• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Bülent ŞİRİN > "Dernekçilik" Yeniden Yorumlanmalı
"Dernekçilik" Yeniden Yorumlanmalı
Bülent ŞİRİN
Yazar Bülent ŞİRİN   
Salı, 28 Nisan 2009 16:39

Bir süredir Günebakış gazetesinin İstanbul temsilciliğini yürütmeye çalıştığım için, İstanbul’daki Karadenizli sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili gözlemler yapma fırsatı da buluyorum.

Sivil toplum kuruluşları deyince akıllara ilk olarak dernekler geliyor tabiî. Her gün yenileri eklendiği için sayılarını net olarak bilemiyoruz ama İstanbul’da yüzlerce Karadenizli derneği mevcut. Son yıllarda onlar da üst yapılar oluşturup il ve ilçe bazında federasyonlar kurma yoluna gidiyorlar. Federasyonlar hakkında ciddi yorumlar yapmak için belki henüz erken, ancak dernekler konusunda söyleyecek bir çift sözümüz var.

Bu derneklerin ne yazık ki pek azı gerek İstanbul’daki hemşehrileri, gerekse memleketleri için dişe dokunur çalışmalar yapıyorlar. Halbuki İstanbul’da ikamet eden Karadenizli nüfusuna baktığınız zaman, benzetmek yerindeyse organize hareket edebildikleri takdirde hükümeti bile silkeleyebileceklerini düşünebilirsiniz. Ancak bırakın hükümeti silkelemeyi, geçen mahalli seçimlerde İstanbul’da Karadenizliler kesinlikle nüfuslarıyla doğru orantılı bir varlık gösteremediler.

2002 Genel Seçimleri öncesinde televizyonda rast geldiğim bir açık oturumu çeşitli vesilelerle birkaç kez örnek verdim, yine vereceğim. İstanbul’da en çok hemşehrisi bulunduğu kabul edilen üç vilayetin, yani Sivas, Kastamonu ve Rize’nin en üst düzey sivil toplum kuruluşu başkanları televizyonda bir açık oturumda konuşuyorlar. Sivas federasyon başkanı, son derece müteessif bir yüz ifadesiyle “bu seçimde kendilerine yeteri kadar aday verilmediğini” şikayet ediyor. Ne verilmemiş? Milletvekili adayı. Kime verilmemiş? Sivaslılara. Nerede? İstanbul’da....

Bu talep ilk bakışta ilkel ve garip gelebilir. Belki de gerçekten öyledir. İstanbul’daki hemşehri gruplarına en iyi hizmetin gitmesi için mutlaka kendilerinden bir milletvekili ya da belediye başkanı mı gerekmektedir? “Aday verenler”in böyle bir mecburiyetleri mi vardır?

Elbette hayır. Fakat federasyon başkanı bu talebinin haklı olduğunu, kendilerini yönetecek siyasetçinin kendilerinden olması gerektiğini, aday belirleyicilerin yasal değilse bile teamül itibariyle tercihlerini bu yönde kullanması gerektiğini düşünüyor.

Daha sonraki seçimlerde hangi vilayetin hemşehrilerine ne kadar aday verildi bilmiyorum. Fakat Karadenizlilere ve özellikle Trabzonlulara karşı pek de cömert davranılmadığı gün gibi aşikâr. Son yerel seçimlerde bu durum ayan beyan görüldü. Pekâlâ neden böyle oldu? Cevabı geçtiğimiz günlerde bir toplantıda Trabzon, Eğitim, Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Seyfi Erbaş gayet güzel açıkladı. “Dernekçilik” kavramının iyice yıprandığını, daha ötesi ayağa düştüğünü, yeniden yorumlanması ve farklı anlamlar yüklenmesi gerektiğini söyledi Seyfi başkan.

Yine birkaç gün önce KASTOB (Karadeniz Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu) kongresinde Gültekin Taşpınar yaptığı konuşmada derneklerdeki kan ve heyecan kaybına dikkat çekti ve ekledi: “Bu konfederasyonun temeli derneklerdir. Temel sağlam olmalı ki çatı da sağlam olsun. Bir çok dernek kongresi, çoğunluk sağlanamadığı için ilk toplantıda gerçekleştirilemiyor. Bir sonraki toplantıya kalıyor, o da ucu ucuna ancak yapılabiliyor. Derneklerimizde heyecan giderek azalıyor. Buna mutlaka önlem alınmalı.” dedi.

Son örneğimiz Şal-Fed’den. (Şalpazarı Dernekleri Federasyonu) Katıldığım son toplantılarında, federasyon üyesi derneklerin federasyonun aktivitelerine çok duyarsız kaldıklarını, “federasyon yapsın, bana ne” dediklerini ifade etti ve ekledi. “Halbuki federasyon denen şey bizzat kendileri. Bunun farkında değiller.”

Aslında Seyfi Erbaş’ın, Gültekin Taşpınar’ın ve Mustafa Küçük’ün söyledikleri birbirinin devamı ve tamamlayıcısı durumunda. Bana kalırsa esas problem, toplumun şuuraltına yerleşmiş “devlet” kavramı. Vatandaşın sivil toplum örgütlerinin fonksiyonundan, yönetimin bir ucundan tutmaktan ya da mevcut yönetime baskı unsuru oluşturmaktan haberi bile yok. Oralarda bir yerde soyut bir devlet var; her işi o yapar, her ihtiyacı o görür. Bu zihniyet sivil dernek ve federasyon gibi sivil toplum örgütlerine de aynen yansıyor ve gün geliyor tıkanma süreci başlıyor. Zihniyette köklü bir değişim olmazsa (ki o da çok zor görünüyor) bizim dernek ve federasyonların da gerçek işlevlerini hakkıyla yerine getirmelerini beklemek hayalden öte bir şey değil. İnşaallah yanılırım.

Bülent ŞİRİN
E-Posta:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar