| Anı Yakalamak ya da Fotoğraf Çekmek Üzerine |
| Dr. Mustafa DUMAN |
| Yazar Dr. Mustafa DUMAN |
| Çarşamba, 04 Kasım 2009 23:20 |
|
Bazı fotoğraflar vardır ki yaşam boyu unutamazsınız. Örneğin, Vietnam Savaşı sırasında, Vietnamlı bir generalin, bir gencin kafasına silâhını dayayıp ateşlediği anın fotoğrafı. Ya da, aynı savaşta, napalm bombasından kaçan kız çocuğunun çıplak fotoğrafı. Veya, National Geographic'in kapağında yer alan Afganlı kızın fotoğrafı, daha doğrusu gözleri. Yeryüzünde birçok kez yukarıda anlatılanlar gibi olaylar tekrarlanmıştır ama onları bilmeyiz. Bilsek de unuturuz. Bir sahne fotoğrafla tesbit edilip bütün dünyaya gösterildiği zaman onu unutamayız. İnsan duyduğunu, okuduğunu unutabilir; ama gördüğünü kolay kolay unutmaz. Bu nedenle, öğretme işinde, hemen her zaman görsel malzemeden yararlanılır. Hatta görsel malzemenin önemini belirtmek için: "Bir resim bazen sayfalarca yazıya bedeldir", denilir. Tanınmış fotoğraf sanatçımız İsa Çelik, 5-10 Temmuz 2009 tarihlerinde, Akşehir'de düzenlenen "Nasreddin Hoca Şenlikleri"ne katıldı. Orada "Ateş Üstünde Elli yıl" adlı bir fotoğraf sergisi açtı. Sergideki güzel fotoğrafları gördükten sonra, Fahrettin Şankaynağı'nın, İsa Çelik'in yaşamından kesitler sunan fotoğraf sergisini de gezdim. Her iki sergide de ilginç fotoğraflar vardı. İsa Çelik, 6 Temmuz 2009 günü fotoğraf konusunda bir konferans verdi. Çelik, fotoğrafı anlatırken: "Fotoğraf çekerken gözünüz makinede, vizörde, makine elinizde ve makineyi tutan kolunuzun dirseği de göğsünüzde, yüreğinizin üzerinde olacaktır. Bu, resim çekerken göz, yürek ve makine bağlantısıyla yapacağınız işe kendinizi vermeniz gerektiğini anlatır", diyerek işin can alıcı noktasını göstermiştir. Gerçekten, resim çekerken, resmini çekeceğiniz objeyi iyi görüp ayarı iyi yapmak için gözünü-zün önemi büyüktür. Makinenin sabitleştirilmesi için onu tutan elinizin, kolunuzun vücudunuza dayalı olması da işin gereğidir. Ama bu arada işinizi bütün yüreğinizle yapmanız gerektiği de çok güzel anlatılmış. İsa Çelik, kendisine sorulan: "fotoğraf çekerken klasik makine mi yoksa dijital makine mi tercih edilmeli?", sorusuna cevaben, makinelerin özelliğinden çok resim çekenin kendisini işine vermesinin önemli olduğunu da belirtmiştir. Günümüzde, teknik olanaklar resim çekmeyi ve çekilen resimleri saklamayı oldukça kolaylaştır-mıştır. "Analog" denilen klasik fotoğrafın yanı sıra, gün geçtikçe teknik gücü arttırılan "dijital" fotoğraf da bu alanda yerini almıştır. Makinelerin teknik özellikleri artıp boyutları küçüldükçe, taşınmaları kolaylaşmaktadır. Çekilen resimlerin kâğıda basılması ya da CD-DVD ortamında saklanması olanakları vardır. Yalnız CD ve DVD'lerin ömürlerinin sınırlı olması, resimlerin kâğıda basılmalarının daha uygun olacağı anlamına gelmektedir. Her ne kadar, kağıda basılan resim de zaman içinde renginden kaybeder ise de dijital sistemlerdeki gibi tamamen yok olmaz. Belki gelecekte başka, kalıcı teknolojik yenilikler ortaya çıkacaktır. Fotoğraf, anı, olayları ve güzellikleri tesbit etmede günümüzde önemini koruyor ve gelecekte de koruyacak. Fotoğraftan söz etmişken, tanınmış fotoğrafçımız Ara Güler'le tanışmamızın fıkra gibi öyküsünü de anlatayım. 2007 yılının soğuk bir Şubat gününde, Galatasaray'da, Turkuaz Sahafta, dükkân sahiplerinden Nedret İşli bizi tanıştırdı. Dükkânda başkaları da vardı. Masanın bir tarafında Ara Güler, bir sağlık sorunu nedeniyle başından geçenleri anlatıyor bu arada doktoru da eleştiriyor, daha doğrusu, kendine özgü anlatımıyla fırçalıyordu. Sohbetin sonunda ben: "Bizim meslektaşlarda böyleleri de vardır", deyince, bana: "Yoksa siz de doktor musunuz?" diye sordu. "Evet" deyince: "Eyvah baltayı taşa vurmuşuz", dedi, hep beraber gülüştük. Sonra ben, konuyu değiştirmek için: "Fotoğrafçımızın bir fotoğrafını da ben çekeyim", dedim ve Ara Güler'in fotoğrafını çektikten sonra, orada bulunanlar topluca poz vermek için bir araya geldik. Dükkân sahiplerinden Püzant Akbaş da bizim fotoğrafımızı çekti. O anı kâğıt üstünde donduran fotoğraf bu sayfadadır. Dr. Mustafa DUMAN Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız *Yazarımız Dr. Mustafa DUMAN’ın bu makalesi daha önce Gazete İstanbul’da (Eylül 2009, sayı: 42 sayfa:10) yayınlanmıştır.
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 589 Geri dönüş(0)
Yorum (1)
![]() Yorum
|