| Yaylalar, Yaylalar... |
| Bülent ŞİRİN |
| Yazar Bülent ŞİRİN |
| Cumartesi, 04 Aralık 2010 00:07 |
|
Yayla olgusunun kültürümüzdeki yeri ve önemi malûmdur. Eski zamanlarda sadece kültürümüzün değil, aynı zamanda hayatımızın da bir parçasıydı yayla. Ekonominin ağırlığını hayvancılığın oluşturduğu bir yaşam biçiminde Hasan Köse hocamızın tabiriyle “ot”u takip etmek durumundaydınız. Bu da sizi göçebe-yarı göçebe bir düzene mecbur ediyor, yaylayı hayatınızın vazgeçilmez bir parçası kılıyordu. Göç olayıyla birlikte yaşam tarzı da köklü değişime uğrayınca, yaylacılık yavaş yavaş terk edilmeye yüz tuttu. Anılarda ve türkülerde kalır gibi oldu. O günlerde turizm denince akıllara neredeyse sadece deniz ve sahillerin geliyor olması da bu gelişmeye yardım ve yataklık etti. Gün oldu devran döndü ve dünyayla birlikte biz de dağ turizmini keşfediverdik. Hızla kirlenen, ozon tabakası delinen, yaşanmaz bir hale gelen dünyada dağlar ne kadar temiz, ne kadar da yaşanılası yerlerdi… Tabiî biz Karadenizliler sevinçle fark ettik ki, dağ ve yayla turizmi için el âlem gibi binlerce kilometre yol tepip, dünyanın parasını harcamamıza gerek yoktu. Zaten yaylamız vardı bizim hemen şuracıkta; birazcık ihmal etmiş olsak da… Hemen koştuk sıcacık bağrına yaylamızın. O da sağolsun, hiç gücenmeden bizi bağrına bastı. Yalnız biz büyümüştük, dünya da kirlenmişti. Hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. Yollar yapılmış, mesafe kısalmış, şehirdeki hayatımızda ne varsa yukarıya taşımaya başlamıştık, aslında dağlara onlardan kaçtığımızı unutarak… Elektrik, cep telefonu, uydu anteni, plastik… Hepsinden önce de modernitenin en büyük buluşlarından olan beton… Ahşap binalar, yüz yıldır kafamıza çakıldığı gibi geri kalmışlığın, ilkelliğin bir parçası değil miydi ne de olsa… O halde yaylaya ev yapacaksak, tabiî ki betonarme olmalıydı. Bütün bu değişiklikler, herkeste az çok hoşnutsuzluğa sebep olduysa da yakın zamana kadar önemli bir krize yol açmadı. Ancak yaylalara olan ilgi ve alaka giderek yükselen bir ivmeyle devam edince, devletin toprak politikalarında müzminleşmiş sorunların da büyük etkisiyle iş zıvanadan çıktı. Buraya kadar olan bitenler, fiili bir durum olarak görülebilir ve kabul edilebilirdi belki. Fakat söz konusu süreç, geçtiğimiz günlerde Sisdağı’nın yaklaşık 200 yıldır şenlik yapılan alanını tehdit eder boyutlara ulaşınca merkezi İstanbul’da bulunan ŞALFED (Şalpazarı Dernekler Federasyonu) ani bir hamle yapma ihtiyacı hissetti ve gazetemize verdiği ilanla vali Recep Kızılcık’ı göreve davet etti. Sayın vali de vakit geçirmeksizin fiili duruma müdahalede bulundu. ŞALFED’in hamlesi problemi kökünden halletmeye yönelik değildi kuşkusuz. O yetkili ve sorumlu resmi makamların işidir ve ŞALFED sivil iradesini ortaya koyma yoluna gitmiştir. Ancak bu hamle amacına ulaşmış olmakla birlikte, bazı başka üstü örtülü sorunları da gün yüzüne çıkarmıştır: Yaylalardaki yerleşimin net bir hukuki tanımı yoktur ve devletin ilgili birimleri, sadece şenlik alanına yapılan binaları değil yüz(lerce) yıldır yaylaya çıkan insanların evlerini de yıkmaya kalksa, kimsenin çıkarıp gösterecek bir tapusu bulunmamaktadır. Yani herkes diken üstündedir, söz konusu ilan ve müdahaleyle kendi evlerinin de yıkılabileceği endişesiyle iyice tedirgin olmuşlardır. Durumu fark eden ŞALFED yetkilileri, aynı zamanda valiye teşekkür amacı da taşıyan ikinci bir ilan vererek maksatlarına açıklık getirme zorunluluğu hissetmişlerdir. Yaylada yerleşimin net bir hukuki tanımının olmaması, vatandaşın kusuru değildir. Halk geçmişte farklı, şimdi daha farklı sebeplerle yaylasına gidiyor, gidecek de. Gittiğinde de orada başını sokacak bir dam altı bulunacak. O halde ilgili ve yetkili kurumların, vakit geç olmadan gerekli düzenlemeleri yapması, bu işe mutlaka bir çekidüzen vermesi gerekiyor. Yoksa eski zamanlarda yayladaki otun paylaşımı yüzünden çıkan büyük tatsızlıkların, önümüzdeki dönemlerde arazi rantı yüzünden çıkması işten bile değildir. Bülent ŞİRİN E-Posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 1381 Geri dönüş(0)
Yorum (1)
![]()
ey gidi..... Yazar şimal, Aralık 07, 2010
Yaylalar maalesef şehirler gibi çarpık yapılaşmadan payını almış durumda. Belde belediyemiz Yayla kent olduğumuz için kapanmadı. Şimdi betonarme evlerin dışı ağaçla kaplanıyor. Ama benim hep söylediğim şey yayla demek tahta ev, evin aralıklarından üfleyen yayla rüzgarı demek . Biraz da doğayla mücadele, yoksunluk demek. Yayla göçlerinin şekli bile değişti, eskisi gibi yollara dizilip, baharı karşılamak yok gibi. Gittikçe öldürülmeye çalışılan yaylacılık kültürüne sahip çıkıp , yaşatmaya çalışanlara selam olsun, yüreğinize, kaleminize sağlık..
Yorum
|