• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Hakan ŞEN > Çeltik Hasatı
Çeltik Hasatı
Hakan ŞEN
Yazar Hakan ŞEN   
Salı, 19 Aralık 2006 19:30

“Aşgııın, Hakaaaann, İsiiiinnn… Sofrii çabuk toplayın tarliyle geş galduk. Elalem iki öğün yer yaptı haydi”...Böyle başlardık 1985 yazında güne. Anamın hayata çığlığıyla açardık göz kapaklarımızı.

Anam sabahın tan vakti uyanır. İlk önce pınardan su almaya gidilir bütün köy kadınlarıyla beraber. İnekleri için 1-2 kilometre uzaklıktaki ot’u gür tarladan bir omuz ot keser, sırtında taşır, akşamdan sabırla birikmesini beklediği kuyunun suyundan doldurduğu tortusu dibine çökmüş su ile onu “yal” eder hayvanlarına verir.

Sonra onları sağarak sütlerini kaynatır kazanlarda ve o koca kazanlar her sabah yıkanmak zorundadır. Bu ara saat 7 olmuştur ve hızan’ın kahvaltısı hazırlanması gerekmektedir. Kahvaltı ile beraber tarlaya gidecek azığında hazırlanması mecburidir. Bu hengâmeden bihaber bizler kahvaltıda Anam’ın bize verdiği işbölümüne boyuna itiraz ediyor bir türlü üstümüze düşene razı olmuyoruz ve pirinç tarlasının yolunu tutuyoruz.

Hayatımın saman sarısı günleriydi o günler. Abim hariç kardeşimle ben her işin oyun tarafına bakıyorduk. Başka türlü geçmiyordu günler. Tarlaya vardığımızda komşuların bizim yalağın suyunu kestiklerini suyu kendi tarlalarına çevirdiklerini görüyoruz. Hemen Anam söylenerek yalağın önünü açıyor ve tarlaya su gidiyor.

Su dedim de değinmeden geçemeyeceğim köyümün su konusuna. O dönemler köylü çeltiğini sulamak için ırmağın kenarına 3500’lük elektrikli ve büyük dizel motorlarla, belim kalınlığında borularla yaklaşık bir kilometre uzunluğunda betondan hark yaparak tarlalarına su götürüyorlar, ama köyümüz susuz kalıyor.

O zaman ince bir boru tesisatı ve bir depo yaparak su sorunlarına çözüm getirmiyorlar yani. Kadınlar hep azapta, hep zorda. Çamaşırlar hey’lere doldurulur yıkandıktan sonra tepede olan dik köye, ıslandıktan sonra iki katı ağırlığa sahip olan çamaşırı sırtlarında taşınır ömürden ömür gider. Şimdi nasıl yanıyorum o günlerde yetişkin olmadığıma.

Neyse tarlaya varır varmaz dizlerimize kadar suya giriyoruz yılanların kurbağaların arasında ve başlıyoruz çeltiğin içindeki aykırı otları temizlemeye. Evde yaptığımız kâğıttan kayıkları cebimizden Anam görmeden çıkarıyoruz ve başlıyoruz göden’lerin üstüne sürmeye. Bir süre sonra Anam surumun farkına varıyor ve gemilerimize topraktan füze saldırılarıyla onları batırıyor. Biz bir an önce öğlenin gelip yan komşumuzun oğlunun tahtadan yapma arabasıyla oynamayı ve derede yüzmeyi hayal ediyoruz. Öğle olduğunda dereye gitmek için bir koşmamız var evlere şenlik.

Bir keresinde yere düştüm ve hala burnum o günden kalma çatlak. Derede oynaşırken unutuveriyoruz zamanı, sanki o an zaman duruyor bizim için ve anam bağıra çağıra dereye geliyor, elleri kulaklarımıza yapışık çeltiğe gidiyoruz. Akşam olunca en büyük zevkimiz motorların olduğu kulübede büyüklerimizle beraber oturup onların hikâyelerini dinlemek. Bir de en heyecanlı yerinde sigaraya göndermezler mi!

Az da uzak yer değil hani. Akşam eve gelince abim suları getirmiş hemen hemen bütün işler bitmiş oluyor ve bize de zılgıt yemek kalıyor. Ben bu durumlarda genelde evden kaçar, çıkınıma bir kaşık zile balı koyar bir ağacın tepesine çıkardım. Abimle Anam gece yarısı bağıra çağıra beni arar anam bir ara “tamam dövmeyeceğim hadi in oğlum” dediğinde gizlice inip eve giderdim.

1985 yazı son çeltik sezonuydu bizim için. Amcamlar mahpustan çıkar çıkmaz lağvettiler çeltiği ve buralara fındık dikilmesine karar verdiler. İyi de ettiler hani çekilecek çile de değil bu vesselam. O son çeltik sezonu çok neşeli bitmişti. Kadınlar bu zor işi bir daha yapmayacağı ve bu tarlalar bir sene nadasa bırakılacağı için neşeli, çocuklar onlardan daha mutluydu. Altın sarısı çeltikleri yola yığdığımız da heyecanla patozu beklerdik.

Patoz çeltiği ayıklamaya başladığında biz hemen patozun arkasına geçer altın sarısı samanların üstüne atardık kendimizi. Hiç bitmesin isterdik bu samanda oynaşma. Bir kaydırak misali yukarıdan aşağıya kendimizi samanlara bırakıyor ve heyecanla bir daha yukarı tırmanıyorduk. O son seneydi bu heyecan ve ben bir daha olmayacağının farkında değildi zira bizimle beraber herkes bıraktı çeltiği.

Hala gözlerimin önünde havada kar gibi uçuşan çeltik parçaları ve yorgan yumuşaklığında saman.

Bazen rüyalarımda kendimi samanların içine atıyorum özgürce hayata kanat açıyorum, keşke hiç uyanmasam diyorum. Anama rüyamı Janlattığım da ise “oğlum rüyada uçmak iyidir bir günahını almış”  diyor.

Serander’e  ve siz sevgili dostlara sevgiyle…

Hakan ŞEN

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar