• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Site Araçları

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...

Serander.Net

Anasayfa arrow Karadeniz Kültürü arrow Hayrettin GÜNAY'ın Kaleminden: "Ağasar'ın Balını" Üstüne
Hayrettin GÜNAY'ın Kaleminden: "Ağasar'ın Balını" Üstüne
Yazar Hayrettin GÜNAY   
Çarşamba, 23 Temmuz 2008

Ağasar'ın Balını

Karadeniz türkülerinin en sevilenlerinden birisi de muhakkak ki “Asiye” türküsüdür. Türkünün hikâyesine yönelik olarak Halkbilimci Hayrettin GÜNAY’ın “Ağasar’ın Balını Üstüne” isimli makalesini yayınlıyoruz.

"Ağasar'ın Balını" Üstüne

Özellikle çok izlenen bir dizi filmde okunmasından sonra sevildi, dilden dile dolaşmaya başladı “Ağasar’ın Balını” türküsü. Görele türküsü olan ürünü, TRT sanatçıları dışında söyleyenlerin tümü Görele-Giresun ağzıyla değil de Trabzon ağzıyla okuyor. Öyle ki bu yanlış söyleyiş Görele’li gençleri bile etkiliyor: Onlar da kendi türkülerini başka yöre ağzıyla söylüyorlar… Bizde salt türküde şarkı da değil; edebiyatta, sanatta, tarihte… Kısacası nerdeyse her konuda kulaktan dolma bilgilerle yetinmek anlayışı en belirgin özelliklerimizden…

Ağasar’ın Balını türküsünü yıllar önce Görele’nin önemli sanatçılarından müzik öğretmeni Nazmi Özdemir’den dinlemiş, sözlerini de yazmıştım. “Görele Türküleri” dosyasına yerleştirmiştim. Nazmi Özdemir (1937-2000) türküyü kemençe çalarak söylemişti… Ağasar’ın Balını üstüne söyleştik Nazmi Özdemir’le. Türkünün oluşum öyküsünü anlatmıştı çalıp söyleyerek.

Bir köyden düğünden gelirken duymuştu türküyü. Bir çoban söylüyormuş. Oturup dinlemiş Nazmi Özdemir. Çok etkilenmiş. Yüreğine, beynine yerleştirmiş türküyü… Çalmış söylemiş günlerce. Sonra da öğrencisi olan TRT sanatçılarından birine vermiş okusun diye. O sanatçı okumuş türküyü:

“Ağasarın balını da
Gel salını salını
Adam cebinde daşır
Senin gibi gelini”

Girişinden sonra yinelenen, kavuştak olarak kullanılan üçüncü- dördüncü dizelere eklenen “Oğul Memed’im ol” dizesini, türküyü kendisine veren öğretmeni Nazmi Özdemir’e adayarak, “ Oğul Nazim’im ol" a dönüştürmüş...

Türkünün notalarını İstanbul Radyosu keman sanatçısı Kemal Caba’dan rica etmiştim. Sağ olsun, notanın fotokopisini gönderdi. Nazmi Özdemir’den yazdığım sözlerle, Kemal Caba’nın gönderdiği “TRT Müzik Dairesi Yayınları. 2053” başlıklı notadaki sözler aynı.

Nota fotokopisinde anlayamadığım, öğrenmek için ısrar ettiğim bir şey var: Yanılmıyorsam türkü notalarında; yöre adı, kimden alındığı (kaynak kişi), derleme tarihi, derleyen, notaya alan gibi bilgilerin yazılması gerekli. Örneğin, Biz Hepimiz Üç Kardaş, Görele’den O Yanı, Fındık Attım Harmana, Püsküllüdür Ala Gürgenin Dalı, Atmacayı Vurdular, Çavuşlu Diye Diye… gibi Görele türkülerinde bu kurala uyulmuş. Bu tür bilgilerin zorunluluğu “derleme yöntemiyle” ilgili. Ağasar’ın Balını türküsünde, bendeki fotokopiye göre bu zorunlu bilgiler yok. Salt, el yazısı, büyük harflerle: GİRESUN-GÖRELE, ÖMER AKPINAR- AĞASARIN BALINI” yazılı… Düşündürücü.

Türkülerin konuları, çıkış kıvılcımları, öyküleri var. Şiirle (söz) müziğin kaynaştığı, adını ulusumuzdan alan, bizi yansıtan, kimliğimiz olan türkülerimizi öğrenmeliyiz, söylemeliyiz, baş tacı etmeliyiz. Korumalıyız onları. Türkçemizin, düş gücümüzün, beyin gücümüzün, dünya görüşümüzün, yaşantımızın, tarihimizin… Işıltılı bellekleri onlar…

TRT’de “ GİRESUN-GÖRELE, ÖMER AKPINAR, AĞASAR’IN BALINI” başlığıyla notalanarak belgeliğe alınmış türkümüzün “derleme aşamasıyla” ilgili kimi anıları aktarmıştım. Şimdi türkünün biçim, içerik özelliklerini söyleşi konusu yapacağız.

Türkünün haneleri manilerden oluşmuş:

Ağasar’ın balını
Gel salını salını
Adam cebinde daşır
enin gibi gelini…

Sis dağının başları
Kesme kesme daşları
Adamı öldürüyu
Nazlı yarin gaşları…

Oy Asiye Asiye
Tütün goydum kesiye
Anan seni verecek
Bir bağa pırasiye…

Sis dağının başları
Püfür püfür esiyu
Baban bu yıl gurbanı
Çifter çifter kesiyu…

İlk dörtlük, AABA; ikinci dörtlük, AABA; türküye adını veren üçüncü dörtlük, AABA biçiminde uyaklanmış. Bu uyaklanış biçimi bölgelerimizin tümü için geçerli geleneksel mani uyak biçimidir. Son dörtlük; ABCB biçiminde uyaklanmış. Bu uyaklanış, bizim yöreye, Doğu Karadeniz yöresine uygun, bu yöreye özgü mani uyaklanış biçimidir.

Görele’de, Giresun’da, Trabzon’da, Rize’de; mani biçimi iki çeşittir. Biri geleneksel (klasik) biçim (AABA), öteki yöreye özgü biçim (ABCB).

Ağasar’ın Balını türküsünde iki biçim de yer almış.

Türküler için kalıplaşmış kavuştak (nakarat) da bu türkümüzde dörtlükten oluşuyor. Her hanenin son iki dizesi yinelenerek, bu yineleyişe, “Ol Nazim’im ol” söyleyişi de eklenerek oluşturuluyor nakarat…

Türkünün sözcük dizilişine, uyaklarına baktığımızda doğal bir söyleyiş görülüyor. Bu söyleyişte zorlama sözcükler, uyak yapmayı kolaylaştıracak doldurma dizeler yok. Bilindiği gibi manilerin çoğunda ilk iki dize asıl söylenmek istenenin aktarıldığı üçüncü dördüncü dizeyi oluşturmak için, özellikle uyağı oluşturmada yardımcı, doldurma dizelerdir. Şiir güzelliğini yakalamış, sanat katına çıkmış manilerde ilk iki dizenin doldurma olmadığı; ilk iki dizeyle son iki dize arasında alttan alta bir bağ olduğu bilinir. Ağasar’ın Balını türküsünün manilerden oluşan dörtlüklerinde de bu özellik görülmekte. Şiir tadını yakalamış türküyü yakan… Aktarmak istediği olayla, duygularla sözler(dizeler) arasında söyleyiş güzelliğine dayalı uyum sağlamış.

Türküde Görele ağzının yansıtıldığı, sözcük seçiminde de olay duyguya dönüştürülürken çevreyle ilgili öğelerin kullanıldığı görülüyor: “Ağasar’ın balı, cebinde taşımak, çifter çifter kurban kesmek, Sis dağı adamı öldürüyu (çok sevmek anlamında), keseye tütün koymak, bir bağ pırasa (ya vermek)…

Dil yönünden, anlatım yönünden düzgün, etkileyici Ağasar’ın Balını.

İçeriğine gelince. İçeriğin biçimi oluşturduğu söylenir. Şiir katına ulaşmış, olağanüstü güzelliklere erişmiş türkülerde özle biçimin, bu öğelerle anlatımın kaynaştığı, bütünleştiği vurgulanır. Bu türkü için de geçerlidir bu yargılar.

