| Unutulmaya Yüz Tutan Meslek: KALAYCILIK |
| Yazar Aytekin AKAY | |||||||||
| Pazartesi, 09 Haziran 2008 | |||||||||
|
Bakırcılar ve yorgancılar gibi kalaycılar da Maçka’dan çıkardı. İstanbul’daki son iki kalaycıdan biri de Maçkalı. Trabzon Kemeraltı’nda nispeten sayıları fazla olsa da nereye kadar? Bakır kaplar yoksa, kalaycı da yok.
Çünkü, ihtiyaç yok… Ancak, her şeye rağmen, mesleğine Trabzon’da ve İstanbul’da sahip çıkan kalaycılar hala daha var. Moderniteye direnen ‘kalaycı’lar “Kalaycılık mesleği tarihe karışıyor” diye yazabilmek bile ne kadar büyük bir mutluluk. Hatta, İstanbul’da bir kalaycının varlığını bilmek anlatılmaz bir sevinç… İstanbul’da son birkaç aya kadar sayıları üçtü, Ortaköy’deki kalaycı da kapatınca sayıları ikiye indi. Biri, Kadıköy’de, diğeri Vefa’da… Bir anlamda büyük firmaların bölge bayileri gibi… Biri bir yakada, diğeri öbür yakada, mesleği temsil ediyor. Vefa’daki Trabzon Maçkalı… Zaferli köyünden… Demir-çelik endüstrisine direnen son kahramanlardan… İki kardeş, Salim ve Turan Aydın kardeşler… Elli sene önce, Maçka’dan İstanbul’a gelmişler… Ne yapacaklarını bilmedikleri bir kentte, Maçkalıların elinden ne gelirse onu yapmışlar. Ya bakırcı, ya kalaycı ya da yorgancı.. Maçkalı zanaatkardır, elinden iş gelir, işini de temiz yapar… Onlar da kalayı bellemişler hayat meşgalesi, dumanın, harın, kömürün, nişadırın ve ateşin peşinden gidiyorlar, apansızca… Salim Aydın, 68 yaşında… Bakın neler diyor: ![]() “Kalaycılık mesleği, çelik tencere kullanımının yaygınlaşması ve bu işle uğraşanların sayısının her geçen gün azalmasıyla bitme noktasına geldi. 20-25 sene önce Vefa-Bayezit bölgesinde ona yakın kalaycı varken, şimdi sadece biz varız… Önceden kuyruğa girerdi millet… Sabah erken gelirlerdi. Çünkü, öğleye doğru kuyruk uzardı da uzardı. Gördüğünüz bu kemerin altından üç kuşak geçti. Ve işten de kafa kaldıramazdık. İşler o kadar fazlaydı ki, hem gurbet hayatı hem de işlerden dolayı on yedi yıl bu dükkanda yattım. Günde 250 parça kalay yapıyorduk. Her evden yirmi parça bakır gelirdi. Şimdi bakır kap-kaçak azaldı. İşler de azaldı. Amcam, amcamdan önce Rum kalaycı vardı burada, en son da biz… Bizden sonra bu iş biter. Kapanır burası… Bakın, herkes gitti, kalaycılar iş değiştirdi ama sadece biz kaldık. Gitmedik, bitirmedik bu işi… Az da kazansak, çok da kazansak bu yaştan sonra ne yapacağız evladım?” Kalaylamayı bileceksin! Aydın kardeşlerin Maçka’dan İstanbul’a geldiği zamanlar, o zamanların popüler mesleği kalaycılığa meyletmişler. “O dönemler kalaycılığın, yorgancılığın popüler olduğu zamanlar… Kalaycı olmak isteyen çoktu, ancak bu iş yetenek işiydi. Ben de, kardeşim Turan da iyi kalaycılarız… Senelerdir buradayız…Bize gelen kaplar ve kazanları önce atıklarını temizlemek için alevli ateş üzerinde iyice ısıtırız. Isınan kap ve kazanları elde kırılmış kumla en ince ayrıntısına kadar her yerini temizleriz. Son olarak da temizleme işlemi biten bakırları kalay madeni ile kaplarız. Dışarıdan herkes bu işi kolay sanır ama en az beş sene iş öğrenmekle geçirdim. Beş sene hangi işte çırak olarak kalır insan bilemiyorum? Kıskacı eline alıp, müşteriye bakır tepsiyi vermek sorumluluk ister. Hem temiz, hem seri iş çıkaracaksın. Bir de müşterinin bakırını yakmayacaksın. Kalayda, bir ısı derecesi vardır. Kalayı vururken o dereceyi ne aşacaksın ne de o derecenin aşağısında kalay yapacaksın. Bunu ölçen bir alet yok sadece göz kararı yapacaksın. Yani tecrübe… Tecrübe de zamanla olabilecek bir şey. Amcam, eline kağıt-kalem alıp bu işi bize öğretmedi. Bakarak, zamanla el alışkanlığı elde ederek ve biraz da yetenekli olarak ustalığı elimize aldık.” ![]() Dede Korkut olsa da kalaycı hikayeleri yazsa Bakır vardı, artık paslanmaz çelik tencereler var. Onlar olunca kalay da yok. Hem olsa kaç kişi kalaycıya gidip sıraya girecek ki? Kalaycılar, neden yok? Kalayın, bakırın İstanbul’daki merkezinde bile kalaycı kalmadıysa, bu meslek tarihte kendine bir yaprak arıyordur. Bir tek Maçkalı Aydın kardeşlerin Bayezıt ile Vefa arasında Kemer’in altındaki kalaycı… Ancak, eskiler çok çekmişler zamanında. Salim amca diyor ki, ‘Eskiden kalay için bir Rum esnafa kalay almaya giderdik. 250 gram ancak alırdık, çünkü çok pahalıydı. Şimdi, bir gidiyorum, 10 kilo birden alıyorum..” Çok ilginç bir not, hiç borç yazdıranın olmaması. Kalayı yaptıran parasını peşin veriyor. Salim amca, “Kalayın parası peşindi ama şimdi bakır malların yerini alan çelik tencereleri alanlar kredi kartına taksitle alıyor” diye konuşuyor. Kalaycıya borç yazdırmayanlardan bankaya borç yazdıranlara.. Peki, ne olacak onlardan sonra? Torunları var ama oralı değil, kalaycılık mı yapar, yoksa bir teknoloji mağazasında mı çalışmak ister? Bu meslekler meslekten sayılmıyor da hafıza ne olacak? Milletin hafızası ne olacak? Kültür Bakanlığı, bu meslekleri korumak için bir şeyler yapmayacak mı? Kalaycılık, bakırcılık, urgancılık ve daha pek çok eskileri kim hatıra getirecek? Çağımızın bir Dede Korkut’u da yok ki, kalaycılığı hikayesinde geçirsin… Trabzon’da olanlar, Kemeraltı Bakırcılar Çarşısı’na, İstanbul Vefa’ya kalay için gitmeseniz de, boza içmeye giderseniz, Kemeraltı kalaycısına uğrayın… O kalaylasın siz dinleyin… Yanlış anlaşılmasın, deyimlerimizde bile var, ‘kalaylamak.’ Argo da olsa, güzel… ![]() Son söz, son kalaycıdan: “Lokantalar ve tek tük de olsa evlerden kalay için gelenler var. Biz ve Kadıköy’deki kalaycının dumanı tütmezse, en yakın kalaycı Kahramanmraş’ta…” Kemeraltı kalaycısıyla ilgili iki not: Dükkanı kira ve muhasebecisi de var… Düşünün, kalaycının muhasebecisi bile var… Hem de hiç vergi borcu yok… Elli senedir, bir kez geç ödemiş ve bir kez cezalı vergi ödemiş, onun dışında hiç aksatmamış… Herkesin geleceğin mesleğinin peşinde koştuğu bu dönemde kalaycılık bu haliyle ancak nostaljik kalabiliyor. Şimdilerde böyle bir mesleğin var olduğunu bile söyleyebilmek, en az o mesleğin varlığı kadar önemli… Maçka’dan İstanbul’a kalaycılık ya da yorgancılık için en son gelen ne zaman gelmiştir sizce? En erken on beş sene… Sevindirici olan şimdilerde bolca üniversiteli geliyor… Ancak eskiden, bir üniversiteli, bir bakırcı, bir kalaycı gelirdi. Artık son ikisi yok… Trabzon bakırı, Maçkalı ustaların elinde hayat buluyordu. Bakırı satan Maçkalı, kalaylayan Maçkalı. Şimdilerde bu işler, Gaziantep, Kahramanmaraş gibi vilayetlerin eline geçti bile… Dövme be büyük bakırı ile meşhur Trabzon bakırının patenti halen Trabzon’dadır… Yazı Metni: Aytekin AKAY Fotoğraflar: Hakan AŞIK, Mevlüt YILMAZ Her hakkı saklıdır. Bu çalışma Serander.Net’te yazarının izni ile yayınlanmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır Bu çalışma daha önce Trabzon Kültür, Sanat ve Yaşam Dergisinin (Kasım-Aralık 2007) 3. Sayısında yer almıştır.
Görüntüleme sayısı: 780
|
|||||||||
| < Önceki |
|---|
|
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın. Kasım 21, 2008, 11:14:46 ÖÖ Şifremi Unuttum |
| Karadeniz Yemek Tarifleri... |
| Nasip Efuli....:) |
| Devamı... |
| Erkan OCAKLI Son Yolculuğ... |
| Nurlar içinde uyu Erkan a... |
| Devamı... |
| Görele Kemençesi ve Kemen... |
| yazılanlara katılmamak im... |
| Devamı... |
| Karadeniz'in Aşık Veysel'... |
| SENİ UNUTMICAZ ERKAN BABA |
| Devamı... |
| Trabzon Kolbastı Oyunu |
| Kolbastı yı türkiye ye ta... |
| Devamı... |