| Klemuri, Taksim ve Pazı Sarması... |
| Evrim KEPENEK |
| Yazar Evrim KEPENEK |
| Çarşamba, 11 Kasım 2009 19:07 |
|
Beyoğlu’nda açılan Klemuri Cafe & Restaurant, bana usta şair Nazım Hikmet’in ‘Kitap rüzgâr olmalı, perdeyi kaldırmalı’ cümlesini hatırlatıyor. Çünkü, Klemuri’den içeri girdiğiniz an sadece bir restauranta değil aynı zamanda sanat, kitap, şiir sohbetlerinin yapıldığı özel bir atmosfere girdiğinizi fark ediyorsunuz. Buradaki yemekler de şairin dediği kitaplar gibi gönlünüzün gözünüzün kalbinizin aklınızın perdesini kaldırıyor. Ne de olsa burayı etnik müzikseverlerin aşina olduğu Dalepe Nena grubundan Nilüfer, Elif ve Yasemin Taşkın kardeşler açmışlar. Sevan Nişanyan’ın kapısını çaldıracak kadar çok dilde benzer seslerde karşılığını bulan Klemuri, Lazca’da yemek kazanın asıldığı zincir anlamına geliyormuş. Klemuri’de laz böreği, muhlama, pazı yaprağı sarması gibi damakları cezbeden yerel yemeklerin yanında dünya mutfağından tatlara da rastlamak mümkün. Günün moda deyimiyle yerelden evrenseli yakalamış bir mekan burası. Yani, müzikte sınır tanımayan üç kızkardeş yemeklerinde de sınır tanımayarak, Klemuri’yi bir sanat yemekhanesine dönüştürmüşler. Duvarlarda asılı tablolardan tutun da restaurantın dekarasyonuna kadar her ayrıntıda ince bir estetik duygusunu fark etmemek mümkün değil. Klemuri’nin hemen hemen bütün yükünü kardeşlerden Nülüfer ve Elif Taşkın üstlenmiş durumda. Biz, pazı yaprağına sarılmış sarmayı, yöresel yemeklerden muhlamayı ve körili tavuğu sipariş ederken, Nilüfer de Klemuri’nin ortaya çıkış hikayesini anlatıyor. “Bu mekanda önceden Evim adlı bir restaurant vardı. Konsept olarak yine Karadeniz ve dünya mutfağı vardı, Klemuri’yi bu açıdan Evim’in devamı gibi de düşünebiliriz ama dekorasyonu tamamen değiştirdik. Öğrencilik dönemlerimizde yurt dışına gidip gelmelerimizden, başka başka mekanlarda gördüğümüz sevdiğimiz şeyleri kendi yerimizde uyarlamaya çalıştık” diyor. Nilüfer, ‘Aslında biz kendimiz nasıl bir yere gitmek istiyorsak öyle bir yaptık’ diye de ekliyor. ‘Tek kimlikle yansıtmak istemedik burayı. Karadenizliğimiz de olsun istedik ama kentte edindiğimiz kimliğimizden de parçalar olsun istedik. Ayrıca Karadeniz kültürünü de çok fazla otantize etmeden tanıtmak istiyoruz. Bu yüzden her tarafa Keşanlar vs. asmaktansa küçük detaylarla anlatmak istedik Karadeniz’i’ diye devam ediyor. Hatırlatalım, Nilüfer Mimar Sinan’da sosyoloji eğitimi almış, Elif ise Bilgi Üniversitesi’nde tarih eğitimi almış. Elif'in ikizi Yasemin de Marmara üniversitesi’nde sinema televizyon eğitimi almış. Bu sırada yemeklerimiz geliyor. Bir Karadenizli olarak, pazı yaprağı ile hazırlanmış sarmanın tadını beğenmeyeceğimi düşünerek bir çatal alıyorum. Yoğurtla servis edilen bu sarma bütün sarma severlerin kaçırmaması gereken bir tat desem yeridir. Ardından muhlama geliyor tabii. Karadeniz yemekleri yapan bütün mekânların iddia ettiği gibi has Karadeniz muhlaması adı altında bakalım ne yiyeceğim diyerek kötü geçmiş tecrübelerimi bir kenara iterek muhlamaya da ekmeğimle dalıyorum. Bundan sonra muhlamayı nerde yiyeceğimiz konusunda adres belli oldu. Beraber gittiğimiz arkadaşımla beraber resmen muhlamaya saldırıyoruz sonrasında. Bu sırada Nilüfer anlatmaya devam ediyor biz de yemeğe. ‘Burada önceki gün Mor Çatı’nın bir toplantısı yapıldı. Burayı sivil toplumcuların, sanatseverlerin buluşma noktası haline getirmek istiyoruz” diyor. Nilüfer’le hem sohbete hem yemeğe devam ederken gözüme kalabalık bir turist grubu çarpıyor. Nülüfer, dünya mutfağına da hitap ettiğimizden çok fazla Avrupalı turist de buraya geliyor çünkü burada hem yerel tatları deneyebiliyorlar hem de daha aşina oldukları tatları da bulabiliyorlar diye açıklıyor. “Ama en zoru tabi ki Karadenizlileri ağırlamak” diye ekliyor. Çünkü herkes kendi evinde pişen muhlamanın en “orijinal” olduğunu iddia ediyormuş. Eşsiz yemekler bitmek üzere. Bizim de kalkma zamanımız geliyor derke masaya bir künefe geliyor. Normalde yemeklerden sonra tatlı yeme alışkanlığı olmayan biri olarak künefenin hepsini afiyetle mideye indiriyorum söylemesi ayıptır (söylemesi ayıp cümlesini de pek anlamam yemesi ayıp olmadığına göre). Biz yavaş yavaş hazırlanmış çıkmak üzereydik ki, Klemuri’den içeri İtalyan bir kadın girdi. Lea Nocera adlı hamile kadın meğerse aşeriyomuş ve düzenli olarak gelip Klemuri’de laz böreği yiyormuş. Sonunda bizim kızlar dayanamamışlar ve ona laz böreği öğretmeye karar vermişler. Nocera, “Hayatımda ilk kez burada muhlama yedim. Laz böreği yapmayı öğrendim şimdi. Çok eğlenceliydi. İtalya’ya gidince mutlaka oradakilere de öğreteceğim” diyor. Evrim KEPENEK Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 846 Geri dönüş(0)
Yorum (9)
![]()
Sevim li yemekler Klemuri de
Yazar Belma İpekçi, Ocak 15, 2010
Ben çok fazla yorum yapmıcam öyle güzel anlatmışki yazar klemuri ve kıızları bende anne baba larını çok iyi tanıdığımdam ancak Sevim ve Mehmet in çocukları böyle güzellikleri üretir şansları bol olsun
Afiyet olsun
Yazar Yasemin Gün, Kasım 20, 2009
Evrimcim ara vermiştin bak güzel oldu, yeni yazılarınızı bekliyoruz...
Biliriz Güzeldir Pazı Sarması
Yazar NURTEN ATAGÜN, Kasım 16, 2009
Öncelikle yazarımızı karadeniz yemeklerini ve sunulan mekanı anlattığı bu güzel yazısından dolayı kutluyorum. Pazı sarması, muhlama ve laz böreği ancak sunulduğu o mekanda tadılarak anlatılabilirdi. Ağzına ve kalemine sağlık diyelim.Yıllardır Rize' de yaşayan biri olarak muhlama pazı sarması ve laz böreğinin mükemmel tadını her an damağımızda hisediyorduk. Ancak, yazarımız karadeniz yemeklerinin sunulduğu mekanı ayrıntılarıyla süslediği yazısında o kadar güzel anlatmışki kendimi bir an TAKSİM' de KLEMURİ de hissettim. Ne diyelim İnşallah bir gün de gerçekten orda yazarımızla birlikte bir yemek yeriz...
Sevindim
Yazar Yusuf Sarac, Kasım 16, 2009
Boyle bir yerin acilmis olmasi sevindirirci.
Istanbul'a geldigim gibi ugrayacagim, insallah. Gordugum kadari ile restoranin enternet sayfasi yok. Keske restorandan bir iki fotograf karesi de gorebilseydik. Tesekkurler Evrim.
Adres
Yazar Gül Çimen, Kasım 15, 2009
Klemuri Beyoğlu Büyükparmakkapı'da 212 292 32 72.
ya da: Büyükkarmakkapı sokağa girin ilk değil ikinci sağda:)
Ellerine solluk
Yazar Gubazgu, Kasım 13, 2009
Güzel yazı, keşke ABD ye dönmeden evvel haberim olsaydı bu mekandan... Malum boğaz yönünden zengin bir tatil geçirdim. Kısmet ise bir dahaki gelişimde bu arkadaşların hususen ziyaretinde bulunayım. Beğenmezsek, eh Evrim bizim kız, ekşiyecek kapımız var demektir :)
Yorum
|