O yüzden en ufak bir sallantıda paniğe kapılıyor, tsunami olacağı zaman bile köye gitmeye gerek (!) görmüyorlardı.

Gitmese de kalmasa da insanın bir köyü olması işte bu kadar önemli. Bu genellemeden Trabzon özeline dönersek, tasvir etmeye çalıştığımız sosyo-psikolojinin üzerine bir de Trabzon kimliğinin kendine özgü büyüsü eklenince, Uzun Sokak’ta yürürken bütün hayatınızın orada geçmiş olduğu hissine kapılmanızda hiç de garipsenecek bir yan kalmıyor.

Bülent ŞİRİN
E-Posta:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (2)Add Comment
Yalniz Degilsiniz
Yazar Trabzonli, Nisan 19, 2010
Gurbetteki memleket özlemini cok güzel tarif etmissiniz. Ben memlekete uzaktan da olsa alaka duymayi biraz abartip, Kis Olimpiyatlari Sochi´ye verildiginde bir sevindirik olmustum. Karadeniz di sonucta. 2014 kisinda olimpiyat baslayinca yine özlemle seyredecegimi biliyorum.
...
Yazar şimal, Mart 29, 2010
Uzun sokağı ben de çok severim. Her gittiğimde kendimi kaybetmiş gibi attığım her adımda keyif alarak dolaşırım orada. Köy işine gelince, aynen sizin gibi düşünüyorum, darda kalsam bir köyüm, idare edecek kadar toprağım , yeniden yuva bağlayacağım bir yerin olduğunu bilmek güven veriyor insana.

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar