| Humuslu Toprak Kokusu |
| Bülent ŞİRİN |
| Yazar Bülent ŞİRİN |
| Pazar, 02 Temmuz 2006 15:54 |
|
Bilir misiniz bu kokuyu? Hani içine dalında yeşereli kısa bir süre olmuş, sararıp solacağı, bir hazan rüzgarıyla savrulup gideceği günü henüz aklına bile getirmeyen yaprak ile, büyük bir yaşama sevinciyle topraktan fışkırmış, başının göğe ereceği umudunu hiç kaybetmeyecek olan çimenin kokularının karıştığı… Karadenizliyseniz mutlaka bilirsiniz... Güneşin, Dünya kurulalı beri değişmeyen hızıyla karşı tepelere doğru eğildiği aylak ikindi vakitlerinden sonra, alacakaranlığın etrafı sarıp sarmaladığı o tarifi imkansız güzellikteki anlarda, ısınıp soğumakta sudan daha aceleci olan topraktan kopar gelir, beş duyunuzdan bir tanesini esir alır. Belki de dünyada yaşanabilecek en güzel esarettir bu. Ve ne yazık ki uzun sürmez, burun deliklerininizden girer, önce beyninize ulaşıp size her şeyi bir an için de olsa unutturur, sonra ruhunuzu sarıp sarmalar. Daha sonra siz ne olduğunu anlayıp anlamamak arasındayken geldiği hızla çeker gider. "O an"ı yakalamak ve yaşamak lazım gelir. Hayatın anlamına anlam katan zaman dilimlerindendir çünkü.Birkaç gün önce akşam eve giderken, tam da o zaman diliminde Beylerbeyi'nden yukarı Küplüce yokuşuna vurmuştuk ki, arabanın camından içeriye o koku dalıverdi ve ruhumu serin büyüsüyle bir anda sarıp sarmaladı, sonra da aynı hızla çıkıp gitti. Bu bir yanılsama olabilir miydi? Hayır, değildi ama sadece bir an sürüyordu bu esaret. Belki de sıkıcı olmaktan, büyünün bozulmasından çekindiği için fazla kalmıyordu. Bu efsunun Küplüce bayırının hemen yanındaki geniş arsaya yayılmış çayırlardan yükseldiğini bir an unutup, köydeki evin üst tarafındaki fındık bahçesinden gelip gelmediğini düşündüm şöyle bir. Evet, fazla uçuk bir düşünceydi ama Çin'deki kelebeğin kanat çırpışıyla yola çıkarak okyanusta kasırga meydana getirecek hava hareketi, bizim köyün üzerinden geçerken yanına alıp, İstanbul semalarına salıvermiş olamaz mıydı? Belki, kimbilir?.. Ama bunun ne önemi vardı ki?.. Bir anlık bir hava hareketi beni bin küsûr kilometre uzaktaki köyüme götürüp, yavaş yavaş gök kubbedeki kadîm yerlerini almaya başlayan yıldızlara karşı gülümsetebiliyordu ya... Ne köprünün ışıkları, ne Çırağan’da patlayan havai fişekler, ne atom bombası, ne de Londra konferansı… Az önce ait olduğum toprakların içten selamını almıştım ben… Gerisi vız gelirdi… Bülent ŞİRİN Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 859 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|