Röportajlar
Selim Bölükbaşı ile Baş Başa.. | Selim Bölükbaşı ile Baş Başa.. |
| Yazar Meftun ŞENGÜN | |||||||||||||||||||||||||||||
| Cuma, 25 Ağustos 2006 | |||||||||||||||||||||||||||||
|
Sayfa 1 Toplam: 3 Kaybettiğimiz sanatçımız rahmetli Kazım Koyuncu’ nun hem grup arkadaşı hem de yakın dostu, Kemençe ve Tulum sanatçısı Sevgili Selim Bölükbaşı ile yaptığımız röportajı sizlere aktarmış bulunuyoruz. Bu röportaj’da neler mi konuşuldu? Gelin hep birlikte Sevgili Selim Bölükbaşı’ndan dinleyelim… Meftun Şengün: Sevgili Selim, öncelikle Selim Bölükbaşı’nı bizlere tanıtır mısın? Kimdir Selim Bölükbaşı ve Müzik hayatı nasıl başladı? Selim Bölükbaşı: İstersen şöyle yapalım, kısa bir biyografik bilgi vereyim. 1980 İstanbul-Üsküdar doğumluyum. Aslen Rize-Pazarlıyım ve Laz’ım. Öğrenim hayatımı İstanbul’da tamamladım. İ.T.Ü. Devlet Konservatuarı Müzik Aletleri Yapımı bölümünü bitirdim. İstanbul’da ikâmet etmekteyim. Müzik yaşantıma 9 yaşında başladım. Küçük yaşlardan itibaren müziğe karşı bir ilgim vardı. Bunda ailemin de büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Annem eskiden bağlama çalarmış, ayrıca babamın sesi güzel olduğu gibi kemençe çaldığı zamanlar da olmuş. Fakat annem ve babamın müzikle uğraşması benden önceki dönemlerde olduğu için çocukluk ve büyüme çağlarımda evde müzikle iç içe bir atmosfer içerisinde olmam söz konusu değildi. 9 Yaşımda iken bir akrabamızın evinde duran büyükçe bir divan sazını, meraklı da olduğum için elime alıp incelemeye başladım, belki de o günün müzik hayatımın başlangıcı olduğunu söyleyebilirim. Annemin bu anlamda üzerimde etkisi olmuştur. Bir dönem bağlama çaldığı için ara ara yaptıklarını anlatırdı, şöyle yapardık böyle yapardık gibi. Bu nedenle Annemden biraz feyiz aldım diyebilirim. Onun çaldığı bazı türküler vardı, onları bana söyletirdi. Ben de meraklı olduğum için o dönemlerde albümler alırdım ve sürekli aldığım albümleri dinlemeye çalışırdım. Evimizde çok fazla Karadeniz Kültürü ile yetişmedim, aile içersinde sadece Lazca konuşulurdu. Ben de duyduklarım ve söylenenler kadarı ile Lazca bilmekteydim. Dediğim gibi ev ortamında çok da Karadeniz kültürü ile yetişmedim, annem o dönemleri anlatırken sürekli evimizde dinlediğimiz sanatçılardan bahsederdi. Genel olarak Neşet Ertaş, Yıldıray Çınar ve Orhan Gencebay gibi sanatçıların albümlerini dinlemekle birlikte, dinlediğim parçaları da çalmaya çalışırdım. Bununla birlikte aslında biraz da arabesk kültürü ile yetiştiğimi söyleyebilirim. Meftun Şengün: Bildiğim kadarı ile Orhan Gencebay ismine karşı ayrı bir sevgin var ? Bunun nedeni tam olarak nedir? Selim Bölükbaşı: Evet, çok yoğun bir sevgim vardı. Bağlamaya biraz da Orhan Gencebay’a olan sevgimden dolayı başladığım söylenebilir. Özellikle onun albümlerinde yer alan partisyonları vs. çalmaya gayret gösterirdim. Çünkü içimde yapmak istediğim yenilikçilik adına düşüncelerim vardı. Bu anlamda Orhan Gencebay gerçekten yenilikçi bir sanatçıdır. Bugüne kadar kendisi bağlama üzerine birçok yenilik getirmiştir ve ben onun bu yeniliklerini küçük yaşlardan beri fark etmişimdir. Gencebay diğer bağlama sanatçılarına göre hep farklı çalardı, benim de bağlamada istediğim buydu. Sonra zamanla okul yıllarımla birlikte blok flütler vs. çalarken, zamanla okul çağlarında müziğe olan ilgim ve yeteneğim az çok fark edilmeye başladı. Okul yıllarında yıl sonu müsamerelerine katılmaya başladım, hâttâ o dönemlerde okul tiyatrosunda bile zaman zaman yer aldığım olmuştur. Müzikal olarak yapılması gereken çalışmalarda öğretmenlerim beni görevlendirirdi, türkü söylemeler, saz çalmalar gibi… Sonraları evde bulunan klavye ( org) gibi çalgılarla da çalışmaya başladım. Bunlarla uğraşırken 97 senesiyle birlikte Konservatuar okuma isteğim üzerine sınavlara girmeye karar verdim. Tercih olarak Üniversite’de Konservatuar haricinde Psikolojiyi düşünüyordum, ama içimde hep müzik olduğu için tercihimi bu şekilde kullandım. Aslında ailem konservatuar okumama pek de sıcak bakmıyordu. Farklı bir bölüm okuyup müzik dışında başka bir alana yönelmemi arzu ediyorlardı. Ailem de en son bakıp gördüler ki, bu çocuk müzikten başka bir iş yapmayacak! O zaman konservatuar okumama razı oldular. ![]() Sınavlara girdiğim dönemlerde Laz otantik müziği yapan Birol Topaloğlu ile tanıştım. Kendisi ile tanışmam da şöyle oldu: O dönemlerde yanımızda kalan dayımın oğlu Yusuf Ziya, aramızda konuşurken bana kendisinin görüştüğü bir isim olan Birol Topaloğlu ile beni tanıştırabileceğinden bahsetmişti. Tam o zamanlarda da Birol Topaloğlu’nun albümü çıkmıştı ve bana çok enteresan gelmişti. O dönemlerde kendi kültürümü bilmiyorum, dahası hiç alâkam yok. Lazca müzik yapıp albümler çıkararak, TV kanallarında yer alan bir isim beni gerçekten şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı, sonra çok beğenmiştim. Birden kendi kültürümle yapılan bir müziğin içerisinde yer almayı çok istemeye başladığımı farkettim. İşte o zamanlarda Birol Topaloğlu ile tanıştık. Kendisi bana birkaç test yaparak müziğe karşı olan yeteneğim hakkında bilgi sahibi olmak istemiş, sonrasında bana birlikte çalışabileceğimizi söylemişti. Onun yanında öncelikle yöresel sazlar kullanmadığım için vokalistlik yapmaya başladım. Bunu her yerde söylerim; o dönemlerde, dayımın zoruyla tuluma ilk adımı attım. Dayım, “sen bağlama çalan adamsın, kendi yöremizin sazını niye çalmıyorsun? Sana bir tane tulum siparişi verelim memleketten de, öğrenip bizlere gittiğimiz yerlerde tulum çalarsın.” diyerek tuluma geçmeme vesile olmuştur. Tabii bu teklifi kabul ettikten bir müddet sonra tulum geldi. Tulum hakkında hiç bir bilgim yoktu, belki de birkaç defa düğünlerde vs. gibi yerlerde gördüğüm bir çalgıydı. İlk zamanlar kimselerden yardım alamadım, hâttâ birçok kişi ile tulum hakkına bilgi sahibi olabilmek adına görüştüm ama baştan da söylediğim üzere maalesef kimse yardımcı olmadı. Zaten bu zorluklardan dolayı tulumu ilk zamanlarında yanlış tekniklerle çalmayı öğrendim. İlk başladığımdan bir sene sonra tekniğimi tekrar gözden geçirerek doğru teknikleri tam olarak oturtmaya başladım. İlerleyen zamanlarda Birol Topaloğlu tulum çalmaya başladığım için birlikte çalabileceğimizi söyleyince aynı grup içinde tulum çalmaya başladım. Bir dönem perkisyon çaldığım da oldu. Genelde başka çalgılar da çalmama rağmen ana sazım tulum oldu. Daha sonraları beni Birol Topaloğlu ile tanıştıran Yusuf Ziya, kendimi çok geliştirdiğim takdirde Kazım abi ile birlikte olduğu Zuğaşi Berepe grubuna beni de alabileceğini söylemişti. Yusuf Ziya bu gruba destek olmasının yanında Laz kültürü ve tarihi üzerine de hem meraklı olan hem de araştırmalar yapan bir insandı. Yusuf Ziya, Zuğaşi Berepe ilk kurulduğu dönemlerde Kazım abi ile birlikte kendisi de bu işin içerisinde bulunan bir büyüğümüzdü. Meftun Şengün: Zuğaşi Berepe’nin genel olarak 90 lı yıllardan sonra çıkardığı albümler olduğunu biliyor ve bu albümlerle de daha çok tanınmaya başladığını görüyoruz, fakat senin bu açıklamalarından ben bu grubun daha da eskiye dayanan bir yanı olduğu sonucuna vardım? Selim Bölükbaşı: Grup olarak geçmişleri 1992-1993 yıllarına dayanmaktadır. Fakat bunun haricinde Kazım abi farklı gruplarla da daha önceki yıllarda müzik yapmıştır. Küçük yaşlarımda Kazım Abi’nin Zuğaşi Berepe ile olan konserlerine giderdim. Kendi müziğimiz üzerine çalışmalar yapmaya başladıkça, kendi kültürümüzü de öğrenmeye başladım. Bu anlamda Birol Topaloğlu’nun da bana çok yardımları olmuştur. Laz dili ve kültürü’nün yanı sıra otantik müziğimiz adına da kendisinden çok şeyler öğrenmişimdir. Kazım abi ile daha önce tanışıyorduk fakat kendisini ilk tanıdığım dönemlerde yaş olarak da küçük olduğum için yıllar sonra karşılaştığımızda beni tanıyamamıştı. Kendisi 2001 senesinde Viya albümün çıkardığı dönemlerde beni aradı. Mahmut Turan’ın o dönemlerde çok sık kendileri ile olamadığını söyledi ve buna istinaden gruba tulum çalmam adına beni davet etti. Ben de bu teklifi kabul ettim, özellikle tamamen otantik müzik yerine daha modern tarzda yapılan çalışmalara katılmak istiyordum. Otantik müziğe bir takım yeniliklerin getirilmesini arzu ediyordum. Bu anlam da Kazım abi’ yi çok beğeniyordum, kendisi biraz da idolümuz gibiydi. Bu nedenle seve seve kendisine katıldım. Kazım abi, Mahmut Turan’ın grup içerisinde hem eski hem de emeği bulunması nedeni bir değişim yapamayacağından ötürü benim kemençe çalmamı istemişti. Sonra Kazım abi’ye “Abi elimden geldiğince yapmaya çalışırım” dedim. Benim için yeni bir süreç bu şekilde başlamış oldu. ![]() Meftun Şengün: O zaman senin Kemençe ile iç içe olmanın bu vesile ile başladığını söylersek yanlış olmaz? Selim Bölükbaşı: Tabii ki, Kazım abi ile beraber onun grubunda çalmaya başlamamla gerçekleşti. Aslında kemençeyi tam anlamıyla hakim olarak çalmak da hedeflerimden birsiydi. Bu anlamda grupta Kemençe çalarak yer almamın bana çok faydası olmuştur. Ama grup içerisinde hiçbir zaman “kemençe mi? tulum mu?” gibi bir ikilem yaşamadım. Çünkü Kazım abi’nin yapmış olduğu en son albümde ve yaptığı dizi müzikleri vs. çalışmalarında tulumu da ben çalıyordum. Esasında çalacağım enstrümanın bir önemi yoktu, çünkü arzu ettiğim Kazım Abi ile birlikte müzik yapabilmekti. Şimdi bakıyorum da grup içerisinde kemençeci olarak başlamamın kemençe adına birçok şeyi yapabilmeme imkân verdiğini anladım. Kısa ve öz olarak söylemek gerekirse Kazım abi ve grubu ile birlikte Karadeniz Müziği yapmaya başlamıştık. Meftun Şengün: Şöyle bir sorum olacak, kıyaslama olarak değil fakat asıl sazının tulum olmasına rağmen kemençeye de tulumdaki kadar hâkim misin? Selim Bölükbaşı: Aslında her ikisine de tam olarak hâkimim dersem doğru olmaz. Meftun Şengün: Fakat şöyle de bir gerçek var, en azından günümüz tulum sanatçıları arasında ismin geçmektedir? Bu gün konuyla ilgili bazı kaynaklara baktığınızda Rize-Pazar’dan Selim Bölükbaşı ismi karşınıza çıkmaktadır? Selim Bölükbaşı: Şöyle anlatayım; kendi yaşadığımız köyümüzdeki insanımız genelde dindar insanlardı. Genel durum bu şekilde olduğu için tulum çalmaya dinen hoş bakılmazdı. Ama kendi köyümüzün ilk tulumcusu ben oldum. Meftun Şengün: Bu senin söylediğin bizim oralarda kemençecinin şeytanla bir anılması gibi bir şey? Selim Bölükbaşı: Aynı, aynı; hiç bir farkı yok. Ama kendi köyümüzde ben ilk olarak bu düşünceyi kırdım diyebilirim. Bunun yanı sıra konservatuar eğitimi alarak işin teorisini öğrenerek bu işe başlayan da ilk tulumcuyum aynı zamanda. Mahmut Turan isminden sonra piyasada ismi çıkmış tulumculardan birisi benim. Bizim haricimizde de birçok isim vardır, fakat bizlerin bu işte sıyrılmasının birçok insanın önünü açtığını düşünüyorum. Tulumun gelişmesi adına birçok çalışmalarım oldu. Ama hiçbir zaman bu sazları çok iyi çalıyorum diye bir iddiada bulunmuyorum, bulunamam da zaten, çünkü önümde birçok üstâd var. O üstâdların yapabildiklerini yapmadan kendimi onların yerine koyamam. Kemençe mi, tulum mu diye sorarsanız, kemençeye başlayınca tulum ile yaptığım çalışmalara ara vermek durumunda kaldım. Bu nedenle son zamanlarda kemençe üzerine daha da yoğunlaştım. Aslında her ikisine de kendimce aynı hakimiyete sahibim diyebilirim. Meftun Şengün: Ben kendi gözlemlerimden seni ilk kemençe ile izlediğimde “Selim Bölükbaşı bu işi gönülden yapıyor” dediğim olmuştur. Hâttâ sırf senin canlı performansını izlemek adına Kazım Koyuncu’nun Yeni Melek’te verdiği son konsere katılmıştım. Konserde de performansını çok beğenmiştim. Ben işini maddiyata dayandırarak yapanların başarılı olamayacağını düşünüyorum? Selim Bölükbaşı: Şöyle söyleyeyim, kemençeyi farklı çalmamızın birçok nedeni var. En başta bağlama’ya başladığım zamanlarda bile çalma tekniklerinin nasıl geliştirilebileceğine dair düşüncelerim vardı. İşte bu arayış içimizde sürekli yer almaktadır, yaptığımız işin mükemmele yakın olmasını arzulamadığınız müddetçe başarılı olmanız mümkün olmaz. Yapmak istediğimiz hiçbir zaman otantizmin dışına çıkmak değil. Otatizmin de içinde olduğu fakat bunun haricinde başka güzel şeylerin de içinde yer aldığı yenilikler meydana getirmek istiyoruz. Ayrıca unutmadan şunu da ekleyeyim, yerel enstrümanları ve müzikleri geliştirip belli bir yere getirmek için bazen o müziğin otantizminden dışarı çıkmanız gerekir. Meftun Şengün: Sevgili Selim, kemençe olarak ele alırsak belirli idollerim vardır diyebileceğin isimler var mı? Selim Bölükbaşı: Müziğe ilk başladığımda baştan da söylediğim gibi, baştan beri bir Karadeniz Kültürü ile yetişmemem ve Karadeniz Müziğini çok tanımamam nedeni ile geçmişten beri severek dinlediğim isimler olmadı. Ama kendi müziğimizi tanıdıkça ve bu alanda çalışmalar yaptıkça kendimce benimsediğim isimler olmuştur. Mesela Laz kemençecilerden Yaşar Turna, Ahmet Güngör vardır. Bunun haricinde otantik olarak çalma tarzını beğendiğim bir Bahattin Çamurali vardır. Yeni jenerasyonda da iki isim söyleyebilirim. Bu isimler Tahsin Terzi ve Cemal Berber’dir. İkisinin de tarzını beğeniyorum. Ayrıca yurtdışında da çalma tarzı olarak beğendiğim Rum kemençeciler vardır. ![]() Meftun Şengün: Selim Bölükbaşı ismi artık birçok yerde tanınıyor, senin bugüne kadar yaptığın çalışmalar nelerdir? Karadeniz müziğine katkıların neler oldu? Selim Bölükbaşı: Şöyle söyleyeyim, öncelikle müziğe bakarken işte “çalgımızı çalalım da gerisi önemli değil” gibi bir tarzda yaklaşım göstermedim. Asıl amacımız her ne olursa olsun müzik yapmak olduğu için kendi alanımızla ilgili birçok yerde bulundum. İddia edebileceğim şeylerin başında tulum ve kemençe için yaptıklarımı söyleyebilirim. Belki kemençe için çok şey yaptım diyemesem de tulum için çok şeyler yaptım. Ama kemençe için de yapacağım çok şeyler var. Tulumla ilgili olarak açıkça söyleyebilirim ki, bugüne kadar ciddi anlamda bir şeyler yapmaya çalışan tek insan ben oldum. Bu anlamda bu sazı geliştirmek adına hiç kimsenin bir katkısı, bir kaygısı olmadı. Hâttâ bana gelen öğrencilerime bile bakın şöyle yapın, böyle yapın dediğim halde bile maalesef kimse bir şeyler yapmaya niyetli değil. Benim kendi tulumumu yapan ustam Sabahattin Kangal’ın ismini vermeyi uygun buluyorum, kendisi bu işte önemli bir isimdir. Onunla tanışmam iyi oldu, özellikle tulum yapımındaki tecrübesinden de istifade etmiş oldum, zaten onunla tanışma fırsatım olmasa kendi tulumlarımı kendim yapmaya niyetliydim. Konservatuar’da müzik aletleri yapımında okuduğum için bu anlamda bir sıkıntım yoktu. Sabahattin Kangal da yeniliklere açık bir usta olduğu için kendisi ile bazı şeyler yapmaya başladık. Tulumdaki ses kapasitesini biraz arttırdık ve 6-7 sese kadar çıkarttık. Bir kere tonlar yoktu, La, Si ve Sol sesinden başka ton bulamıyordunuz. Tizde Do diyezden, Pes’te Mi’ye kadar yarım sesler ve tam sesler olarak her tonu yaptık. Artık ton sorunu kalmadı. Mesela bayan sanatçılar tulumu kullanamıyordu. Hülya Polat’a bu anlamda yardımcı olup ona kendi sesine uygun şekilde kullanabileceği Do diyez bir tulum yaparak kendisinin bu anlamda sıkıntısını gidermiş olduk. Tulum sadece uşşak makamı çalan bir sazdı; ama artık hicaz, kürdili hicâzkâr, sabâ, nihâvend ve bunun dışında akla gelebilecek her makamı çalabiliyorsunuz. Bu anlamda yaptığım yenilikleri mütevazi olmadan tek başıma kendim yaptım diyebilirim. Çünkü başta da söylediğim gibi kimse yanımda olmadı. Yeri gelmişken yine bireysel çabalarım sonucunda İ.T.Ü. Devlet Konservatuarında önümüzdeki 3-5 sene içerisinde kemençe ve tulum dersleri de verilmeye başlayacaktır, bu müjdeyi de buradan vermek istiyorum. Bu çalışmalarımın yanı sıra yine çalma tarzı üzerine de çok çalışmalarım oldu. Birçok insanın tuluma merak sarmasında öncülük yaptım. Kazım abi ile çalışırken tulum üzerinde farklı neler yapabiliriz diye çok düşünüp bazı şeyleri yapmışızdır. Kemençe üzerine de birçok çalışmam olacak ama şimdilik bunlardan bahsetmek istemiyorum. Bunların dışında Tekfen Flarmoni Orkestrasında kemençe çalıyorum ve bu anlamda ileride bir kemençe konçertosu düzenlemeyi düşünüyorum. Bunların haricinde daha önce de söylediğim üzere Birol Topaloğlu ile çalışmalarım oldu, yine İskoç “Hevia” grubu tarihte ilk gayda ve tulum düeti yaptık. “Sultan’s Of The Dance” isimli projede yer aldım. Kazım abi ile geçmişte “Gülbeyaz” dizi müziklerinde yer aldım. Cafer İşleyen’ le birlikte “Kuş Dili” dizisinin müziklerini yaptık. Karadeniz müziği olarak değilse de sinema filmi olarak “Sen Ne Dilersen “ isimli filmin müziklerini yaptık. Televizyon filmi olarak da Digiturk kanalı için yapılan “Kilit” adlı filmin müziklerini yaptık. Yakında da proje olarak Zeki Öktem’in yönetmenliğini yapacağı “Çinliler Geliyor” adlı filmin müziklerini de yapmamız söz konusu. Son günlerde yine Bakü,Tiflis,Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın Resmi açılışında Türkiye’yi temsilen sahne aldık.Bunun yanında halen Volkan Konak’la da beraber çalışmaktayım. Aynı zamanda aranjörlük yapma gibi çalışmalarım da var. Acizane olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Meftun Şengün: Karadeniz müziğinin dünü, bugünü ve yarını hakkında görüşlerin nelerdir? Selim Bölükbaşı: Bana göre Karadeniz müziğinin dünü çok kötüydü. Benim küçük yaşlarda kendi müziğimizi dinlemememin nedeni de buydu. Eğer bir müzik şehirlere açılmamış, evrenselleşmemiş ve mahalli kalmışsa o müzikten gelişme ve beğenilme bekleyemezsiniz. Belki benim için dünü olarak söyleyeceklerim bunlardır. Laz müziğinde zamanla mesela Kazım abi, Birol Topaloğlu gibi isimlerin çıkmasıyla insanlar bir şeyler yapabilmek adına cesaret kazandı. Hakeza Volkan Konak ve Fuat Saka da Karadeniz müziği ve kültürü üzerine katkılar sağlamıştır. ![]() Meftun Şengün: Yani bundan sonrası için umutla bakabiliriz? Selim Bölükbaşı: Şu gün hatırı sayılır derecede iyi bir konuma geldik. Tabii ki Volkan Konak, Kazım Koyuncu, Fuat Saka, Birol Topaloğlu gibi isimler Karadenizlilerin haricindeki diğer insanlara da bu kültürü ve müziği sevdirdiler. Dolayısıyla kültür önemli bir yere geldi. Karadeniz kültürü zaten bugün revaçtadır. Kazım abi’nin vefatı bu anlamda aslında büyük bir kayıp olmuştur. Onun çok ciddi projeleri vardı, birlikte bazı işleri yapma niyetimiz vardı. Onun kaybı Karadeniz müziği adına büyük bir kayıp oldu. Arayışları olan, aykırı olan, statükoculuğu reddeden, ileriyi görebilen, gelişime açık ve hayata muhalif bakan bakan insanların bu işle uğraşması gerekir. Bu gibi insanların ortaya bir şeyler çıkarmasıyla Karadeniz Müziği dünya üzerinde saygın bir müzik olabilir. Karadeniz Müziği ile yapamayacağınız müzik yok. Rock, Raggy, Jazz müthiş olur, hâttâ geçenlerde flamenko bile yapılır diye düşündüm. Tabii bu çalışmaların da bilinçli bir şekilde yapılması en önemli nokta. Meftun Şengün: Müzik olarak Kazım Koyuncu’ dan öncesi ve sonrası hakkındaki görüşlerin nelerdir? Selim Bölükbaşı: Kazım abi’nin yanında çalmamın yanında ayrıca bir dostluğumuz söz konusuydu. Kendisine olan bir hayranlığım zaten var. Bana göre Karadeniz müziğinde Kazım Koyuncu’dan önce ve sonrası diye bir kıyaslama yapabiliriz. Özellikle Zuğaşi Berepe grubu ile yaptıkları müzik bu anlamda çok önemlidir. Hâlâ daha söylüyorum bir İgzas albümünün soundunda müzik yapacak bir başka grubu tanımıyorum. Tamamen dünya çapında bir albüm. Halen daha dinlediğinizde ,bu tarz bir çalışmayı geçebilecek bir grup görmüyorum. Belki zamanla daha bir kültüre yönelik daha bir etnik müzik yaptık ama bu çalışmalar çok ciddi değişiklikleri arkasından getirmiştir. Basit bir örnek verecek olursak Kazım abi’nin vefatından sonra onun tarzını taklit eden birçok grup çıktı. Dikkat ederseniz bizim grubun dizaynında çok sayıda grup var. Kazım abi’nin öncesi ve sonrası için bunlar birer kanıttır. Karadeniz ve Laz müziğini en geniş şekilde insanlara ulaştırmıştır. Meftun Şengün: Aslında Kazım Koyuncu için kendi müziğimize yeni bir kimlik kazandırdı diyebilir miyiz? Selim Bölükbaşı: Diyebiliriz, daha önce de söylediğim gibi onun bu anlamda çok çalışmaları olmuştur. Kazım abi’nin yaptığı müzik daha evrensel bir müzikti. Özellikle yurt dışında birçok yerde müziğimiz dinlenmiştir, birçok yerde konserler verdik. Hâttâ yurtiçi olarak doğu turnesine çıkmış tek Karadenizli sanatçıdır. Bu anlamda Kazım abi Karadeniz müziğine yeni bir kimlik kazandırmış, müziğimizin gururunu arttırmıştır. O tulum ve kemençeyi de birçok insana sevdirmiştir. Bunu da söylemekte fayda var. Meftun Şengün: Günümüzde ismi duyulmuş veya duyulmamış birçok sanatçı var. Bu sanatçılar hakkındaki düşüncelerin nelerdir? Selim Bölükbaşı: Herkes Karadeniz müziği yapıyorum diye konuşmaktadır ki, bizler de bu şekilde konuşuyoruz. Ama bazı normlara gelemiyorsanız yapılan çalışmalar için doğru çalışmalardır diyemezsiniz. Bu anlamda yapımcı firmaların da ticari kaygıyı ön planda tutarak, o insanları biraz da kandırmaları nedeni ile tamamen Karadeniz müziği değil de daha bir piyasa tarzı, hâttâ daha arabeskvâri çalışmalar ortaya çıkmaktadır. Ben mesela hiçbir zaman bu gibi insanlara da suç bulamıyorum. Biraz cehalet, biraz da yapımcıların yönlendirmeleri ile çok acayip şeylerin ortaya çıktığını görebiliyoruz. Ortaya konan işin kalitesi için altyapı vs. tüm çalışmalar iyi olmalıdır, sanatçılar sadece yaptıkları müziğin dışında başka başka tarzları da dinlemelidirler ve yeniliklere açık olmalıdırlar. Bu anlamda bu kişiler de doğrusunu bilmediği için kendi yaptığının en doğru olduğunu düşünmeye başlıyor. Ayrıca çalışmaların kimlerle yapıldığı da çok önemlidir. Bakıyorsunuz ki bu gün İsmail Türüt Fuat Saka ile çalışıyor, Hülya Polat bir dönem Kazım abi ile çalışmıştır. Hal böyle olunca daha modern müzik yapan insanlarla yapılan ortak çalışmaların çok daha geniş kitlelere ulaştığını görürsünüz. (Sohbetimizin bu esnasında bir ara vererek hemen yan sokağımızda yer alan Karakaş lokantasına giderek meşhur kuru fasulyesinin tadına bakmak üzere yerimizden ayrıldık. Tabii işin sonunda Sevgili Selim’in de damak tadının ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anlamış olduk…) Meftun Şengün: Hazır kemençe ve tulumdan bahsetmişken bir soru daha yönelteyim: Yöresel çalgılarımız sence şu an hangi konumdadır, gerçekten yerel mi kalmıştır ? Yoksa evrenselleşebilmiş midir? Selim Bölükbaşı: Öncelikle şunu söyleyeyim çalma tekniği olarak baktığımızda Türkiye’de bu sazlar çok da evrensel nitelikte çalınmıyor. Kendi çalgılarımızı geliştirmek adına çalışıp, çalma tekniklerimizi sürekli geliştirmeliyiz. Bu sazlar tüm dünya üzerinde dinleniyorsa işte o zaman bu sazlarımız evrenseldir diyebiliriz. Bir keman, bir gitar evrensel çalgılardır. Bu çalgılar dünya üzerinde her yerde kullanılmaktadır. Geniş kitleler tarafından dinlenilmektedir. Bu çalgıların geçmişlerine bakıyorsunuz kendi kemençe ve tulumumuzdan farklı bir geçmişe sahip değiller. Bu sazlar da geçmişte etnik ve yöresel sazlardı. Ama insanlar bu sazları alıp o kadar geliştirip güzelleştirdiler ki, bütün dünya bu sazları kabullendi, tüm bölgelerde kullanılır hale geldi. İşte bu noktadan bakarsak kendi sazlarımız için tam anlamıyla evrensel sazlardır diyemiyoruz. Fakat dünyaya baktığımızda enteresan bir şekilde birçok yerde kendi sazlarımızı görebiliyoruz. Mesela birçok insan “kemençe kimin sazı? tulum kimin sazı?” tartışmasını yapar. Karadeniz’ de kemençe Giresunluların mıdır? Trabzonluların mıdır? Tulum Lazların mıdır? Hemşinlilerin midir? gibi çok da gerekli olmayan tartışmalar var. Benim bu konudaki görüşüm, bu sazları kimler ne kadar iyi kullanabiliyor ve sahipleniyorsa bu sazlar onlarındır. Tuluma bakarsak hem Türkiye’ deki Lazlar hem de Gürcistan ve Kafkas bölgesinde yaşayan Lazlar tarafından kullanıldığını görürsünüz, Lazların yavaş yavaş Müslümanlaşması, birazda dinin etkisi ile bu saz biraz geri planda kalmıştır. Hemşinlilerin Lazlara oranla İslamı kabul etmeleri biraz daha ilerleyen zamanlarda olduğu için tulumu onlar bizden daha fazla kullanmışlardır. Şu anda da bizden daha çok sahiplenmişlerdir, dolayısı ile bu saz Hemşinlilerin sazıdır diyebiliriz. Aynı şekilde kemençe de Ordu’dan Artvin’e kadar bir kullanım alanına sahiptir ama yoğun olarak Trabzon- Giresun bölgesinde kullanılmaktadır. Bir de Trabzon göçmenleri olan Rumlar tarafından da kemençe bugün hâlâ kullanılmaktadır. Belki de batının koşulları ile bu insanlar kemençeyi konservatuarlara sokmuşlar ve sazı o kadar geliştirmişler ki bizden teknik anlamda çok daha iyi çalmaktadırlar. Buna istinaden onlarında kemençeyi iyi çalmalarından ötürü kemençe onların da sazı diyebilirim. Biz bu anlamda kompleks yapıp, “aman bu saz bizimdir, bizden başkası çalamaz” diyerek yanlış yapıyoruz. Bence böyle olmaması lazım, geçmişe baktığımızda 15 yy. da Fransa’da cep kemanı diye, kemençe ile nerdeyse bire bir ölçüde bir çalgının var olduğunu görüyoruz. Ama bu insanlar birbirlerinden bihaber, Fransa ile Karadeniz hiç ilgisi olmayan yerler. Tulum Arabistan bölgesinde özellikle Kuveyt’ te kullanılmakta. Orda da horon için çalınan bir saz ve bizim tulumumuzla bire bir aynı çalgı. Bu adamlar Karadeniz’le hiç ilgisi olmayan insanlar. Hintlilerin mizmar diye bir sazı var, bu saz da tuluma çok yakın bir saz, aynı şekilde İngiltere’de, İskoçya’da ve Fransa’ da gayda olarak isimlendirilen bir çalgı mevcuttur. Bu sazı kullanan insanlar birbirinden haberi olmayacak bir şekilde kendi kendilerine bu sazları keşfediyorlar. İşte bu noktada şu saz benimdir, bu saz senindir diye bir iddiada bulunamayız. Bu sazlar bence herkesin sazı. Tulum için şöyle tarif edeyim, kamışın ve koyun’un yetiştiği her bölgede tulum vardır. Ama Türkiye için, işte nerede en çok kullanılıyorsa bu saz o bölgenin sazı diyebiliriz. Karadeniz’ de çalınan tulumun tavrı başka bir yerde bu şekilde çalınmıyor diyebiliriz, bunları söyleyebiliriz. ![]() Meftun Şengün: Ben Giresunlu olmam nedeni ile yöresel olarak bizde daha çok kemençe revaçta olduğu için genel olarak kemençe çok dinlerim. Tulum kendi yöremizin sazı olmadığı için çok sık dinleyememekle birlikte tulum hakkında detaylı bir bilgim yoktur. Kemençe de çeşitli tavırlar vardır. Bu anlamda ben yine yöresel olarak tulumdaki tavır farklarını sormak istiyorum? Pazar’da, Hemşin’de çalınan tulum ile Artvin’de çalınan tulum arasındaki bazı farklar varsa bunlar nelerdir? Selim Bölükbaşı: Tabii bazı farklılıklar var. Biraz örnek verirsek, Lazların türkü çalması ile Hemşinlilerin türkü ya da horon çalması arasında bazı tavır farlılıkları vardır. Artvin’e doğru gittikçe tulum çok ciddi bir değişime uğruyor. Mesela ritmik zamanlar bile değişiyor. O bölgede akordion da çalınıyor ve insanlar tulumu biraz akordion gibi çaldığı için tavır farklılıkları oluyor. Hâttâ tulumdaki bazı delikleri, akordion’ dan aldıkları bazı sesleri alabilmek için kapalı çaldıkları da olur. Gürcistan’a doğru gittiğinizde o bölgedeki Lazların kullandığı tulum vardır, hâttâ onlar bu saza orada çiboni derler, orada da bambaşka bir tavırda çalındığını görüyoruz. Meftun Şengün: Şöyle bir durum var. Bizim kendimize ait bir otantizmimiz var. Bu otantizmin korunması ve genç nesile sevdirilmesi için neler yapabiliriz? Selim Bölükbaşı: Şöyle söyleyeyim, mesela sizinlerin yaptığı bu çalışmalar kendi kültürümüzün, kendi otantik müziğimizin, ezgilerimizin gelişmesi için yapılması gereken çalışmalardan bir tanesi. Birçok bilgi sahibi insan ile irtibata geçerek bilgi almak, röportajlar yaparak bunları internet üzerinden yayınlamanın çok güzel olduğunu düşündüğüm gibi çok da önemli buluyorum. Ben de sizleri bu anlamda tebrik etmek, sizlere teşekkür etmek etmek istiyorum. Yapmış olduğunuz, bu kültüre bir katkıdır. Meftun Şengün: Çok yoğun çalışmalarının içerisinde bizlere vakit ayırdığın için asıl ben teşekkür ederim. Selim Bölükbaşı: Hedefimiz bu kültürü insanlara sevdirmek ve tanıtmak olduğu için bu gibi çalışmalara elbette elimizden geldiğince katılım göstermeliyiz. Bu anlamda birincisi sizin çalışmalarınızın tarzında yapılan çalışmaları arttırmak gerekir. Bugün dünya üzerinde kendi müziğinizi geniş kitlelere sevdirmek ve dinletmek istiyorsanız bir melodik düzenleme, armoni gerekir. Bunun sonucunda da insanların duygularına hitap eden bir sonuç çıkarırsınız. Sadece kemençeyi ya da tulumu alıp tek başına çalıp söylemek yerine bunların altına melodik düzenlemeler yapmak gerekir. Bu da daha önce de söylediğimiz üzere müzik yapmaya dayanmaktadır. Fakat elimizde bu tarz arşiv olarak nitelendirebileceğimiz kayıtlar da olmalıdır. O bölgelerde çalınıp söylenmiş türkülerin de elimizde bulunması gerekir. Bu bizim için işin ham halidir. Bizler de elimizdeki bu ham müziği geliştirerek, işleyerek geniş kitlelerin dinleyebileceği hale getirmeliyiz. Bizim yapmamız gereken tam olarak budur. Hep aynı noktada kalmayarak arayışlarımızı sürdürmeliyiz. Özellikle yeni neslin yapacak olduğu çalışmalarda bu noktaya dikkat etmesi gerekir. Meftun Şengün: Bu anlamda kendi adıma konuşursam, elimden geldiğince eski albümleri, amatör şekilde kayda alınmış fakat üstâdlarımızın eserlerini barındıran materyalleri toplamaya çalışıyorum. Bir şeyler de buldum, araştırdığım kadarıyla. Bunları dinlediğimde belki de hiç duymadığım ezgiler, türküler keşfettim. Bugün TRT arşivlerinde bile maalesef repertuara alınabilen türkülerimiz zannediyorum çok değil? Bu anlamda neler yapılabilir ? Selim Bölükbaşı: Belki mevcut kayıtların tamamına ulaşamayabiliriz. Daha önce söylediğim gibi kendi müziğimiz adına geçmişte bir şeyler yapılmamış. Yapmaya kalksanız da zaten tam manasıyla tüm kayıtlara ulaşmanız mümkün olmayabilir, çünkü bölgemiz gerçekten çok geniş. İlgili kurumlar da bu konuda yeterince çalışmalar yapamayınca eski kayıtlara ulaşmak mümkün olmuyor. Şu andan itibaren yapabileceğimiz herkesin kendi bölgesinde derleme çalışmaları yapmasıdır. Bu çalışmaları yaparak hiç duyulmamış türküleri, ezgileri o yöreye ait birçok türküyü kayda alarak saklamak gerekiyor. Sonrasında da hakikaten iyi müzisyenler varsa bu müzisyenlere ulaştırıp, “ al kardeşim sana ham hali, sen de bunu işle” diyeceksin. Eğer müzisyen de bunu çok iyi şekilde işlerse ortaya çok güzel işler çıkacaktır. Kültür de zincirleme bir şekilde iyi bir yere gelecektir. Müzisyenler de çok fazla müzik yapmaktan derlemeye vakit ayıramıyorlar. Bu anlamda derleme yapan insanlardan faydalanılması gerekir. Varsa da imkânı, etrafındaki kişilerden bu derlemeleri alması gerekir. Bunun dışında zaten ya beste yapmalı ya da derleme çalışmaları… Fakat derleme yaparak bu tarz ezgiler ve türküler üzerinde çalışmak çok daha güzeldir. Çünkü derlemeyi yapan bir müzisyen özellikle hem kendi yöresini tanıması hem de türkünün asıl otantik havasını işlemesiyle ortaya çok güzel şeyler çıkabilmektedir. Böylelikle o yöreyi daha iyi tanıtmış da olursunuz. Eğer beste yaparsanız çok daha başka şeyler ortaya çıkacaktır. Dinlediğiniz müziklerin etkisi, o otantizmi yaşamamış olmanız ortaya çıkacak olan müzik de farklılıklar meydana getirecektir. Zaten dinlediğinizde de asıl otantizmin o müziğin içinde yer almadığını görürsünüz. Meftun Şengün: Hazır bu konudan devam ederken şunu sormak istiyorum, bazı dinlediğimiz anonim türkülerin yine bazı sanatçılar tarafından kendi isimleri ile birlikte albümlerinde yer aldığını görüyoruz. Bunun önlemi nasıl alınabilir? Selim Bölükbaşı: Öncelikle şunu söylemekte fayda var. Bu tamamen sanatçının kendi etik durumu ile alakalıdır. Devlette bu kontrolleri yeterince yapmadığı zaman bu gibi durumlarla karşı karşıya kalınıyor. Bu derlemeleri yapan kişiler ellerindeki anonim eserleri resmi olarak tasdikletmelidir. Derlemeyi yapan kişi, eser anonimdir şeklinde kayıt altına aldırmalıdır. Yoksa herhangi bir kontrol olmadığı için insanlar bunları doğrudan üzerine alabilir. Bu gibi şeyleri yapan insanlar maalesef çok. Eğer bu gibi yanlış durumları tespit ederek aksini ispat etme durumunuz varsa elinizdeki derlemelerin kayıtlarını bilirkişi nezaretinde ilgili birimlere sunarsanız, karşı tarafa dava açıp eserin anonim olarak tekrar kayıt altına alınmasını sağlayabilirsiniz. Bir de kendi kültürümüz ve müziğimiz üzerine nasıl çalışmalar yapıyorsak bu gibi durumlara karşı da çalışmalar yapmalıyız. Duyarlı davranmalıyız. Çünkü her şeyi bu alanlarda çalışmalar yapan belirli insanlardan bekleyemeyiz. Her zaman sen, ben yapamayız. Yapmak istesek de hepsine yetişemeyiz. Doğru şahıslarla iş bölümleri yapıp herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Kendi değerlerimizi sahiplenmeliyiz. Ahlaklı insanlarla bu işleri yapmalıyız. İşte o zaman kendi müziğimizi ve kültürümüzü evrenselleştiririz. Bugün Türkiye’de “ ah! işte biz niye yapmadık..” diyerek Eurovision’da birinci gelen yunanlılara karşı anti sempati besleniyor. “İşte bizim kültürümüzle Eurovision’da birinci geldiler...” diyorlar. Neresi senin kültürün? Bizim kültürümüz diyemezsin. Sen önce kendi kültürüne sahip çıkacaksın sonra bunları söyleyeceksin. Hiçbir şey yapma, etme; sonra da başkalarına söz söyle! Hayır, bu yanlış. O insanlar bizden çok daha fazla kendi kültümüzü sahiplendi ve kemençe ile birinci oldular. Biz batıyı taklit ettiğimiz sürece hiçbir yere gelemeyiz. Kendi kültürümüz yanı başımızda tüm zenginliği ile dururken bizler başka şeyler arıyoruz!? Geçmişe bakın, kendi etnik müziklerimizle başarılarımız vardır. Tabii bu anlamda kendi sazlarımızla başarılı olabilmek için, evrensel boyutta çalabilme ve yapılan düzenlemeler de önemlidir. Meftun Şengün: Dünya üzerinde bir küreselleşme söz konusu. Bununla birlikte günümüzde etnik müziklere karşı bir rağbet var, fikrin nedir bu konuda? Selim Bölükbaşı: Kesinlikle katılıyorum. Yurt dışında çok çaldım, yurt dışında bu konuda ciddi merak sahibi ve araştırma yapan insanlar var. Sırf bizim çalgılarımızı dinlemek için yapılan programlara ciddi katılımlar var. Bizim ülkemizde sadece yurt dışında farklı milletlerin kullandıkları sazlara karşı merakı olan, bunları izlemeye giden kaç kişi vardır? Ama o insanlar bizim kültürümüze karşı bir merak içerisindeler. Daha doğrusu yurt dışındaki ülkelerde etnik müziğe ve çalgılara karşı bir merak var. Kısa bir dönem de olsa İngiltere’den, Hollanda’dan gelen birkaç kişiye ders verdiğim olmuştur. Bizler önce kendimiz yaptığımız şeyleri iyi yapacağız ki karşı tarafı eleştirmeye hakkımız olsun. Kemençeyi ve tulumu çok daha fazla kitlelere ve gençlere az çok sevdirmeyi başardık. Bugün gitar çalıp da bırakarak kemençeye tuluma yönelen genç kardeşlerimiz var. Belki 4-5 sene içerisinde göreceksiniz ki kendi sazlarımız ve müziğimiz çok ciddi yerlere gelecektir. Bu gün müzikle uğraşan gençler arasında gerçekten bir rekabet ortamı oluşmuştur. İnsanlar bir şeyler yapabilmek adına mücadele vermeye başlamıştır. Söylediklerimizi kısaca toparlayacak olursak statükocu olmayacağız, yeniliklere açık olacağız, kuralcı olmayıp, tüm dünya müziklerini dinleyeceğiz. Dinlerken irdeleyerek dinleyeceğiz, kim neyi nasıl yapmış diyerek dinleyeceğiz. Eğer bu şekilde yaparsak güzel çok güzel şeyler ortaya çıkaracağımıza inanıyorum. Bizlerde bu yola çıkarken böyle başladık, bu şekilde yapmaya da devam ediyoruz, bundan sonrası için de güzel şeyler yapmaya devam edeceğiz inşallah… ![]() Meftun Şengün: Sevgili Selim, vaktini çok aldık farkındayım, seni fazla da tutmak istemiyorum, son olarak söylemek istediğin şeyler var mı? Selim Bölükbaşı: Az çok bir mesaj verdik, müzik yapanlara şunları söylemek istiyorum; Kazım abi’ nin ardından meydan biraz boş kaldı gibi. Bu da beni biraz rahatsız ediyor açıkcası. Gerçi Kazım abi’nin taklit edilmesi aslında onu yüceltmektedir. Fakat herkesin kendi gibi olmasını istiyorum. Çünkü taklit hiçbir zaman iyi bir şey olmamıştır. Az önce de ifade ettiğim üzere yapılması gereken bazı şeyler var, bunları uygulayan insanların da zaten kendi tavırları oluşacaktır. Taklit yapma yerine kaliteli bir şeyler ortaya koymalarını diliyorum. Meftun Şengün: Hem kendi adıma hem de Serander.Net adına sana tekrar teşekkür etmek istiyorum, özellikle misafirperverliğin ve gösterdiğin samimiyet için. Selim Bölükbaşı: Benim de geniş kapsamlı olarak ilk röportajımı yapmak sizlerle oldu açıkcası. Umarım sizlere de benim bir katkım olmuştur. Serander.Net’ e ve şahsına ben teşekkür ederim. Serander.Net ile birlikte senin daha da yüksek hedeflere ulaşacağınıza inanıyorum, insanımıza ve kültürümüze bundan sonrası için ciddi hizmetleriniz olacağı inancındayım, inşallah başarılı olacağınız da inanıyorum. Röportaj ve Fotoğraflar: Meftun ŞENGÜN (22-07-2006). Her hakkı saklıdır. Bu röportaj metni ve fotoğraflar Serander.Net’in izni olmaksızın kullanılamaz. Bilgi için: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Görüntüleme sayısı: 13604
|
|||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın. Aralık 02, 2008, 10:12:39 ÖÖ Şifremi Unuttum |
| Kemençeci Mehmet GÜNDOĞDU... |
| Öncelikle sana bir soru s... |
| Devamı... |
| TRT'nin Alaturka Solist Y... |
| trt bence çok güzel bi ya... |
| Devamı... |
| İyidere |
| merhaba ben istanbuldan ... |
| Devamı... |
| Karadeniz Yemek Tarifleri... |
| arkadaşım sitenizi gezerk... |
| Devamı... |
| Fındık Yine 6 YTL Olmadı! |
| Hikmet beyin söyledikleri... |
| Devamı... |
| Sürmene |
| istanbul bagcılardan ahme... |
| Devamı... |