Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ocak 10, 2009, 03:03:39 ÖÖ
13721 Mesaj 1139 Konu Gönderen: 664 Üye
Son üye: mustafaperiloglu
Serander.Net © | Karadeniz Forum Platformu  |  Güncel Konular  |  Türkiye ve Dünyada Neler Oluyor ?  |  Engin Ceber'in Ölümü: İstinye’den Metris’e “Münferit” Orantılı Güç « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Engin Ceber'in Ölümü: İstinye’den Metris’e “Münferit” Orantılı Güç  (Okunma Sayısı 637 defa)
ithaka
Full Member
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 155



« : Ekim 13, 2008, 13:55:07 ÖS »

“[İ]şkenceyi zalimane, insanlıkdışı ve aşağılayıcı muameleden ayıran kesin ölçü[t], […] çekilen acı veya ızdırabın yoğunluğu değil davranışın amacı ve mağdurun çaresizliği[dir]” (Manfred Nowak, BM İşkence Özel Raportörü, UN Doc. E/CN.4/2006/6, para. 39)

Hatırlanacağı üzere, 1990’larda sıkça karşılaşılan sistematik işkence iddialarına verilen resmi yanıt, “münferit birkaç olayın sistematik işkence olarak yorumlanmaması gerektiği” şeklinde oluyordu. Gerçi çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı yanı sıra Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite (1) ve Avrupa Konseyi’nin İşkenceyi Önleme Komitesi (2) açıkça o dönemde Türkiye’de sistematik işkence yapıldığını duyurmuşlardı ama bu durum Türk yetkililerce hiçbir zaman resmen tanınmadı.


Avrupa Birliği süreciyle mevzuatta yapılan değişiklikler ve uygulamadaki iyileştirmelerle birlikte, kapatma mekânlarında işkence uygulandığına dair iddialar büyük ölçüde azaldı. Bu sayede işkence ve kötü muamelenin “münferit” olduğunu söyleyenler kendilerini daha rahat hissedebilir hale geldiler.

Ceber vakası münferit mi?

Engin Ceber, eski dönemden farklı olarak gerçekten de kapatma mekânlarında geleneksel kötü muamele araç ve yöntemlerine nispeten az başvurulan bir dönemde hayatını kaybetti. Ceber’in hayatını kaybetmesine yol açan olaylar, gazete haberlerine göre şöyle gelişti:


“Temel Haklar Federasyonu üyeleri, Sarıyer Derbent Mahallesi’nde açıklama yapıp ‘Yürüyüş’ dergisi dağıttılar. Açıklama, 7 Ekim 2007’de Bahçelievler’de Yürüyüş dergisi satarken polisin açtığı ateş sonucu felç kalan 17 yaşındaki Ferhat Gerçek’e ilişkindi. Gerçek’i sakat bırakan polisler görevden alınmadığı gibi, Gerçek’e 15 yıl dört ay, polislere dokuz yıl hapis istenmişti.  Dernek üyeleri Engin Ceber, Özgür Karakaya, Cihan Gün, Aysu Baykal ve Gözde Buldu, dergiyi dağıtırken polis müdahale etti. Dövülerek gözaltına alındılar ve İstinye Karakolu’na götürdüler.”


Yine basının aktardığına göre, Ceber önce karakolda daha sonra da Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanıp gönderildiği Metris Cezaevi’nde uygulanan şiddet sonucu hayatını kaybetti. Metris’te de direnme ve güç kullanma vardı:

“Kabul bölümünde jandarma arama için tüm elbiselerimizi çıkarmamızı istedi. Kabul etmeyince astsubay rütbeli kısa saçlı, renkli gözlü şahıs ahşap copla vücudumuza ve kafamıza 2-3 dakika vurdu. Elbiselerimiz zorla çıkartıldı... Salı sabahı koğuş sayımında ayağa kalkıp sıraya girmediğimiz için 4-5 infaz memuru su doldurma maşrapası, kapı açmakta kullanılan demir kol, plastik sandalye, tekme tokatla vücudumuza 5 dakika; salı akşam yoklamada aynı gerekçe ve aletlerle 15 infaz koruma memuru 15 dakika darp etti. Çarşamba sabahki sayımda 15 infaz koruma ekibi aynı aletlerle 30 dakika...”

Adalet Bakanlığı, olay sonrasında soruşturma başlattığını açıkladı.


Soruşturmanın sonunda, Engin Ceber’in gözaltında ve tutukevinde yediği dayaklar sonucunda öldüğü iddiasının doğru olduğu ortaya çıkarsa, muhtemelen bunun “münferit” bir olay olduğu ve gerekenin yapılacağı ifade edilecek. Sorun sadece kapatılma mekânlarında kullanılan klasik işkence araçları açısından değerlendirilirse, 1990’lardan farklı olarak, muhtemelen de doğru bir saptama olarak kayıtlara geçecek.


“Orantılı güç kullanma” sorunu

Ne var ki, doğada olduğu gibi sosyal hayatta da var olan şeyler bu kadar kısa süre içerisinde yok olmuyor. Ama bunu anlamak için bazen olaylara farklı bir gözlükle bakmak gerekiyor.

Ceber yaşasaydı, büyük ihtimalle tutuklanmasına neden olan görevi yaptırmamak için direnme suçundan hapis cezasına çarptırılacak, vücudunda oluşan yaralanmaların ise polisin mukavemet karşısında uyguladığı orantılı güç sonucu oluştuğu sonucuna ulaşılacaktı.

Bu tezi bilimsel olarak kanıtlamak artık imkânsız. Ceber öldü, kendisi ile birlikte gözaltına alınan ve sonrasında tutuklanan kişiler hakkında yürütülecek dava da, sıradan bir dava olmayacak.


Ancak, resmi istatistikler öngörümüzü büyük ölçüde doğruluyor. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü rakamlarına göre, Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçundan 2006 yılında toplam 11 bin 959 dava sonuçlandırılmış. Bu davalarda toplam 10 bin 207 kişi mahkûm olmuş, 4 bin 133 kişi beraat etmiş, diğer kararlarla birlikte 18 bin 33 kişi hakkında karar verilmiştir.  Bu kararların kaçının güvenlik güçlerine, kaçının diğer kamu görevlilerine mukavemet nedeniyle verildiği açıklanmamakla birlikte daha önce yapılan çalışmalar ışığında çoğu kararın birinci gruba dâhil olduğunu tahmin etmek güç değildir.

Aynı yıla ilişkin güvenlik güçleri hakkında verilen istatistikler de dikkat çekicidir. 2006 yılında, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçuna ilişkin (256. madde) 223 dava karara bağlanmış, anılan davalarda 116 mahkûmiyet ve 338 beraat kararı yanında diğer kararlarla birlikte toplam 520 kişi hakkında karar verilmiştir.  Direnme suçuna ilişkin mahkûmiyet/beraat oranı 2.46 iken bu oran zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçunda 0.34’tür. Bu durumda, ilk suça ilişkin olarak verilen mahkûmiyet/beraat kararlarının yüzde 71’i mahkûmiyet şeklinde çıkarken, bu oran zor kullanma yetkisinin aşılması suçunda yüzde 25’tir. İki suç arasındaki mahkûmiyet oranı ise 1/88’dir. Yani orantısız güç kullandığı saptanan her bir güvenlik görevlisi karşısında, direnç gösterdiği için 88 kişi mahkûm olmuştur.

Önemli olan bir diğer nokta ise kapatma mekânlarında işkence ve kötü muamele şikâyetlerinin azalmasıyla görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkûm olanların sayısı arasındaki ters orantıdır. 1996 istatistiklerine göre, eski TCK’nın konuyu düzenleyen 258. maddesinden toplam 1549 mahkûmiyet verilmişken, 2006 yılında bu rakam yaklaşık 7 kat artarak 10207’e çıkmıştır. Aynı zaman dilimi içerisinde yine eski yasadaki kötü muameleye ilişkin 245. maddeden verilen mahkûmiyet sayısında ise ciddi bir artış olmamıştır. 1996 yılında 245. maddeden 278 kişi mahkûm olurken, 337 kişi beraat etmiştir.  2005 yılı istatistikleri, bu suçtan mahkûmiyetlerin çok az bir artışla 364’e, beraatların ise 824’e yükseldiğini göstermektedir.


Bu istatistiklerin kendisinde bir oran sorunu olduğu açıktır. Üstelik bu veriler, 2006 Terörle Mücadele Yasası ve 2007 Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası değişiklikleri yürürlüğe girmeden önce verilen kararlara ilişkindir. Bununla birlikte, 2006 yılında açılan dava sayıları orantının daha da bozulduğunu ortaya koymaktadır. 2006 yılında görevi yaptırmamak için direnme suçundan toplam 18 bin 92 kişi hakkında 11 bin 782 dava açılırken, zor kullanma yetkisinde sınır aşılmasına ilişkin toplam 232 kişi hakkında 93 dava açılmıştır. 

İlk suça ilişkin olarak açılan dava sayısı aynı yıl sonuçlandırılanlarla hemen hemen aynıyken, ikinci suçtan açılan dava sayısı aynı yıl karara bağlananların yarısından da azdır. Mukavemet suçundan açılan dava sayısı yetkide sınır aşılması suçundan açılan dava sayısının tam 126 katıdır. Yukarıdaki mahkumiyet/beraat oranları dikkate alındığında, 2006 yılında açılan davalarda iki suç arasındaki mahkumiyet oranın 1/150 olacağını tahmin etmek abartı olmayacaktır.


Şüphesiz sorun sadece yukarıda verilen sayılarla sınırlı değildir, aynı zamanda bir başka yazıda açmayı düşündüğümüz gibi nitelikseldir. Yine de bu veriler karşısında hem Metris’te hem de İstinye’de yaşananların sistematik bir soruna işaret ettiği açıktır. İstinye’de yaşananlara ilişkin etkin soruşturma yapılmadığı sürece, Metris’te yaşananlar da kaçınılmaz olacaktır. (KA/EÜ)

* Kerem Altıparmak, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi.
Logged
Milena
Jr. Member
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 328


« Yanıtla #1 : Ekim 13, 2008, 23:05:32 ÖS »

İşkenceyi tanımlamak için biçimine bakmak gerekmektedir. Kaba dayak, sistemli darp ve psikolojik baskı biçimleri ile karşımıza çıkan işkence olgusu ülkemizin yönetenlerinin zafiyetleri doğrultusunda sıkça karşımıza çıkmaktadır.Kendini ifade edemeyen sistem,kurumları aracılığıyla işkenceye başvurur bu durum salt cezaevlerinde değil hemen her devlet kurumunda sinsice yürütülür ve toplumun hemen hepsi haberli habersiz bu işkencelerden nasibini alır. Tüm bu olup bitenlerin çaresi Demokrasidir ısrarla ve inatla bunu yaşamın her alanında haykırmak gerektiğini düşünüyorum.

İnsan temel hak ve özgürlüklerine yapılan her saldırı vicdanlarda hapsedilecektir.

   
Logged
_YaLaN_
Global Moderator
Sr. Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1892



WWW
« Yanıtla #2 : Ekim 24, 2008, 10:58:48 ÖÖ »

YORUMSUZ ve Armut Toplayan Eller..

***

2 gardiyan Çeber’in başını tekmeliyordu

Metris Cezaevi’nde incelemelerde bulunan TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu, Engin Çeber’i öldüren dayağın 7 Ekim’de sabah sayımında koğuşta gerçekleştiği kanaatine vardı.

Görgü tanıkları, Çeber’in ölümüne yol açan dayağı şöyle anlattı: "Çeber, sayımda ayağa kalkmadığı için gardiyanlarla sürtüştü. O gün iki gardiyan, Çeber’i ağır şekilde dövdü, başını tekmeledi. Başı duvara vura vura öldürüldü."

İŞKENCEDEN ölen Engin Çeber’in kaldığı Metris Cezaevi’nde dün incelemelerde bulunan TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu, Çeber’i öldüren dayağın 7 Ekim’de sabah sayımında koğuşta gerçekleştiği kanaatine vardı. AKP’den Murat Yıldırım, Mithat Ekici, Fatih Arıkan, CHP’den Malik Ecder Özdemir ve MHP’den Gürcan Dağdaş’tan oluşan TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu, işkenceden öldüğü ileri sürülen Engin Çeber’in tutulduğu Metris Cezaevi’nde 4 saat süreyle inceleme yaptı. Dün saat 10.15’te cezaevine giren komisyon adına çıkışta açıklama yapan Alt Komisyon Başkanı Yıldırım, şunları söyledi: "Hem İçişleri Bakanlığı hem de Adalet Bakanlığı müfettişleri çalışmalarını sürdürmektedir. Deliller yüzde 95 oranında toplandı ve yüzde 5’lik adli tıp kısmı kaldı. Soruşturma mahkeme safhasına getirilmiştir. Bizler raporumuzu hazırlayıp üst komisyona bildirerek raporu açıklamış olacağız."

Çeber’e işkence yapılmadığını belirten polis raporunun kendilerine henüz ulaşmadığı belirten Yıldırım, önümüzdeki günlerde karakolları denetleyeceklerini söyledi.

İşte tanık ifadeleri

ENGİN Çeber’in dövülmesine tanık 6 mahkûm, komisyona şunları anlattılar:"Çeber, hapishanede kaldığı 4 - 5 gün boyunca sayımda ayağa kalkmadı. Bu yüzden gardiyanlarla sürtüştü. 7 Ekim sabahı sayıma gelen gardiyanlardan ikisinin Çeber’i ağır şekilde dövdü, başını tekmeledi. Baş gardiyan olaya müdahale etmeye çalıştı, ancak engel olamadı."

Tanık 6 mahkum, Meclis komisyonu üyelerine, Çeber’in olayın ardından sürekli kustuğunu ve revire götürüldüğünü anlattılar.

BAŞGARDİYAN İŞKENCEYİ DOĞRULADI

Başgardiyan Y.A. tanık olarak verdiği ifadesinde işkenceyi doğruladı. Görevlilerle Çeber arasında ayağa kalkma meselesi nedeniyle tartışma çıktığını anlatan Y.A. “Çeber yere diz çöker gibi vaziyette duruyordu. S.A, Çeber’in kafasının üst kısmına, S.E ve N.K. de aynı şekilde yüzüne vurdular” dedi.

Başgardiyan Y.A, 6 Ekim’de Çeber’in bulunduğu koğuşa yüksek sesle gürültüler gelmesi üzerine iki görevli ile gittiklerini anlatarak “Girdiğimizde Çeber yerde diz çökmüş vaziyetteydi. Başında da üç sayım memuru bulunuyordu. Benimle koğuşa gelen N.K, Çeber’i kaldırmaya çalışırken suratına iki üç kez tokatla vurdu. Ben N.K’yi ‘yapma’ diye uzaklaştırdım. Sonra kurallara uyması konusunda nasihat ettim, oradan uzaklaştım” dedi.

7 Ekim’deki sabah sayımında 5 görevli ile birlikte Çeber’in bulunduğu B-8 koğuşuna gittiklerini söyleyerek görevlilerle Çeber arasında ayağa kalkma meselesi nedeniyle tartışma çıktığını anlattı. Y.A şöyle devam etti: “Koğuşta S.A, N.K, S.E. ve ben kaldım. Çeber yere diz çöker gibi vaziyette duruyordu. S.A, elini yumruk yapmaksızın Çeber’in kafasının üst kısmına, S.E. ve N.K. de aynı şekilde yüzüne vurmaya başladılar. Bu eylem iki buçuk dakika sürdü. Görevlinin biri bunu bahçeye alın dedi. Kapı ağzında başka görevliler de vardı. S.E, Çeber’i yerde sürükleyerek koğuş bahçesine çıkardı. Sürüklemeye başlamadan önce de bir kez vurdu. Ben Çeber’in kimliğini alıp koğuştan ayrıldım.”

Kendisi koğuştan ayrılıncaya kadar Çeber’in vücudunda kan ve yara bere görmediğini söyleyen Y.A. “Hasta var denildiğinde B-8 koğuşuna geldim ve Çeber’i yerde kendisini kasmış şekilde yerde yatarken gördüm” dedi.
Logged

Bir Gece Sevgi Duvarı'nı Aştık..

Kanserden Kararmasın Karadeniz / Karadeniz Fikir Kulübü Platformu / KFK / http://www.kfk-platformu.org
ali74
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


« Yanıtla #3 : Ekim 28, 2008, 21:43:50 ÖS »

cezaevinde hakrahmetine kavuşan engin ceberin ardından dizilen metiyeler.....

insanoğlunun yaşaması ve nihayeti cenabı hakkın emridir buna rızamız var  ama engin ceberin yapmak istedikleri bu toplumun gelenek ve göreneklerine aykırı şeylerdir.

engin ceber ve onun gibi düşüneneler türk milletine hiçmi manevi işkence yapmamaktadırlar? ölenler solcu oluncamı kıymetleniyorlar bunun gibi münferit meseleleri koca bir teşkilata ve bir millete mal edemezsiniz edemeyeceksinizde.anayasa ortada bu millet o anayasa için canını ortaya koydu kusura bakmayın ama ne idüğü belirsiz politikalar ile koskoca bir yapıyı yıkamayacaksınız.
 Engin cebere allahtan rahmet geride kalan arkadaşlarınada  rabbim akıl ihsan eylesin. amin.
Logged

bölünme kabul etmez kutsal bir bütün halinde büyük türkiyeyi yeniden inşa edeceğiz.
Milena
Jr. Member
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 328


« Yanıtla #4 : Ekim 29, 2008, 11:43:51 ÖÖ »

Sn. Ali74,

İnsan olduğunu unuttuğunuz ve devletçe katledilen Engin Ceber ile ilgili haberlere sınırlama getirildiğini biliyor musunuz?? Susun lütfen!!

Logged
ithaka
Full Member
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 155



« Yanıtla #5 : Ekim 29, 2008, 17:48:55 ÖS »

ben insanları iki farklı başlık altında değerlendirmeyi yeğliyorum. ilk başlık altında olan "insan"a ait tüm değer ve düşüncelere bana uysa da uymasada elimden geldiğince değer vermeye en azından anlamaya çaba sarfediyorum. ikinci kategoride ki "insanımsı" ları ise sadece fiziken insan sureti taşıdıkları için diğer canlılar alemi içinde görüp ona göre değer veriyorum. çünkü onlar bağımsız bir iradi yapıya sahip olmadıkları  ve insana ait değer yargılarından uzak oldukları için  değer verecek bir yanları olmuyor. engin ceber olayına tepkileride insansı ve insanımsı olarak ikiye ayırıp insanımsı tepkilere gülüp  geçiyor ve azami derecede insanımsı ları acıyorum
Logged
ali74
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


« Yanıtla #6 : Ekim 29, 2008, 20:38:38 ÖS »

siz kimsinizki beni susturuyoresunuz.insanlıktan bahsediyorsunuz bizde insanız milletçe hertürlü zorluğu yenmiş bir ırkın torunlarıyız unutmaki sende bu ırkın bir ferdisin.sağduyulu olun bu milleti bölmeye çalışmayın başarısız olursunuz.e.ceberin ne yaşadığını ve içeride olup biteni bilmediğimizden hepbir ağızdan sallıyoruz insaf vallahi insaf

vatanın her karışında şehit ezanları yükseliyor aziz milletimiz kendi toprağında daim olsun diye allah katına kavuşan mehmetçiklerimiz sizin içinde şehit oluyorlar bunu hiç düşündünüzmü insan olduğunuzu unutmayın milena cenabı hak hepimize akıl sağlığı versin. amin
Logged

bölünme kabul etmez kutsal bir bütün halinde büyük türkiyeyi yeniden inşa edeceğiz.
Milena
Jr. Member
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 328


« Yanıtla #7 : Ekim 29, 2008, 21:20:05 ÖS »

Sn.Ali74,

İnsanlık adına ithakanın sunumu sanırım size biçilmiş kaftan gibi duruyor.Dolayısıyla o bölümü geçiyorum.
Çok heyecanlısın sağduyu,bölme,ırk hepsini birbirine karıştırmışsın.Unutmaki,ilerici ve demokratların sağduyu davranışları sayesinde nefes alabiliyorsun/alabiliyoruz.Bak ben sana konuyu anlatayım.Bir insanın savunmasız halde iken bir başka insan veya insanlarca! sistemli veya kaba şiddet kullanarak bedenine ve düşüncesine fütursuzca saldırısıdır ve bu kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin insanlık suçudur derhal mahkum edilmelidir.12 Eylül'de tırnakları sökülen sağcı politikacılar ile idam edilen solcu politikacılar arasında yegane ortak nokta nedir bilir misin?? İşkence.Bu bağlamda benim işkencem senin işkencen meselesi değil kendine insanım diyen herkesin sorunudur.
Logged
ithaka
Full Member
**
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 155



« Yanıtla #8 : Ekim 30, 2008, 10:48:13 ÖÖ »

Bu ülkede insanların duyduklarına ve yaşadıklarına dağ dayanmaz desek yeridir. Uzun bir zamana yayılmış olan ateşten bu yaşam şekli, kuşaktan kuşağa sıçrayıp, tüm yakıcılığıyla bugüne akıyor. Aydın/yazar –çizer ve azınlıklarının haklarına yönelik sistemin katı uygulamaları, çoğu zaman hayatı çekilmez hale getiriyor. Onun için bir TV programında, Sayın Kezban Hatemi Hanım Efendi, ”Allah’ıma öyle şükür ediyorum ki bu ülkede azınlık çocuğu olarak dünyaya gelmemişim” diyebiliyor. Bu, her türlü baskı ve haksızlığa maruz kalan birinin sözleri değil. Bunu gözleriyle gördüklerine, sözleriyle isyan eden, vicdan sahibi Müslüman bir anne nihayet söylüyor.
Annelerin, çocuklarının cenazelerinin başında feryat figan ettiği, bin bir faili meçhul olayın failleri olarak ‘Ergenekon’cuların yargılandığı ve tutuklu iken işkence sonucu, Engin Ceber’in öldüğü bir zamanda, bu Hanım Efendinin Allah’ına itiraf, sisteme isyan etmesi, “adresinde bulunmayan” acaba kaç vicdanı rehabilite edebildi?Bunu anlamak şimdilik zor.
Sağ kalanların adağıymış gibi, çocuklarının cansız bedenleri yaslı annelerin kucağına bırakılması, bu coğrafyanın en büyük acısıdır. Onun için sürüp giden bu kanlı savaş meydanına kadınlar, tutam tutam saçlarını kesip, barış adına bırakmaları gerekir. Bu ritüel; kavgaların kanla sonuçlanmamasını ve olayın son bulmasını içeriyor. Bu , bir çare ise yapmak gerekmez mi? Çünkü yürekleri kesen bu acılar, sülfür gibi can eritiyor artık!
Evlat sevgisini ve acısını, anne olmadığı halde, bir ‘cesaret anne’ gibi “savaşa verecek çocuğum yok” diyebilen bir Bülent Ersoy kadar olamayan anneler, çocuklarının ölümlerine elbet engel olamayacaklardır. Olamadıkları için nice anne, ağıtlar eşliğinde boyna çocuklarını toprağa vermeye devem edeceklerdir!Onun için, Cennet’i ayaklarının altında saklı tutan, onur ve namusumuzun sembolü olan anneler, başlarına bağladıkları karalarla, beyaz tülbentleriyle, ortaya çıkıp, avazları çıktığı kadar, bu ölümlere artık yeter/edi bese diyebilmelidirler.
Irak’ta, ABD tarafından öldürülen çocukların kanı üzerinde oynanan oyunlar ve sürdürülen ikili politikaların benzerini, timsah ruh haline bürünerek, kendi halkına yaşatmaya çalışanlar, ölmüşlerin ruhlarına, öbür dünyada nasıl bir hesap verecekleri merak konusu. İnsan hakları dedikçe, tersanelerde cinayet gibi katliamlar yaşandı bu ülkede. 1 mayısta provokasyonu gerekçe göstererek, cop ve gaz bombalarıyla sokaklarda linç hareketi uygulandı işçilere. Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan binlerce faili meçhul cinayet, bu işin cabası. Gözaltı ve tutukevlerinde işkence sonucu yaşanan ölümler, bu ülkenin yüzünü karartırken, yürekleri kanatıyordu!. Bu duruma göre, hangi vatandaş kendini güvencede hissedebilir?Tüm bunlar olurken, bu ülkeye’Muz Cumhuriyeti’ diyenlere nasıl ’sus’ diyebileceğiz?
ABD’nin hizmetkârlığına soyunan AKP, savaş tezkereleriyle, işkencecilere tanıdığı toleranslarla, hukuksuzluğu ve adaletsizliğiyle, ABD’nin Irak’a verdiği acılara benzer acılar verdi bu ülkenin halkına. Göstermelik dini motifler kullanarak, inancına düşkün halkı, Ortadoğu projesini destekleyerek, İslam’ın baş düşmanı ABD’yi arkasına almayı başaran AKP, artık bu toprakların/bu halkın yabancısı konumuna düşmüştür. İşkenceye sıfır tolerans, Alevi ve Kürt sorununa çözüm, AB üyeliğiyle refah ve demokrasi demişti. Ancak aradan altı yıl geçti, her şey tersine döndü. ABD’nin hizmetkarlığı yetmiyormuş gibi, 30 yıldır denenmiş OHAL yaslarını yeniden çıkarmanın katipliğine hazırlanıyor AKP. Bir tarafta AB uyum yasaları ile bu halkı aldatan bir AKP, diğer yanda OHAL yasalarını devreye koymaya çalışan, işkence ve saldırılar sonucu ölenlerin faili olan bir başka AKP var karşımızda. Bu yüzden, AKP’nin binalarının önünde eylemler örgütleyerek, ikiyüzlü/takiyeci bu politikaları halka teşhir edilmelidir.
Uğur Kaymaz’dan Engin Ceber’e, Ferhat Gerçek’ten Serhat Eyüpoğlu’na kadar uzanan yüzlerce cinayet yetmiyormuş gibi, karakollarda sürdürülen kaba dayak ve yılanlı işkencelerle insanların çıldırtılması, bu hükümetin sorumluluğunda olan insanlık dışı olaylardır. Engin Ceber olayında, Özür dilemek zorunda kalan Adalet Bakanı Şahin, bundan sonra karartma değil, inşallah özürüne bağlı kalır ve suçlulara gereken ceza verilir. Sokak ortasında, yer göstermelerde, tutukevlerinde ve gözaltında, yakın zamanın verilerine göre 100’lerce insanımızın sorgusuz sualsiz olarak, güvenlik güçlerince öldürülmesi, Başbakan’ın işkenceye gösterdiği ‘sıfır tolerans’sözünü, boşa çıkarıyor. Onun için ‘adresinde bulunmayan vicdan’lar, çocuklarımızın canlı bedenlerine göz dikmiş, insan haklarını ihlal eden yasalarla, yüreğimize acı ekmeye devam ediyor. Şayet AKP iktidarı, tüm bu olup bitenlere bir şekilde göz yummaya devam edecekse, AK Parti’nin aklığına dair, şu hatırlatmayı yapmak yerinde olur. Merhametsizlik ve kullanılmayan bir vicdan, insanı kirletir.


