• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Site Araçları

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...

Serander.Net

Anasayfa arrow Bize Ulaşın
Horon ve Kemençe Kimliğimizdir!
Yazar Yusuf KURT   
Cuma, 27 Haziran 2008

Horon ve Kemençe Kimliğimizdir

Folklor, bir bölgedeki kültür ürünlerinin tümüdür. Halkın ürettiği maddi ve manevi öğeler folklorun konusudur. Folklor, toplumun sosyo-ekonomik dinamiklerini ortaya çıkartmakta, milletin kültür birliğini sağlamaktadır.

Folklorun temel özelliklerinden biri de yerelliktir. Gelenekler, ilişkiler gibi, yerel özellikler taşıyan günlük yaşam, zamanla çeşitli etkenlere bağlı olarak genel yaşam içinde görülür. Bireysel yaşantının toplumsallaşmış örnekleri olan halk kültürü ürünleri çeşitli düzeylerde iletişim sağlama işlevini de yerine getirir.

Herhangi bir toplumun fertlerinin hâkim inançları, değerleri, hareket tarzları, o toplumun kültürünü oluşturan parçalarıdır. Toplumların genel özellikleri kültürleri ile belirlenir. Söz konusu genel özellikleri paylaşan toplumu oluşturan bireylerin tümüne de Halk denir. Halkın üretim faaliyetleri, toplumun yaşama ve gelişmesinin mutlak koşuludur. Üretici halk olmadıkça toplumda kültür var olamaz. Sözü edilen halk kavramının oluşturduğu kültüre de Halk Kültürü denir.

Folklor bu kültürün tümünü kapsar. Folklorumuzun en önemli unsurları olan halk oyunlarımız, kendisiyle bütünleşen müzik ve giysilerimiz ile birlikte geçmişten günümüze dek halk kültürümüzü yaşamamıza ve gelecek nesillere aktarmamıza olanak sağlamıştır. Halk Oyunlarımız ait olduğu toplumun orijinal karakterlerini, duygu, düşünce ve davranışlarını sergileyen bir özelliğe sahiptir. Halk Oyunlarının içinde barındırdığı melodi, (kayde) ritim, ve hareket yapısı ile kişiye kaynaşmayı beraber hareket etmeyi, paylaşmayı ve kendini ifade etmeyi öğretir.

Halk oyunlarımız, toplumların kimliklerini, hayata bakışlarını, yaşayışlarını, sevdalarını, inançlarını, acılarını, dertlerini, kahramanlıklarını, savaşlarını beden yoluyla ifade eden bir sanat dalıdır. Halk danslarının bir geçmişi ve dayanağı vardır. Bir toplumun üzerinde yaşadığı doğal ortam, o toplum insanının karakter yapısını önemli ölçüde etkiler. Örnek olarak, Dağlık yerlerde yaşayan insanlar ortama uyum sağlama yönünden daha çevik, cesur, atik ve girişkendirler. Bu güç ve sert doğa koşulları, onları daha çok çalışmaya ve çabaya iter. Tıpkı Doğu Karadeniz bölgesi insanında olduğu gibi. Dik yamaçlı dağlarda ekilebilen toprak çok azdır. Bundan dolayı, Karadeniz insanı için toprak çok değerlidir. Topraktan sonuna tek yararlanmak için olağan üstü gayret sarf edilir. Yöre insanı için büyük mücadele kaçınılmazdır.

Dağların ve dik yamaçların bitiminde, günü gününe uymayan hırçın dalgaları ile Karadeniz bulunur. Yöre insanı, toprağın vermediğini denizden almak için bu hırçın ve acımasız dalgalarla savaşmak zorundadır. Cesur ve mücadeleci olmalıdır. Çünkü üzerinde yaşadığı doğa koşulları bunu gerektirmektedir. Yöre insanındaki çok güçlü birlik ve beraberlik ruhunun oluşmasındaki koşullardan birisi de budur.

Türk Halk Oyunları kültürü içerisinde önemli yeri olan Trabzon Halk kültürü ve oyunları Türk kültürünün temel yapı taşlarındandır. Trabzon Halk kültürü ve Halk dansları Türkiye’de ve dünyada önemli bir yere sahiptir. Trabzon Halk oyunları uzun yıllar önce Türk ve dünya kamuoyuna duyurulmaya başlanmıştır. Oyunlardaki zenginlik ve mistik hava gerek ülkemizde gerekse uluslararası alanda, sanat ve bilim çevrelerinde büyük ilgi görmektedir. Trabzon yöresi oyunları dünyada eşine ender rastlanan bir şekilde hala yöreselliğini korumakta, halk arasında diri ve dinamik bir şekilde yaşamaktadır. Yayla şenliklerinde, düğünlerde, asker gecelerinde, gurbet ellerde kısacası düz buldukları her alanda bunu yaşatmaktadırlar.

Bu özellik yöre insanının bu kültürü kutsal ve tapınma gibi görmesinden kaynaklanmaktadır. Günümüzde dünyanın hiçbir bölgesinde bozulmamış, saf kültüre rastlamamız elbette mümkün değildir. Kitle iletişim araçlarının yangınlaşması, medyanın etkisi ve hızla küreselleşen dünya koşullarında bu mümkün değildir. Küreselleşen ve tek tipleşen Dünyada bu koşullara rağmen oyunlarımız ilkelliğini, içindeki gizemi korumakta ve yaşamaktadır. Ülkemizin dört bir tarafındaki yörelerinde var olan dejenere bizim yöremizi de aynı şekilde etkilemiştir. Oyunlarımızın sağlıklı bir şekilde araştırılması, incelenmesi, değerlendirilmesi, bilim ve sanat emrine sunulması için bu işleri yapacak olan kadroların gerekli eğitim ve tecrübeden geçmesi gerekmektedir.

Trabzon ve yöresinde oynanan halk oyunlarına Horon, Horom, Horan denmektedir. Sevgili dostlar, kelimenin etimolojik anlamıyla kafanızı bulandırmak istemiyorum. Önemli olan ve siz okurlarımıza vurgulamak istediğim asıl konu, horonun ne için, hangi ruh, duygu ve inanış dünyasında icra edildiğidir. Horunun etimolojik anlamını çeşitli kaynaklardan edinmemiz mümkündür. Benim akademik bilgim ve araştırmalarıma dayanarak söyleyeceğim şudur ki;

Horon Karadeniz doğumludur, bu toprakların malıdır ve kimliği de Türk’tür. Bin yıllar boyunca beraber yaşadığımız diğer medeniyetler ve halkların katkısı elbetteki inkâr edilemez. Ancak burada baskın ve hâkim olan kültür Türk kültürüdür. Açıklamamı destekleyecek bir sürü örnek vermem mümkündür.

Yöremizde yaşayan Çepniler, Oğuzların 24 boyundan birisidir. Çepniler katıksız bir Türk unsurudur. Trabzon yöresinde en yoğun yaşadıkları bölge Şalpazarı ilçesidir. Çepnilerin bu gün bile diri olarak yaşattıkları gelenekleri diğer bölgelere örnek olacak şekilde ihtişamını korumaktadır. Trabzon bölgesinde Halk kültürü ürünlerini halen en dinamik şekilde yaşayan Çepnilerin düğünleri, yayla şenlikleri, kaydeleri, kemençecileri, dokumaları ve özellikle de kostümleri herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle de kadın kostümlerini günümüzde bile günlük yaşamda hala kullanmaktadır. Yörede en usta Kemençeciler yine Çepnilerdir. Yörenin en usta Kemençecisi ve en eski kayıtları TRT tarafından derlenen Piçoğlu Osman (Osman GÖKÇE) 1901 yılında Giresun’un Görele ilçesinde dünyaya gelmiştir ve Çepni Türklerindendir. Bu yönüyle Çepniler, yörede folklorik ürünlere en doğru şekilde örnek teşkil eder niteliktedirler.

Dolayısıyla bu gibi folklorik materyalleri bir araya getirdiğimizde karşımıza çıkan tabloda, baştan da belirttiğimiz gibi Horon’un ve Kemençe’nin Türk kimliğine ait birer değer olduğu sonucunu karşımıza çıkarmaktadır. Sonuç, bilimsel olarak bazı vesikalara sahip olmasa da izlediğimiz yol tektir.

Günümüzde bu kültürü en canlı yaşayan topluluklar ve onlardan bize kalan folklorik malzemeleri bir araya getirip bir sonuca ulaşmaktan da başka şansımız yoktur. Bu görüşün tam aksini savunan bazı yazar ve çizerler, bazı konuları mitolojik gerçek kabul edip bu konuda bilgi sahibi olmayan halkın kafasını bulandırmaktadır. Horonu ota, samana, mısır kumuluna, şuna veya buna benzeterek Yunanlının malı saymaktadır. Bu fikri savunanlara şunu sormak istiyorum;

Günümüzden 90 veya 100 yıl evvel bugünkü Yunanistan’da bir tane Kemençeci veya Horoncu olan bir kişiyi bana söyleyebilirler mi? Elbette hayır, çünkü bu saz Yunanistan topraklarına Lozan antlaşmasıyla gerçekleştirilen mübadele sonucu Karadeniz’den göçen Karadenizli Rumlar tarafından götürülmüştür ve bu insanlar tarafından oradaki yerli halka tanıtılmıştır. Bizim elimizdeki delil ise, günümüzde bu kültürü en canlı yaşayan toplulukları kaynak olarak göstermektedir ve bu topluluklar da öz be öz Türk unsuru olan Çepnilerdir.

Trabzon yöresi halk oyunlarının bu gün geldiği nokta pekte iç acıcı değildir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi gelişen ve değişen koşullarda halk oyunlarının geldiği boyuttan bizim yöremizde nasibini almıştır. Özellikle de oyunlarımız ve müziğimiz halen ilkelliğini koruduğu için herkes her şekilde bir ekleme ve çıkarma yapılabilmektedir. Çünkü yöremizde müzik ve oyunlar hakkında henüz bir envanter çalışması yapılmamıştır.

Trabzon bölgesinin oyunları 1900’lü yılların başından beri ekip halini aldığını görmekteyiz. Oyunların adları aynı kalmasına rağmen tavır ve içerik olarak oldukça değişmiştir. Oyun müzikleri de aynı durumdadır. Müziklerdeki orijin metronom ekip ve yarışma kaygılarıyla yükselmiştir. “Ne kadar çok hız, o kadar güzel horon” Anlayışı toplumun her tabakasına yerleşmiştir. Köyünde kaynak kişi niteliğinde yaşayan köylüler dahi artık eski oynadıkları oyunları beğenmeyip yeni nesil oyunlara itibar eder hale geldi. Bunun sebeplerinden en büyüğü ise, medyanın da etkisiyle yaratılan yeni popüler Karadeniz müziğinin ve oyunlarının yöre halkına bile kabul ettirilmiş olmasıdır. Yaratılan yeni oyunlarla halk arasında oynayan oyunlar arasındaki fark ayrılığını kapatmak için ise uyanık folklor rantçıları, yaptıkları yalandan araştırmaları halk oyunları camiasına yutturmak için ise gittikleri yerlerdeki köylülere, çekim yapmadan önce kendi bildikleri uyduruk oyunu ezberletip,  doğrusu budur diye daha sonra piyasaya sunmaya çalışmaktadır. Amaç yeni bir şey bulmak, bu piyasaya sunmak ve daha çok para kazanmaktır. Karakter eğitimini tamamlamamış bir insan bilim adamı olamaz, hele de halkın kültürüyle asla ilgilenemez.

Halk oyunlarının yozlaşmasındaki temel etkenlerden diğeri ise eğitmenlerdir. Halk oyunları eğitmenliği basite alınmış, eline bir belge tutturan bu kutsal görevi iş haline getirip kolay yoldan para kazanmanın yollarına bakmıştır. İşin ehli olmayan eğitimsiz kişilerin sanat anlayışı kıt olacağından ortaya koyacakları eser de ancak o kadar olacaktır. Diğer bir sorun ise halk oyunlarının büyük kentlere taşınmasıdır. Ekonomik alanda yaşanan değişimler kırdan kente göçü hızlandırmasıyla beraber halk oyunları da kentlere taşındı ve kent merkezlerinden yönetilir bir hale getirildi. Büyük kentlerde halk oyunları piyasası oluşturuldu ve buna bağlı olarak da halk oyunları eğitmeni, müzisyeni, kostümcüsü her yönüyle rant sağlama aracı haline getirildi.

Yeni anlayıştaki kent folklorunda, gösteri amaçlı çalışmalarda sadece görsellik ön plana çıkartıldı. Amaç belki de halk oyunlarını geniş kitlelere tanıtmaktı fakat ülkedeki sosyal, ekonomik ve siyasal olumsuzluklar bu misyonu başarmada engel teşkil etmiştir. Dolayısıyla amaçtan sapıldı ve halk oyunları sadece gösterilerde, açılışlarda, devlet erkânını karşılamada, bayramlarda, törenlerde ya da sanatçıların arkasında dekor olarak kullanılmaktan kurtulamadı.

Çeşitli kurum ve kuruluşların düzenlediği yarışmalar ise ayrıca oyunlarımızın bozulmasında etken olmuştur. Yarışmalarda kullanılan kriterler bazen, hatta çoğu zaman yörenin orijin yapısındaki oyunları ifade edemedi. Yöredekiler bu kriterler sonucunda yörelerde olmayanı uydurmaya ve yeni şeyler üretmeye çalıştılar. İşin ehli olmayan eğitmenler ve seçici kurul üyeleri araştırma yapmadan, yöreyi tanımadan, dağ bayır dolanmadan apartman dairelerinde oturarak bu işi yapmaya çalıştılar. Ellerine tutuşturulan belge ise çoğu zaman hatır belası verilmiştir. Köy oyunu ve ekip oyunu gibi iki kavram oluştu. Ekipler, köylünün oyununu oynaması gerekirken birbirinden tamamen farklı iki ayrı oyun şekline dönüştürüldü. Halkın oyun anlayışı bu sayede değiştirildi, halk bu anlamda çelişki yaşarken kendi malı olan oyunlarını oynayamaz, tanıyamaz bir hale geldi.

Son yıllarda büyük şirketlerin desteğiyle kurulan şov amaçlı ve sahneye yönelik halk oyunları çalışmaları halk oyunlarına olan bakış acısını değiştirdi. Dev şirketlerin bu organizasyonlara bu kadar para harcanmasındaki amaç halk oyunlarını korumak, gelecek nesillere yaymak mı? yoksa bir sektör haline gelmiş halk oyunlarından gereken payı koparmak mı?

Televizyonlarda ay geçmiyor yeni bir halk müziği yarışması, dans yarışması, halk oyunları yarışmaları sunuluyor. Bu gün folklorun moda oluşu, Türkiye’de kentli nüfusun köylü nüfusu tamamen katladığı köylerin boşaldığı döneme rastlıyor. Yeni folklor bu kez batıdaki anlamıyla antikacılık olarak dönüyor sahnelere. Üstelik artık para getiren bir iş olarak… Eski oyunlara kara düzen deniyor. Yeni gelen anlayış ise seyircinin gözünde ışığıyla, kostümüyle, müziğiyle, sahnelemesine kadar apayrı bir şeydir. Bu yolla köylü halka “ Vay be bizim oyunlarımız böyle güzeli miydi” dedirtilmektedir.

Değerli dostlar horon-kemençe ve türkü bir Karadenizli, bir Trabzonlu için kimlik meselesidir. Karadeniz insanına cesareti, mertliği, dürüstlüğü, vatanperverliği, mücadeleci ruhu veren bu iki unsurdur. Osmanlı’da bizimdir ama biz Osmanlıdan önce bu toprakları Türk yurdu haline getirdik. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında en büyük görevleri üstlendik. Dedelerimiz M.Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet muhafızlarıydı. Cumhuriyet muhafızlarının torunları olmak herkese nasip olmaz değerli dostlar… Sadık, güvenilir, cesur olmalısınız. Vatan için Cumhuriyet için gözünü kırpmadan ölmeye hazır olmalısınız. Sakarya meydan savaşında Topal Osman’ın kurduğu alayın askerleri mermileri bitince süngülerini çekerek ölüme yürüdüler. 23 nisan 1922 de TBMM’ in açılışının 2. inci yıl dönümünde Karadeniz Uşakları meclisin bahçesinde horonlarını oynadılar. Böyle bir milletin torunlarıyız… Bize bu gücü veren kültürümüzdür. İçindeki en önemli unsurlar da kemençe ve horondur. Bu yüzden kemençe ve horon Karadenizli için kimlik meselesidir.

Eğer bu iki unsuru kaybedersek hiçbir şeyimiz kalmaz, medeniyet ve tarih sahnesinde yok oluruz. Bu milletin kültürü maalesef Hamsi, Temel ve Fadime gibi unsurlara dayanılarak tanıtılıyor. TV programlarında Karadenizlinin kahramanlıkları, destanları, türküleri, ağıtları, kemençe ustaları, yiğitlikleri neden konu edilmiyor? Neden başkalarının gülmesi için içi boş ve aptal yerine konularak anlatılan Temel-Fadime fıkralarına meze oluyoruz.

Eline mikrofonu alan sanatçı, türkücü, kemençeci oluyor. Hiç bir eğitime ve donanıma sahip olmadan bu kültür hakkında yorum yapıyor. Nerede bizim aydınlarımız, entellektüel yazarlarımız, eğitimli sanatçılarımız, bilim adamlarımız, müzikologlarımız? Bu iğrençliğe neden dur denmiyor? Kim bize bu rolü biçiyor? Neden bize biçilen bu rolü hiç sorgulamadan oynuyoruz? Kimiz biz? Böyle mi olmalıyız?

Bu insanların bin yıllardır ürettikleri bu kültür malzemelerini kimse cebini doldurmak için keyfe keder kullanmamalı. Eğer birileri kendini sanatçı olarak niteliyorsa asıl mal sahiplerinin arasına karışarak onların kültürünü dejenere etmeden doğru ve bilimsel metotlarla uygun bir biçimde yorumlamalıdırlar.

Şehirde yaşayarak, Kadırganın çimenine ayak basmayan, yaylanın suyundan içmeyen, sığırların peşinde çobanlık yapmadan, günlerce otçu zamanını heyecanla beklemeyen, yağmurdan ıslanıp eve gelip anasının peştamalıyla saçlarını silmeyen kişiler bu duyguları müziklerinde, sahneledikleri oyunlarında yansıtırken lütfen amacına uygun bir şekilde yorumlasınlar. Bu kültür onu yaşayanlarındır, ona emek verenlerindir, onun için bedel ödeyenlerindir…

Yusuf KURT (Halkbilimci)

E-Posta: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Her hakkı saklıdır. Bu çalışma Serander.Net'te yazarının izni ile yayınlanmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 


Görüntüleme sayısı: 10905

  Yorumlar (8)
RSS yorumları
 1 yorum
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 06-09-2008 23:01
patron yazını okudum tek kelimeyle harika senin bu yazıların sayesinde bizde az çok bilgileniyoruz ve senin yolundan gitmeye çalışacam yaylaları bıraktım ama olsun yine de senin izinden gideceğim ellerine sağlık yazılarının devamanı bekliyoruz...........
 2 NİYETLER
Yazan Yusuf KURT, 29-07-2008 21:50
Sayın pirali başkan bey'e ; yazdıklarınız için öncelikle sizlere teşekkür ederim.derdim kafatasçılık veya ırkçılık yapmak değildir.Bana dokunan ve yüreğimde eziklik bırakan nokta, yaşadığımız kültür ürünlerinin kime ait olduğu hakkında çok fazla hiçbir bilimsel belge olmamasına rağmen herkes istediği gibi yorum yaparken ve bunu Yunana bağışlarken bende yaşanılan değerler üzerinden bir yorum yaptım.Elimizde bir belge olmadığına göre yapılacak tek yöntem yaşanılan yada var olan materyalleri değerlendirmektir.Bu kültürü ille de Türklüğe dayandırmak gibi bir niyetim yok.Ancak bu kültürü ille de Rumluğa dayandırmak isteyenler bu düşüncelerine kılıf hazırlamak için ellerinden geleni yapıyorlar.Nerde bir taş parçası ,nerde bir kalıntı bulduklarında hemen onu antik yunanın bir parçası sayıyorlarken bende bir gerçeği yaşanan hem de dipdiri yaşayan bir gerçeği hala ayakta kalan bir topluluğu hatta bundan hiçbir şekilde bilinçli olarak söz edilmeyen çepnileri bazılarının gözlerine sokmak için bir caba harcadım. Günümüzde folklorumuzu her anlamda yaşayan toplukluların halan çepniler olduğu gerek kemençeleri,türküleri,horonları,kostümleri vs.bu topluluklarda bulmaktayız.Dolayısıyla eskidende böyleydi varsayımıyla tarihin geri sayfalarına da döndüğümüzde kemençeyi en iyi kim çalıyordu dediğimizde alınan cevap çepni kökenli insanlar oluyor. 
Kemençenin bu toprakların malı olduğunu savundum ve çepnileri, örnek verdim .cepniler de Türk kimliği içinde olduğunu için bunu vurguladım.çepnilere ait olduğunu demedim.Günümüzde kültürü koruyan ,gelenekleri en doğru şekilde bozulmadan sürdüren ve yaşatan çepniler olduğunu savundum.Bu topraklarda günümüzde bu toplulukların bu kültürü en diri şekilde yaşadığından yola çıkarak bir yol izledim.Sizde Anadoluda yaşayan diğer çepni topluluklarının neden horon oynamadığını ,dolayısıyla bu kültür çepnilerin değildir anlamını çıkarmaya çalıştınız yanlış anlamadıysam. Anadoluda yaşayan diğer çepniler neden acaba horon oynamıyor dediniz, elbetteki oynamıyor. Nasıl ki bütün Yunanlıların horon oynamadığı veya sirtaki oynamadığı,çeşitlilik gösterdiği gibi.Balıkesirdeki cepni bengi oynuyor ,Manisadaki zeybek oynuyor,Tokattaki halay oynuyor bunun gibi örnekleri bolca vermek mümkün.Yunanistan topraklarında kaç çeşit oyun türü vardır? Kuzey Yunanistan bölgesindekilerin oyunuyla mora yarımadasındakilerin oyunlarında benzerlik var mı?yada adalar kısmında yaşayanlar ile bir bezerlik var mı ? yada Kıbrısta yaşayan Rumların oyunları Yunanistandaki Rumlarla aynımı? Makedonyada yaşayan yunalılar ne oynuyor? Ama hepsi yunanlı yada hepsinin Helen olduğu gerçektir ve bundan da asla taviz vermiyorlar.Aynı milletten olmak demek aynı dansı oynayacaksın anlamına gelmez. Veya eğer horon Türkünse bütün dünyadaki Türkler horon oynayacak diye bir kural olamaz .Anadoluda bir sürü halk dansı,halk müziği,halk kostümleri ,halk çalgıları örnekleri görmek mümkündür. hemen hemen hiçbir il aynı oyunu , aynı türküyü,aynı kıyafeti giymez bu çeşitlilik demek ayrı milletten olduğumuz anlamına gelmez.Türkmenler ,Yörükler,tahtacılar,buna benzer bir sürü boy var .Türkler çok geniş kollara ayrılmış bir millettir. halkın danslarını şekillendiren yaşadıkları mekanlardır,karşılaştıkları kültürlerdir ,inançlarıdır bu inkar edilemez. saf arı bir kültür bulmamız imkansızdır?ama eğer yunanlar kendilerince uydurdukları mitolojileri gerçek kabul edip hala horon ve kemence bizimdir diye ısrar ediyorsa neden bizim elimizde böyle güzel folklorik materyaller varken biz bunun mücadelesini vermiyoruz? Neden biz çıkıp diyemiyoruz ki heyyy arkadaşlar siz böyle diyorsunuz ama bakın buyurun gelin kadırgaya , sisdağına,alacaya ,honeftere bakın görün ordaki Türkmen çepnileri görenekleri gelenekleri horonları kıyafetleri halan devam ediyor adam sığırını satıp otçu ediyor ,aç kalacağını bilmesine rağmen.Benim vurgulamak istediğim nokta neden bizim içimizden birileri başka bir millete bu kültürü zorla yamamak istiyorlar.Neden Türk kimliğini kabul etmiyorlar. Batılılar bin türlü yalanlarla kendilerine geçmiş ararken uydurma mitolojileri tarih kabul edip önümüze sunarken biz neden gerçek yaşanmış hikayelerimizi onlara anlatamıyoruz.Eğer bu görüşler siyasi oluyorsa yapacak bir şeyim yok.Panhelenist akıma birileri çanak tutarken bizimde uyanık olmamız lazım sevgili dostlar.
 3 Yusuf Hocam
Yazan ÖĞRENCİN, 29-07-2008 10:21
Yusuf hocam çok güzel anlattın hiçbirşey yazmaya bile gerek yok zaten bu işin ustasısın.Ne yazarsan kesinlikle doğrudur.
 4 Kultur Siyaseti Kulturu Siyasetten Korum
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 05-07-2008 02:31
Yazinin genelindeki kaygilara katilmakla birlikte kemence ve horona israrla siyasal kimlikten bir elbise giyidirilme cabasini anlayamadigimi belirtmek isterim.Yazar bir taraftan horon ve kemencenin etimoloji vs yardimiyla Yunan patenti almasina karsi hakli olarak, yuz sene geriye gidin bakalim horon oynayan kemence calan birini bulabilir misiniz bugunku Yunanistan cografyasinda diye sorarken kendisi de ayni mantiga dayanan bir el cabukluguyla bu kulturel degerleri Cepni kimligi uzerinden Turk Mali ilan ediyor.Biz de kendisine sorabiliriz o halde; Anadolu'da Dogu Karadeniz disinda Corum'dan tutun da Bursa'ya, Balikesir'e kadar bircok Cepni toplulugu yasiyor.Bunlardan herhangi birinde horon oynandigini ya da kemence calindigini kanitlayabilir mi bize?Kendisinin de belirttigi gibi Yunanistan'da yoresel kulturumuzu temsil etmeye calisanlar sadece ve sadece Dogu Karadeniz'den giden mubadiller.Ayni sekilde Eski Sovyetler Birligi topraklarinda Kirim civarinda ve Sohum'da yasayan Hemsin kokenli Ermeniler de horon ve kemence gelenegini yasatmaya calisiyorlar.Yore kokenli olmayan Yunan ya da Ermenilerde yazarin belirttigi gibi bu folklorik degerler kesinlikle mevcut degil.Ancak ayni seyi Dogu Karadeniz kokenli olmayan Turkler icin de soylemek durumundayiz.Peki o zaman bu kultur son birkac yuzyilda olusturulan yapay siyasal kimliklerden ziyade koku topraklarimizin yedi kat altinda, kadim Dogu Karadeniz halklarina dayaniyor olmasin...Farkindayim bugunku siyasal konjonkturde sirtini bir sekilde makbul kimlige dayandirmak ciddi bir konfor sagliyor ama bu konfora dayanmak bircok acidan son derece dogru yolda ilerleyen genc ve yurekli arastirmacilara yakismiyor. 
 
Cepnilerin horon ve kemence kulturunun ulkemizdeki belki de en iyi tasiyicilari oldugu yadsinamaz bir gercek.Ancak hicbir sosyal bilim yontemi bu kadar bir veriyle kulturun kaynagini ayni adrese ihale etme olanagi vermiyor bizlere.Yoremizde kulturel ortakligin baslica kaynaginin yaylalar oldugu hepimizce malum.Cepnilerin yogun olarak yasadigi Agasar, Ziva hatta Gorele'nin diger koylerinin bu anlamda Trabzon'un Besikduzu, Iskenderli'den tutun da belki Macka'ya kadar uzanan bolumu ile genel bir kulturel alisverisinden, etkilesiminden soz edebiliriz.Yoreye neredeyse bin yil once yerlesmeye baslayan ve uzun sure Heterodoks inanc yapisi ile varolan Cepnilerin; gunluk yasamda-geleneklerinde kac-goc olmayan, kadinin toplumsal alanda varolabildigi yerlesik kulturel degerlerle kolaylikla entegre oldugu ve onu bir bicimde icsellestirerek kendi yapisina uydurdugu, hatta ozgun tavrini katarak yasattigi dusunulebilir.Yuzyillar suren bir butunlesmeden ve yorenin butun karakteristik ozelliklerini emerek tamamiyla Karadenizlilestikten sonra Cepnilerden artik duygularini,iclerindeki devinimi baglama ya da kopuz calarak ifade etmelerini beklemek cok mantikli olmaz sanirim.Kemence bu topraklarin ruhunu en iyi ifade eden calgidir ve bu ruha ait/dahil olan kim varsa onu kendisini ifade edebilmek icin canla basla sahiplenmistir.
 5 yusuf hocam tesekkur ederım
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 01-07-2008 17:20
hocam yıne dokturdun hanı ben sana calarken sen cosuyosunya bu yazında onun gıbı olmus elıne saglık yolun acık olsun
 6 TÜM GÜZELLİKLERİMİZ KORUNMALI VE YAŞTILM
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 30-06-2008 09:15
Benim çok savunduğum FONETİK sözcüğününün coğrafi özelliğini ele alacak olursak; Karadenizin her karış toprağında yaşayan mangal yürekli yiğitlerin akort edilmiş FONETİK düzeni asla ve asla bozulmamalıdır. Bu konuya bire-bir eşleme ile yüreğinden dökülen yiğitçe sözcüklerin oluşturduğu bu yazının içeriğine katılmamak elde değildir. Yazının özüne katkıda bulunan Sayın Yusuf Kurt kardeşimize selam olsun. 
Selam olsun onun değerlendirmek istediği mangal yüreklere,selam olsun üzüldüğünde ağıt yakan dillere,dilin akort edilmiş güzelliğine,fonetik dilin inceliğine,selam olsun sevindiğinde her kemiğin sallandığı ya da titrediği güzel horon biçimlerine. Bunun içindir ki Karadenizin kültür boyutu çok çok geniş bir yelpazenin kanatlarına yapışmıştır. Her kanatında kuzeyden esen rüzgarın serinledici haz dolu güzelliği vardır. Konuşma dili ile türkü dilinin bire-bir örtüşmediği bu güzel yansıma diğer bölgelerimizde bu kadar devinimli bu kadar heyecan verici değildir. Karadeniz insanı sevindiğinde hamsi gibi devinimliliği,üzüldüğünde de ağıtsı yüzü ön plana çıkar. 
Demem o ki; Karadenizden alıp götürülmek istenen çok değerler var ki, bunlardan başta geleni bölünmeyi gerçekleştirmek için dış oynaklar devinim durumundadır. Bunlara toplumsal biçimde karşı durmak ve bizim yaşam tarzımıza el değdirmek isteyenlerin ellerini kırmalıyız. Ben Türkiyenin her gram toprağını ıslak ayakkabısının altına yapıştırarak gizlice almak isteyen her hain kişinin ayaklarının altını dilimle yalayarak toprağımı kurtarmak isteyen bir vatan severim. İyi biliyorum ki bu sözünü ettiğimiz mangal yürekler de en az benim kadar vatan severdirler. Vatanı sevmek yalnız toprağımızı sevmek değildir. Aynen bu doğaçlama gibi tüm kültür güzelliklerini de korumak ve yaşatmaktır. Bunun için derim ki her eğitimci ve kültürel boyutu geniş olan her yüreğimiz çevresinde bulunan herkese elinden geldiğinden fazlasıyla katkıda bulunmak üzere öğretmen olmalıdır. Horonu, Kemençe çalmayı kardeşce bütünleştirerek geniş biçimde yaygınlaştırmalıdır. Bu konuda yerel yönetimler ön plana çıkıp yardım eline taşın altına koymalıdır. Toplumsal yardımlaşma kesinlikle çalıştırılmalıdır.  
Konuya yardım eli uzatılarak kutsal kültürümüz yaşatılmalıdır. Tüm yürek dolusu saygı ve sevgilerimle bu yazıyı yorumlayarak bize ulaştıran tüm mangal yüreklere selam olsun. Özlemi ile yaşadığım toprağımın her tanesine de sizler selam söyleyin. 
 
yaralandım e nenem 
savmai yaralarım 
derdlerımıun yuzinden  
oduru da ağlarım 
 
ağlarım dolar gözum 
yaşım agar yuzume 
yesir oldum e nenem 
çileli derdlerıme 
 
reçinesi olmayan  
yain sesi olu mi  
gimlere anladaim 
yarali derdlerımi 
 
derdımun açisindan 
uygu girmez gözume 
ne ay vuru ne gineş 
ha bu derdli yuzume 
 
SALİH ZEKİ FETTAHOĞLU 
( KARADAĞ UŞAÇUU ) 
Matematik Öğretmeni & Matematik Mühendisi 
Akçay - Balıkesir
 7 Yazan Kaknus, 29-06-2008 13:07
Eleştirilerinize aynen katılmakla beraber varolan bir durumu da göz önüne getirmek gerkeiyor.Horon dağların oyunudur. Horon kimliğinin gereçekten oluşabilmesi için insanın hayvan peşlerinde koşması, sırtında yük taşıması, yayla yollarında yürümesi, yağmurlarda ıslanması gerekir ki horonun ruhu oluşsun. Günümüzde köyler boşalıp insanlar şehirlere göçtüğünde bu ruhun oluşmasını beklemek bence artık hayal. Şehirden 1 ay tatile gelip onda da köyleri Avrupalı oryantalistlerin doğuyu incelemesi gibi inceleyen bir gençten ne bekleyebiliriz ki. 
Bence ünümüzde kültürümüzü korumak için kaynağında çalışmalar yapmak gerekiyor. Şalpazarı kültürü Şalpazarı'nda, Tonya kültürü Tonya'da araştırılıp değerlendirilmeli. Sahneye konarken de mutlaka o yöre değerlerinden yararlanılmalı. 
Ben şehirdeki insaların köy değerlerini yaşatmaları çabalarına pek gerçekçi bakmıyorum. Çünkü şehirdekiler,özellikle de orda doğup büyüyenler artık bu kültürü tam olarak yansıtamazlar. Çünkü kültürel olarak bu topraklardan beslenmiyorlar.
 8 eline sağlık yusuf hocacuğum
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 29-06-2008 02:04
valla ellerine sağlık hocam allah senden razı olsun sen olmasan ne olcak bizim halimiz saolasın hocam ellerin dert gormesin valla tamaaaamen katılıyorum cok saol warol nurol yaşaaa

Yorum yaz
  • Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
  • Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
  • Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
  • Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
  • Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

 
< Önceki   Sonraki >
Karadeniz TarihiRöportaj ve SöyleşilerVideolarSerander ForumKaradeniz YemekleriKaradeniz Yol Yapım HikayeleriEski Karadeniz Fotoğrafları
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... - Horon ve Kemençe Kimliğimizdir!