Tarihçi-Yazar Ayhan YÜKSEL’in Giresun’lu ünlü eşkiya Micanoğlu Hüseyin üzerine hazırlamış bu tarihi makalede konuyla ilgili olarak bugüne kadar anlatılanlardan daha fazlasını okuma imkânı bulduk…
Giresun'lu Ünlü Eşkiyâ Micanoğlu Hüseyin
Genel olarak soygun yapıp halkın malına ve canına kasteden, etrafı haraca kesenlere şakî ve bu kelimenin çoğulu olarak eşkıya denmiştir. Ayrıca Celâlî, eşirrâ, harâmi, haramzâde, türedi, haydût, uğru kelimeleri de bu anlamda kullanılmıştır. Çoğu araştırmacı eşkıyayı köylülere yardım etmeye çalışan kır isyancıları olarak takdim eder. Araştırmacı Karen Barkey ise onların kırsal toplumun esas zorbaları olduğunu ifade eder. Ona göre eşkıya grupları kırsal topluma zarar vermişlerdir. Onların kaynaklarını yağmalamış ve yerel iktidar sahipleri tarafından baskı altında tutulmalarına etkin bir şekilde katılmışlardır. Ne var ki, eşkıyalığın bazen merkezî iktidarlara karşı halkın menfaatlerini savunma gibi mahiyet kazandığı da görülmüştür. Devlet görevlilerinin baskı ve zulümlerine bir tepki olarak eşkıya reisleri büyük şöhret kazanmış, halk muhayyilesinde kahramanlık destanlarına konu olmuştur.
Doğu Karadeniz’de gerek Osmanlı döneminde, gerek Millî Mücadele yıllarında, gerekse Cumhuriyet döneminde halk ve hükümet tarafından eşkıya olarak nitelendirilenler arasında Tirebolulu Hoçuroğlu Hüseyin; Fatsalı Hekimoğlu İbrahim, Lâz Mehmed; Ünyeli Gürcü Deli Reşid; Giresunlu Fahir, Kara Mahmud, Goloğlu Anzırlı Mehmed, Bulancaklı Hacı Velioğlu Nuri Efendi; Rizeli Sandıkçı Şükrü; Tonyalı Şişmanoğlu Ahmed, Reşadiyeli Güpür Mehmed; Şalpazarlı Kadiroğlu Ali Osman; Keşablı Tomoğlu İsmail ve Micanoğlu Hüseyin sayılabilir. Bu dönemlerde gayrimüslim eşkıyalara da rastlanır. Bunlar arasında Rum Yanidis, Yanidisoğlu Haçika, Sarı Yani’yi, Ermeni Haçik’i saymak mümkündür. Burada üzerinde durulacak olan Micanoğlu, Giresun yöresinde türkülere konuş olmuş, dost meclislerinde türkülerini söylemenin bir gelenek halinde sürdürüldüğü, hemen hemen bütün halkın hikâyesini bildiği ünlü eşkıya olarak dikkat çekmektedir.
Halk arasında eşkıyalığa başlayış öyküsü şöyle anlatılır: Micanoğlu Hüseyin 1280 (1864) yılında Giresun’un Keşab nahiyesine bağlı Engüz (Dokuztepe) köyünde doğmuştur. Babası Ömer Ağa, annesi Yakuboğlu Osman’ın kızı Ayşe kadındır. Giresun’da Sultan Selim Camisi yanındaki medreseye devam eder, arkadaşları ile bir gece medreseye gizlice kadın getirdiği için medreseden atılır (1880), tahsiline devam etmek için Sayca köyünden arkadaşı İsmail Ağa’nın oğlu Hüseyin ile birlikte Erzurum’a gider. Zeki, çalışkan olmasına rağmen imtihanda başarılı olamaz, Giresun’a döner (1881), daha sonra da askere gider. Bir söylentiye göre askerden firar edince dayısı Yakuboğlu Şükrü’nün yanına gelir. Onların aralarında bir kadın yüzünden çıkan kavgada Kalafatoğlu Memiş Hoca öldürülür. Kalafatoğlu Memiş’i öldürenin Micanoğlu olduğu tespit edilince takibata çıkılır, o da firar ederek şekavete başlar. Bir diğer söylentiye göre de Erzurum Süvari Alayı’nda nişanlısı Emine’nin Memiş Hoca’nın oğluna verildiğini duyunca firar eder. Onun gelişiyle köyde dedikodu alır yürür; Micanoğlu’nun gelinle ilişkisi olduğu etrafta söylenmeye başlar. Dedikodululardan rahatsız olan Micanoğlu’nun eski nişanlısı, bir akşam üstü eline bir değnek alarak Micanoğlu’nun yolunu keser, münakaşa başlar, gürültü üzerine dışarı çıkan Memiş Hoca da kavgaya karışınca, Micanoğlu karakulak bıçağını çekerek onu öldürür. Memiş Hoca’nın öldürülmesi üzerine köyün ileri gelenlerinden Hamaloğlu Hasan Ağa tarafından tutulup adalete teslim edilir. Mahkeme tarafından on sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. Ancak, hapishaneye konulduktan altı ay sonra Gürcü Deli Reşid’in adamı Eğribel Mehmed’le birlikte hapishaneden kaçar.
