Kuytu bir köşede bundan 70 yıl önce kendi imkanları ile kurabiye üretimine başlayan Mehmet Celaloğlu öldükten sonra mesleği ölmedi. Baba mesleğini devralan üç oğlundan Miraç Uğur Celaloğlu yine aynı metodla kurabiye üretimini sürdürüyor.
TRABZON
20 yaşında Trabzon'un sahil kenarında küçük ve kuytu bir köşede kendi imkanları ile kurabiye üretirken 87 yaşında vefat eden Mehmet Celaloğlu, kendisi gibi mesleği ölmeyerek çocukları tarafından sürdürülüyor. Merhum babasının Trabzon'a özgü bir kurabiye ürettiğini ve o dönemlerde kendinin de yanında çırak olarak çalıştığını söyleyen evli ve üç çocuk babası Miraç Uğur Celaloğlu, "Babam 87 yaşında vefat etti. O dönemde babam şehrin merkezindeki Pazarkapı Mahallesi'ndeki taş bir binada 3-4 kişi ile üretim yapıyordu. Hiçbir zaman rahmetli babam fırının başından kalkmazdı" dedi.
70 yıllık teknoloji sürüyor
Miraç Celaloğlu, babası öldükten uzun bir zaman sonra kendileri Trabzon'un Derecik Mevkii'ne taşındıklarını hatırlatarak, kurabiyenin babası döneminde nasıl üretiliyordu ise bugün de aylnı metodla ürettiklerini ve hiç bozmadıklarını söyledi. Şu anki üretimde 5 kişi çalıştıklarını diğer iki kardeşinin de şehir merkezindeki satış ofisinde durduğunu kaydeden Celaloğlu, hiçbir katkı maddesi ilavesi veya makinalaşmaya teşebbüs etmediklerini belirterek, "Yaptığımız kurabiye birebir elle, tek tek üretiyoruz. Odun ateşinde pişirilen kurabiye şeker, un ve sudan ibaret. Sadece sarı rengi için nasıl ilaçlarda kullanılıyorsa biz de gıda kodeksine uygun boya kullanıyoruz. Buna mecburuz. Çünkü başka alternatifimiz yok" şeklinde konuştu.
Babam 'papatya' ile renk verirdi!
Babasının o tarihlerde kurabiyeye nasıl sarı rengi verdiğini sorduğumuzda, "Babam o zaman bahçedeki papatya çiçeklerini toplayıp kaynatarak suyunu alıyor ve kurabiye rengini veriyordu" diyen Celaloğlu, o zaman Trabzon Orman Fakültesi'nin bulunduğu yerin tamamen tarlaolduğunu ve papatyaların rahatlıkla bulunabildiğini belirterek, "Trabzon o yıllarda sebzede kendi ürünü ile kendi kendine yetinen bir şehirdi. Şimdi orası tamamen beton yığını haline geldi, bir tane yeşil alan bulamazsınız" dedi.
İstesek de 500 kiloyu geçemiyoruz. Ürettikleri kurabiyeyi dişleri yeni çıkacak bebekler için de kullandıklarını söyleyen Celaloğlu, "Yurtdışından veya Trabzon dışından olsun izine gelen herkes mutlaka dönerken bu kurabiyeden götürüyor. Trabzon'a özgü olarak zaten çay, fındık ve bu kurabiye biliniyor. Trabzon'lu kime sorarsanız mutlaka bir hatırası var. İstesek de fazla üretemiyoruz. Günde en fazla 500 kiloyu geçemeyiz. Tamamen elle yapılan doğal bir ürün olduğu için ancak o kadarını üretebiliyoruz. Yazın dışardan gelenler anormal şekilde talep ettiği için yetiştiremiyoruz. Kurabiye belli sınırda çıktığı için belli müşterilerimize veriyoruz. Her isteyene verme şansımız maalesef yok" diye konuştu.
Bölgede bir tek biz varız!
Ürettikleri kurabiyenin 6 aylık ömrü olduğunu ve Karadeniz Bölgesi'nde bir tek kendilerinin ürettiklerini hatırlatan Celaloğlu konuşmasını şöyle tamamladı: "Kakaolu kurabiyemiz de var. Yalnız o babamdan kalma değil. Yazlık helvalar ve akide şekeri de üretiyoruz. 600 metrekare kapalı alanda kara fırınla (katlı fırın) hizmet veren bir kurabiyeciyiz. Şu an kullandığımız kara fırın da babamdan kalma. Kurabiyede o tarihte ne ise şimdi de sistem aynı. Değişen hiçbir şey yok. Ürettiğimiz kurabiye, çocuğunla nasıl ilgileniyorsan tek tek ilgilenmek zorundasın. Biz üç kardeş baba mesleğini severek yapıyoruz. O yıllarda babam gofret de yapıyordu ama illa bunu sevdi ve buna yöneldi. Demek bildiği bir şey vardı ki bugünlere kadar geldik."
Bu da 'Vakfıkebir Ekmeği' ustası
Trabzon'la özdeşleşmiş olan Vakfıkebir Ekmeği, özellikle Karadeniz'e gidenler için dönüşte alınması gerekenler listesinin ilk sırasını oluşturur. Günde ortalama 400 ekmek satan 15 yıllık ekmek ustası 5 çocuk babası Hasan Kaba, ekmeğe lezeti verenin ekşi maya, yörenin suyu ve pişirme ustalığından kaynaklandığını söylüyor. Hamurculuktan yetişen Kaba, 4 kilo 250, 3 kilo 350 ve 3 kilo olarak hamuru mayaladıklarını belirterek, "Buranın havası ve suyu ekmeğe bambaşka bir lezzet veriyor. Kış ortasında bile günlük ortalama 400 ekmek satıyoruz. Yaz ayında ve buranın hafta gününde bu sayı daha da artıyor. Büyük ekmek ortalama 15 tekli ekmeğe denk geliyor. Yedikçe insanı rahatsız etmeyen ve durdukça lezzeti daha da artan ekmeği hava almadan 15 gün rahatlıkla saklayabilirsiniz" dedi.
Haber ve Fotoğraflar : Harun Yerebakan - İzinsiz Yayınlanamaz .
Görüntüleme sayısı: 4047
Yorumlar (5)
Yorum yaz
Yorumunuz okumus oldugunuz konu ile alakali olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum kisisel hakaret, asagilayici, karsi tarafi küçük düsürücü ya da rencide edici vs. gibi kelimeler içermemelidir.
Okumus oldugunuz konuya iliskin yapacak oldugunuz yorumlar eger sizin fikir ve düsüncenize uygun degilse konu yazarinin ya da haber sahibinin yapmis oldugu çalismayi basit gösterecek ya da degersiz sayacak ifadeler içermemelidir.
Reklâm amaçli hiçbir kelime ya da cümle yorumunuzda yer almamalidir.
Yazacak oldugunuz yorumlar genel ahlâk kurallari ve yasalara uygun olmalidir.
Yazmis oldugunuz yorum içeriginden Serander.Net hiçbir sekilde sorumlu tutulmayacaktir.
Yorumunuza gerçek isim ve e-posta bilgilerinizi eklemediginiz takdirde sayet yorumunuz yayinlanmazsa -Yorumum neden yayinlanmadi?- bilgisi tarafiniza ulasmayacaktir.