• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Bülent ŞİRİN > Fındık ve “Say”ın Üzerinde Hayat…
Fındık ve “Say”ın Üzerinde Hayat…
Bülent ŞİRİN
Yazar Bülent ŞİRİN   
Perşembe, 15 Eylül 2011 20:18

“Say”ın ne olduğunu çoğu insan bilmez, o yüzden açıklayalım: Say, bizim yörede taşkürenin yüzeye çıkmış kısımlarına denir. Yani üzerinde yaşam için zaruri olan toprak (ateş, toprak, hava, su dörtlüsünü hatırlayınız) kalmamış, hiçbir şey yetişmeyen koca bir kaya parçası. Yer şekilleri eğimli, yağış da bol olduğundan Karadeniz coğrafyasında bol bol say görebilirsiniz. Bir nevi çölleşme de denebilir bu duruma. Say, eğer düzgün bir zeminse güneşli havalarda üzerine fındık serilip kurutmaya yarayabilir. Değilse o işe de yaramaz.

Bizim oralarda insanlar, işte bu sayın olmadığı alanlarda ekip biçer, üretim yaparlar. Köylere araba yolu gelip de toprağın kesiti ortaya çıkınca anlamışızdır ki, toprağın derinliği de bir iki metreden aşağı gitmemektedir. Biz de o yüzden “sayın üzerinde hayat” dedik. Bizim insanımız işte bu incecik toprak tabakası üzerinde ağırlıklı olarak fındık üretir. Güneşi görürse kurutur. Saklayacak imkan ve zamanı varsa saklar, fiyatı en yüksek yerde yakalamaya çalışarak bekler. Yoksa üçe beşe bakmadan satıp savıp işinin gücünün başına döner.

Son bir yıl içinde Amerika’da yaşayan iki yakın arkadaşımla görüşme fırsatımız oldu. Bir tanesi, Amerika’da tarımla uğraşan bir adamın kendine ait araziyi, otobandan bir uçtan bir uca tam üç saatte gittiğini söyledi. Anlattığına bakılırsa bu adam Amerika’nın en büyük toprak ağası filan da değildi. Öteki arkadaşım da köye uğrayıp geldikten sonra “sayın üzerinde daldan iki fındık koparmanın ne kadar ekonomik değeri olabilir? diye dert yandı.

Bildiğim kadarıyla fındık hiçbir kutsal metinde geçmiyor. Ne semavi dinlerde ne de ilk çağ mitolojilerde herhangi bir kutsallık atfedilmiyor bu nimete. Fakat nasıl oldu bilinmez, sanki Doğu Karadeniz’de (hâşâ) bir fındık tanrısı var, kullarını çağırıyor ve onlardan zaman ve enerjilerini kendisi için kurban etmesini bekliyor. İnsanlar da genci yaşlısı, kadını erkeği koşa koşa gidiyor ve büyük bir tazimle veriyorlar kendilerinden isteneni…

İnsanın bir köyü, memleketi, baba ocağı olması çok güzel bir şey. Hâttâ benim gözümde zaruri bir durum. Gurbet ellerde ne olacağımız belli değil. Tamam da mesele (sayın üstünde birkaç metre olsa da) topraktır. Fındığa neden kendimizi mahkûm hissediyoruz? Benden başka hiçbir sivri akıllının aklına farklı bir alternatif gelmiyor mu? Dünyada benzer coğrafyalar, benzer iklimler var. Oralarda ne yapar insanlar? Ne üretir, ne satarlar? Elbette tarım işi zahmetsiz olmaz. Olmaz da zahmetine değmiyorsa kendini paralamanın anlamı nedir?

Fındık insanoğlu için olmazsa olmaz bir şey değil. Bulunmaz bir nimet de değil. Tarıma ayıracak çok geniş arazilerimiz yok, ancak tarımdan vazgeçmeyeceksek elimizdekini maksimum verimle kullanmamız gerekiyor. Bunun da fındıkla olacağı yok, kendi kendimize eziyet etmekten vazgeçelim. Gerçekleri görelim artık.

Bunları memlekette söylediğimde boş boş bakan gözlerle karşılaştım. Onlar da haklı, yerleşmiş bir sektör varken, yani fındığını ucuz pahalı satacağın birileri varken olmayacak maceralara atılarak deli muamelesi görmenin anlamı var mı? İş yine devlete düşüyor diyeceğim ama devletin de öyle bir derdi yok görünüyor. Sağlıklı ve verimli tarım politikaları üretmeye çalışacağına, tapulu arazimizi elimizden alıyor. Onu da kısmetse bir başka yazıda ele alırız. Memleket güzel ama derdi çok anlayacağınız.

Bülent ŞİRİN
E-Posta:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (2)Add Comment
...
Yazar şimal, Eylül 16, 2011
Bir arkadaşımın ağabeyi ziraat mühendisi. Fındıktan yeterince faydalanılmıyor diye, bir tarlasına likarba dikmiş, fakat babası kıyameti koparmış. Oysa meyvesinin kilosu 50 tl den satılıyormuş. Bazen eskiler de engelliyor yapmak isteyenleri. Mesela ben emeklilik görürsem ilk işim topraklarımın tahlilini yaptırıp, ona göre çiftçilik yapmayı tasarlıyorum, tabii sağlığım da elverirse...Bence çok geç kalındı.Herkes zaten kısıtlı olan topraktan maksimum faydayı sağlamanın bir yolunu bulmaya çalışmalı, teşekkürler.....
...
Yazar brl., Eylül 15, 2011
fındıktaki sorunları say say bitmez ama alternatifleri ise yöremiz şartlarında biraz zor. göç ile baştan insan kaynağını kaybetmişiz. bundan sonrada herkese ayda ayda bin tl versenizde gittiği yerden kolay kolay geri dönmez. devletin ya da onu yöneten hükümetlerin ise fındıktan kimin ne elde ettiği hiç mi hiç umrunda değil haklı olarak. oy desen zaten hazır. fındığa 2 tl de versen aynı oyu alıyorsun 10 tl.de ?? siirt gibi küçücük bir ilin küçücük bir mezrasındaki köylüler başbakan seçme cesaretini kendilerinde buluyor da koskoca karadeniz bölgesinin insanı bu cesareti kendilerinde bulamıyorsa -ki bulamıyor - o zaman sorunun büyük kaynağı bizde.

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar