• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Site Araçları

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...

Serander.Net

Anasayfa arrow Röportajlar arrow İsmail Hakkı DEMİRCİOĞLU ile Türkü Tadında Söyleşi
İsmail Hakkı DEMİRCİOĞLU ile Türkü Tadında Söyleşi
Yazar Meftun ŞENGÜN   
Salı, 08 Temmuz 2008

İsmail Hakkı Demircioğlu

Geride bıraktığımız Mayıs ayı içerisinde Türk Halk Müziği ve Bağlama Sanatçısı İsmail Hakkı DEMİRCİOĞLU ile yaptığımız söyleşiyi sizlere sunuyoruz. Söyleşide neler mi konuştuk? Dilerseniz hep birlikte okuyalım…

Meftun Şengün: İsmail Bey, öncelikle sizi yakından tanıyarak sohbetimize başlayabilir miyiz? Şöyle kısa da bizlere kendinizi biraz anlatabilir misiniz?

İsmail Hakkı Demircioğlu: 1957 yılında Rize’nin Pazar ilçesinde dünyaya geldim. İlk, Orta ve Lise eğitimimi Pazar’da tamamladım. 20 yaşıma kadar Pazar’da kaldım, sonrasında vatani görevimi tamamlayıp İ.T.Ü Türk Müziği Devlet Konservatuarı Temel Bilimler bölümüne giriş yaptım.

İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra Rize ile olan bağlantımı koparmadım. Yaz aylarında her yıl Pazar’da bulundum. Malumunuzdur, bizim oralarda geçim çay’dan sağlanır. Tahsilimi çay’dan olan kazancımız ile tamamladım diyebilirim. 11-12 yaşlarından itibaren çay tarımı ile ilgilenmeye başladım. Bugün bile hala daha mahsul zamanlarında memlekete çay toplamaya giderim. Her ne kadar ekonomik olarak eski değeri kalmadıysa da, Türkiye’deki göç olgusu nedeni ile köylerde pek az insan yaşadığı için çay’la ilgilenmek durumundaydım.

O dönemin insanları gibi ben de güzel bir çocukluk dönemi yaşadım. Çocukluğumdan Lise dönemime kadar köyümüzün elektriği, telefonu ve yolu yoktu. Mahalledeki tek radyo dedemlerde olan radyo idi. Etrafın yemyeşil olduğu mahallemiz, o eskinin evleri ile kaplıydı. Memleketimizde her şey vardı… İşimiz bittiği vakit balık tutmaya giderdik. Tavlat deresinde tuttuğumuz balığın tadını hiçbirine değişmem diyebilirim… Derelere yüzmeye gittiğimizde kalabalıktan yer bulamazdık…

Kısacası toparlarsak, memlekette her şeyin doğal ve bozulmamış olan değerlerini yaşadım. Gerçi şimdilerde geriye pek bir şey kalmadı… Çünkü insanlar para kazandıkça eski evlerin yerini çarpık yapılaşmamın ürünleri aldı, yüzmeye ya da balık tutmaya gittiğimiz dereler artık çöplük haline geldi, duyarsızlığın etkisini çok fazla yaşıyoruz…

İsmail Hakkı Demircioğlu

Meftun Şengün: Müzik ile tanışmanız nasıl oldu? Biraz da o dönemlerinizden bahsedebilir misiniz?

İsmail Hakkı Demircioğlu: Müzikle ilk defa dedemlerde dinlediğim radyo ile tanıştım diyebilirim. Müziğin farklı çeşitlerini de yine radyo sayesinde dinledik… Zamanla pikaplar çıktı ve plaklarla tanışmış olduk. O dönemlerde müziğe karşı bir merakım başladı. Amcam, oğlunun hastalığı nedeni ile köye gelmek durumunda kalmıştı. Oğluna, hastalığı nedeni ile onu mutlu etmek için yanında bir de saz getirmişti. O dönemlerde amcamlar ile birlikte oturuyorduk. Bir zaman sonra amcamın oğlu tekrar İstanbul’a dönüş yapmak zorunda kalmıştı. Tabii, saz da bize kalmıştı. Müziğe olan merakım ile kısa bir süre sonra saz ile uğraşmaya başladım. Neriman Aldıntağ Tüfekçi, Zeki Müren ve Karadenizli sanatçılardan Rizeli Sadık, Hasan Tunç gibi isimlerin plaklarını dinler, dinlediklerimi söylemeye çalışırdım. İlkokul yıllarında hocalarım müzik derslerinde bana dinlediklerimi söylettirirlerdi.

Ortaokul yıllarında saz çalmayı biraz daha ilerletmiştim. Bazı arkadaşlarla okulların etkinliklerinde çalıp söyledik. Lise bittikten sonra üniversiteyi kazanamadım. 1974, 1975 yıllarında bir gazete ilanından açılacak olan İ.T.Ü. Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nın çeşitli bölümlerine öğrenci alınacağını öğrendim. Ama konuyla ilgili ne yapmam gerekir diye hiçbir bilgim yoktu. Çevremdeki bazı arkadaşlar bana müracaat etmem konusunda telkinlerde bulundu. Sonrasında okula gidip müracaatta bulundum. Fakat nedendir bilinmez, ya ben derdimi anlatamadım ya da kayıt görevlisi beni yanlış anlamış olacak ki “senin yaşın büyük olduğu için kaydını yapamayız” diyerek beni geri çevirdi. Ben de bunun üzerine bu işin olmayacağını varsayarak 1977 senesinde askere gittim.

Askerliğimi önce İskenderun’a daha sonra Ankara’ya giderek yaptım. Ankara’daki ortamım uygun olduğundan kitap okumak, müzik dinlemek ve çalıp söylemek gibi şeyleri yapabilme imkânı elde ettim. 6-7 kişilik bir arkadaş grubum vardı. Daha sonra bölük çavuşu olunca kendimize bir küçük koğuş ayarladık. Bu koğuşa daha çok kültürel faaliyetlere meraklı arkadaşları yerleştirerek güzel bir ortam yakaladık ve ortam da müsait olunca bağlama’ya daha fazla motive oldum. O dönemde söylemlerim daha bir keskindi ve daha sol içeriklerde türküler söylüyordum. Tabii askerde farklı görüşlerden de insanlar çoktu, hatta orada sazımı kırdılar. Ama yine de benim için askerlik dönemim güzel ve verimli geçti…

Askerlik dönüşü amcamın rahatsızlığı nedeni ile 1980’de tekrar İstanbul’a gelmek durumunda kaldım. Tedavisi uzun bir zaman süreceği için ben de İstanbul’da uzun bir müddet kalmak durumundaydım. Tam o zamanlarda yine bir gazete ilanında halk müziği korosu kurulacağına dair bir haber gördüm. Sınavlara katılmak için yine konservatuar’a gittim. Fakat sınavda nota bilgisi aranıyordu. O zamanlar nota bilgim yoktu. Bu sırada okulda okuyan bir arkadaşıma rastladım. O bana konservatuar’a girebileceğimi söyledi. Bunun üzerine ben de konservatuar sınavına girip Temel Bilimler bölümünü kazandım. 4 yıl sonra da mezun oldum.

İsmail Hakkı Demircioğlu

Meftun Şengün: Okul döneminde ve sonrasında yaptığınız çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

İsmail Hakkı Demircioğlu: Okul dönemimde çeşitli korolarda Korist olarak yer aldım. Ruhi Ayangil’in kurduğu Türk Müziği ve Orkestra Korosunda bas olarak bulundum. O dönemlerde yeni başlamış olan İstanbul Festivallerine katıldık. Sonrasında bir dönem de Ruhi Su korosunda yine bas olarak yer aldım.

O yıllarda müzikle hayatımı kazanacak bir şeyler yapamadım. Ben o arada Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil’in de olduğu Çekirdek Sanat Evi isimli yerle tanıştım. Burada canlı performanslar sergilenirken kayıtları yapılıp, isteyenlere ücret karşılığı veriliyordu. Böyle bir dönüşüm söz konusu idi. Orada bir de albüm yaptım. Bu yıllarda yazları Rize’ye giderek çay üretimi yapan aileme yardımcı oldum. Bu arada yine müzikle ilgilenmeye devam ediyordum. İstanbul’a tekrar dönüşümde Cerrahpaşa’da üniversitelerin halkbilim merkezleri ile ilgili bir yerde Tevfik isimli bir arkadaşımla çalışmalar yaptım.

Sonra tekrar memlekete döndüm. O aralarda annemlerin isteği olan bir ev yapma durumumuz söz konusu oldu. Bin bir güçlükle evin inşaatını tamamladık. İnşaat çalışmalarının bittiği zamanlarda Volkan Konak beni arayarak “Biz bir plak şirketi kuruyoruz, sana bir albüm yapalım” dedi. Görüşmeler için İstanbul’a gelip okul yıllarından da arkadaşım olan Erkan Oğur ile görüşmeye gittik. Nasıl olur, neler yapabiliriz diye konuşup bir şeyleri netleştirmeye çalıştık. Fakat firma yeni olduğu için stüdyo kurulma aşaması bir türlü tamamlanamadı. Durum böyle devam ederken Kalan Müzik’ten Hasan Saltık’la tanıştık. Hasan Saltık, albümü kendi firmasından çıkarma isteğini bizlere iletti. Albüm’de Erkan Oğur aranjeleri yapacak ben de solistlik yapacaktım. Erkan Oğur’a birlikte çalıp söyleyelim dedim. Erkan Oğur biraz çekingen olduğu için söylemeye yaklaşmazdı. Ama sonunda birlikte çalıp söyleyerek “Gülün Kokusu Vardı” isimli albümü 1998’de çıkarmayı başardık. Arkasından 2000 yılında yine Erkan Oğur ile birlikte “Anadolu Beşik” isimli bir albüm çalışması daha yaptık. 4-5 yıl sonra ben solo olarak “Nasibolsa” isimli bir albüm çıkardım. Aradaki o zamanlarda Erkan da farklı çalışmalarda yer aldı. 2000 yılında Erkan Oğur ile birlikte çıkardığımız albümden sonra yeni bir albüm çalışması yapmadık. Bunda hem bizden kaynaklı hem de müzik sektörünün içinde bulunduğu bazı sıkıntıların etkisi oldu.

Meftun Şengün: 2000’li yıllardan sonra yaptığınız çalışmalar nasıl oldu? Radyo, TV programları ve Konser çalışmaları gibi mi?

İsmail Hakkı Demircioğlu: 2000 yılından sonra şimdi olduğu gibi daha çok canlı performans şeklinde Erkan Oğur ile birlikte konserler düzenliyoruz. Bu konserler daha çok dinleti tarzında oluyor. Bunun dışında biraz daha farklı tarzda şiir-türkü dinletileri yapıyoruz. Bu şekilde yaptığımız çalışmalardan bizler de daha fazla haz duyuyoruz. İşin daha çok kültürel olarak sürdürülmesi, şovdan uzak olması ve sanatsal boyutu bizim için daha önemli…

Meftun Şengün: Yeri gelmişken konuyla paralel olarak bir sonraki aşama için ileriye yönelik projelerinizden bahsedebilir misiniz?

İsmail Hakkı Demircioğlu: Esasen baştan sona bir Karadeniz albümü yapma düşüncem var. Böyle bir albüm yapılabilir… Ama biraz önce ifade ettiğim gibi müzik piyasasının içinde bulunduğu durum ile birlikte bizim de biraz tembelliğimiz söz konusu… Bunun dışında yine Erkan Oğur’un farklı çalışmaları var, şu an “Telvin” isimli bir grubu var ve bu grup ile çalışmalar yapıyor. Böyle bir albümün ortaya çıkarılmasında onun da belirli bir zamanı bu iş için ayırması gerekiyor. Bunun dışında kafamda yine gerçekleştirmek istediğim farklı bir iki proje mevcut fakat bunlarla ilgili olarak şimdilik pek bir şey söylemek istemiyorum.

İsmail Hakkı Demircioğlu

Meftun Şengün: Karadeniz bölgesine yönelik bir albüm yapma niyetiniz olduğunu söylemişken, hem böyle bir çalışmayı nasıl yapmak istediğinize ilişkin hem de yöre müziğimize ilişkin olarak neler söyleyebilirsiniz? Genel olarak Karadeniz Müziği hakkındaki düşüncelerinizi de alabilir miyim?

İsmail Hakkı Demircioğlu: Ben aslında bilindik türkülerimiz dışında daha çok bilinemeyenleri ortaya çıkarmak istiyorum. Bununla ilgili olarak yörede belirli bir süre kalıp orada bazı derleme çalışmaları yapmak istiyorum. Hatta bununla ilgili olarak geçtiğimiz sene bizim yörede neler yapabilirim diyerek bir ön çalışma yaptım. Fırtına vadisinin olduğu bölgede, yaylalarda ve yüksek kesimlerdeki köylerde belirli bir süre kalarak yerel olarak türkü söyleyen insanlarla görüştüm. O insanlar bu gibi çalışmalara pek sıcak bakmıyor. Daha önceleri buralara bu niyetle gelenler olduğunu söylediler. Bazı şahıslar derlemeleri yaptıktan sonra buralara tekrar uğramamışlar. Dolayısı ile o insanlara yapacakları çalışma başına vaad edilen ücretlerin hiçbiri ödenmemiş ve kandırılmışlar. Halktan derlenen ezgiler, türküler derleyenlerin kendi üzerlerine kaydetmeleri sonucunda insanlar güvenlerini yitirmişler. Hal böyle olunca ister istemez yapmak istediğimiz çalışmalar sekteye uğruyor.

Karadeniz müziğine gelecek olursak şunları söyleyebilirim, bir defa bizim bölgemizin müziği kendine has yapısını uzun yıllar korumayı başardı. Diğer bölgelerdeki müziklerin yozlaşmadan etkilenmesi Karadeniz bölgesine göre nispeten daha fazladır. Fakat bu yapı son yıllarda iyiden iyiye bozulmaya başladı. Müziğimiz arabeskleştirildi ve istismar edildi. Müzik, ticari bir meta haline getirildi, bizim bildiğimiz o dürüst ve namuslu halinden uzaklaştırıldı. Orijin ve otantik hal kalmadı. Elbette dünya değişiyor, her alanda olduğu gibi müzik dünyasında da bazı gelişmeler oluyor. Bu gelişmelere ayak uydurmak için çalışmalar yapılmalı, ama bu çalışmalar müziğimizi dejenere edecek şekilde yapılmamalıdır.

Çocukluk yıllarımda özellikle 70’li yıllarda herkesin saygı duyduğu TRT radyolarında dahi halk müziği programlarında her yöreden çalışmalara ciddi manada yer verilirken sıra Karadeniz yöresine gelince birkaç komik laf ile birlikte kısa bir potboriyle geçiştirmeler yapılırdı. Bunları da insanlara Karadeniz müziği diye sunarlardı. Ben yıllarca yörede kaldığım halde böyle bir özdeşleştirmeyi gerçek hayatta görmedim. Tamam, bizim yöremizin de kendine göre komiklik yanlarının farklı olduğu durumlar vardır ama böyle bir durum Karadeniz müziğinin bütünü için geçerli değildir.

Bugün de televizyon kanallarında Karadeniz müziği ile ilgili programlara bakıyorsunuz, 5. sınıf düğün salonundaki gibi bir anlayışla ağıtını da, başka tarzlardaki çalışmaları da bir şakşakla hiçbir şekilde saygı duymaksızın sunuyorlar… Bu çalışmaları yapanlara bakarsanız yaptıkları ile yetinmeyip bir de konu hakkında ahkam keser tavırları da görebiliyorsunuz. Bu durum müzikle de sınırlı kalmayarak halk oyunlarımıza dahi yansıdı. Horonlarımız dejenere oldu. Çocukluğumda çok iyi hatırlarım, insanlar hiçbir şekilde dejenere bir harekette bulunmaksızın sadece yöresel çalgılarla ki çalgısız dahi çok güzel bir coşku içinde oyunlarını oynarlardı.

Müziğimizi bu noktaya kadar getirdiler ve ben bu durumdan son derece rahatsızlık duyuyorum. Çoğunluk ise Karadeniz müziğinin bu haliyle popülerleştiğini söylüyor. Bir şeyin popüler hale gelmesi onun doğru bir şey olduğunu ortaya koymaz. Yapılanlar güzel olsun da, varsın popüler olmasın… Bence bu daha önemlidir…

Bir de şu konuya da değinmek istiyorum, Karadeniz’de kullanılan makamlar bellidir. Son yıllarda bu makamların dışında makamlar da müzikte kullanılamaya başlandı. Burada ben daha çok Gürcü müziği ya da Rus müziği diyebileceğimiz ülkemiz dışındaki müziklerden bir şekilde bize aksetmesi ve bunlardan etkilenerek yapılan şeyler olduğunu düşünüyorum. Bir de bu orkestra işlerine girenler ile kimse Kemençesini ya da Bağlamasını eline alıp türküsünü söylemez oldu. Bunun da bize ait olan makamların (Uşşak, Segâh, Rast, Hüseyni makamları gibi) çok sesliliğinin sağlanılması kolay olmadığı için bu tarz müziklerin kullanılarak bu açığın kapatılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Bu konuda benim için kaygı verici bir konudur…

Meftun Şengün: Müziğimizdeki bahsini ettiğiniz bozulmalara karşı neler yapılabilir? Bundan sonrasını kurtarabilecek miyiz?

İsmail Hakkı Demircioğlu: O kadar zor ki, bundan sonrası için neler yapılabilir bilemiyorum. Müzikteki bozulmayı bırakın, neredeyse bizim kulaklarımız dahi bozuldu. Düzgün olanı bu deyip de insanlara doğrusunu nasıl dinlettireceksiniz? Geçenlerde birisi anlatıyor, adamın birisi bir yere derleme çalışması yapmaya gidiyor da derleme yapacak olduğu kaynak kişi söyleyeceklerini değişime uğramış bir vaziyette söylüyor… Neredeyse kaynaklar bozulur bir hale gelmiş.

Belki şöyle bir şeyler yapılabilir, bireysel çabalar yeterli olmadığı için ülkeyi yönetenlerin bu konuyu önemsemesi ile çalışmalar yapılabilir. Bugün bireysel anlamda otantik müziğin korunması için 20 kişilik bir ekip olsanız hangisine yetebileceksiniz? Bu bir eğitim ve tercih meselesidir. Bütün insanlar birleşse bir ülkeyi her şeyi ile güzelleştirmeye çalışsa… Çevreyi düzenlese, mimariyi düzenlese, eğitimi düzenlese… Bugün sadece Türkiye değil Dünya’da artık sanat insanları ilgilendiren bir konu olmaktan çıkartıldı. İnsanoğlu içinde bulunduğumuz dönemdeki vurdumduymazlığı ne zaman bir kenara bırakırsa o zaman bir şeyler yapılabilir…

İsmail Hakkı Demircioğlu

Meftun Şengün: Karadeniz türkülerinin yapısı hakkında neler söyleyebilirsiniz? Diğer bölgelere göre Karadeniz türkülerinin farklılıkları nelerdir?

İsmail Hakkı Demircioğlu: Her bölgenin kendine has bir tavrı, coğrafi özelliklerin insanlar üzerindeki etkileri ile birlikte elbette farklılıklar mevcuttur. Mesela Karadeniz bölgesindeki ritmik yapının farklılığını, enerjik bir yapısı olduğunu herkes kabul etmektedir. Bölgenin doğa yapısının bu özellik üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Müziklerde müzikal oluşumu biraz da enstrümanlar belirler. Örnek verecek olursak, Tulum beş ses aralığına sahip bir çalgıdır. Dolayısı ile Tulum ile horon oynayanlar ya da türkü söyleyenler ezgisine göre bu ses aralığına uyarlar. Karadeniz’de müziklerin büyük bir bölümünün ses aralığı dardır. Kemençe’de ise ses aralığı biraz daha fazladır.

Bir oktav aralığını geçen bir eser olarak Piçoğlu Osman’ın okuduğu Yahya Kahya türküsü vardır. Bu türkü’nün dışında bir oktav’ı geçen başka bir türküye rastlamadım. Belki Giresun yöresi bir istisna olabilir. Bunu da şöyle açıklayabilirim, yine Piçoğlu Osman’ın bir eseri olan Eşref Bey türküsündeki melodik ve ritimsel yapı alışık olduğumuz Karadeniz yapısına benzemez gibi durur. Bu türküyü hiç bilmeyen bir insana Kemençesiz çalıp söyleseniz bu türkünün bir Orta Anadolu türküsü olduğunu söyleyebilir, çünkü 4/4 lük bir yapısı vardır. Esasen Giresun yöresindeki bu farklılıkları da biraz merak ediyorum… Bu noktada bölgede yaşayana insanların da zaman içerisinde şehirdeki yaşamlarının, göç olgusunun da bir şekilde etkili olduğunu düşünürüm.

Söz anlamında ise yine söyleşi esnasında değindiğim gibi komiklikleri olan şeylerin ön plana çıkarılmasına rağmen ben Karadeniz türkülerinin tercih meselesi ile birlikte dingin, ağır ve duygu yüklü olduğunu düşünüyorum. Bu tarzda Kemençe ile çalınıp söyleyen çok güzel eserler mevcuttur. Benim annem bahçede çay toplarken ya da farklı işler yaparken çok güzel türküler söylerdi. Söylediği bu türküler beni çok etkilerdi. Bazı zamanlar kendimi ağlamamak için zor tutardım. Bugüne kadar abuk subuk sözleri olan bir türkümüz olduğunu hiç görmedim…

Meftun Şengün: Son olarak söyleşimizin sonuna gelirken tavsiye niteliğinde söylemek istediğiniz sözler varsa onları alabilir miyiz?

İsmail Hakkı Demircioğlu: Bugün enstrümanlarını çok güzel çalan, eserleri otantik okuyan birçok insanımız var. Bir insan denemeler yapmak isteyebilir, fantezilerine ve hayallerine yönelik farklı çalışmalar yapmak isteyebilir ama asıl lazım olan öteki işleri de bırakmamak gerekir. İşin otantik yönü ile de ilgilenmek gerekir. Bu noktayı çok önemsiyorum…

Şu an insanlar otantik çalışmaları dinlemiyor gibi görünüyor ama zaman ilerledikçe bu anlamda yapılacak olan çalışmalar çok değerli çalışmalar olarak karşımıza çıkacaktır. Bugünden bu tarz çalışmaların yapılmasının özellikle 50-100 sene sonra daha bir kıymetli olacağını düşünüyorum…

Meftun Şengün: Bizlere vakit ayırıp bu güzel ve anlamlı söyleşinin gerçekleşmesini sağladığınız için çok teşekkür ederim.

İsmail Hakkı Demircioğlu: Ben teşekkür ederim, sizlere de bu alandaki çalışmalarınızda başarılar dilerim…

Röportaj ve Fotoğraflar: Meftun ŞENGÜN (Mayıs 2008, İstanbul) Her hakkı saklıdır. Bu röportaj metni ve fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Bilgi için: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 


Görüntüleme sayısı: 498

  Yorumlar (3)
RSS yorumları
 1 karamsar?
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 02-08-2008 11:24
Sevgili İ.H.Demircioğlu ile yaptığınız söyleşiyi beğeni ile okudum.Çekirdek sanat evi kayıtları ve daha sonraki sonraki çalışmalardanda bilgiim var.Kendisiyle ve Erkan Oğur' la Bornova daki dinletiden sonra tanışma ,biraz sohbet etme ve albümlerini imzalatma şansı buldum.Oldukça güzeldi ,ancakDemircioğlu'nu hafiften karamsar buldum.Dinleti boyunca parça seçimlerinde(farketmez)ifadeyle onaylaması, dinleti sonrası konuşmalarda da"hala Türkü dinleyenler"varmış benzeri konuşmalarda biraz şişkin,biraz karamsar buldum.Söyleşinin bazı bölümlerinde de belki de haklı olarak aynı şeyleri sezdim.Konsere Erkan Oğur'u sadece gitar çalan biri olarak biilen İ.H.Demircioğlu'nun sadece adını bilen arkadaşlarım,evde albümlerinizi dinlerken sıkılan 9 yaşındaki kızım dinletiden ve tanıştıktan sonra çok mutlu ayrıldılar.
 2 AKORT EDİLMİŞ MÜKEMMEL BİR KİŞİLİK
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 10-07-2008 18:07
İSMAİL HAKKI DEMİRCİOĞLU; Benim en çok haz duyarak THM bağlamında dinlediğim her yönüyle akort edilmiş bir kişiliktir. Bu kişiliğin çok boyutlu olması yönünden çok değerli parametrelerini anlatmak bu ekran sayfalarına sığmaz. Onun sesini dinlediğimde tüm kemiklerim hazır ol konumunda esas duruşa geçiyor. Sonu gelmesin istiyorum onun kulaktan içeri giren ezgili ve doyurucu sesi. Tüm mutlulukların onunla ölümsüz biçimde yaşamasını dilerim. Benim toprağımın mangal yürekli sesidir o. Ona başarıların en haz verici ve doyurucu olanlarının tümünü diliyorum. Yüreğinden süzülen sözcüklerin kahramanı İsmail Hakkı Demircioğlu sen bülbülün sesisin.
 3 Yazan şimal, 08-07-2008 11:57
Çok güzel bir ropörtaj,yine çok güzel bir insanla...Ben kendisini tanıyalı uzun süre olmadı fakat,daha önce tanımamış olduğuma yanarım..Türkülere yaklaşımı,yorumu çok güzel..

Yorum yaz
  • Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
  • Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
  • Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
  • Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
  • Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

 
Sonraki >
 

Son Yorumlar

Fındık Yine 6 YTL Ol...
pes walla pes nedir ...
Devamı...
Yazar... hüseyin karahasan

Adnan YILDIZ'ın Kale...
çanbaşı ordunun en b...
Devamı...
Yazar... Hüseyin KARAHASAN

M.Naci KESKİN Yöneti...
herkeze selamlar sam...
Devamı...
Yazar... oktay yayla

Kemençe Üstâdlarımız...
karadenizdeparmakla ...
Devamı...
Yazar... salih güçlü

Karadeniz Yemek Tari...
sizi tebrik ederim c...
Devamı...
Yazar... HAYKIRIS

Tulum
Tulum kemençe horon...
Devamı...
Yazar... lazuri

Özgür SELÇUK "Mektup...
ÖZGÜR SENİ YÜREKTEN ...
Devamı...
Yazar... muzaffer CUMUR

Ziyaretçi Bilgisi

Bugün:541
Dün:2290
Aylık:17050
Toplam:553353

Röportaj ve Söyleşiler

Videolar

Serander Forum

Karadeniz Yemekleri

Karadeniz Yol Yapım Hikayeleri

Eski Karadeniz Fotoğrafları

Ziyaretçi Durumu

Şuanda 6 misafir bağlı
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... - İsmail Hakkı DEMİRCİOĞLU ile Türkü Tadında Söyleşi