Hikâyenin devamında; hapishaneden kaçan Micanoğlu, bir süre gizlenmeye çalışırsa da sonunda Gürcü Deli Reşid’in çetesine katılmak zorunda kalır. İlk soygunu Bulancak’taki Şemsettin köyünde Yılancıoğlu Mustafa Ağa’yı soyarak yapar. Bu kanun dışı faaliyetleri köy basma, yolcu ve kervanları soyma şeklinde devam eder. Micanoğlu, artık dağlardadır ve dokuz kişilik çetenin başı olmuştur. Micanoğlu şekavete başladıktan bir müddet sonra Uğurca köyünden, Gotkile namıyla tanınan Köroğlu isimli şahıs bir olaydan dolayı firar edince kendisine haber gönderip yanına alır. Söylenilenlere göre Micanoğlu katiyen adam öldürmez, bütün bu işleri Gotkile’ye yaptırırmış. Micanoğlu, hükümet kuvvetlerinin yanında yer alarak kendisini takibe çıkanları teker teker yakalayarak öldürmeye başlar. Aynı günde Hamaloğlu Hasan Ağa’yı, Tekbaşoğlu Komit Ali Ağa’yı, Sarvan İmamını öldürür. Hamaloğlu Ali Ağa’yı, kendisini kurtarmak vaadiyle kandırarak hükümete teslim etti diye öldürür. Bu öldürdüklerini Sarvan köyünden Salbacakoğlu Halil İbrahim Ağa ve diğerleri takip eder. Micanoğlu ve çetesinin yaptığı soygunlar ve bilhassa Şebinkarahisar’a gidip gelen kervanları vurması üzerine yüzbaşı vekili Palabıyık Kemal Ağa, yanına aldığı Aslan Bey ve Soloğlu Ahmed Ağa ile birlikte onun takibine çıkar ve Micanoğlu’nu yakalamaya çalışır. Fakat Micanoğlu’nu ele geçirmek mümkün olmaz. Micanoğlu kendisini ele geçirmeye çalışan kuvvetleri meşgul ederek yakalanmamayı başarır.
Mican takipten kurtulmak için kendisine daha güvenli barınma yerleri aramaya başlar. Karagöl yaylasına çıkarak Erbaalı Kel Seyid’e misafir olur. Kel Seyid, yanında kırk-elli kadar insan çalıştıran, sürüleri obaya sığmayacak kadar çok olan zengin birisidir. Kendini takibe çıkan kolluk kuvvetleri Micanoğlu’nun izini buruda da bulur. Micanoğlu, Yanbulu denilen bir dağ geçidinde hükümet kuvvetlerini pusuya düşürür, jandarmaların bir kısmını esir alır. Micanoğlu hakkındaki kimi sözlü, kimi yazılı kaynaklara dayanan hikaye bu şekildedir. Onun adının geçtiği arşiv belgeleri Micanoğlu’nun diğer bir yönünü aydınlatmaktadır. Micanoğlu, Giresun-Şebinkarahisar yolu üzerinde bulunan maden işletmelerinden haraç almaktadır. Eğribel madenini işleten Fransız şirketin sahibine mektup yazarak ondan haraç almaktadır. Eğribel madenini işleten Fransız şirketin sahibine mektup yazarak ondan haraç ister. Maden şirketi haraç vermeye yanaşmayınca bu sefer Micanoğlu madenin Karagöl yaylasından gelen suyunu keser. Maden susuz kalır. Bu haraç isteme olayı, konuyla ilgili türkü yakılmasına yol açar:
Vara vara vardım maden yoluna Bir mektup yazdım direktörüne Eğer bu maden işleyecekse Bin altın göndersin Micanoğlu’na
Karagöl altından kırk atlı geçtim Martin kurşunun suyunu içtim Sağımdan vuruldum soluma düştüm Dil bilmez Çerkezler içine düştüm
Ben de vardım maden baskununa Yar yağmur yağmış daşın üstüne Beş üz asker kalkmış Mican üstüne
Karagöl yaylasında Kel Seyid’n misafiri olan Micanoğlu’nun hem Fransız şirketin sahibinin eşi ile, hem de Kel Seyid’in gelini ile aralarında bir gönül ilişkisi olduğu etrafta söylenmeye başlar. Gerek madene yaptığı baskın sebebiyle hükümet kuvvetlerinin takibi, gerekse Kel Seyid’in gelini ile olduğu söylenilen gönül ilişkisi bir bakıma Micanoğlu’nun da sonu olur. Bir söylentiye göre Kel Seyid, hükümetle anlaşarak Micanoğlu ve arkadaşlarını yakalar. Ellerine kelepçe vurur. Micanoğlu’na karşı hissi bir yakınlık duyan Kel Seyid’in gelini yoğurt tasının içinde kelepçenin anahtarını Micanoğlu’na verir, onun kaçmasını sağlar. Micanoğlu dışarıya çıkınca köpeklerin saldırısına uğrar. Köpeklerden kurtulmak için yakındaki bir göle girer. Uzun süre suda kalan Micanoğlu, üşütür hasta olur, Çivriz yaylasına yakın Yassıalan’da ölür. Cenazesini Keşap’a getirirler.
Diğer bir söylentiye göre geliniyle olan ilişkisi sebebiyle Kel Seyid, Micanoğlu ile arkadaşlarını birbirine düşürür. Arkadaşları Micanoğlu’nu öldürüp bir duvarın üzerinden aşağıya atarlar. Cenazesi Giresun’a getirilir. Ama halk arasında Micanoğlu’nun bu şekilde ölmesi, olaya destanî bir hava kazandırır. Bir inanışa göre Micanoğlu, o sırada çığ altında kalarak ölen Kel Seyid’in çobanlarından birisine kendi elbiselerini giydirmiştir, herkes Micanoğlu’nun çığ altında kalarak öldüğünü zannetmiştir. Aslında Micanoğlu ölmemiştir. Micanoğlu bu diyarı terk etmiş ve o “sır olmuştur”. Diğer bir inanışa göre de Çivriz deresi içinde bir başka adamın ölüsü bulunur, müfreze bu ölüye müsademe edilmiş gibi üç beş el kadar silah atar ve bu kişinin Micanoğlu olduğu söylenilir. Adamın ölüsü müfreze tarafından Keşab’a getirilir, Micanoğlu’nun anasından “telkin ve tehditle” ölünün Micanoğlu olduğunu söylemesi istenilir. Micanoğlu’nun anası ölenin Micanoğlu olmadığını bildiği halde “oğlum diye feryad eder”. Aslında Micanoğlu ölmemiştir, bu diyarı terk etmiş ve o “sır olmuştur”. Hatta, Micanoğlu’na Osmanlı ülkesinin değişik yerlerinde rastlanır. Micanoğlu’nu kimisi Midilli’de, kimisi Zonguldak’ta, kimisi Mekke’de görür. İşte, halk tarafından çok sevilen, efsanevî bir kimlik verilen ve adına türkü yakılan Micanoğlu’nun hayatı kısaca böyledir.
Dünyadaki benzeri örnekleri gibi öldüğüne inanılmayan bir halk kahramanı şeklinde görülüp hayatı efsanelere boğulmuş olan Micanoğlu hakkındaki resmî kayıtların mevcudiyeti onun faaliyetleri hakkında inanılır bilgilere ulaşmayı sağlar. Yaptığımız çalışma sonucu arşivde Micanoğlu’na dair şimdilik bir kayıt ile üç belgeye rastladık. Bunlardan ilki Tirebolu ayânlarından Kethüda-zâde Mehmed Emin Ağa’nın (ö. 1849) oğlu Mehmed Esad Bey’in sicil kaydıdır. Sicil kaydında (13 Mart 1887) Mehmed Esad Bey’in gönüllü olarak Gürcü Deli Reşid’in ve Micanoğlu’nun takibine belirtilir. İlk kez burada yayımlanan diğer üç belgeden biri, Micanoğlu’nun İngiltere uyruklu Licese (Şaplıca) maden direktörüne yazdığı tehdit mektubunun sureti; diğeri İngiltere’nin Trabzon konsolosu tarafından Trabzon valisi Ali Sururî Paşa’ya verilen 29 Nisan 1887 tarihli mektubu; üçüncüsü ise Licese madeninden Giresun iskelesine sevk olunan cevherin naklini engellenmesine, altı kişilik çete efradıyla birlikte kendisini takibe çıkan Giresun zaptiyesinin silahlarını almasına, yolcuların eşyalarını gasbetmesi üzerine yakalanmasına çalışılmasına dairdir. Micanoğlu’nun yörede etkinliğini gösteren bu belgeler arasında bir eşkıya reisinin günümüze ulaşan nadir mektup suretlerinden birinin olması dikkat çekicidir. Micanoğlu’nun mektubunun ana teması Licese madenine yapılan baskın, bu baskının sorumlusu olarak görülen Micanoğlu’nun yakınlarının hükümet kuvvetleri tarafından tutuklanması ve konsolosun Micanoğlu hakkındaki düşünceleridir. “Eşkıyâ-i Giresun Keşâb Mîcânoğlu Hüseyin Efendi” imzası ile yazılan, “Karahisar-ı şarkî mutasarrıflığından Avrupalı mâdenci direktörü Ağa’nın huzûr-ı âlîsine” şeklinde başlayan ve “Fûtüvvetlü benim dostum direktör ağa hazretleri” diye devam eden tarihsiz mektupta Micanoğlu şöyle demektedir:
“Bu kerre zât-ı âlîlerinize mahsûsen selâm ederim. Kaldı ki sizler beş on seneyi mütecâviz mâdenci olduğunuz ma‘lûm ve bendeniz de beş altı seneden berü eşkıyâ olduğum beyân ol-cihet şimdiye kadar sizlere bir kusûr getürmüş olmayup Licese isnâdından dolayı karındaşım Mehmed ile Süleyman yirmi mâhı mütecâviz taht-ı tevkîfde kalup bî-gayr-i hak halbuki, bendeniz ile Muhâcir Küçük Hüseyin olduğu hepinize ma‘lûmdur. Kaldı ki, şimdiki halde sizlere şu kadar çok recâ ederim. Bu iki karındaşlarımı mahbûsdan çıkarup kendünüze zaptiyye edüp iskân etmeniz matlûb ederim. Her kaç lira altun mesârif ederseniz bendenize beyân edesin. On beş güne kadar çıkarırsınız bendenize iki bin altun vermiş kadar hükmü vardır.Ve eğer bu işe gayret etmezseniz evvelâ canınıza saniyyen cevherine dahi Uzundere’den gelen şeylerine dahi Karagöl’den giden suya bu tahrîr ile himâm şeylere man‘î-i şer‘î olacağım. Ma‘lûmunuz olsun. Kaldı ki, sizlere on beş gün mühlet. Cevâbınızı isterim. Bu işe gayret etmedikten sonra sizlere daha rahatlık yoktur. Katırcınızı işletmem. Her bir cihet kötülük ederim. Sonra bendenize beyân eylemedin dimiyesiniz. İrâde[ye] muntazırım”.
Micanoğlu’nun maden direktörüne yazdığı bu tehdit mektubu üzerine İngiliz konsolos Ali Sururî Paşa’ya durumu bildiren Fransızca bir mektup yazar. Mektubun tercümesine göre konsolos şunları söylemektedir:
“15 Nisan [1]303 [27 Nisan 1887] tarihinde vuk‘u bulan mükâlemeye istinâden İngiltere devlet-i fehîmesi teb‘asından Licese mâden direktörüne eşkıyâdan Micanoğlu’nun yazdığı tehdîdli mektûb sûretinin leffen huzûr-ı âlî-i vilâyet-penâhîlerine takdîmle kesb-i şeref eylerim.
Bu tehdîdden mâden idaresi korkmakda olduğundan ümîd-vârım ki, zât-ı âlî-i vilâyet-penâhîleri eşkıyâ-i merkûmenin derdestini ve cem‘iyyet ve mazarratını men‘ edecek tedâbiri diriğ buyurmazlar. Şâki-i merkûm Micanoğlu’nun refâkatinde Gürcî muhâcirlerinden üç şahıs bulunduğunu haber almışdım. Çürüksulu sa‘âdetlü Ali Paşa’nın bana bugün verdiği viziteyi bir vesîle add ile bundan bi’l-istifâde buna dair ettiğimiz mükâleme üzerine Ali Paşa şâki-i merkûm refâketinde yalnız Gürcî olarak bir âdem bulunup o da dâmâdı Ali Bayrakdaroğlu olduğunu cevâben söyledi. Ve her ne kadar bu eşkıyâ cem‘iyyetine ehemmiyet verilür ise de ehemmiyete şâyân bir şey olmayub eğer Serasker Paşa hazretleri kendüsüne kimsenin ma‘lûmatı olmaksızın hafî bir emir verirse bunların cem‘iyyetini az müddet zarfında mahv edeceği ümid-kavîsinde bulunduğumu ve bu sûretle Devlet-i Âliyye ile İngilizler’in menfa‘atine bir hidmet etmiş olacağını ilâve-i makal eyledi. Ümîd ederim ki, bu takrîrim zât-ı âlî-i semûhîleri ile Ali Paşa beyninde hiss eylediğim az çok bürûdetin ber-taraf olmasına bir vesile-i cemîle olacakdır. İhtirâmât-ı mahsûsa-i fâ’ikamın kabûl-i temînâtı mercûdur efendim”.
Gerek Micanoğlu’nun maden direktörüne, gerekse konsolosun Trabzon valisine yazdığı mektuptan Micanoğlu’nun hayatına dair yeni bilgiler elde etmemiz mümkün olmaktadır. Bir kere Micanoğlu, İngiliz maden direktörü ile çok yakın ilişki içinde bulunmakta ve direktöre “dostum” diye hitap etmektedir. Micanoğlu’nun “beş altı seneden berü eşkıya olduğum” ifadesinden hareketle 1882 yılında dağa çıktığı söylenebilir. Bu yıllarda Licese madeni Şebinkarahisar’a dört saat mesafededir ve simli kurşun madeni çıkarılmakta, bir İngiliz şirketi tarafından işletilmektedir. Madenin çıkarılması için gerekli olan bütün alet ve edevat ile çıkarılan cevheri ezip temizlemek üzere bir de fabrika bulunmaktadır. Günde yedişer tona kadar maden cevheri çıkarılan fabrikada, sayıları üç yüz ile beş yüz arasında değişen işçi çalıştırılmaktadır. Micanoğlu, haraç aldığı böyle büyük bir maden cevheri işleyen fabrikaya baskın yapmıştır. Bu baskını Micanoğlu ile Muhacir Küçük Hüseyin yapmasına rağmen, hükümet kuvvetleri Micanoğlu’nun kardeşi Mehmed ile Süleyman’ı yakalamışlardır. Mehmed ve Süleyman yirmi ayı aşkın bir süreden seri de hapishanede tutulmaktadırlar. Micanoğlu, İngiliz maden direktörüne Mehmed ve Süleyman’ın hapishaneden çıkarmasını, kendisine muhafız olarak almasını talep etmekte, bu iş için kaç lira altın masraf ederse kendisine bildirilmesini istemekte, on beş günlük de bir süre vermektedir. Direktör bu işi yaparsa karşılığında Micanoğlu’na iki bin altın lira vermiş sayılacaktır. Yani, Micanoğlu aldığı haraçtan bu kadar bir miktarı düşmüş olacaktır.
Eğer, direktör hapishanede olan Mehmed ve Süleyman’ı on beş güne kadar kurtarmazsa Micanoğlu, direktörün canına kastedecek, çıkarılan maden cevherinin taşınmasına engel olacak, Karagöl’den gelen suyu kesecek, kısaca her türlü kötülüğü yapacaktır. Mektuplar, çete efradının etnik yapısı hakkında da bilgi vermektedir. Buna göre Micanoğlu’nun çetesinde bu sırada üç değil, bir Gürcü asıllı bulunmaktadır. Bu da Micanoğlu’nun damadı Ali Bayrakdaroğlu’dur. Konsolosa göre çeteye fazla ehemmiyet verilmemelidir. Aslında serasker tarafından verilecek gizli bir emirle çete kısa bir müddet içinde yok edilebilecektir. Çetenin ortadan kaldırılması da İngiltere ile Osmanlı devletinin menfaatine olacaktır. Yayımladığımız bu belgelerin Micanoğlu ile ilgili bazı konulara açıklık getirdiği görülebilir. Uzun yıllar Giresun, Şebinkarahisar, Erzincan, Tokat, Trabzon, Samsun ve dağlarında dolaşan eşkıya Micanoğlu için türküler yakılmış ve yakılan türküler dilden dile söylenerek bugüne ulaşmış olup sevilerek dinlenilmektedir. Micanoğlu’nun birçok özelliğinin ve faaliyetlerinin bu türkülere yansıtıldığını görmek mümkündür. Yaptığı soygunlardan ve aldığı haraçlardan fakirlere yardım ettiği, köprü, çeşme gibi hayır eserleri yaptırdığı söylenilen ve buna dair birçok olay anlatılan Micanoğlu, halkın sevgisini kazanmış, eşkıya olarak baskıcı ve yağmacı bir kimliğinin yanında, iyiliği ve kötülüğüyle, her haliyle halkın belleğinde Köroğlu gibi bir karakter olarak algılanmıştır. Türkünün derlenen sözlerinden bazıları şöyledir:
Rakı koydum fincana Hele bakın Mican’a Kör olası Kel Seyid Nasıl kıydın bu cana Oy benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Martinimin pulları Gece kestim yolları Aslan Mican geliyor Saymaz karakolları Oy benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Mican’ımın martini Dolar dolaş boşalır Kel Seyid’in gelinleri Giyinir de kuşanır Oy benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Karagöl obasında Su içtim kana kana Mican’ın ağaları Ağlıyor yana yana Oy benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Esbiye’nin pirinci Ayvasıl’ın turuncu Agaların içinde Aslan Mican birinci Oy benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Karisar yolu taşlık Eskidi zıpka başlık Gotkile hiç durmuyor Hergün istiyor harçlık Oy benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Ayvasıl burnu burun Beyler geriye durum Micanoğlu geliyor Altın iskemle kurun Oy benim canım Mican’ım Dünyalarda bir canım Mican sen öleceksin Kabire gireceksin Dokuz tahta altında Ne cevap vereceksin Oy benim canım Dünyalarda bir canım
KAYNAKLAR: Karen Barkey, Eşkıyalar ve Devlet: Osmanlı Tarzı Devlet Merkezileşmesi (çev. Zeynep Altok), İstanbul, s. 22; Mücteba İlgürel, “Osmanlılar’da Eşkıyalık Hareketleri”, DİA, XI, 467-468; Kerempelioğlu, “Sevimli Haydut Micanoğlu”, Yeşilgiresun gazetesi (24 Nisan 1956-28 Nisan 1959); Yaşar Küçük, Doğu Karadeniz Bölgesinde Yaşamış Eşkıya ve Kabadayılara Ait Türküler-Destanlar (Basılmamış Yüksek lisans Tezi), Samsun 1988, s. 187-213; Osman Fikret Topallı, “Halk Şöhretleri: Micanoğlu”, (Basılmamış çalışma), Giresun, ts; BOA, SAİD, nr. 165, s. 117; BOA, DH. MKT, nr. 1423/118, 1499/22; BOA, Y. PRK. EŞA, nr. 6/67; Salname-i Vilayet-i Sivas, Sivas 1306, s. 247; Fikret Karadeniz, Üç Kent Bir Ülke, Trabzon 2002, s. 133; Micanoğlu türküsü Ahmet Yamacı tarafından Halim Giresunlu’dan derlenmiş ve notaya alınmıştır (TRT Repertuar no. 1247)
Ayhan YÜKSEL Tarih ve Araştırmacı Yazar
Her hakkı saklıdır. Bu çalışma Serander.Net'te yazarının izni ile yayınlanmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Görüntüleme sayısı: 1476
Yorumlar (2)
Yorum yaz
Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.