Üç kişiye odaklı bu türkü: Asiye, Nazim (Nazmi-Mehmet), Nazim’in (Mehmet’in) anası… Türküyü yakan Nazmi’nin anası. Oğlunun ölesiye sevdiği Asiye gelin olmuştur, başkasına verilmiştir (gitmektedir)… Türküdeki insanı saran hüzün bu ayrılıktan gelmektedir. “Bir bağa pırasiye” verilmekteki alay’ı da ekleyerek yorumlayın artık kendinize göre türküyü…

Ama GÖRELE-GİRESUN AĞZIYLA söylemek koşuluyla…

TÜRKÜLER; halk edebiyatı, halk, bilim, halk müziği, dilbilim ürünleridir. Bunun sonucu, öncellikle türkülere bu alanların kurallarıyla yöntemleriyle yaklaşılır.

Türkülerin oluşumunda üş aşama vardır: Birincisi türkülerin YAKILIŞIDIR. Asiye’nin sayın torunlarının anlattıkları, değerli Uğur Bilgi’nin yazdıkları birinci aşamayla, türkünün yakılışıyla ilgilidir. Kaynak kişide gösterildiği için doğrudur. Halk bilim değerlemelerinde “kaynak kişi” yaşamsal önem taşır.

Türkülerin ikinci aşaması YAYILIŞTIR. Uzun bir süreçtir bu: Türkü; yakandan başlayarak Ev ev, köy köy, oba oba… yayılır. Çalına çalına, söylene söylene olgunlaşır, yer yer değişikliğe uğrar, sözde de ezgide de kopmalar olur.

Böylece türkünün VARYANTLARI oluşur. Bu aşama kimi zaman onlarca yılı, yüzyılları kapsar. Ağasar’ın Balını türkümüz de bu ikinci aşamada doğallıkla değişikliklere uğramıştır. Benim yaşımdakiler iyi bilir: 1960’lı yıllarda bu türkü, “OĞUL MEMEDİM OĞUL” kavuştağıyla söylenirdi.

Türkülerin üçüncü aşaması DERLENİŞTİR. Bu aşamada halkbilimci, halk müziği sanatçısı, derlemeci ya da konu ile ilgili donamımı olan halk kültürüne gönül düşürmüş biri KAYNAK KİŞİDEN türküyü derleyerek belgeliğe kazandırır. Belgeliklere girmiş türkülerin tümü bu aşamalardan geçmiştir.

TÜRKÜLERİN ÖYKÜSÜ, yakılış-yayılış-derleniş aşamalarını kapsar. ASİYE ile NAZİF’İN öyküsü, “bu türkünün yakılış” öyküsüdür.

Benim yazdıklarım; yayılış, daha çok da derleniş öyküsüyle ilgili yorumlardır. Dokunaklı,etkileyici; sözü ile ezgisiyle ölümsüz bir halk sanatı örneği Ağasar’ın Balını türküsünün şiiri (sözleri) yanımda. Sözlerdeki en çarpıcı yan kavuştaktaki, “OL NAZİM’İM OL”dur. Nazim diye bir ad yok Türkçede. Nazim sözcüğü; dilbilim kuralları, türkü sözündeki Hece ölçüsü gereği NAZMİ’ nin ses olayına uğramışı.

Çünkü hece ölçüsü gereği türkülerde, halk ozanlarının şiirlerinde gerektiğinde(düşme-türeme) ses olayları olmaktadır. Örneğin hece ölçüsü gereği Aşık Veysel’de “Güzelliğin on para etmez” sözü, “Güzelliğin on par’etmez” olmuştur. Karacaoğlan’ın tüm şiirlerinde; Karacaoğlan’ın adı “karac’oğlan” olmuştur. Bu nitelikte binlerce örnek vardır halk şiirimizde. Bunlar Yüzyıllardır dil, şiir kuralları içinde gerçekleşir. Asiye’nin boşandığı eşi NAZİF’in dil, hece ölçüsü gereği NAZIM dönüşmesi olası değildir. Çünkü iki sözcükte iki hece hecelidir. Türküde Nazif sözcüğünün kullanılması hece ölçüsünü aksatmaz.

Türkünün derleme aşamasında değişikliğe uğratıldığı açık. Elimizdeki türkü sözü, dilimizin kuralları, şiir ölçü uygulayımları kanıtlıyor bunu…

Gelelim daha önemlisine: Her türkü yöresinin ağzıyla söylenir. Kırşehir türküsü Kırşehir ağzıyla, Erzurum türküsü Erzurum ağzıyla, Kerkük türküsü Kerkük ağzıyla, Giresun türküsü Giresun ağzıyla, Trabzon türküsü Trabzon ağzıyla söylenir.

Bundan ötesi gülünçlüktür, bilgisizliktir, türküye, halka saygısızlıktır; art niyettir. Son yıllarda özellikle bölgemizdeki kimi sözüm ona türkücülerde sorumsuzluk örneği salgın hastalık durumuna dönüştü. Türkülerimizin şiirleri(sözleri) değiştirilerek “yeni türkü yazdım” kasılmalarıyla türkülerimiz bozulmakta, yağmalanmaktadır; halkımızın yarattığı bu çok değerli ulusal kültür ürünlerinden, bu ürünlerin sırtından para kazılmaktadır. Böyle aymazlığın içinde olanlar bir de “korsana karşı” savaşım veriyorlar. Gel de gülme…

Bu tür, türkü vurguncularını, kültür yozlaştırıcılarını etkinliklere çağırmasak, bunların kasetlerini almasak; bir ölçüde onlara karşı kültürümüzü savunmuş olacağız.

Gerçekten sanat yeteneği,bilgisi,gücü olan özgün beste yapan, Halkımızın değerlerini, insanımızın kültür birikimini, sanat inceliğini yozlaştırarak kendi kendini sanatçı ilan etmek te ne oluyor?...
Bu sıralar, hem de televizyonlarda ÇAVUŞLU DİYE DİYE türkümüz sözleri değiştirilerek “yeni bir türkü olarak “ söylenmeye başlandı. biz uyudukça birileri köşeyi dönüyor…

Yurdumuzu sevmek, Görele’yi Giresun’u sevmek; değerlerimizi korumakla ölçülür. Davranışlarımızda, işimizde değer yargılarımızda doğruluktan, işe-emeğe saygıdan ödün vermemeliyiz.

Kaynaklar:

1.Ağasar’ın Balını, nota fotokopisi
2.Nazmi Özdemir’le konuşma, 1990.
3.Cahit Öztelli,Halk Türküleri,Özgün yay. İst.1973.
4.Onur Akdoğdu,Türk Halk Müziği,Selen Yay.İzm.1999.
5. Pertev Naili Boratav, Türk Halk Edebiyatı, Gerçek Yay.İst.1973.
6-Asiye’nin torunlarının ve Uğur Bilgi’nin aktardıkları.

Hayrettin GÜNAY
Halkbilimci

Her hakkı saklıdır. Bu çalışma Serander.Net’te yazarının izni ile yayınlanmaktadır. Yazarının izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

Not: Bu makale daha önce çeşitli basın-yayın organlarında yer almıştır.

 


Görüntüleme sayısı: 1491

  Yorumlar (7)
RSS yorumları
 1 Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 21-09-2008 02:23
evet anlattığınız gibi NAZMİ ÖZDEMİR bu türküyü Mehmet adında bir çobandan dinlemiş ve notaya almıştır. öğrencisi dediğiniz sanatçıda TUĞRUL ŞAN'dır. ama birileri kendine mal etmiştir türküyü. bu büyük bir yanlıştır. ama en büyük yanlış ta sayın TUĞRUL ŞAN beyefendidedir. onun açıklaması gerekir bence.
 2 Asiye hangi köyden,Türkü kimin
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 15-08-2008 00:04
Öncelikle yorumda bulunan herkeze saygılarımı sunarım.Türkü'yü TRT'ye vermiş olmak,sahibi olunduğu manasına gelmiyor ne yazıkki.Bu türkü Şalpazarı-Kasımağazı köyünde 1895 yılında söylenmiş bir türküdür. 
1.Ağızdan ; ağasarın balini türküsü diğer adı ile -oy asiye asiye türküsü benim rahmetli dedemin türküsüdür. ben kamil uçar, rahmetli dedeminde ismi kamil uçar (deşmanoğlu kamil) yani ben dedemin ismini taşıyorum. Trabzon şalpazarı ilçesi kasımağzı köyündenim. hikaye şöyle yıl tahmini 1895 yılları komşu köy düzköyden çömezoğullarının kızı asiye ye sevdalı. kasımağzı köyünden akçaabat ilçesine yürüme kaçak tütün almaya gider. köye döndüğünde sevdasını yine komşu dorukkiriş köyüne fakir bir aileye babası kocaya vermiş. dorukkiriş köyünde düğün kurulmuş. dedemde güzel türkü söylermiş. (dedem şu anda kemençe üstadı sayit uçar ın babasının amcası olur.) dedem düğüne katılmış ve türkü söylemiş. Türkünün aslı şöyle oy asiye asiye entarin veresiye beni niye güvmedin tütünden gelesiye çabulalı gelinin tenekeden kazanı satsın çabulasını alsın bakır kazanı oy asiye asiye entarin veresiye anan seni veriyor bir bağa bırasiye diye türkü söylemiş. bu türkiyi ve düğünü bilenler dorukkiriş köyünde ve kasımağzı köyünde yıllarca bize anlattılar. düğünden 10 gün sonra asiye kocadan çıkmış ve rahmetli dedemle evlenmiş. rahmetli dedem eynesilin hamzalı köyünde de düğüne gitmiş orda da türkü söylemiş. düğün evinin oda döşemesi çökmüş dügünde bulunan karı-kız delikanlı-ihtiyar ahıra düşmüşler. o karmaşada bir gelüncük çarcafını kaybetmiş. işte bu anı ile ilgili birkaç türküsü. araştırmadım belki o köyde bunu bilenler olabilir. horana başlamadan hep döküldük ahıra gelip gececekmiyik hep ahıla vahıla olayım güzelime saçlarını bağlıyu kadınların içinde bir gelüncük ağlıyu olayım güzelime saçlarını tarıyu yitirmiş çarçafını gelin onu arıyor. yükledim kır atımı giriyorum Termeye çarşıda yakın deyil başka alıp vermeye derin derin göllerin dibi görünmez dibi kıp kırmızı ekmeği güneşde pişmiş gibi duyduğum türkü mısraları bunlar. saygılarımla,  
 
Canlı şahidin söylediği gibi bu türkünün evveli iddaa edilen tarihten 80 yıla yakın zaman önce söylenmiş olduğudur.Türkü'nün sözleri bile AĞASAR yöresine ait olduğunu perçinlemektedir.Madem bu kadar bu türkü'nün sahibi olduğunuzu iddaa ediyorsunuz,Kurtlar Vadisi adlı dizide ''Sis dağının başlarıda ''' olan kısmı '' Yüksek dağın başlarıda'' şeklinde söylendiğinde neden sahiplenip itirazda bulunamadınız şaşarım.Şayet bu türkünün Ağasar'a ait olduğunu ispatladığım anda ilk yasal işlemi ben kendim başlatacağım.Hiç bir yerde özünden ayrılarak söylenmesine müsaade etmeyeceğim haberiniz olsun.Türkü'ye söylemekle sahip olunmaz.O'nu özü gibi yaşatıp gözü gibi bakmak ile sahip olunur. 
 
SAYGILARIMLA
 3 Sayın Levent Soy'a cevap
Yazan Editör, 26-07-2008 23:28
Sayın Levent SOY; 
 
Sistemimizde dün ve bugün kaynaklanan geçici bir sorun nedeni ile yorumunuza e-posta adresiniz manual eklenmiştir. Hatalı girdiğimiz mail adresini göndermiş olduğunuz mesaj üzerine yaptığınız yorumun altına eklemiş bulunuyoruz. 
 
Bilgilerinize. 
 
