Trabzon’un Rus işgalinden kurtuluşunun 90’ncı yıldönümü vesilesiyle Ankara’da yapılan Trabzon Etkinlikleri öncesi Hasan Kurt’un konuyla alâkalı bir yazı yazdığını ve bu yazıda ismimin geçtiğini duymuştum.
Söz konusu yazıyı ancak etkinlikler sonrası okuma imkânım oldu.
Okudum ve dehşete kapıldım.
Hasan Kurt benim eski dostum. 30 seneyi aşkın bu mesleğin içinde olan bir gazeteci. Kendisini geçmişle bağlama iddiasını Rahmetli Zeyyad Nemli’nin oltasını eline alarak gösteren bir yazar. Hasan Kurt, 20 Şubat 2008 tarihli yazısına 24 Şubat’ı konu etmiş. “Her yönüyle Trabzon Etkinlikleri ve 24 Şubat gerçeği!” başlığını taşıyan yazı kesin hüküm ihtiva eden şu cümlelerle başlıyor:
“24 Şubat 1918… Rus işgal güçlerinin tası tarağı toplayarak, savaşmadan, kayıp vermeden Trabzon’dan çekildiği gün.
Rus işgal güçleri, 1916 yılında da Trabzon’u alırken aynı şekilde hiçbir mukavemetle karşılaşmamışlardı.
Rus’lar ellerini kollarını sallaya sallaya Harşit çayına kadar geldiler.
Müslümanlar, topraklarını terk ettiler ve muhacirliğe çıktılar.”
Ruslar, Trabzon’u işgal ederken hiçbir mukavemetle karşılaşmamışlar, ellerini kollarını sallaya sallaya Harşit çayına kadar gitmişlermiş…
Yazıda, 1948 yılına kadar kutlama yapılmadığı vurgulanarak, bu yıldan sonra ABD’nin arzusu, İsmet Paşa’nın talimatıyla kurtuluş bayramı düzenlenmeye başladığı iddiasında bulunuyor. Bu iddiaya ise Veysel Usta’nın bir ifadesini referans gösteriyor…
Hasan Kurt, yazının “24 Şubat gerçeği” ara başlığı altında istihza ve alaylı ifadelerle aynen şöyle diyor:
“24 Şubat Kurtuluş Bayramlarında, Rus işgalini yaşayanların hatıraları da anlatılırdı.
Akçaabat’ta ki bir törende Kaymakam günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yapar ve ardından mikrofonu o günleri yaşayan yaşlı bir vatandaşa verir.
Dede kürsüye çıkar, mikrofonu eline alır ve ‘Haçan Ruslar habu denizden donanmasıyla geliydi. Biz habu gabandan ukarı oyle bi gaçayduk oyle bi gaçayduk ki tabanlarımız ötumuze vuriydi’ diyerek o günleri anlatırken Kaymakam dedenin elinden mikrofonu alır.
Rusları kovan dedelerimizin anlattıklarını da Ankara’daki etkinlikler de İsmail Hacıfettahoğlu herhalde dile getirir!”
Sevgili Hasan Kurt, benim sana asla yakıştıramadığım bu hükümleri, bu kanaatleri, bu üslup ve ifadeleri, ecdadın kemiklerini sızlatan bu iftiraları sen kendine nasıl yakıştırdın? Bunları yazarken hiç mi elin titremedi, vicdanın sızlamadı? İnsan doğduğu, üzerinde yaşadığı, suyunu içtiği, havasını teneffüs ettiği ve vatanım dediği şehrin tarihine, insanına, hatıralarına nasıl bu kadar yabancı olabilir, onlar hakkında bu kadar düşmanca, bu kadar gerçek dışı ifadelerde bulunabilir?
Hasan, sen bu yazıyı kaleme alırken konuyu araştırdığına ve yaptığın araştırmalar sonucu bu yazıyı kaleme aldığına inanmıyorum. İnanmak da istemiyorum. Senin yeterli bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olduğunu düşünüyorum. Başka türlüsünü ise sana yakıştıramıyorum.
Araştırsaydın, Rusların ellerini kollarını sallaya sallaya Harşit çayına vardıklarını yazamazdın. Rusların, Trabzon’un 90 kilometre batısındaki ‘ellerini kollarını sallaya sallaya’ Harşit’e gidemediklerini, 22 Nisan’da işgal ettikleri Akçaabat’ın hemen üstündeki Hıdır Nebi tepesine dahi büyük kayıplar vererek ancak 3 ay sonra çıkabildiklerini bilirdin. Hortokop’ta kahramanca savunmamızı kırmak için verdikleri büyük kayıplardan haberdar olurdun ve cehlinle iftihar ederek yazdığın bu yazıyla o kahraman şehitlerimizin kemiklerini sızlatmazdın.
Dünyanın kan gölüne döndüğü Birinci Dünya Harbi dönemi, yani 1914-1918 yılları arası Trabzon tarihinin hicranlı dönemidir. Bu dönemde Trabzon ve Trabzonlu akıl almaz mezalimlere, ihanetlere, işgallere, muhaceretlere uğramıştır. Hastalık, açlık, sefalet ve çaresizliğin dayanılmaz acılarını çekmiştir. Muallim İbrahim Cudi Efendi, “Der Mesâib-i Harbi Umumî”, yani Harb-i Umumî Musibetleri başlıklı şiirinde harp esnasında Trabzon’da yaşananları kıyametin kopuşuna benzetir ve “Ya seyyid-el verâ kum!... kad kâmed-il kıyâma” diyerek Peygamberimizi yardıma çağırır. Hadi Cudi Bey’in şiirini okumadın;
“Rus işgal güçleri, 1916 yılında da Trabzon’u alırken aynı şekilde hiçbir mukavemetle karşılaşmamışlardı. Rus’lar ellerini kollarını sallaya sallaya Harşit çayına kadar geldiler.” Cümlelerini yazmadan önce, Allah aşkına, Baltacı Deresi, Madur Dağı, Sultan Murat, Kalafka, Hortokop, Hocamezarı, Hıdırnebi, Şinik, Haçka, Beypınarı, Karaabdal, Karadağ, Sis, Görele ve daha birçok yerde Rus birlikleriyle yapılan muharebeleri hiç mi duymadın?
Hasan Kurt, böyle bir yazı yazmayı düşünüyor idiysen yazmadan önce, o değerli vaktinden bir kısmını bir kütüphanede geçirseydin. Burada konuyu biraz araştırsaydın. En azından Genel Kurmay’ın ilgili yayınlarına, Fevzi Çakmak’ın eserlerine göz atsaydın, Hasan Umur’un, Muzaffer Lermioğlu’nun, Mehmet Bilgin’in, Altay Yiğit’in, Sadi Selçuk’un kitaplarını karıştırsaydın herhalde bu yazıyı yazamazdın. Bu konunun senin oltanın çekemeyeceği, ti’ye alınamayacak, istihzayla, alayla yaklaşılamayacak ciddi bir konu oluğunu bilirdin.
İddialarına gelince; üstten bakarak, müstehzi bir ifadeyle benim bu konuları dile getirmemi bekliyorsun. “Rusları kovan dedelerimizin anlattıklarını da Ankara’daki etkinlikler de İsmail Hacıfettahoğlu herhalde dile getirir!” Diyerek kendince dalganı da geçiyorsun. Orada getiremedim. Çünkü yazını okumamıştım.
Hasan Kurt, inan ki yazdıkların kendimi ilgilendirseydi sana cevap vermezdim. Amma hakaret dolu, iftira dolu ifadelerin tarihimi, ecdadımı rencide ettiği için kısada olsa cevap vermek durumundayım.
İlk önce Akçaabat’ta geçtiğini iddia ettiğin hikâyeden başlayalım. Trabzonlu Rus donanmasını görür görmez edebî (!) bir şekilde ifade ettiğin gibi kaçtı mı? Bu ifaden kısmen doğru kısmen yanlıştır.
Şöyle ki;
Rus kuvvetleri Trabzon’u karadan ve denizden abluka altına aldığında ve bilahare işgal ettiğinde Trabzonluların tavrını üç grupta inceleyebiliriz. Trabzonluların düşmana direnecek gücü olmayanlardan bir kısmı; canlarını, namuslarını düşman ayağı altına düşmekten kurtarmak, esir olmamak için evlerini yurtlarını terk etmişlerdir. Bunlar için söylediğin gibi de demek mümkün. Yani kaçmışlardır da diyebiliriz. Bunlar birinci grubu teşkil ederler.
Hasan Kurt, bir düşün, kendini bu kesimin yerine koy… Rus donanmasının denizden, Rus birliklerinin karadan, uçaklarının havadan ateş yağdırdığı, çoluk çocuk demeden katliamların yapıldığı bir sırada imkânları onlarla baş etmeye yetmeyen insanlar acaba ne yapmalıydı? Ne yapabilirlerdi? Sen onların yerinde olsan ne yapardın?
İkinci grup hemşerilerimiz ise, kaçabilecek güce malik olmadıkları için içleri kan ağlayarak esarete boyun eğenlerdir.
Bunların dışında bir başka hemşeri gurubumuz daha vardır Hasan Kurt. Onlarsa Rus işgalini çılgınca eğlenerek, Rus askerlerine tezahüratlar yaparak, sevinç çığlıkları atarak karşılamışlardır. Yüzyıllarca bir arada iç içe yaşadığımız, her türlü hukuklarını koruduğumuz, bu hemşerilerimiz, maalesef en zor zamanında Trabzon’a ve Trabzonlu hemşerilerine ihanet etmişlerdir.
Sevgili Hasan, sahilden kaçan Trabzonlular ne yaptılar? Araştırdığında göreceksin ki İsmet Zeki Eyüpoğlu’nun şiirinde belirttiği gibi Rusları dağlara davet ettiler.
İsmet Zeki Eyüpoğlu “Kara zıpkalılar” adlı şiirinde Trabzon’da yaşanan mezalimi ve vatan müdafaası için dağlarda sürdürülen o mücadeleyi şöyle anlatır:
Hendek boyu süngülenmiş iki canlılar, Yediden yetmişe, eşikten beşiğe cana kıydılar. Böyle olur gâvurun da kahpesi, Kara zıpkalılar “Allah!.. Allah!... dağlar bizimdir” dedi. Kanıma kan diye sesler yükseldi. En büyük efkârıydı altmışlık Eminenin.. “Bubam afkursun” demiş, “Gayri unutmam bunu.” Hey Allahım Honefterin günü müdür? Karaptalda dernek mi var? At bindiler, kılınç kuşandılar kara zıpkalılar Kıyasıya vuruştular günlerce, Bire on veren başak misali kırıldı Urus, Urum, Ermeni.
Ben sahilden kaçıp dağlarda direnen böyle bir ailenin mensubuyum. Dedelerim Halim Ağa ve İlyas Ağa çete reisleri olarak, azıcık kuvvetlerine rağmen, Tonyalı, Akçaabatlı, Vakfıkebirli diğer çetelerle birlikte, Şinik’ten Hıdırnebi’ye, Karadağ’dan Erikbeli’ne bir çok mevkide Ruslara kan kusturmuşlar, büyük zayiatlar verdirmişlerdi. Sonra ne mi oldu sevgili Hasan. Sonra Karadağ da düştü. Nokta bozuldu ve Rus birlikleri Harşit’e kadar dayandı. Benim dedelerim de işte o zaman ailelerini alarak, götüremedikleri hayvanlarının bağlarını çözüp salarak, senin tabirinle kaçmaya başladılar Hasan. Hem de ne kaçış. Kürtün’den Şebinkarahisar’a, Merzifon, Osmancık üzerinden taa Adapazarı’ına. Ordan da Hendek İlçesinin Beynevit köyüne kadar gittiler. 24 Şubat 1918 sonrasında ise deniz yolu ile hasretiyle kavruldukları vatanlarına geri döndüler.
Ben, diğer akranlarım gibi, dedemin, ninemin gözyaşları dökerek anlattıkları bu muharebeleri ve muhacirlik günlerini, gözyaşları içinde dinleyerek büyüdüm. Onun için Hasan, bu yaşımda bile “Trabzon’dan çıktım başım selâmet” türküsünü gözyaşlarımı zaptederek sonuna kadar dinleyemem. “Çavuşluya geldim koptu kıyamet” mısrası beni o günlere götürür, hıçkırıklara boğulurum. Rus donanmasının muhacir çıkan halkın üzerine ateş yağdırmasını ve çoluk çocuk demeden, genç ihtiyar demeden yüzlerce masumu katledişini hatırlarım. Bu benim tarihim Hasan, bu Trabzonumun, Trabzonlunun tarihi. Bunlar belki senin için bir mânâ ifade etmiyor. Ancak, senden yaşadığın topluma saygı duymanı beklemek, benim değerlerime, ecdadıma hakaret etmemeni istemek de benim hakkım olsa gerek.
Evet Hasan, bir çok Trabzonlu Rus donanmasından, Rus ve onun yanında yer alan Ermeni ve Rum azınlıkların zulmünden kaçtı. Trabzon merkezinden de birçok ailenin deniz yoluyla, kara yoluyla Trabzon’dan hicret ederek Giresun’a, Ordu’ya, Samsun’a gittiklerini biliyorum. Ancak, Kürtoğulları bu sırada ne yaptı bilemiyorum. Seni bilemem, ancak ben o kaçıştan, o hicretten iftihar ediyorum. Ecdadımla, tarihimle gurur duyuyorum.
Yazında kullandığın o istihzaî üslup, o ünlem işaretlerin beni derinden yaraladı Hasan. Her biri birer kahraman olan ecdadım için bu üslubu kullanmaya hiçbir şekilde hakkın yoktur. O kaçtı dediğin insanlar kurtuluş sonrası derhal vatanlarına döndükleri gibi, kendi dertlerini unutarak ülkenin kurtarılması için ilk teşkilâtı yaparak Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti’ni kurmuş, Erzurum Kongresi’ni toplamış insanlardır. Onların ön safında da senin mesleğini ifa eden Faik Ahmet Beyler, Ömer Fevzi Beyler, Meşveretçi Naci Beyler vardı.
Bu tavrın ve üslubun, istihzaların, ünlemlerin, bu coğrafyayı kanlarıyla vatanlaştıran şehit ve gazi ecdadımıza, tarihimize saygısızlık olduğu gibi, üzerinde emeği olan, “Oltaya Vuranları”ın gerçek sahibi o güzel insana, Rahmetli Zeyyad Nemli’ye de saygısızlıktır.
Sevgili Hasan, bu yazınla, barış (!) ve dostluk (!) ödülü verdiğimiz Yorgo Andriadis’le aynı safta yer aldığını söylemek zorundayım. Yorgo ödül aldığı Tamama adlı kitabında kendince Trabzon’un Ruslar tarafından işgali esnasında yaşananları anlatır ve şöyle der:
“Özellikle Trabzon’da Hıristiyanlar, kendinden geçip bir ulusal gururu yaşıyorlardı. Uzun kölelik yıllarından sonra, sonunda, “her şey yine bize aitti”. Yüzyıllarca beklenen bir düş gerçekleşmişti.
Hıristiyan Trabzon ayaktaydı. Uluslarının yüzyıllarca köle olarak çektiği bütün acıların intikamını Müslüman halktan almak isteyen bir sürü ateşli Rum vardı. Ama Başpiskoposun gölgesi her yerde hazır ve nazırdı. Müslüman erkekler korkudan muhacir olup, kaçıp gitmişti. Aileleri ve küçük çocukları ise savunmasız kalmıştı.”
Görüldüğü gibi Yorgo; Cihan Harbinde Galiçya’dan Hicaz’a, Kafkasya’dan Çanakkale’ye kadar, her cephede eli silâh tutan Trabzonluların, vatanları için savaştıklarını görmezden ve bilmezden geliyor. Kahraman ecdadımızı utanmadan ve sıkılmadan, karılarını ve çocuklarını esaret altında bırakarak korkup kaçmakla itham etmek alçaklığını gösteriyor. Bu alçaklık da bizden sayılan birileri tarafından ödüllendiriliyor. Yorgo, bize duyduğu kin ve düşmanlık dolayısıyla bunu yapabilir. Ancak, bu sana yakışmaz Hasan. Senin safın onun yanı olamaz ve asla olmamalıdır.
Ezcümle şunu bil ki Hasan; Birinci Dünya Harbinin öncesinde, içinde ve sonrasında Trabzon’da akla, havsalaya sığmayacak derecede büyük kahramanlıklarla dolu olaylar yaşanmıştır. Bunu lütfen araştır ve bu yazıdan dolayı özür dile, safını belli et. Sana yakışan budur.
Kurtuluşun törenlerle kutlanmasının 1948 yılında başlamasına ve bunun altında ABD’nin olması görüşüne gelelim… Kurtuluşun şenliklerle kutlanmasına 1948 yılında başlandığı doğru. Trabzon Halkevi’nin önayak olmasıyla Trabzon’un işgalden kurtuluşunun 30’ncu yılında kurtuluş şenlikleri Trabzon merkezde olduğu gibi, Trabzonluların yoğun olarak bulunduğu İstanbul’da da yapılmıştı. Bunların detayına girmek burada mümkün değil. Ancak Veysel Usta’ya da atıf yaparak ABD iddiasını ileri sürmen hususunda bir iki cümle söylemek isterim.
İkinci Dünya Harbi sona ermek üzereyken Gürcü profesörlerin bildirisiyle 1945 yılı sonlarında başlayan, Giresun da dahil olmak üzere Doğu Karadeniz’den Rusların toprak talepleri, Trabzon başta olmak üzere ülke genelinde tepkilere sebep olmuş, gazetelerde haberler, makaleler yazılmış, nümayişler tertip edilmişti. Boğazlar, elviye-i selâse dediğimiz iller Moskova Konferansında gündem olmuş ve Rusya bize nota vermişti. Bu hususu merak ediyorsan konuyla ilgili Fuat Köprülü’nün, Osman Turan’ın ve Fahrettin Kırzıoğlu’nun yazdıklarına bakabilirsin.
ABD bizim köşeye sıkıştırılmamızdan istifade etmiş olabilir. O günkü hadiseleri değerlendirince, Missuri Zırhlısının bir yıl önce ABD’de vefat eden büyükelçimizin naşını büyük bir tantana ile İstanbul’a getirmesi ve benzeri olayları göz önüne alınca, zaman zaman ben de aynı kanaatlere varıyorum. Bazı kişilerce iddia edildiği gibi, olaylar bizi NATO’ya dahil etmek için tertiplenen komplolar da olabilir. Sevgili Hasan, velev ki bu olaylar birer tertip olsun, ABD çıkarları gereği bizi Rusya’ya karşı kine sevketmiş olsun, bu neyi değiştirir? Bunun Trabzon’un gerçekleriyle ne ilgilisi var? Uluslar arası konjektür mutlaka mahalli olaylar için de önemlidir. Ancak, bu belirttiğin husus, Trabzon’da yaşananları gizlemek için sis oluşturmaktan başka bir şey değildir. Bunlar, Trabzon’un Birinci Dünya Harbindeki yaşadıklarını hiçbir şekilde değiştiremez. Kurtuluşunu kutlamasına bir mani teşkil edemez.
Hasan, bu kulaktan dolma iddiaların, Trabzonlunun askeriyle birlikte vatanını bütün gücüyle savunduğu, işgale karşı sonuna kadar kahramanca direndiği gerçeğini ortadan kaldıramaz. Bunun aksini iddia etmek mümkün değildir. Tekrar ediyorum. Ruslar şehir merkezi hariç, işgal boyunca hiçbir zaman yüksek irtifada tam bir hâkimiyet kuramamıştır. Kurtuluşun Erzincan Mütarekesi neticesi olduğunu göz ardı etmek ise bir başka yanlıştır. Burada Trabzon kurtuldu mu, kurtarıldı mı? Sorusu sorulabilir. Ancak bu da neticeyi değiştirmez. Önemli olan bizim vatanımıza kavuşmamızdır. Suyu bulandırmanın, tarihi gerçekleri ters yüz ederek, bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olmanın kimseye faydası olmaz.
Sana son sözlerim sevgili Hasan Kurt, lütfen mezarlık ağaçlandırma projeleri gibi uçuk kaçık projelerle ilgilen, onları tenkit et. Mülkî ve mahallî yöneticilere köşenden talimatlar vermeye devam et. Bu işleri kendince iyi de yaptığını sanıyorum. Ama ne olur, yeterli bilgi sahibi olmadığın, ehil olmadığın bu tür konulara girme. Bunlar derin konulardır. Şurasını unutma ki; kişi her şeyi bilemez, bilmek zorunda da değildir. Malûm o bildiğinin âlimi bilmediğinin cahilidir. Ve her kişi oku emrine muhataptır. Ancak yazmakla mükellef değildir. Bunları bir dost sözü, ikazı kabul et ve lütfen bildiğin anladığın konularda yaz. Haddini aşma. Ediblerin edebli olması gerektiğini unutma. Mesleğinin gereği, sorumluluğu da bunu icap ettirir.
İsmail HACIFETTAHOĞLU
Her hakkı saklıdır. Bu makale Serander.Net'te yazarının izni ile yayınlanmakta olup, daha önce farklı basın-yayın organlarında yer almıştır. Yazarının izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Görüntüleme sayısı: 1257
Yorumlar (3)
Yorum yaz
Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.