Şaşırmayın. Belki yazının sonuna geldiğinizde o kadar da tuhaf bir soru olmadığını düşünürsünüz. Bir şey üç şekilde istenir (Yani arzu edilir): Dil ile, kalp ile ve ruh ile… Her üç şekilde de istiyorsanız mesele yoktur, ancak bunların biri eksikse ortada problemli bir durum var demektir.
Sanıldığının aksine, dil ve kalp ile istemek yetmez. Örneğin bir insan tertipli ve düzenli biri olmak istiyor, bunu her fırsatta dile getiriyor, bu isteğinde samimi olduğuna inanıyor da bir türlü gerçekleştiremiyorsa, ruhuyla istemiyor demektir. Bir öğrenci tembellikten şikayetçidir, bu huyunu yenmek ve çalışıp derslerinde başarılı olmak istiyor ama bir türlü başaramıyorsa yine aynı sınıfa girer. Erkan Ocaklı yıllar önce katıldığı bir radyo programında konuşurken iki lafından biri “birlik beraberlik”, ikincisi “falanca arkadaş beni çok kırdı, onu defterden sildim” ya da “filanca sanatçı geçen gün feşmekan yerde adımı söylemeyi unuttu, onunla bir daha hayatta işim olmaz” gibi garabetlerdi. Anlaşılan samimiyetle söylüyordu bunları ama besbelli ki kalbiyle istese bile ruhuyla istemiyordu dile getirdiği şeyi.
Diliyle isteyip kalbi ve ruhuyla istemeyen zaten münafıktır, besbelli ki çıkar peşindedir. Bu tiplerin titizlikle ayıklanması, ortak ideallere giden yolda yanlarına yaklaşılmaması gerekmektedir. Ayıklanmaları ve ekarte edilmeleri nispeten kolaydır. Nispeten diyorum, çünkü münafıkların tarihte ne kadar büyük belalara sebebiyet verdikleri ortadadır. Fakat inanın benim asıl üzerinde duracağım konu daha da çetrefildir. Ne nedir, ne değildir diye teşhis etmek bile çok zordur. Kaldı ki tedavisi mümkün olsun.
On gün kadar önce memleketten bir ahbabım İstanbul’a geldi. Hal hatırdan sonra ister istemez kendimizi koyu bir Trabzonspor sohbeti içinde bulduk. Bizim ahbap ticaretle uğraşıyor ve Trabzonspor’un bir önceki yönetimin tanınmış isimleriyle birebir görüşüyor, alışveriş yapıyordu. Bir sürü şey anlattı. Ahbabın anlattıklarından aklımda kalan komisyon ve çıkar hikayeleri zaten pek de yerinde olmayan afiyetimin hepten kaçmasına sebep oldu. Yine de onlar ilk kez duyduğum(uz) şeyler değildi. Benim asıl tüylerimi ürperten ahbabın başka bir tespiti oldu: “Trabzonspor’un şampiyonluğu, Trabzon’dakilerin şampiyonluğu istemesine bağlı. Ama onlar istemiyorlar. Dolayısıyla Trabzonspor şampiyon filan olamaz.” (“Onlar”dan kasıt Trabzonspor’un ileri gelenleri, Trabzonspor üzerinde nüfuzu olan kişilerdi tabiî)
“Bu istememezliği biraz açar mısın? Nasıl olur da böyle bir şeyi istemezler? Aklını mı kaçırmış bu adamlar?” diye sordum. Hiç duraksamadan, kendinden son derece emin bir tavırla devam etti: “24 sene oldu. Trabzonspor’un şampiyonluğu aşırı değerlendi. Şu zamandan sonra Trabzonspor’u kim şampiyon yaparsa ulaşılmaz, efsanevi bir adam olur. Heykeli dikilir Trabzon’da. Herkes de bu durumun farkında ve kimse kimseye bu kadar büyük bir pastayı yedirmek istemiyor.”
Ben umut ve iyimserlik adamıyım ya, ısrar ettim: “Peki Trabzon’dakiler öyle, dışarıdakilerden de mi umudun yok? Yakın ya da orta vadede ağırlıklarını koyup bu kısır döngüyü kıramazlar mı?” Yine duraksamadı bizimki. Başını iki yana salladı, “Dışarıdakiler Trabzon’da ancak kısıtlı sürelerde kalabiliyorlar. Döndüklerinde de normal olarak Trabzonspor ilk gündem maddesi olmaktan çıkıyor onlar için… Trabzon’dakiler kadar kulübe nüfuz etmeleri imkansız” diyerek son ve indirici darbeyi vurdu. (İnşallah geçen haftaki demir yolu feryadımız şimdi daha iyi anlaşılmıştır.)
Pes etmiştim. Arkadaş çok ciddiydi ve bu söylediklerinin uzun analizler sonucu ortaya çıkmış düşünceler olduğu her halinden belli oluyor, neredeyse ben sorumu bitirmeden cevabını vermeye başlıyordu.
Şimdi yazının başındaki konuya dönelim. Şu “Trabzon’dakiler” acaba nasıl istiyorlar Trabzonspor’un şampiyonluğunu? Dilleriyle evet, kalpleriyle belki; ya ruhlarıyla? Sadece onlar değil, lûtfen herkes bu konuyu kendisi için, kendi kendine sorsun. Ama samimiyetle sorsun. Ve tabiî, sadece kalbiyle değil ruhuyla da sorsun…
Bülent ŞİRİN
E-Posta:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Görüntüleme sayısı: 1703
Yorumlar (1)
Yorum yaz
Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.