Site Editörü
 4 admin in dikkatine
Yazan Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır , 26-07-2008 22:43
merhaba, bir önceki yorum bölümünde mail adresim eksik yazılmış, düzeltilirse sevinirim. iyi çalışmalar
 5 Tartışmak için
Yazan Levent Soy, 26-07-2008 23:23
Merhaba, Öncelikle bir türkü üzerinden örnekleyerek, türkülerin üretildikten sonra kulağımıza kadar gelme aşamalarını detaylarıyla açıkladığınız için teşekkürler. 
Ancak tartışılması gerektiğini düşündüğüm bir iki nokta var, şöyle ki: 
Aşamalarınızı türkünün söylenmesi-yayılması/varyantlarının oluşması-derlenmesi-ve icra edilmesi gibi özetleyebiliriz. Bunları doğrusal bir sırada sunuyorsunuz. ve en son bölümde şikayet ettiğiniz üzere, derlenme aşamasından sonraki varyantları türkünün deforme edilmesi olarak yorumluyorsunuz.  
Bu klasik olarak halk kültürünü, halk bilimi tarafından derlenene kadar geleneksel ve hep aynıymış gibi ele alan, ondan sonraki değişimleri ise bir deformasyon, otantikten sapma olarak gören bir bakış açısına karşılık gelmekte.  
Oysa halk kültürü dediğimiz olgu modern topluma geçişle de, ya da somut olarak köyden kente geçildiğinde de devam eden bir olgu. Yani bundan beşyüzyıl önce nasıl ki, iki farklı millet birbirine komşu olduğunda müzikleri, dansları, türküleri arasında bir etkileşim meydana gelmiş ve bu yüzyıl başında biz bunları o halde bulmuş isek, yaşadığımız çağda da, birbiriyle temas eden tüm kültürler birbirini etkilemekte ve ortaya yeni kültürel ürünler çıkmakta.  
Yani bir türkü, bir dans derlendiği tarihten sonra da yaşamaya devam eder ve değişim geçirir. Dolayısıyla yayılma/varyantlarının oluşması dediğimiz aşama aslında sizin bahsettiğiniz gibi sabit bir aşama değil, üretim ve icra aşamaları boyunca sürekli devam eden bir aşama olarak kabul edilebilir. 
Bu arada, salt ticari kaygılarla, gerçekten şuna iki elektronik ritm atalım da kaset satsın, ünümüz olsun diyerek oluşan varyantları ben de varyant olarak kabul etmiyorum tabii ki. Zaten bu tip icralar, günlük tüketime sonucu çok kısa sürede ortadan kaybolacak, ancak belirli duygusal, sanatsal kaygılarla üretilen varyantlar tarih sayfalarında yerini alacaktır. 
Hem forum sayfalarında hem de bu sayfada Orijinal Asiye'nin kim olduğunu arayan kaknüs arkadaş, bence tek ve bir Asiye'ye ulaşman mümkün değil. Eminim ki, en az bu türkünün varyantları kadar Asiye yaşamıştır Karadenizde ve yaşamaktadır. Yapılacak sözlü tarih çalışmalarında, derleme görüşmelerinde pek çok Asiye hikayesi daha ortaya çıkabilir. Hem zaten önemli olan ilk Asiye'yi bulmak mı, yoksa bir kültürün ne kadar çok Asiye üretebildiğini anlamak mı önemli olan... Eminim ilk Asiye konusundaki her hikayeden çok iyi bir film senaryosu çıkabilir, ama Asiyeleri teke indirmek halk bilimi açısından bir kazanç değil, bir kayıp olacaktır. Nice Asiyelere.... 
 
Levent Soy e-mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
 6 Asiye değil oğul Mehmedim
Yazan MEHMET GÜNDOĞDU, 26-07-2008 10:27
Hocam öncelikle vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı size çok teşekkür ediyorum.Bu havayı bende elimden geldiğince eski otantik şekliyle çalmaya çalışıyorum.Durkaya ve çırağı Katip Şadi'nin kasetlerinden ve Katip hocamızdan canlı olarak çok dinledim.Şu an bu güzelim Görele türküsüde aynı diğer türküler gibi bozuldu ve bozulmayada devam etmekte.Türküde bırakalım Görele tavrını yani bi yerde çepni tavrını türkü tavrı diye bişey bırakmadılar maalesef.Birçok hava bu şekilde bazı uyanıklar yüzünden mahfolup gidiyor.Zamanlada unutuluyor yada değiştirilmiş ve uydurulmuş olmuş hali hatırlanıyor.Buna en güzel örnek davut güloğlunun nurcanım diye okuduğu parçadır.Bu aslen Ağasar'ın Dorukkiriş köyünden kemençeci Kazım Gülbahar yani namı diğer Aloğun Kazım'ın havasıdır ama kim biliyor?Ne acıdır ki Ağasarlı gençler bile artık bunu demin ismini verdiğim şahsın diye biliyorlar.İşte bu şekilde bütün havalar yok olup gidiyor ama hocamız gibi araştırmacı büyüklerimiz bunları çok şükür ki araştırıp insanların önüne sunuyorlar.Bide şunu bilmek lazım bizim kültürümüz hakkında çok kesin şeyler konuşamıyoruz çünkü bizde yazılı kaynak yok.Bu sebepten dolayı işinin ehli uzman halk bilimcilerin araştırmaları,araştırma yapılan yerdeki yaşlı insanlar ve tabiki en önemlisi kaynak kişilerin vermiş oldukları bilgiler doğrultusunda bişeyler söyleyebiliriz.Hocamızın burada bir çobandan örnek vermesi gayet normaldir çünkü bizim kültürümüz çoban kültürüdür.Gelelim asiye türküsüne.Benim bu konuda kemençe üstadı Göreleli Sami Günay hocamızdan ve Katip Şadi hocamızdan aldığım bilgiler şunlardır.İkiside bu türkünün kesinlikle Görele türküsü olduğunu,birkaç sene önce ölmüş olan Görele'nin Daylı köyünden Gayuğun Hüseyin adlı kişiye ait olduğunu,esasında Asiye diye bir söz olmadığını,yanılmıyorsam Görele Çavuşlu'dan olan Ömer Akpınarın bu sözleri sonradan eklediğini,eskiden türküde Oğul Mehmedim dendiğini söylediler.Hatta bu Mehmet denen kişiyle ilgili bir hikaye bile vardır ve Durkaya türkünün arasında hikaye şeklinde olmasada söyler bunu.Gelmiş geçmiş en iyi üç kemençeciden biri olan rahmetli büyük usta Durkaya'yı yani Kemal ipşiri dinleyince hocalarımızın bu sözleri doğrulanıyor.Durkayada kasette kesinlikle asiye diye bir söz söylemiyor ve oğul Mehmedim diye türküye devam ediyor.Buda bunun en güzel ispatıdır bence.İkinci bir örnekte Katip Şadi'nin ilk plaklarından birinde bu türküyü kesinlikle asiye sözleriyle okumamasıdır ki bu iki örnek bence soruların cevabıdır.Sami Günay ve Katip Şadi hocalarımızında sözlerinin en büyük ispatıdır.Bu insanlardan daha doğru bir kaynak olamayacağına göre o zaman bilimsel araştırmalarla ortaya konmuş bir bilgiye ulaşamadığımız sürece bu sözleri doğru olarak kabul etmeliyiz ki bilimsel araştırmalarda zaten bu insanlardan çok şeyler olacak.O araştırmalara fikirleriyle yol gösterecek yine bunlardır.Ben doğru bildiğim şeyi daha doğrusu doğruluğuna kesinlikle inandığım bir şeyi insanlarla paylaşmak istedim.Umarım merka edenleri aydınlatabilmişimdir.Herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
 7 Asiye
Yazan kaknus, 24-07-2008 10:54
Verdiğiniz bilgiler, türkünün yapısı ve derlenişiyle ilgili. Yanlış anlamadıysam türkü bir çobandan duyulumuş ve düzenlenmiş. Buna hiç kimsenin itraz ettiği yok. Türkünün derlenmesi, notaya alnması da aynı şekilde. Ancak bu Asiye kimin nesidir? Nerden çıkmıştır bilgi yok. Forumda yazıldığı şekliyle şu ana kadar asiye 'nin kimliğ konusundaki en mantıklı hikaye Şalpazarı-Düzköy'den, Çömezoğulları'ndan olduğu şekli. Kimliği konusunda başka bir bilgi varsa lütfen açıklayınız.

Yorum yaz
  • Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
  • Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
  • Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
  • Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
  • Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
  • Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.
İsim:
E-posta:
Başlık:
Yorum:

 
< Önceki   Sonraki >
Karadeniz TarihiRöportaj ve SöyleşilerVideolarSerander ForumKaradeniz YemekleriKaradeniz Yol Yapım HikayeleriEski Karadeniz Fotoğrafları
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... Serander.Net © | Karadeniz Kültürü... - Hayrettin GÜNAY'ın Kaleminden: "Ağasar'ın Balını" Üstüne