üzmez konusunda ne düsünüyorsunuz? ruhat mengi nin bu yazisi ilgimi cekti ve buraya eklemeyi uygun gördüm.
Ruhat Mengi rmengi@gazetevatan.comDüpedüz çocuk tecavüzüne, pedofiliye mazeret üretmek için “Hz. Peygamber, karısı Ayşe’yle 9 yaşında evlendi” rivayetini bile ortaya atmak utanmazlık değilse nedir?
O kadar utanmazlık ki bu hatırlatmayı (!) yapanlar sanki iddiaları Kur’an’da yazıyormuş gibi de kendilerinden eminler.
Oysa koca bir ‘YALAN’dır bu... Peygamber’in yaşamını anlatan kitaplarda, sağlam kaynaklarda da yalan olduğu açıkça görülür. Bunu biliyorum ama yine de en güvendiğim din bilimcilerden birine; Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’e sordum. İşte gönderdiği bilgiler...
“50 yaşındayken karısı Hz. Hatice’yi kaybeden Peygamber arkadaşı Hz. Ebubekir’in kızı Hz. Ayşe’yi istetmiş.
Hz. Peygamber’in bu isteği vahyin başlangıcından 10 yıl sonradır. Hz. Ayşe vahiy başlangıcından 5-6 yıl önce doğmuştur. Dolayısıyla Hz. Ayşe’nin evlendiği yaşın 17-18 olduğu ortaya çıkar.
Bu konu daha detaylı bir şekilde Mevlana Şibli’nin “Asr-ı Saadet” kitabında geçer. (İst. 1928. 2/997)”
Hz. Ayşe’nin evlendiği zaman yaşının büyük olduğu ablası Esma’nın biyografisinden de anlaşılır. Eski biyografi kitapları Esma’dan bahsederken:
“Esma 100 yaşındayken, hicretin 73. yılında vefat etmiştir. Hicret vaktinde 27 yaşındaydı. Hz. Ayşe ablasından 10 yaş küçük olduğuna göre onun da hicrette tam 17 yaşında olması icab eder. Ayrıca Hz. Ayşe, Hz. Peygamber’den önce Cübeyr’le nişanlanmıştı. Demek evlenecek çağda bir kızdı. (Hatemül Enbiya Hz. Muhammed ve hayatı, Ali Hikmet Berki, Osman Keskinoğlu, s. 210)”
Artık küçük yaşta çocuklara taciz ve tecavüz sapıklığını “Hz. Peygamber’in evliliği” üzerinden anlaşılır kılmaya çalışanlar sesini kessin.
Utanmıyorlarsa, günahtan da mı korkmuyorlar yahu!
Aydın cumhuriyet kadını ve din!Nasıl da karıştırılıyor kafalar... Bir yanda 80’ine gelmiş bir adamın 14 yaşındaki kıza tecavüzü gibi vahşet denecek bir olaya bin çeşit kılıf uydurma çabaları, bir yanda Hz. Peygamber’in, Hz. Ayşe ile “9 yaşında iken” evlendiğini iler sürenler...
Utanmadan, sıkılmadan “Hüseyin Üzmez belki nikah kıymıştır, o zaman suç sayılmaz” diyenler, olayı çetelere bağlayanlar bile var.
Son olarak “kızın tecavüzle ilgili bir şikayeti olmadığı, açıklamaların komplo olduğu” bacanağı tarafından anlatılmış.
Demek ki kızı korkutarak ifadesini geri aldıracaklar, anlaşılan o... Türkiye gibi çivisi çıkmış, dürüstlüğün, adaletin mumla arandığı bir ülkede bunlar artık kimseyi şaşırtmıyor.
Olaya “Azgın teke sendromu” gibi sempatik başlıklar atanları bile gördük. “Azgın teke”, her ne kadar başlı başına iğrenç bir benzetme olsa da ancak belli bir olgunluğa geldikten, çoluk çocuğa karışıp torun torba sahibi olduktan sonra genç kadınlarla evlenenler için kullanılabilir.
Dedesiyle arkadaş olduğu, torunu yaşında, daha ergenliğe yeni girmiş kızlara tecavüz edenler için değil... Onlara -her kim olursa olsun- ancak sapık veya ahlaksız denebilir.
Söz konusu kişinin gazeteci değil de bir işçi olduğunu düşünün... O durumlarda çocuk tecavüzleri için ne hissediyor, ne yazıyorsak bugün de değişmez, değişemez.
Bunun “dinci camia”, “laik camia” gibi çevre farklılığına göre algılanması da olayın kendisi kadar inanılmaz, kendisi kadar insanlık dışıdır.
Laik olsun, radikal dinci olsun fark etmez, laik bazılarının işine gelip empoze etmeye çalıştığı gibi “inançsız, dinsiz” demek olmadığına göre içinde azıcık Allah korkusu, insanlık duygusu olan herkes böyle bir olayı nefretle karşılar, karşı çıkar. Hiç şüphe yok inançsız ama insanlıktan nasibini almış olanlar da...
Bu nedenle böyle bir olayda bile taraf tutmayı anlamak mümkün değildir... Olsa olsa artık iyice insani değerleri ve her şeyi şaşırdığımıza inanılabilir.
(Devam edeceğiz)