Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ocak 09, 2009, 06:28:33 ÖÖ
13697 Mesaj 1138 Konu Gönderen: 664 Üye
Son üye: mustafaperiloglu
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10

 11 
 : Ocak 06, 2009, 13:47:41 ÖS 
Başlatan Ansaneri - Son mesaj Gönderen: MaNiAk
Gökhan BİRBEN - Tulumcii

 12 
 : Ocak 06, 2009, 11:52:04 ÖÖ 
Başlatan Ansaneri - Son mesaj Gönderen: şimal
Volkan KONAK....Kolbastı....Arafilli ,farozli,mahallenin mastisi....

 13 
 : Ocak 06, 2009, 08:33:28 ÖÖ 
Başlatan atalay53 - Son mesaj Gönderen: şimal
annem aşuresini yaptı
çoook güzeldi Smiley
Afiyet olsun,şifa olsun cadım... smiley Dualarınıza yüreklerce amin atalay53 smiley

 14 
 : Ocak 05, 2009, 22:07:37 ÖS 
Başlatan atalay53 - Son mesaj Gönderen: cadı
annem aşuresini yaptı
çoook güzeldi Smiley

 15 
 : Ocak 05, 2009, 19:52:51 ÖS 
Başlatan atalay53 - Son mesaj Gönderen: atalay53
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "ALLAH'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
ALLAH'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak ALLAH'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün ALLAH katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün ALLAH katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. ALLAH, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. "Bu ne orucudur?" diye sordu.
Yahudiler, "Bugün ALLAH'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, ALLAH'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, ALLAH o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
Yine Tirmizi'de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun ALLAH katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)


"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, ALLAH'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur"(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.

Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce ALLAH'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
Cool İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.


Allah Teâlâ bizleri bu günlerden gereği gibi istifade edenlerden eylesin. İstifade yollarını bizlere açsın. Rızası doğrultusunda hayatımızı idame ettirsin. Gönlümüzü vesile yollarından uzak tutmasın. Amin... smiley


 16 
 : Ocak 05, 2009, 17:30:25 ÖS 
Başlatan Sarzep Güzeli - Son mesaj Gönderen: Sungur

1970’ler biterken Türk Sineması da bitiyordu. Sinemalar ardı ardına kapandı, sadece büyükler ayakta kaldı. Bu durum televizyonun Türkiye’ye gelmesine yorulmuştu ama Dünya’da öyle bir şey yoktu ve sinema sektörü gürül gürül çalışıyordu.

Seksenlerde sinemalarda sadece yabancı filmler oynatılıyor, sezonda bir iki yerli film vizyona ya giriyor ya da girmiyordu. Gerçi yabancı filmlere de fazla seyirci gitmiyordu.

Seksenlerin ortalarından sonra bu durum değişmeye başladı. Önce sinema salonlarının kalitesi yükseldi, yabancı filmler büyük (bence abartılı) reklam kampanyaları eşliğinde Türkiye’ye gelmeye, seyirci de film seyretme yerinin sinema olduğunu, televizyonda seyretmenin aynı keyfi vermediğini idrak etmeye başladı.

Seksen ve doksanların Türk filmleri genel itibariyle halktan kopuk, bunalımlı bireylerin hayatlarını inceleyen filmlerdi, dolayısıyla geniş kesimlerin ilgisini çekmeyi başaramadı. Arada Muhsin bey gibi birkaç nümunelik film vardı elbette.

Eşkıya” tam bir dönüm noktası oldu. Hem halk hem de sinema eleştirmenleri tarafından çok beğenildi. Ondan sonra yerli filmler sinema salonlarında giderek daha fazla yer bulmaya başladı, şimdi verilen rakamlara bakılırsa yerli/yabancı seyirci oranı kafa kafaya gidiyor gibi bir şey. Bu çok sevindirici bir olay, çünkü Dünya’nın hemen her yerinde Hollywood yapımları silip süpürmekte.






 17 
 : Ocak 05, 2009, 17:20:42 ÖS 
Başlatan trabezan - Son mesaj Gönderen: şimal
Kayseri'de yol yapılıyormuş...Bir taraftan devletin yaptığı yol sürerken,diğer taraftan da köylüler kendileri için patikalar yapıyorlarmış...Patikayı yaparken,önden bir eşeği gönderip,eşeğin geçtiği yerleri düzeltip,yol yapıyorlarmış. Amerikalı bir mühendis olan biteni izlemiş,merak edip sormak istemiş..Yaklaşıp sormuş: Neden eşeğin gittiği yerleri düzeltip,yol yapıyorsunuz? Köylüler eşeğin yolun eğimine göre en az yorulduğu tarafı tercih ettiğini söylemişler..Mühendise ilginç gelmiş..Peki eşek bulamazsanız ne yapıyorsunuz demiş köylüye...Köylü o zaman Amerika'dan mühendis getirtiyoruz demiş...

 18 
 : Ocak 05, 2009, 17:13:52 ÖS 
Başlatan Elevili - Son mesaj Gönderen: şimal
Çok susadığını belirtmek için ''susadan öldüm''denir.. smiley

 19 
 : Ocak 05, 2009, 16:56:56 ÖS 
Başlatan Trabzonli - Son mesaj Gönderen: kiLLik52
Boş bir kanal..çok kötü sonuçlar olucak...kanal başka yerlere doğru gidicek .......

Yazı düzenlenmiştir.

_Y.

***

Düşüncelerimizi uygun bir dille ifade etmek durumundayız.. Lütfen daha dikkatli olalım..

 20 
 : Ocak 05, 2009, 16:55:23 ÖS 
Başlatan sahinaydin4152 - Son mesaj Gönderen: kiLLik52
ordu karşılamsı olarak bilmiyorum ama mesudiyede oynanıyor...düğünlerde sabahtan akşama kadar horon oynanmıyo misal yani..karşılamada çaltıkları oluyo..ama ne kadar doğru bilmiyorum

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 10