• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Site Araçları

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...

Serander.Net

Anasayfa arrow Diğer Makaleler arrow Irmak ve Babam
Irmak ve Babam
Yazar Hakan ŞEN   
Perşembe, 09 Ağustos 2007

Irmak;

“Bu ayrılık sana damı kar etti, ağla sazım ağlanacak zamandır vay”  diyor Neşet usta. Hani saz onun eline geçince ağlamaması ne mümkün. Bozkırın tezenesi harman oluyor sazının yanık göğsünde. Neşet ustayı dinlerken maziye daldım bir an. Hayatımın hep sınırlarda olduğunu fark ettim acı ile kardeşçe.

Doğduğum köyün aşağısından akan, çocukluğumun geçtiği o coşkun ırmak bile ayırıyordu karşı kıyıdaki arkadaşlarımdan beni. Onların kimliğinde “Ordu-Ünye” benimkisinde “Samsun-Terme” yazıyordu. Çok sonra anladım bu ırmağın bir ayrılık simgesi ve sınır olduğunu. Her daim önemsizdi, benim için önemsiz kalacaktı da.

Lakin zaman su gibi akıp giderken hep ayrılık getirdi bana. Arkadaşlarım başka okullara ben başka okullara gitmek zorunda kaldım hep. Sonra arkadaşlarımın içine işledi “sen oralısın ben buralıyım”. Aynı havayı teneffüs ediyor, aynı toprağın tozunu soluyor, aynı toprağı işliyorduk. Sadece toprağın üstünden geçen suyun bu tarafında bizler öbür tarafında onlar vardı ki bu suyun akması bile “bizler”, “onlar” kelimelerinin doğmasına ve ayrılık getirmesine yetti de arttı bile. Büyüdükçe el oldu ırmağın karşı kıyısı bana ve ben de el oldum hep karşı kıyıya.

Çoğu zaman arkadaşlarımla bu trajik durumumuzla alay ederdik. Say’ın yukarısından atlarken “bakın çocuklar ben Ordu’ya gidiyorum” der atlar yüzerek karşıya geçerdik. Sınırlar koymuşlar büyüklerimiz daha biz doğmadan bu topraklara. Sınıflandırılmışız bölük bölük, ırmakları da şahit eylemişiz eylemimize. 

Bir keresinde kanlı gölde boğulan bir fındık işçisinin cesedini karşı kıyıya çektiler diye miliçten gelen jandarma “bölgemiz dışı” deyip durumu Ünye’nin jandarmasına yönlendirmesini hiç unutmuyorum. Gazete de yoktu cesedin üstünü örtmeye. Ağabeyin avu ağacından kopartılan dallarla örtüldü cesedin üzeri, saatlerce bekledi. O zaman daha da kızdım içinde büyüdüğüm ırmağa ve cesedi çıkarana. Adamcağız nereden bilecekti onu çıkaran karşı kıyının Ordu olduğuna.

Babam;

O kadar erken gittin ki yokluğun hep bir taş gibi duruyor göğsümde. Ağlamak istesem taşa çarpıyor duruyorum. Anam hep öyle öğretti bize dimdik duracaktık hayatın karşısında. Anacığım çocuklarım ellerin eline bakmasın diye her şeyin en iyisini yedirdi giydirdi bize. Eller kaymakları pazarda satmaya götürürken anacığım arı balına katık edip verdi bize. Kurban bayramlarında koç’u ilk o kestirirdi, yavrularım kimsenin gözüne bakmasın diye.

Hemen kavurup verirdi sevgi ve şefkatle. Anacığımın hayattaki sınırı yirmi üç yaşı olsa gerek babamı kaybedip üç erkek çocukla kalması. Hiçbir zaman babamın eksikliğini hissettirmese de bize o taş hiç kıpırdamadı içimden. Hiç unutmuyorum liseye kayıt zamanı geldiğinde amcamın oğlu Serkan ve Diğer amcamın kızı Tülay ile kayıta gidecektik. O zaman Ağustos Eylül ayları ki işin “cıv cıv”  ettiği zamanlar. Bir tarafta fındık bir tarafta mısır tarlaları iş bekler emek bekler bu aylarda. Annem Serkan’ın babasına “Hasan yarın imecem var bizim oğlanı’da kayıt ettiriver” dedi.

Sabah erkenden tuttuk Ünye’nin yolunu. Liseye vardığımızda müdürün odasına gittik yaşlı başlı bir adam. Masasındaki altın sarısı metalde “Enver Günçavdı” yazıyordu mühim adamdı yani. İşlemlere başladık üçümüz ayakta Hasan amca’da oturur vaziyette beklerken bir ara müdür bey “Hasan bey siz Serkan’ın velisisiniz”, bana döndü “yavrum senin velin nerede?” dedi… Dünyam başıma yıkıldı. Ben kem küm ederken Hasan amca onunda velisiyim, kızında dedi iş kapandı.

Ah babacığım sen olsan bunlar olur muydu hiç? Anam bu kadar çile çeker miydi hiç? Şikâyet değil benimkisi hani senin şiirlerinde çok kullandığın bir kelime var “hayata intizar” sadece. Ama sen rahat uyu, geride ayrı kaldığın karın ve çocukların bağırlarına taş basmış dimdik ayakta. Kimseye muhtaç etmedi anacığım bizi.

Elinden geldiği kadarıyla hayat bağladı bizleri. Bize dokunan senin yokluğun ve yokluğunun getirdiği azap. Onunda ilacının sabır olduğunu öğretti, her sonun bir başlangıç olduğunu anacığım bizlere. Acı ile kardeş nasıl olunur hep yaşayarak öğretti. Bir gün sana kavuşacağımızı yine aile olacağımızı biliyorum.

Hayatıma ayrılıklar abidesi diksem en üste yazdırırdım bu isimleri “Babam ve Irmak”. Ayrılıklar zehirli bir varil gibi. Sızıntıları ciddi hasar veriyor ciğerime.

Hep ırmağın kenarındaki büyük ceviz ağacının altında taze tuttuğum balıkları yemeyi hayal ettim Babamla. Ama şimdi koskoca ayrılık duruyor karşımda. Ne güzel ve heybetli ağaçtır o ceviz ağacı. Çok hakkı var üzerimde, az uyuklamadım gölgesinde, az meşk etmedik. Kenarlarında komşuların diktikleri soğanlar yılanların gelmesine engeldi. Ne seller geldi ne fırtınalar oldu hala dimdik ayakta.

Tıpkı bizim gibi…

Hakan ŞEN

 


Görüntüleme sayısı: 2259

  Yorumlar (6)
RSS yorumları
 1 Çok etkileyici!
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 07-11-2008 19:36
Körmen'im yazın çok anlamlı ve etkileyici idi. Sağol!!
 2 Benim'de babam
Yazan Zehra, 15-04-2008 13:05
Benim'de bir babam vardı, tıpkı yazar gibi erken kaybettim. Yitip gidenler türküsü geldi bu yazıyı okuyunca aklıma. Derin duygu sellerinin içinden geçip gittim. Ne erken kaybettim onu, çok özlüyorum şimdi. Keşke yanımda olsaydı demekten alamıyorum kendimi, Yaşanılası günler için rahat uyu babacığım.  
Bir kez daha teşekkür ederim sizlere
 3 Çok duygulu bir yazı.
Yazan heredot website, 24-08-2007 21:33
Çok duygulu bir yazı. Yazı olmaktan öte bir gerçek yaşamın kendini tekrar o bildik sınırların yürek burkan anlarını eteklerdeki taşı döküverme misali yuvarlayışıdır bu. Her yaşam bir hikaye saklar koynunda. Ama bazı anlar ve bazı hikayeler ölümsüzleşir yüreklerde. Onu bir yerlere yazmasanız bile belleklerde en kalın bir şekilde kazılı durur. Gencecik yaşında hayat arkadaşını yitirip 3 çocuğuyla başbaşa kalan, yaşama, insanlara, insanlığa, tabiata, bağa, bahçeye, börtü böceğe karşı duran elleri ve o mübarek ayaklarının altı öpülesi bir ananın mücadelesi, var olma savaşıdır aslında bu hikaye. Durup sorsam herkese, "kimdir bu hikayenin kahramanı?" diye...Ne iki yakayı birbirinden ayıran bir ırmak, ne babasını kaybetmenin o buğulu ve hırslı matemini yaşayan bir genç, ne de diğerleri demezsiniz sanırım. Kocaman ve cesur bir anadır gerçek kahraman. Ve özlemi duyulan bir baba portresi yakar yürekleri.  
 
Ne zaman bir cenaze görsem, ne zaman bir yakınını kaybetmiş ağlayan birini görsem kaçıp dağlara sığınmak, belki bağırmadan belki haykırmadan gözyaşı dökmek gelir içimden. Doyasıya, doyasıya ağlamak... Ve sonra da unutuvermek bütün bu olanları. Unutmak herşeyin ilacı derim. Unutmak, ama yaşanılan acıyı unutmak. Öyle olmasaydı hergün gözyaşı döker kendimizi harab ederdik.  
 
Evet unutalım acıları, çok azı kalsın bizlere. Bırakalım fazlasını taşlar, ruhsuz duvarlar, ırmaklar, çaylar ve ağaçlar hatırlasınlar. Çünkü, bizleri bekleyen önümüzde olan yaşamlar ve mücadeleler var. Eş, çelik, çocuk. Kendimize dikkat edelim. Bizi akşamları kapıda bekleyen yaşamlara sımsıkı sarılalım. VE ANALARIMIZIN ÖPÜLESİ ELLERİNE SIMSIKI SARILIP ÖPELİM. 
ünyekaradeniz
 4 Yazan Leyla Çelik, 14-08-2007 15:15
Hakan'ın bu güzel yazılarının ve bizi etkilemesinin sırrı anne-baba imgesine önem vermesi galiba. Hemen hemen her yazısında kalbimize bir çizik atarak aklımıza anamızı babamızı düşürür. 
Babamızı yolcu ettik, elimizdekinin kıymetini bilelim. Hatta keşke biz de ebeveyn olmadan onların kıymetini anlayabilseydik. 
Sağol Hakan. Yine sol yanımızı sızlattın.
 5 Yazan kaknus, 09-08-2007 20:59
Teşekkür ederim bu nefis yazı için.
 6 Yazan şimal, 09-08-2007 13:50
Yine duygulandırdın beni...Zaten özlemişim babamı,anam desen hepten geçip gitmiş tıpkı senin baban gibi..Yaşadıkça kavuşmalardan çok ayrılıkları yaşayacağız sanırım..Şimdiye kadar yaşadıklarımıza her ne kadara zor da olsa yaşadık,bundan sonrakiler için de Mevla kuvvet vere gardaşım..Yüreğine sağlık ,sevgilerimle...

Yorum yaz
  • Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
  • Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
  • Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
  • Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
  • Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

 
< Önceki   Sonraki >
Karadeniz TarihiRöportaj ve SöyleşilerVideolarSerander ForumKaradeniz YemekleriKaradeniz Yol Yapım HikayeleriEski Karadeniz Fotoğrafları
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... - Irmak ve Babam