• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Bülent ŞİRİN > Türkiye'de Hemşehricilik Siyaseti
Türkiye'de Hemşehricilik Siyaseti
Bülent ŞİRİN
Yazar Bülent ŞİRİN   
Pazar, 20 Kasım 2011 00:46

Geçtiğimiz günlerde AK Parti İstanbul milletvekili Oktay Saral’la ilgili bir haber okuduk. Of eski Belediye Başkanı, yeni İstanbul milletvekili Saral, memleketi Trabzon’da partisinin düzenlediği bir toplantıda söz hakkı verilmediğini iddia ederek tepki göstermiş.

Yazımızın konusu sayın milletvekilinin tepkisinin yerli ya da yersiz olduğunu analiz etmek değil. Farklı ve daha geniş bir konuyu ele almak istiyoruz. Başka bir ülkeden biri gelse ve konuya kabaca baksa, herhalde bin kilometre uzaktaki bir başka şehrin milletvekilinin oralarda ne aradığını anlamayabilir. Ancak meselenin iç yüzü öyle değildir.

Biz bu manzaraların bize özgü olduğunu, ileri demokrasi ülkelerinde kesinlikle görülmeyeceğini tahmin ediyorduk ama yanılmışız. Uzun yıllar turizm sektöründe faaliyet göstermiş bir arkadaşımız, Göteborg Belediye başkanının seçim çalışmalarına Konya’dan başladığını söyledi! Yanlış okumadınız, Göteborg ve Konya… Sebebi de malûm, İsveç’in bu ikinci büyük şehrinde hayli fazla sayıda Konyalı yaşarmış ve seçimlerde oy hakları varmış.

Böyle bir ilişki ülkeler arasında varsa, bir ülkenin (tabiî bizim de) birbirleriyle göç alışverişi olan şehirleri arasında da olabilir, bu son derece doğaldır ve zaten örnekleri de ziyadesiyle mevcuttur. Hasıl-ı kelam, Türkiye’de siyaset yapmak isteyenler, göç ve hemşehrilik olgularını asla göz ardı edemezler. Örneğin bir bakarsınız, İstanbul’un bir ilçe belediyesi bin kilometre uzaktaki bir yaylada yapılan şenliğe sponsor olmuş. Çünkü o belediyenin sınırları dahilinde o yaylanın ait olduğu köy(ler)den seçmenler vardır. Bir bakarsınız, yine çok uzak bir vilayette seçilmiş bir vekil, bakanlık yapar ve seçim bölgesinden çok esas memleketinde görünür, oralarda vekillik ya da bakanlık yapar. Seçmen kitlesi de “ey sayın vekilim, biraz da bizimle ilgilenseniz…” demez. Derse bile kimse kulak asmaz. Türkiye’de siyasetin kendine özgü teamüllerinden biri de budur.

Tabiî az da olsa kuralcılığı elden bırakmayan vekil ve bakanlar da vardır. Yakın geçmişte bunların bir tanesi, doğup büyüdüğü yerden değil de sonradan yerleşip işini aşını sağladığı memleketten seçilir. Doğup büyüdüğü memleketin insanları da ilk kez bakan çıkarmış olmanın (?) sevinciyle havalara uçarlar, artık bir çok işlerini bakanları sayesinde halledebileceklerini düşünürler. Öyle ya, sayın bakandan yukarıda başbakan ve cumhurbaşkanından başka kim vardır? Bakan istese şapkadan tavşan değil buzağı bile çıkarır diye düşünürler.

Bakanları uzunca bir süre makamında kalan memleketimin insanları, zaman ilerledikçe hayal kırıklığına uğrarlar. Makamına gidip de bir talepte bulunanlar, kaba cevaplar alarak elleri boş döndüklerini söylerler. Hem sayın bakan hem de benzeri tavırla hareket eden diğer siyasilerimiz, bireysel taleplerle ilgilenmediklerini, kitleleri ilgilendiren projelerle kendilerine gelinmesini istediklerini söylemişlerdir.

Burada biraz durmamız gerekiyor. Yine kağıt üzerinde bir vatandaşın bir bakan ya da milletvekiline gidip –örneğin- çocuğuna iş istemesi normal bir şey olmayabilir. Bakan ya da milletvekili bu işlerle mi uğraşacak? Fakat dediğimiz gibi kağıt üzerinde. Türkiye gerçeğinde bir çok konuda olduğu gibi böyle konularda da pratik çok farklı işliyor. Çocuğu işsiz olan bir vatandaş biliyorsa ki başka bakan ya da vekiller kendi seçmenlerinin çocuklarına iş bulmaları konusunda yardımcı oluyorlar, o da doğal olarak kendi vekillerinden böyle bir beklentiye giriyor. Dolayısıyla vatandaşın vekilinden bireysel taleplerde bulunması da, başka vilayetten seçilmiş vekili hemşehrilik bağı nedeniyle kendi vekili gibi görmesi de Türkiye pratiğinde anormal bir durum değildir.

Yukarıda ismini vermeden örneklediğimiz bakan, bakanlığı döneminde belki kendine göre dürüst bir zihniyetle görev yaptı. Fakat gel gelelim, geçtiğimiz günlerde bir yakınını kaybeden sayın eski bakanımızın cenazesinde ortalama bir vatandaşın cenazesi kadar ancak cemaat vardı.

Göç olgusu, siyasetin kimyasını da etkiliyor. İsveçli gelip Konya’da siyaset çalışması yapıyorsa bunu kimse inkâr edemez ve siyasetçi de bu gerçeğe uygun siyaset yapmak zorundadır. Benim elimde bakanın karşısına çıkma hakkı verecek, memleketi kurtaracak proje yok ve işsizim; ya da derdimi kimselere anlatamıyorum. Kime başvuracağım?

Bülent ŞİRİN
E-Posta:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar