Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ocak 10, 2009, 01:12:52 ÖÖ
13721 Mesaj 1139 Konu Gönderen: 664 Üye
Son üye: mustafaperiloglu
Serander.Net © | Karadeniz Forum Platformu  |  Güncel Konular  |  Türkiye ve Dünyada Neler Oluyor ?  |  Amerikaya bu kış Komünizm geliyor.. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Amerikaya bu kış Komünizm geliyor..  (Okunma Sayısı 351 defa)
ithaka
Full Member
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 155



« : Ekim 10, 2008, 18:38:05 ÖS »

Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!” Ama, bırakmayınız batmasınlar! 1980’li yıllardan bu yana “serbest piyasa” şampiyonluğu yapan Amerikan burjuvazisi, şimdi bütünüyle neoliberal bir hükümetin, tarihte az görülmüş düzeyde bir devletleştirme atağını gerçekleştirmesine alkış tutuyor! Eylül başında konut kredisi piyasasının devleri Fannie Mae ve Freddie Mac devlet kontrolüne girdi. Şimdi de dünyanın en büyük sigorta şirketi AIG kamulaştırıldı. Daha önce “serbest piyasa”nın öteki havarisi Britanya’da da en büyük bankalardan Northern Rock devletleştirilmişti. ABD’den başlayarak dünyaya yayılan büyük finansal krizden çıkarılacak ilk ders bu: Neo-liberalizm ve “serbest piyasa” ideolojisi iflas etmiştir. Kârın özel çıkarlara, zararın ise halka ait olduğu bir sistemin rezilliği ortaya çıkmıştır. Düşünsenize, 50 milyon insanın en ufak bir sağlık güvencesinin olmadığı bir ülkede, iş finans kapitali kurtarmaya gelince, devlet nasıl da cömertçe elini cebine atıyor. Fannie ve Freddie’ye 100’er milyar dolar sermaye desteği verilecek gerektiğinde. AIG’ye ise devlet daha baştan 85 milyar dolar yatırdı. Daha önce mart ayında Bear Sterns adlı yatırım bankasını kurtarmak için de devlet kasasından 30 milyar dolar çıkmıştı. Eğer devletleştirme komünizmin tek kıstası olsaydı, Celal Bayar’ın “bu kış komünizm gelecek” öngörüsünün ABD için geçerli olacağını söyleyebilirdik!

İkinci önemli nokta şu: bu kriz burada durmaz! Çökmekte olan tek tek bankalar ve finans kuruluşları değildir, ABD finans sistemi çöküyor. Wall Street’in beş büyük bağımsız yatırım bankası, yani simsarlık şirketi vardı. Bear Sterns çökerken devlet yardımıyla Morgan Stanley ile başgöz edildi. Lehman Biraderler iflas etti. Merrill Lynch Bank of America tarafından satın alındı. Şimdi geriye kalan ikisi Morgan Stanley ve (başkalarına örnek gösterilen) Goldman Sachs’in hisseleri hızla düşüyor. Düşünün Bear Sterns’ü “kurtaran” Morgan Stanley idi, şimdi kendini zor ayakta tutuyor. Daha da önemlisi, tuz koktu. Freddie ve Fannie konut kredisinin garantörleriydi, o sektörde merkez bankası gibiydiler. Onlar çöktü. AIG bu kredilerin sigortacısıydı, sigortacı güvence demektir, o da çöktü. Birçok başka ticari banka “Fona alındı”, şimdi “Fon”un kendisi FDIC, çöken bankaların mevduatını karşılamaya para yetiştiremeyecek duruma yaklaşıyor. ABD ve dünya ekonomisi 1929 tarzı bir mali çöküş (“crash”) uçurumuna hızla yaklaşıyor!



DÜNYA YENİ BİR DÖNEME GİRİYOR!

Mali çöküş kapitalizmin çöküşü demek değil. Bunu ancak işçi sınıfı ve müttefiklerinin devrimci mücadelesi gerçekleştirebilir. Mali çöküşün dakik bir tanımını vermek mümkün: finans sektörünün işlemez hale gelmesi sonucunda ödemeler sisteminin kesintiye uğraması. Bu tür bir gelişmenin ardından dünya ekonomisinin 1930’lu yıllarda olduğu gibi ağır bir depresyon içine girmesi neredeyse kaçınılmaz hale gelir. Depresyon, “resesyon” (ya da Türkçesi ile “daralma”) olgusundan bambaşka bir nitelik taşır. Resesyonlar genellikle kısa sürer, kriz derin olsa bile ardından ekonomi yeniden büyüme yoluna girer. Depresyon ise nitel olarak farklıdır. Kısaca tanımlanacak olursa depresyon, sermayenin büyük ölçüde atıl kaldığı, üretim ve yeniden üretim süreçlerinin büyük bir kesintiye uğradığı, işsizliğin ve yoksulluğun en zengin ülkelerde bile ciddi bir yükseliş gösterdiği, en önemlisi kapitalist ekonominin kendi işleyişi içinde, yani piyasa mekanizmaları aracılığıyla ortadan kaldıramadığı derin bir kriz durumudur. İşte dünya böyle bir tehlike karşısında.

Bunun sonucu, büyük olasılıkla, “küreselleşme” stratejisinin terk edilmesi, ekonomik milliyetçiliğin ve kapitalist devletçiliğin yeniden canlanması, hatta koşulların uygun olduğu ülkelerde faşizmin yeniden başını kaldırması olabilir. Burjuvazi sıkıştığı için sınıf mücadelesini daha da yükseltecektir, ama koşulların uygun olduğu ülkelerde işçi ve emekçilerin mücadelesi de sert bir yükseliş gösterme eğilimine girecektir. Dünya sınıf mücadeleleri açısından patlamalı bir döneme giriyor.

Dünya ekonomisi ister kısa süreli bir sarsıntı (bir resesyon), ister derin bir depresyon yaşasın Türkiye’nin krizin dışında kalması neredeyse olanaksız. Dev cari açığı, “sıcak para”ya bağımlılığı, şirket ve bankalarının yüksek dış borcu, siyasi bakımdan derin istikrarsızlığı, düşen üretimi ve yükselen enflasyonuyla Türkiye “yükselen piyasalar” arasında topun ağzında olan ülkelerden biridir.

Sendikalar uyanmalı. Önümüzdeki dönem işten çıkartmaların yoğunlaşacağı, asgari ücret dahil en basit kazanımların bile saldırıya uğrayacağı bir dönem. Sınıf mücadeleci sendikaların konfederasyonlar ötesi bir güçbirliği temelinde bir acil ekonomik talepler programı etrafında birleşmek için derhal bir atak başlatmak gerekiyor.

Sosyalistler uyanmalı. Çeyrek yüzyıldır sosyalizmin krizde olduğu, kapitalizmin ise gürbüz ve güçlü olduğu yanılsaması sosyalist hareketi kemirdi. Krizlerin engellenebileceği yolunda bir Bernstein’cı önyargı harekette yer etti. Devlet mülkiyeti afaroz edildi. Şimdi kapitalizmin krizi bütün haşmetiyle ortada. Neoliberalizmin vatanında devletleştirme zorunluluk haline geldi. Sosyalistler savunmacı ve mahcup ruh hallerini terk etmeli.

Savunulacak program geçiş talepleri temelinde olmalı. Nasıl mı? Bir örnekle bitirelim. Marksist program “borsa kapatılsın!” demek zorunda. Gerçekçi değil mi dediniz? Temmuz ayında Pakistan’da küçük yatırımcılar borsayı bastılar, cam çerçeve indirdiler, polisle çatıştılar. Talepleri: borsa kapatılsın ki yatırımları bütünüyle erimesin! Geçtiğimiz hafta Rusya’da borsa bir günde yüzde 17 değer yitirdi. Kapatıldı. Ertesi gün açıldı, bir buçuk saatte yüzde 6,5 düştü, yine kapatıldı. Demek ki, gerçekçi olmamak bir yana, bu talep hayatın içinden geliyor. Marksistleri ayıran tek şey, işçi sınıfının uzun dönemli ve ortak çıkarlarını teori ve programları temelinde savunmalarıdır. Bugün Marksizm’e sarılmayan açlığı ve sefaleti sineye çekmiş olacaktır!


sungur savran
     
Logged
ali74
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


« Yanıtla #1 : Ekim 28, 2008, 21:55:40 ÖS »

marxın komünizmi abdye ve tüm dünyaya gelecekmiş gelsin  200 senedir bekleniyordu biraz gecikti.türkiyeye 1960 senesinde gelmeye çalışan komünizm yiğit türk gençlerinin direnişiyle karşılaşınca daha gelmeden çıktı gitti ülkemizden.

bugün bayrağımız ve milletimizle muhabbet ve sükun içinde yaşıyorsak bunun enbüyük nedenide geçmişte bu tehlikeyi bertaraf eden büyüklerimizin kahramanlıklarıdır.

ruhları şad olsun.amin.
Logged

bölünme kabul etmez kutsal bir bütün halinde büyük türkiyeyi yeniden inşa edeceğiz.
ithaka
Full Member
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 155



« Yanıtla #2 : Ekim 29, 2008, 17:41:38 ÖS »

hangi yiğitlermiş bunlar merak ettim. amerikan destekli yiğitlerden bahsediyorun sanırım.hani amerkan çıkarları adına gladio tarzı örgütlenen azıkları cıa tarafından verilen, daha sonra esrar eroin işine giren mafyacılık oynayan yiğitler..bence türk gençleri diyene kadar amerikan itleri desen daha yerinde olur sanırım...

bugün bayrağımız ve möillteimiz ile sükun içinde muhabetle yaşıyormuşuz....nerede rüyadamı..ya senin etrafında yaşananlardan haberin yok yada cam fanusta steril bir ortamda yaşıyorsun...şu büyüklerine söyle de  şeriat tehlikesini!!!! de bertaraf etsinler bari... ne o hoşuna gitmedi mi? doğru ya senin büyüklerin abd talimatı ile çalışıyordu değil mi? afedersin. 
Logged
ali74
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


« Yanıtla #3 : Ekim 29, 2008, 20:15:02 ÖS »

desturla girmiştik buraya bir selam verseydin iyi olurdu...

benim kahramanlarımı boşver sen yeterince ezber yapmışın onlar hakkında.

istersen senin kahramanlarına bakalım.adı neydi onun hani geçen gün hakrahmetine kavuştu yurtdışında adı önemli değil zaten onun istanbuldan kaçış serüvenini tam olarak biliyormusun ithaka hangi gizli servisler onu yurt dışına paket yaptı acaba biliyorsan yaz yazda herkez kahramanınızı tanısın.abd-israil=apo bölücü kahraman apo da tüm dünyayı neredeyse pasaportsuz dolaştı. hatırladığım kadarıyla bu soysuzun özel uçağıda yoktu kimler gezdirdi apoyu daha sonra kimler paket halinde türkiyeye bıraktılar allah için bir düşün hiçmi bulaşmadınız cıa ye yada başka servislere.neden sadece kendinizi ezilmiş hissediyorsunuz memlekettimizde bir sıkıntı varsa bunun vebalini hepimiz ödüyoruz sadece siz değil.ithaka  şu uyuşturucu ticareti işine dalmanı istemem uluslararası uyuşturucu baronlarının türkiye temsilcilerinin içinde kimler var kimler yok hepsi kayıt altında deşmeyelim istersen


bu yazıyla birlikte size bir iadede bulunuyorum o iti alıp yüreğinize koyunuz beraberce pembe günlerde büyürsünüz.
« Son Düzenleme: Ekim 29, 2008, 20:22:28 ÖS Gönderen: ali74 » Logged

bölünme kabul etmez kutsal bir bütün halinde büyük türkiyeyi yeniden inşa edeceğiz.
ithaka
Full Member
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 155



« Yanıtla #4 : Ekim 30, 2008, 10:51:41 ÖÖ »

Devletten nefret etme geleneği

AMED GÖKÇEN (Arşivi) Ne gariptir ki yöneticilerimiz bu yüzyılda bile, çocuğunun bütün 'hata'larını komşu çocuğuna yığan anne edasıyla vatandaşlarının 'yaramazlık' yapabileceğine inanmıyor

 

İster adına “Kürt sorunu” diyelim ister “güneydoğu sorunu” veya bazı siyasetçilerin sıklıkla kullandığı şekliyle “PKK sorunu”; adıyla muzdarip bu 'sorun'un çözümüne ilişkin söylemlerde bir adım ileriye gidildiği, 'sorun'un ve çözümün kendisinin bizim adlandırdığımız gibi olmayabileceğine dair itirazların artığı görülüyor. “Sorun terörden ibaret değildir. Terör bir sonuçtur. PKK 25 yıldır silahlı eylemlerini sürdürüyor ve bütün askeri önlemlere rağmen, kendisine hâlâ bir toplumsal destek sağlayabiliyor. Neden? İşte bu sorunun cevabı, cesaretle tartışmalıyız. ”(05. 10. 2008) Oral Çalışlar'ın köşesinde yer verdiği bu talebin benzer bir halini bir hafta sonra İsmet Berkan'ın da köşesinde okuduk. “Sorduk mu kendi kendimize, neden katılıyor bu çocuklar PKK’ya, neden gidiyorlar ölüme? Bu sorunun cevabını öğrendiğimizde, bu savaşı bitirmenin önünü de açmış olacağız. ” (13. 10. 2008) Her iki soru da, şiddetin yeniden tırmandığı bu günlerde, Kürt Sorunu'na ilişkin en yapıcı argümanı içeriyor: Neden? Çalışlar ve Berkan'ın sorduğu sorudan yana bakarsak doğuda yaşayan vatandaş neye/neden inanıyor?
Ne gariptir ki yöneticilerimiz bu yüzyılda bile, çocuğunun bütün 'hata'larını komşu çocuğuna yığan anne edasıyla vatandaşlarının 'yaramazlık' yapabileceğine inanmıyor. İnanmıyor çünkü Türkiye tarihinde Türkiye vatandaşlarının kendi başlarına bir şikayet, eylem veya ayaklanma içerisinde olma durumu yoktur. İnanmıyor çünkü kıyıda köşede hep bir 'İngiliz', bir 'Fransız', bir 'Yunan' bir 'Ermeni' bir 'bölücü'nün olduğunu sanıyor ve buna inanmakla kalmayıp vatandaşları da buna inandırmaya çalışıyor. Bu anlayış Osmanlı siyasetinden günümüz siyasetine sirayet eden bir gelenektir. Devletin teba'sı isyan etmez onu yoldan çıkaranlar asıl olarak eşraf takımıdır. Halkın hiçbir eksiği yoktur fakat daha fazla kâr elde etmek isteyen veya çıkarları zedelenen eşraf takımı halkı ayaklanmaya teşvik etmiş/kışkırtmıştır. Dolayısıyla eşraf takımı cezalandırılırsa teba' da korkar ve olay -bir süreliğine- kapanmış olur.
Peki ya tam tersi olursa? Yani 'sorun' teba'nın tüm hayatına işlemiş ve eşrafın kendisi sistemin savunucusu haline gelmişse ne yapmak gerekecek?
Bu sorun 90'lı yıllarda çokça düşünülmüş olunacak ki köyleri boşaltmakta karar kılındı. Bu hadiseyle beraber zaten var olan 'güven sorunu' daha da arttı. Bu sebepledir ki, 12 Eylül Darbesi'nden bu yana devletin güvenilirliğine ilişkin kuşku uyandıran fikirler genç kuşak arasında hızla yayılıyor. Çünkü devlet yetkilileri yaptıkları açıklamalarla belki şehrin veya ülkenin bir başka tarafındaki Ahmet, Mehmet Efendi'yi veya Hatice ve Ayşe Hanımlar'ı ikna etmiş olabilir. Fakat olayı yaşayanların ailelerini, çocuklarını ne kadar ikna etmiş olacak. Bu durum devletin güvenilirliğini sarsmayacak mı?
Köy boşaltmaların başlamasıyla Tansu Çiller'in "PKK helikopterlerle köyleri yakıp devleti karalamaya çalışıyor" tarzındaki açıklamalarından yaklaşık 10 yıl sonra resmi yetkililer 'dostane çözüm' için köylülerle görüşüyor. Kaba bir hesap yapalım; boşaltılan/boşalan yaklaşık 2500 köy olduğunu varsayıp, her köyde de sadece 10 kişinin yaşadığını varsayalım. Bu da demektir ki şimdiye kadar yirmi beş bin kişi köylerinin nasıl ve neden boşaltıldığını çocuklarına, torunlarına, dostlarına, komşularına. . . devletin anlatmadığı/anlatamadığı bir şekilde aktarıyor. Bu anlatılara, göç eden ailelerin büyük bir bölümünde yaşanan travmatik vakâlar ve bunun sebebi olarak da topraklarından ve köylerinden ayrılmış olmaları fikri de eklenince durum daha da vahim bir boyuta ulaşıyor. Devlet yöneticilerinin zerre kadar insan piskolojisinden anlamadığını düşündürten bir yöntemle sadece şikayetçiye tazminat ödeyerek kamu vicdanı rahatlatılmaya çalışılıyor.
Böylece devletten nefret etmek babadan oğula geçen bir gelenek haline dönüşüyor. Acaba son yıllarda güneydoğu gerçekleştirilen eylemlerde çocukların en ufak bir olayda polislere taşlarla saldırmalarının bu gelenekle bir ilişkisi var mıdır? Yoksa biz yine suçu eşrafa mı atacağız?
Peki, eşraf ne durumda? Eşrafın hali de asıl itibariyle ilk meclisten beri pek değişmiş değil: (Diyarbakır milletvekilleri, 1. dönem) Abdulhamid Hamdi, Hacı Şükrü Aydındağ, Mustafa Akif Tütenk, Feyzi Pirinççioğlu, Zülfü Tigrel; (2. dönem) Cavit Ekin, Feyzi Pirinççioğlu, Ziya Gökalp, İbrahim Talî Öngören, İhasan Hamit Tigrel ve 3. dönem milletvekillerinden Zekai Apaydın'ın sahip oldukları, onları mebus yapan, siyasal ve ekonomik güç her ne ise bugün güneydoğuda AKP, DYP, ANAP, CHP, SP ve MHP'nin adaylarını da milletvekili yapan aynı güçtür. Anlaşılan o ki Osmanlı'da yer alan teba'nın idaresini yerel güçlere devretme geleneği cumhuriyet döneminde de değişmemiş ve vatandaşın kontrolü aşiretlere, şeyhlere ve ağalara devredilmiştir. DYP, ANAP, AKP, CHP, SP ve MHP'nin il başkanları, belediye başkanları, milletvekilleri ve bu kurumların genel geçer -neredeyse- tüm adayları güneydoğu'da halen şeyhlik, ağalık ve aşiret sistemini sürdüren ailelerin temsilcileri veya üyeleridir. Basit bir internet taramasıyla da bu durum görülebilir.
Aşiretler, şeyhler ve ağalar yakın zamana kadar Güneydoğu'daki halk üzerinde ciddi bir yaptırıma sahipti. Resmi temsilciler ve siyasal partilerce sıklıkla kullanılan halkçılık, laiklik, ezilenden yana olma söylemi Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı illerde hiç de söylendiği gibi bir anlam ifade etmiyor ve bunu da orada yaşayan herkes biliyor/görüyor.
20. yüzyılın başlarından bu yana yaratılan/yaratılmaya çalışılan 'iç düşman', 'bizden olmayanlar' gibi dışlayıcı tanımların da artık günlük siyasal ifadelerimiz arasında yer aldığını görüyoruz. AB sürecinin devam ettiği bugünlerde vatandaşların şikayet etme, sesini yükseltme, beğenmeme hakları sonuna kadar korunmalı. Şu dakikadan tam on yıl sonra 'dostane çözüm' gerektirecek bir olayın bu topraklarda yaşanıyor olması vatandaşlık haklarımıza karşı ciddi bir saldırıdır. 'Neden?' sorularının cevaplarına belki de buradan başlayabiliriz.

Logged
Sayfa: [1]
Serander.Net © | Karadeniz Forum Platformu  |  Güncel Konular  |  Türkiye ve Dünyada Neler Oluyor ?  |  Amerikaya bu kış Komünizm geliyor.. « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: