Binlerce adam konuşmuştur onunla. çok daha fazlası dinlemiştir türkülerini “onun” ama “onun” farkına varmamıştır nedense... Dostları, akrabaları, iş arkadaşları, köylüleri onunla gün be gün yüz yüze gelmişlerdir de rastlantılarını bir kağıt parçasına dökmeye zahmet etmemişlerdir.
Kalan müzik’in çabası sonucu, ardılları tarafından yağmalana yağmalana bitirilemeyen 16 beste ve derlemesini 2001’de CD olarak müzik piyasasına sürülünce, yeni kuşak Karadenizliler bu sert kabuklu Trabzonlu’nun, Ziğana Dağı’nın sert rüzgârlarından yüreğimize usulca sokulan yumuşak sevgi sözleri yaratan dehasını keşfetme fırsatı bulabildik. CD kapağında bir de sepya fotoğrafı var: elinde kemençesi, kırklarında, hüzünle neşe arasında ama belli ki çocuk gibi iyi yürekli, yoksul ve sağlam bir adam gibi görünüyor Hasan Tunç...
Maçka’nın Mağura köyündendir Hasan Tunç, öyle sonradan gelinme bir yer değildir Mağura… Halkı yerlisidir Maçka’nın. Bu yüzden Anadolu kültürünü kesintisiz kuşaktan kuşağa nakledebilen ender kültür merkezlerinden de birisidir. Karadeniz Ansiklopedisi’nde Maçka Mağura, Vakfıkebir Mağula, Rize Mağloz köy adlarının eski Yunanca bir pirinç cinsine verilen isimle alakalı olduğunu iddia etmiştim. Tunç’un yaşadığı dönemde köyünde pirinç ekildiğini sanmıyorum ama gurbetçiliğin kader olduğu bir coğrafya da sonradan tekini kaybedeceği gözlerini henüz bizim adlarını bile unuttuğumuz çeşit çeşit bitkilerin, doğal ortamında yaşatılan geleneklerin var olduğu başka bir dünyada açtığını biliyorum.
Yoksul bir ailenin yedi uşağından birisiydi, hartama damlı dolma gözlü küçük bir köy evinde doğmuştu; okula gidemedi, kimse tarafından eğitilmedi, gönlü zengindi de “hovarda” diyordu anası ona... Her Trabezanlı gibi daha çocukken kendi hayat planını bizzat kendisi yapacaktı. Dokuz yaşında bir gözünü kaybeden bu tutkulu uşağın hayat planları bu felaketin ateşiyle çıra gibi tutuşmuştu belki, kim bilir? Herhalde bu yüzden Maçkalı Hasan’ın yüreğindeki tutku gözlerine yansımadan sönecek, ruhundaki patlamalar söze dönüşmeden dudaklarında dağılacak, huzursuz hatta insansız bir yalnızlığı türkülerinde onu duyacak kulaklara nesiller sonrasına ulaştırmayı deneyecekti.
Daha bacak kadar çocukken ekmek parası için Maçka civarından çıkardığı kömürleri eşeğine yükleyip Trabzon’a dek yaya gider üç beş kuruşa satarak ailesinin geçimine katkıda bulunurdu. 15’inde İstanbul’a gurbetçilik yapan babasının yanına giderek, dükkânında çalışmaya başladı. Maçkalı ne iş yapar? Tabii ki yorgancılık... Bu dönem tanıştığı Hamiyet Yüceses ve keman sanatçısı Cevdet Çağla sayesinde yeteneği keşfedilince soluğu İstanbul Radyosu’nda almıştı. Bu arada yorgancılığı bırakıp hastabakıcılığa başlamıştı. Radyo’da 1968’e dek program yapan Hasan Tunç burada başta Cemile Cevher olmak üzere pek çok Karadenizli türkücü ile tanışma ve çalışma imkanı buldu ve beste ve derlemelerini diğer sanatçıların da yorumlamasını sağladı.
Mağuralı Tunç’u türkülerin dinleyip anlamak lazım aslında:
“Bu dünyadan fayda yok öteki da şüpheli” diyen birisinin üzerine huzurun serin gölgesinin düştüğünü kim iddia edebilir?
“Ben seni sevdiğumi dünyalara bildirdum, indirdun kaşlaruni babani mi öldürdum” diye soran birinin tüm yüreğiyle sevmediğine kim inanabilir?
“Ötmesin bensiz kuşlar, Hamsiköy yaylası’nda” diyerek memleket hasreti içinde yanmadığını kim bilebilir?
“Erzurum dağlari, Yedin Maçkalilari” sözleriyle 1. Dünya savaşı’na gönüllü katılana ama Sarıkamış’ta donarak ölen hemşerilerine duyguyu hasreti anlatan bir kişinin vatan sevgisinden kim şüphe edebilir?
Aslında tüm tragedyalarda olduğu gibi Mağuralı Hasan’ın hayat hikâyesinde de sahne düzeni hep aynıdır:
Uzakta kalmış çocuklukta bırakılmış bir zamanda Karadeniz’in köpüklü dalgalarıyla dövülen kentin dumanlı dağlarından kaynağını alan bir yürek coşkunluğunun yalnız, yeşilsiz, çiçeksiz, ahenksiz, hayvansız, insansız bir başka kentte sürdürülen merhemi bulunmaz sevdasıdır onun ki...
“Vay seni Karadeniz, doldu da taşamayi, etmeyelum sevdaluk, edenler yaşamayi” Sözlerini sessizce seslere emanet eden... Karalahana Radyoda Mağuralı Hasan "Kırandan Aşan Aydur" türküsünü okuyor... Mağuralı’nın kemençecinse Meryem Ana deresi akıyor sesinde Zigana Dağı'ndan sert bir Parhar rüzgârı esiyor...
İşitmiyor musunuz?
Özhan ÖZTÜRK
E-Posta:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Görüntüleme sayısı: 2220
Yorumlar (5)
Yorum yaz
Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.