Yusuf Baran Beyi: Eğitimci

Logged
birol_61
Global Moderator
Hero Member
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 886



WWW
« Yanıtla #9 : Kasım 01, 2008, 12:24:51 ÖS »

Engin Ceberin ya da başka birinin kim olduğu ne iş yaptığı ile ilgili yargılamalardan vazgeçip , bu ülkede insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu gözlerimizi açıp görmeliyiz.

Daha fazla demokratikleşme diyoruz ama bir yandan insanların kafasını duvarlara vurarak öldürüyoruz.
Biz klasik bir ortadoğu ülkesi değiliz diyoruz  aksine hiçbir faRKImız yok.

ABD başkanı ve savunma bakanı konuşmalarında " türkiye ,sudan ,suriye,libya gibi ülkelerle olan diyaloğumuz " diye bir konuşma yapınca milletçe ayağa kalkıyoruz.Bizi diğer saydıkları ülkelerle eş mi tutuyorlar diye sayfa sayfa makaleler yayınlanıyor gazetelerde.
O zaman farkın varsa göster - ki yok-
Sudan da bir kişi taşlanarak öldürülmüş , bizdede kafasına kurşun sıkıp denize atılmış ,kafası duvarlara vurularak öldürülmüş , allah aşkına arasında ne fark var bu ölümlerin?
Dünyada susuzluk çeken ve başkenti bile susuz olan 3 ülke var: Sudan Somali Türkiye...Burda da bir fark yok?Sudan ve somalide devlet güçleriyle ayrılıkçı asiler her gün çatışır , hergün onlarca insan öldürülür.Türkiyede de aynı durum yok mu?
Demek ki dünya bize sudana baktığı gözle bakmaya devam etmeye haklı.
Logged

Karadeniz müziği denilince, yöre insanının kendine has şivesiyle tulum ve kemençe eşliğinde söylediği saf, temiz ve doğal duygularla süslenmiş, çoğu yaşanmış öykülerden oluşan halk ezgileri akla gelmeli.....
Sayfa: [1]
Serander.Net © | Karadeniz Forum Platformu  |  Güncel Konular  |  Türkiye ve Dünyada Neler Oluyor ?  |  Engin Ceber'in Ölümü: İstinye’den Metris’e “Münferit” Orantılı Güç « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: