Folklor, bir bölgedeki kültür ürünlerinin tümüdür. Halkın ürettiği maddi ve manevi öğeler folklorun konusudur. Folklor, toplumun sosyo-ekonomik dinamiklerini ortaya çıkartmakta, milletin kültür birliğini sağlamaktadır.
Folklorun temel özelliklerinden biri de yerelliktir. Gelenekler, ilişkiler gibi, yerel özellikler taşıyan günlük yaşam, zamanla çeşitli etkenlere bağlı olarak genel yaşam içinde görülür. Bireysel yaşantının toplumsallaşmış örnekleri olan halk kültürü ürünleri çeşitli düzeylerde iletişim sağlama işlevini de yerine getirir.
Herhangi bir toplumun fertlerinin hâkim inançları, değerleri, hareket tarzları, o toplumun kültürünü oluşturan parçalarıdır. Toplumların genel özellikleri kültürleri ile belirlenir. Söz konusu genel özellikleri paylaşan toplumu oluşturan bireylerin tümüne de Halk denir. Halkın üretim faaliyetleri, toplumun yaşama ve gelişmesinin mutlak koşuludur. Üretici halk olmadıkça toplumda kültür var olamaz. Sözü edilen halk kavramının oluşturduğu kültüre de Halk Kültürü denir.
Folklor bu kültürün tümünü kapsar. Folklorumuzun en önemli unsurları olan halk oyunlarımız, kendisiyle bütünleşen müzik ve giysilerimiz ile birlikte geçmişten günümüze dek halk kültürümüzü yaşamamıza ve gelecek nesillere aktarmamıza olanak sağlamıştır. Halk Oyunlarımız ait olduğu toplumun orijinal karakterlerini, duygu, düşünce ve davranışlarını sergileyen bir özelliğe sahiptir. Halk Oyunlarının içinde barındırdığı melodi, (kayde) ritim, ve hareket yapısı ile kişiye kaynaşmayı beraber hareket etmeyi, paylaşmayı ve kendini ifade etmeyi öğretir.
Halk oyunlarımız, toplumların kimliklerini, hayata bakışlarını, yaşayışlarını, sevdalarını, inançlarını, acılarını, dertlerini, kahramanlıklarını, savaşlarını beden yoluyla ifade eden bir sanat dalıdır. Halk danslarının bir geçmişi ve dayanağı vardır. Bir toplumun üzerinde yaşadığı doğal ortam, o toplum insanının karakter yapısını önemli ölçüde etkiler. Örnek olarak, Dağlık yerlerde yaşayan insanlar ortama uyum sağlama yönünden daha çevik, cesur, atik ve girişkendirler. Bu güç ve sert doğa koşulları, onları daha çok çalışmaya ve çabaya iter. Tıpkı Doğu Karadeniz bölgesi insanında olduğu gibi. Dik yamaçlı dağlarda ekilebilen toprak çok azdır. Bundan dolayı, Karadeniz insanı için toprak çok değerlidir. Topraktan sonuna tek yararlanmak için olağan üstü gayret sarf edilir. Yöre insanı için büyük mücadele kaçınılmazdır.
Dağların ve dik yamaçların bitiminde, günü gününe uymayan hırçın dalgaları ile Karadeniz bulunur. Yöre insanı, toprağın vermediğini denizden almak için bu hırçın ve acımasız dalgalarla savaşmak zorundadır. Cesur ve mücadeleci olmalıdır. Çünkü üzerinde yaşadığı doğa koşulları bunu gerektirmektedir. Yöre insanındaki çok güçlü birlik ve beraberlik ruhunun oluşmasındaki koşullardan birisi de budur.
Türk Halk Oyunları kültürü içerisinde önemli yeri olan Trabzon Halk kültürü ve oyunları Türk kültürünün temel yapı taşlarındandır. Trabzon Halk kültürü ve Halk dansları Türkiye’de ve dünyada önemli bir yere sahiptir. Trabzon Halk oyunları uzun yıllar önce Türk ve dünya kamuoyuna duyurulmaya başlanmıştır. Oyunlardaki zenginlik ve mistik hava gerek ülkemizde gerekse uluslararası alanda, sanat ve bilim çevrelerinde büyük ilgi görmektedir. Trabzon yöresi oyunları dünyada eşine ender rastlanan bir şekilde hala yöreselliğini korumakta, halk arasında diri ve dinamik bir şekilde yaşamaktadır. Yayla şenliklerinde, düğünlerde, asker gecelerinde, gurbet ellerde kısacası düz buldukları her alanda bunu yaşatmaktadırlar.
Bu özellik yöre insanının bu kültürü kutsal ve tapınma gibi görmesinden kaynaklanmaktadır. Günümüzde dünyanın hiçbir bölgesinde bozulmamış, saf kültüre rastlamamız elbette mümkün değildir. Kitle iletişim araçlarının yangınlaşması, medyanın etkisi ve hızla küreselleşen dünya koşullarında bu mümkün değildir. Küreselleşen ve tek tipleşen Dünyada bu koşullara rağmen oyunlarımız ilkelliğini, içindeki gizemi korumakta ve yaşamaktadır. Ülkemizin dört bir tarafındaki yörelerinde var olan dejenere bizim yöremizi de aynı şekilde etkilemiştir. Oyunlarımızın sağlıklı bir şekilde araştırılması, incelenmesi, değerlendirilmesi, bilim ve sanat emrine sunulması için bu işleri yapacak olan kadroların gerekli eğitim ve tecrübeden geçmesi gerekmektedir.
Trabzon ve yöresinde oynanan halk oyunlarına Horon, Horom, Horan denmektedir. Sevgili dostlar, kelimenin etimolojik anlamıyla kafanızı bulandırmak istemiyorum. Önemli olan ve siz okurlarımıza vurgulamak istediğim asıl konu, horonun ne için, hangi ruh, duygu ve inanış dünyasında icra edildiğidir. Horunun etimolojik anlamını çeşitli kaynaklardan edinmemiz mümkündür. Benim akademik bilgim ve araştırmalarıma dayanarak söyleyeceğim şudur ki;
Horon Karadeniz doğumludur, bu toprakların malıdır ve kimliği de Türk’tür. Bin yıllar boyunca beraber yaşadığımız diğer medeniyetler ve halkların katkısı elbetteki inkâr edilemez. Ancak burada baskın ve hâkim olan kültür Türk kültürüdür. Açıklamamı destekleyecek bir sürü örnek vermem mümkündür.
Yöremizde yaşayan Çepniler, Oğuzların 24 boyundan birisidir. Çepniler katıksız bir Türk unsurudur. Trabzon yöresinde en yoğun yaşadıkları bölge Şalpazarı ilçesidir. Çepnilerin bu gün bile diri olarak yaşattıkları gelenekleri diğer bölgelere örnek olacak şekilde ihtişamını korumaktadır. Trabzon bölgesinde Halk kültürü ürünlerini halen en dinamik şekilde yaşayan Çepnilerin düğünleri, yayla şenlikleri, kaydeleri, kemençecileri, dokumaları ve özellikle de kostümleri herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle de kadın kostümlerini günümüzde bile günlük yaşamda hala kullanmaktadır. Yörede en usta Kemençeciler yine Çepnilerdir. Yörenin en usta Kemençecisi ve en eski kayıtları TRT tarafından derlenen Piçoğlu Osman (Osman GÖKÇE) 1901 yılında Giresun’un Görele ilçesinde dünyaya gelmiştir ve Çepni Türklerindendir. Bu yönüyle Çepniler, yörede folklorik ürünlere en doğru şekilde örnek teşkil eder niteliktedirler.
Dolayısıyla bu gibi folklorik materyalleri bir araya getirdiğimizde karşımıza çıkan tabloda, baştan da belirttiğimiz gibi Horon’un ve Kemençe’nin Türk kimliğine ait birer değer olduğu sonucunu karşımıza çıkarmaktadır. Sonuç, bilimsel olarak bazı vesikalara sahip olmasa da izlediğimiz yol tektir.
Günümüzde bu kültürü en canlı yaşayan topluluklar ve onlardan bize kalan folklorik malzemeleri bir araya getirip bir sonuca ulaşmaktan da başka şansımız yoktur. Bu görüşün tam aksini savunan bazı yazar ve çizerler, bazı konuları mitolojik gerçek kabul edip bu konuda bilgi sahibi olmayan halkın kafasını bulandırmaktadır. Horonu ota, samana, mısır kumuluna, şuna veya buna benzeterek Yunanlının malı saymaktadır. Bu fikri savunanlara şunu sormak istiyorum;
Günümüzden 90 veya 100 yıl evvel bugünkü Yunanistan’da bir tane Kemençeci veya Horoncu olan bir kişiyi bana söyleyebilirler mi? Elbette hayır, çünkü bu saz Yunanistan topraklarına Lozan antlaşmasıyla gerçekleştirilen mübadele sonucu Karadeniz’den göçen Karadenizli Rumlar tarafından götürülmüştür ve bu insanlar tarafından oradaki yerli halka tanıtılmıştır. Bizim elimizdeki delil ise, günümüzde bu kültürü en canlı yaşayan toplulukları kaynak olarak göstermektedir ve bu topluluklar da öz be öz Türk unsuru olan Çepnilerdir.
Trabzon yöresi halk oyunlarının bu gün geldiği nokta pekte iç acıcı değildir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi gelişen ve değişen koşullarda halk oyunlarının geldiği boyuttan bizim yöremizde nasibini almıştır. Özellikle de oyunlarımız ve müziğimiz halen ilkelliğini koruduğu için herkes her şekilde bir ekleme ve çıkarma yapılabilmektedir. Çünkü yöremizde müzik ve oyunlar hakkında henüz bir envanter çalışması yapılmamıştır.
Trabzon bölgesinin oyunları 1900’lü yılların başından beri ekip halini aldığını görmekteyiz. Oyunların adları aynı kalmasına rağmen tavır ve içerik olarak oldukça değişmiştir. Oyun müzikleri de aynı durumdadır. Müziklerdeki orijin metronom ekip ve yarışma kaygılarıyla yükselmiştir. “Ne kadar çok hız, o kadar güzel horon” Anlayışı toplumun her tabakasına yerleşmiştir. Köyünde kaynak kişi niteliğinde yaşayan köylüler dahi artık eski oynadıkları oyunları beğenmeyip yeni nesil oyunlara itibar eder hale geldi. Bunun sebeplerinden en büyüğü ise, medyanın da etkisiyle yaratılan yeni popüler Karadeniz müziğinin ve oyunlarının yöre halkına bile kabul ettirilmiş olmasıdır. Yaratılan yeni oyunlarla halk arasında oynayan oyunlar arasındaki fark ayrılığını kapatmak için ise uyanık folklor rantçıları, yaptıkları yalandan araştırmaları halk oyunları camiasına yutturmak için ise gittikleri yerlerdeki köylülere, çekim yapmadan önce kendi bildikleri uyduruk oyunu ezberletip, doğrusu budur diye daha sonra piyasaya sunmaya çalışmaktadır. Amaç yeni bir şey bulmak, bu piyasaya sunmak ve daha çok para kazanmaktır. Karakter eğitimini tamamlamamış bir insan bilim adamı olamaz, hele de halkın kültürüyle asla ilgilenemez.
Halk oyunlarının yozlaşmasındaki temel etkenlerden diğeri ise eğitmenlerdir. Halk oyunları eğitmenliği basite alınmış, eline bir belge tutturan bu kutsal görevi iş haline getirip kolay yoldan para kazanmanın yollarına bakmıştır. İşin ehli olmayan eğitimsiz kişilerin sanat anlayışı kıt olacağından ortaya koyacakları eser de ancak o kadar olacaktır. Diğer bir sorun ise halk oyunlarının büyük kentlere taşınmasıdır. Ekonomik alanda yaşanan değişimler kırdan kente göçü hızlandırmasıyla beraber halk oyunları da kentlere taşındı ve kent merkezlerinden yönetilir bir hale getirildi. Büyük kentlerde halk oyunları piyasası oluşturuldu ve buna bağlı olarak da halk oyunları eğitmeni, müzisyeni, kostümcüsü her yönüyle rant sağlama aracı haline getirildi.
Yeni anlayıştaki kent folklorunda, gösteri amaçlı çalışmalarda sadece görsellik ön plana çıkartıldı. Amaç belki de halk oyunlarını geniş kitlelere tanıtmaktı fakat ülkedeki sosyal, ekonomik ve siyasal olumsuzluklar bu misyonu başarmada engel teşkil etmiştir. Dolayısıyla amaçtan sapıldı ve halk oyunları sadece gösterilerde, açılışlarda, devlet erkânını karşılamada, bayramlarda, törenlerde ya da sanatçıların arkasında dekor olarak kullanılmaktan kurtulamadı.
Çeşitli kurum ve kuruluşların düzenlediği yarışmalar ise ayrıca oyunlarımızın bozulmasında etken olmuştur. Yarışmalarda kullanılan kriterler bazen, hatta çoğu zaman yörenin orijin yapısındaki oyunları ifade edemedi. Yöredekiler bu kriterler sonucunda yörelerde olmayanı uydurmaya ve yeni şeyler üretmeye çalıştılar. İşin ehli olmayan eğitmenler ve seçici kurul üyeleri araştırma yapmadan, yöreyi tanımadan, dağ bayır dolanmadan apartman dairelerinde oturarak bu işi yapmaya çalıştılar. Ellerine tutuşturulan belge ise çoğu zaman hatır belası verilmiştir. Köy oyunu ve ekip oyunu gibi iki kavram oluştu. Ekipler, köylünün oyununu oynaması gerekirken birbirinden tamamen farklı iki ayrı oyun şekline dönüştürüldü. Halkın oyun anlayışı bu sayede değiştirildi, halk bu anlamda çelişki yaşarken kendi malı olan oyunlarını oynayamaz, tanıyamaz bir hale geldi.
Son yıllarda büyük şirketlerin desteğiyle kurulan şov amaçlı ve sahneye yönelik halk oyunları çalışmaları halk oyunlarına olan bakış acısını değiştirdi. Dev şirketlerin bu organizasyonlara bu kadar para harcanmasındaki amaç halk oyunlarını korumak, gelecek nesillere yaymak mı? yoksa bir sektör haline gelmiş halk oyunlarından gereken payı koparmak mı?
Televizyonlarda ay geçmiyor yeni bir halk müziği yarışması, dans yarışması, halk oyunları yarışmaları sunuluyor. Bu gün folklorun moda oluşu, Türkiye’de kentli nüfusun köylü nüfusu tamamen katladığı köylerin boşaldığı döneme rastlıyor. Yeni folklor bu kez batıdaki anlamıyla antikacılık olarak dönüyor sahnelere. Üstelik artık para getiren bir iş olarak… Eski oyunlara kara düzen deniyor. Yeni gelen anlayış ise seyircinin gözünde ışığıyla, kostümüyle, müziğiyle, sahnelemesine kadar apayrı bir şeydir. Bu yolla köylü halka “ Vay be bizim oyunlarımız böyle güzeli miydi” dedirtilmektedir.
Değerli dostlar horon-kemençe ve türkü bir Karadenizli, bir Trabzonlu için kimlik meselesidir. Karadeniz insanına cesareti, mertliği, dürüstlüğü, vatanperverliği, mücadeleci ruhu veren bu iki unsurdur. Osmanlı’da bizimdir ama biz Osmanlıdan önce bu toprakları Türk yurdu haline getirdik. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında en büyük görevleri üstlendik. Dedelerimiz M.Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet muhafızlarıydı. Cumhuriyet muhafızlarının torunları olmak herkese nasip olmaz değerli dostlar… Sadık, güvenilir, cesur olmalısınız. Vatan için Cumhuriyet için gözünü kırpmadan ölmeye hazır olmalısınız. Sakarya meydan savaşında Topal Osman’ın kurduğu alayın askerleri mermileri bitince süngülerini çekerek ölüme yürüdüler. 23 nisan 1922 de TBMM’ in açılışının 2. inci yıl dönümünde Karadeniz Uşakları meclisin bahçesinde horonlarını oynadılar. Böyle bir milletin torunlarıyız… Bize bu gücü veren kültürümüzdür. İçindeki en önemli unsurlar da kemençe ve horondur. Bu yüzden kemençe ve horon Karadenizli için kimlik meselesidir.
Eğer bu iki unsuru kaybedersek hiçbir şeyimiz kalmaz, medeniyet ve tarih sahnesinde yok oluruz. Bu milletin kültürü maalesef Hamsi, Temel ve Fadime gibi unsurlara dayanılarak tanıtılıyor. TV programlarında Karadenizlinin kahramanlıkları, destanları, türküleri, ağıtları, kemençe ustaları, yiğitlikleri neden konu edilmiyor? Neden başkalarının gülmesi için içi boş ve aptal yerine konularak anlatılan Temel-Fadime fıkralarına meze oluyoruz.
Eline mikrofonu alan sanatçı, türkücü, kemençeci oluyor. Hiç bir eğitime ve donanıma sahip olmadan bu kültür hakkında yorum yapıyor. Nerede bizim aydınlarımız, entellektüel yazarlarımız, eğitimli sanatçılarımız, bilim adamlarımız, müzikologlarımız? Bu iğrençliğe neden dur denmiyor? Kim bize bu rolü biçiyor? Neden bize biçilen bu rolü hiç sorgulamadan oynuyoruz? Kimiz biz? Böyle mi olmalıyız?
Bu insanların bin yıllardır ürettikleri bu kültür malzemelerini kimse cebini doldurmak için keyfe keder kullanmamalı. Eğer birileri kendini sanatçı olarak niteliyorsa asıl mal sahiplerinin arasına karışarak onların kültürünü dejenere etmeden doğru ve bilimsel metotlarla uygun bir biçimde yorumlamalıdırlar.
Şehirde yaşayarak, Kadırganın çimenine ayak basmayan, yaylanın suyundan içmeyen, sığırların peşinde çobanlık yapmadan, günlerce otçu zamanını heyecanla beklemeyen, yağmurdan ıslanıp eve gelip anasının peştamalıyla saçlarını silmeyen kişiler bu duyguları müziklerinde, sahneledikleri oyunlarında yansıtırken lütfen amacına uygun bir şekilde yorumlasınlar. Bu kültür onu yaşayanlarındır, ona emek verenlerindir, onun için bedel ödeyenlerindir…
Yusuf KURT (Halkbilimci)
E-Posta:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Her hakkı saklıdır. Bu çalışma Serander.Net'te yazarının izni ile yayınlanmaktadır. İzinsiz alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Görüntüleme sayısı: 10908
Yorumlar (8)
Yorum yaz
Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.