| Fıkra Kahramanı Olarak Karadenizli Kadınlar |
| Dr. Mustafa DUMAN |
| Yazar Dr. Mustafa DUMAN |
| Salı, 09 Haziran 2009 23:56 |
|
Karadenizli fıkralarında, erkek fıkra kahramanlarının yanında kadın fıkra kahramanları da yer alır. Bunu anlatmak için çoğu kez, yazılı gelenekte, “Temel ve Fadime”, adları kullanılır. Burada Temel Karadenizli erkeklerin, Fadime ise Karadenizli kadınların ortak adı olarak geçer. Kahramanları Karadenizli kadınlar olan, başka bir deyişle, Karadenizli kadınlara bağlı olarak anlatılan Karadenizli fıkraları, gülünç olaylar bağlamında, onların, toplumdaki yerlerini, dünya görüşlerini, bazı zeki ya da saf yönlerini gösterirler. Bilindiği gibi, Karadenizli fıkralarında, fıkra kahramanı, yeri geldiğinde, kendisini saf, beceriksiz, cahil olarak gösterir. Yani gerçeğin tam tersi bir durumda sunar. Ama bu yolla söyleyeceğini söyler. Bazıları, Karadenizli fıkralarındaki saf tiplerin bizzat Karadenizliler tarafından tasarlandığını yazıp, söylemişlerdir. Karadenizli, fıkralarda, çoğu kez, kendi kendisiyle de alay edebilecek olgunlukta bir kişilik olarak karşımıza çıkar. Karadenizli kadınlara bağlı olarak anlatılan fıkralardan bazı örnekler vereceğiz. Bu fıkralara, 1926 yılında, Trabzon-Maçka’nın Soldoy (Sevinç) Köyü’nde doğmuş olan fizik-kimya öğretmeni Sait Aydemir tarafından, yöreden derlenen fıkralarla başlıyoruz. Bu fıkraların çoğu, Maçka yöresinde yaşanmış olaylardan alınmış, gerçek halk fıkralarıdır Bu fıkraları, Hoşlandıklarımız, Eğlendiklerimiz adıyla yazıya geçirerek, unutulmaktan kurtardığı için, Sait Hoca’mıza ne kadar teşekkür etsek azdır. Hoşgörüsüne sığınarak bu fıkralardan bazılarını aşağıda veriyoruz. Maçka’nın Haçavera (Yeşilyurt) Köyü’nden Hanife’nin küçük bir el radyosu vardı. Onu sepetinde taşırdı. Bir gün radyonun pili biter, kayınbiraderine pil ısmarlar:” Ali Osman Efendi, pili Maçka’dan al, oradan alduğun piller hep kemençe çaldırıyi”, der. * Bir gün de Hanife’nin radyosu çalmaz oluyor. Açıyorlar ki piller eriyip içine akmış. Kayınbiraderi: “Hanife bu ne hal?” diye sorunca o: “E Ali Osman Efendi, bu kadar adam bunun içinde yeyi, içeyi, siçayi. Elbette boyle olacak”, der. Çok eskiden Trabzon’dan Soldoy’a (Sevinçli Köyü) kömür getirip satan kömürcü dereye düşer ve boğulur. Cenazesinde ağlayan kızı: “Bobam, bobam, susuz, Kuran’sız giden bobam”, diye ağıt yakar. Cemaatten bir kadın da diğerine sessizce: “Koca dere boğazina akti, o gene bobam susuz gitti deyi”, der. Kız kocaya gider. Aldığı adam şöyle böyle birisi. Kıza sorarlar: “E kız kocan nasıl?” Kız cevap verir: “Eyidur. Bobamun evinde hiç yoğudi.” Evin kızı çok uzaktaki anasına yüksek sesle bağırıyor:” E kız nene… bobam karayemişten düştiii..” Anası sorar: “E kız eldi mi?” Kız cevap verir. “Eldi, ya ne b.k yedi.” Samsun’da oturan Trabzonlu bir genç kız, Samsunda, köylü pazarına gitmiş. Alış veriş yaptığı kadının şivesinden Trabzonlu olduğunu anlamış: “Teyze, sen Trabzonlu’sun değil mi?” diye sormuş. O da: “Hee kızum, nerden anladun?” Kız: “Konuşmandan”, demiş. Bu kez kadın: “Bak ne eyi, hem Türkçe biluyusun, hem da bizum dilden anlayisun, aferum kızum”, demiş. Katipoğlu Ahmet, köyden Maçka’ya giderken annesi, kendisine ilâç almasını tembihler. Ahmet ilâç almayi unutur. Eve gelince kendisine aldığı rakıdan annesine biraz verir. Kadın sulandırılmış rakıyı içtikten sonra Ahmet’e gelir: “Uşağum bu ilâç bana çok iyi geldi. Türki soylemek isteyirum”, der. Maymundan Gelduk Maçka’nın Mataracı köyünde cenaze vardı. Yakın uzak komşular toplanmış ağlaşıp sızlaşıyorlar. Kadının biri. “Eee, topraktan gelduk, toprağa gideceğuk”, deyince, yakınındaki diğer kadın söze karışır: “Ne bileyim! Ha bu yeni okumişler deyiler ki, maymundan gelduk.” Bobamun Gelinleri Maçka’nın Soldoy köyünden iki kız, Maçka’ya, pazara giderlerken yolda, Kanlıpelit yokuşunda, rastladıkları delikanlı onlara lâf atar: “Bobamun gelincukleri nereye gideysunuz?” der. Kızlardan biri cevap verir:” Gideyruk kaynatamuzun ağzina s.çmağa.” Maçkalı teyze, bankaya gider, askerdeki oğluna para gönderecek. İşi kısa zamanda görülür. Memur kızlar kendisine: “Teyze tamam, para şimdi oğlunun birliğinde”, derler. Ertesi gün teyze elinde bir torba fırın mısırı unuyla bankadaki kızların yanına gelir: “Kızım, benum uşağum misir kuymağıni çok sever. Siz çabuk gönderiysunuz. Habu unumi da gönderun daa”, der. Mataracı köyünden Ahmet Aga’ya kızlar sorarlar: “Ahmet Aga, akşam sizun evden ağlama sesleri geluyidi. Neydi, bişe mi oldi?” Ahmet Aga cevap verir: “Yok kızum, bişe olmadi, hau bizum gelincuk eldi.” Holluğu, Folluğu Şevkiye Abla’ya sormuşlar: “E kız, nasil bir ev yapturdunuz?” O da cevap vermiş: “Çok güzel ev oldi. Mutbağu, holluğu, folluğu, bamyasi, her şeyi var.” Horoz Al Maçka’da bir adamın evde hanımı, iki kızı ve bir de kız torunu vardır. Sabah evden çıkarken sorar:” Akşama gelirken bir tavuk alayım mı?” Babasına nazlanan şakacı kız der ki: “Baba, evde tavuktan fazla bir şey yok. Alacaksan bir horoz al.” Yaşanmış olaylardan alınan Karadenizli fıkraları konusunda bir kaynak da Karadeniz’den Yaşanmış Fıkralar adlı kitaptır. Fıkraları derleyenin adı kitapta yazılı değil. Trabzon yöresinden yetişen değerli bir yazar olduğu söyleniyor. Kitabın derleyicisi “Önsöz”de şöyle diyor: “Yazdıklarımız ister fıkra ister nükte olarak nitelendirilsin tamamını yaşanmış olaylardan seçtik. Fıkralar, farklı bölgelerde yaşanan olaylardan derleme olmasına rağmen büyük oranda, Çaykara, Dernekpazarı ve Of ilçelerinde meydana gelen olayları içermektedir. Bizim konumumuz, duyduklarımızı yazıya geçirmek olmuştur.” Dernekpazarı- Kondu’da iki yaşlı, Hasan ve Mehmet dayılar, sohbet ediyorlarmış. Hasan Dayı sorar: “Çalışır mısın?” Mehmet Dayı:” Otururken evde, tarlada bir şeyler yaparım”, deyince, Hasan Dayı: “Öyle çalışmak değil, diz üstü çalışabilir misin?”der. Mehmet Dayı cevap verir: “Emeğini korumaz.” Uff da mi Demeyelim? Hocanın biri, kadınlara vaaz ederken, eşler arasında sevişmeyi anlatıyormuş: “Sevişme sırasında hiç konuşmayacaksınız, sesiniz çıkmayacak”, diyormuş. Dinleyenlerden bir kadın hocaya sormuş: “Uff da mi demeyelum?” Domuzun Oğli Yaşlı bir amcaya mutluluk hapı vermişler. Bu işten memnun kalan karısı ertesi gün hapı veren genci görünce şöyle der: “Domuzun oğli, amcana o hapi sen vermişsin. Hele ona birkaç tane daha versene.” Ahmet Dayı, hanımıyla pek geçinemezmiş. Bir gün kavgaya tutuşmuşlar. Her nasılsa hanımı elinden kurtulup kaçmaya başlamış. Hanım kaçarken Ahmet Dayı da elinde bir odunla köyün içerisinde peşine düşmüş. Olaya şahit olan komşusu, Ahmet Dayı’ya sormuş: “Neye koşuyorsun?” O cevap vermiş: “Ha bu kariyi öldüreceğum.” Komşusu: “Ahmet Dayı, kadın dövülmez, sevilir”, deyince bu sözü duyan kadın: Nerede onda o inceluk!” der. 1950’li yıllarda, Maçka’nın Mulaka Köyü’nden bir yaşlı kadın, Trabzon’daki akrabasının evine gider. Günün şehir modasına göre, misafir kadına bir kutudan şeker tutarlar. Kadın şekerlerin hepsini eliyle almak ister, başaramaz. Peştemalının eteğini kaldırır ve şeker tutana: “Uşağum, dök onlari eteğume”, der. Trabzon-Maçka köylerinden birinde, bir adam, küçük çocuğunu dizine oturtmuş, ona kavrulmuş fındık içi yedirir, bir taraftan da şöyle söyler: “Ye uşağum ye, beyursun da erkekluğun artar.” Bunu duyan karısı, sinirli sinirli adamın yanına gelir: “Parmak kadar uşağı bırak da at hau ander ağzuna da iki tane”, der. Dr. Mustafa DUMAN Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 3122 Geri dönüş(0)
Yorum (2)
![]() Yorum
|