• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Bülent ŞİRİN > Vakfıkebir'li Serkan ve Ölümsüz Topraklar
Vakfıkebir'li Serkan ve Ölümsüz Topraklar
Bülent ŞİRİN
Yazar Bülent ŞİRİN   
Pazartesi, 26 Kasım 2007 16:13

Eskiden böyle değildi. Sahaya çıkan takımın sırt numaraları birden onbire kadar sıralanır, kaleci mutlaka bir numaralı formayı (daha doğrusu kazağı) giyer, numaralar onbir rakamına kadar defanstan hücum hattına doğru sıralanırdı.

Futbolcuların kimlik numarası gibi sadece kendilerine mahsus numaraları yoktu. Örneğin bir maçta dokuz numaralı formayı Ahmet giyiyorsa ve bir başka maçta Ahmet’in yerine Mehmet oynuyorsa, o zaman dokuz numaralı formayı Mehmet giyerdi. Tabii yedek futbolcuların numaraları da oniki’den başlayıp yukarı doğru sıralanırdı.

Bunun tek istisnası Dünya Kupası finalleriydi ve bizim gözlerimiz bu acaip duruma alışana kadar turnuva biterdi. Sahada 30’lu, 40’lı sırt numaraları görünce çok yadırgar, kim oyuna ne zaman girmiş, ne zaman çıkmış, maçın başından beri mi oynuyormuş anlamakta zorluk çekerdik.

Derken bu sistem Dünya Kupası’na mahsus olmaktan çıkarıldı, bütün liglerde uygulanmaya başlandı ve ülkemizde son derece bize özgü bir durum ortaya çıktı. Futbolcuların önemli bir kısmı, sırt numarası olarak memleketlerinin trafik plaka numaralarını seçmeye başladılar. Bir de baktık ki, ortalık 61’den geçilmiyor!.. Kendi hesabıma bu durumu görünce şaşırmadığımı söyleyemeyeceğim. Şaşırdım, çünkü Trabzonspor’un başarılarının, yavaş yavaş enginlere doğru açılan bir gemiden kıyının görüntüsünün gitgide silikleşmesi, bulanıklaşması gibi geride kaldığı dönemlerde “Artık eskisi gibi futbolcu çıkmıyor, bizim altyapı üretkenliğini kaybetti” şeklindeki yaklaşımlara inanmaya başlamıştım. Halbuki unuttuğumuz bir şey vardı, o da Trabzon topraklarının ölümsüz topraklar olduğuydu. İnce Memed romanını okuyanlar bilir: Bir uzman gelir ve Abdi Ağa’nın ele geçirmek istediği bir arazinin toprağını inceler.

Bir süre sonra gülümseyerek muhatabına “Bu toprak ölümsüz topraktır” der. Muhatabı “O da ne demek?” diye sorar tabii. Uzman açıklar: “Toprak çeşit çeşittir. Bir kısmı çoraktır, ne yapsan verim elde edemezsin. Bir kısmı bir süre verimliliğini muhafaza eder, sonra çoraklaşır. Yani ölür. Ne yapsan eski haline getiremezsin. Fakat burası gibi bir kısmı da vardır ki, hiçbir zaman verimliliğini kaybetmez. Her zaman ektiğinin karşılığını alırsın. İşte o yüzden böyle topraklara “ölümsüz toprak” denilir.”

Bizim topraklar nasıl topraklarmış ki, o kadar ihmal ettiğimiz, hor gördüğümüz, dönüp yüzüne bile bakmadığımız halde hâlâ daha üretiyor, ülkenin ihtiyacının önemli bir kısmını karşılıyor. Biz çok uzaklara baktığımız, oralardan yıldız transfer edecek diye birilerini başımıza tac ettiğimiz, “yıldız isteyen gökyüzüne baksın” diyenleri yerin dibine soktuğumuz için elalem gelip tarlayı devşiriyor, hasadı yüklenip götürüyor ve keyfini sürüyor. Eğer bu gerçeği unutmamış, kendimize olan haklı güvenimizi kaybetmemiş olsaydık, gurbet ellerden Trabzon’a maç seyretmeye gelecek kadar Trabzon(spor)lu olan bir 61’in rakip formayla bizi yıkan golü atmasını seyretmenin dayanılmaz ağırlığı altında kahrolmazdık. Eee, ne yapacaksınız... “Yemeyenin malını yerler” demiş atalarımız…

Elin Almanı Türkiye’de en fazla gol atmış yıldızını elinin tersiyle itip bizim toprağın mahsulünü karşımıza çıkarıyor ve çatır çatır da oynatıyor. Bu çocuk Trabzon’a gelmiş de beğenilmemiş galiba, öyle mi sayın okurlar? Ben yanlış bilmiyorum, değil mi? “Futbolu en iyi bilen şehir”de bu nasıl oldu pekâlâ? Anlayan biri bana açıklarsa çok memnun ve mesrûr olacağım. Yoksa futbolu bilmediğini açıkça itiraf eden tek Trabzonlu olarak tarihe geçmeye gayret etsem fazla mı bencil davranmış olurum?

Neyse. Hiç değilse topraklarımızın ölümsüz olduğunu anladık bu vesileyle. Böylece ne kadar karanlık görünürse görünsün, tünelin öteki ucunda sahil-i selamete çıkış olduğunu idrak etmiş bulunuyoruz. Trabzonspor’un efsane kadrosu da yine ağırlıklı olarak Trabzon kökenli olup başka diyarlarda top koşturan futbolcuların bir araya getirilmesiyle oluşmuştu. Sonrası herkesin malûmu… Ondan önceki transfer politikasıyla gidip gideceğimiz yer PTT maçıydı. Ki, sonraki büyülü yıllar yaşanmasaydı tıpkı 96 Mayıs’ındaki sisli akşam gibi ağlama duvarına dönüşecekti…

Bülent ŞİRİN
E-Posta:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar