| Yaşlı Serander ve Tersine Nağme |
| Hakan ŞEN |
| Yazar Hakan ŞEN |
| Perşembe, 12 Kasım 2009 00:57 |
|
Sabahın güneşi usul usul perdeyi yırtıp yorganın ucundan göz kapaklarıma sellektör yapan araç edasında miskin bedenime göz kırpıyordu. Usulca kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Annemle babam çoktan fındığa gitmiş bense gurbetten yeni gelmiş geçkinci edasında akşamdan kalma bi halde yarı uykulu halde bahçenin yolunu tutmuştum. Aaah birde şu örümcek ağları olmasa mahmurluğumdan hiç ayılmayacağım. Örümceklerin ekmek teknelerini harap edip varıyorum bahçeye. Babam o nadir bıyık altı gülümsemeyle, anam bir sürü methiyeyle karşılıyor beni. Bu sene ürün bol çok şükür geçen yıllara göre. Anamın ve babamın yüzündeki karamsarlık gitmiş yerini umut dolu bakışlara bırakmış. Sepeti elime alıyorum iştahla girişiyorum fındığa. Koskoca ayın yarısı hırsla canhıraşane ürünü hasata yetiştirmekle geçiyor. Bu gece karabulutlar geziyor karadenizimin başında. Sofradan kalkıp yatağa gidecek olan bedenim ilk damlayla harmana nasıl hızlı ve yalınayak adımlarla yorgunluğunu unuturcasına adrenalin eşliğinde sallanıyor hayret ediyor insan kendi kendine. Brandayı çekmemizle caranağın bastırması bir oluyor. Evin balkonundan ıslanmayan bir harmana ve yaradanın rahmetine umutla bakıyoruz. Artık hayata da umutla bakıyoruz, çok şükür kötü günler geride kaldı. Yaprak dökümü romanındaki dramlar geride kaldı artık. Patoz zamanı gelince şenlik daim oldu çok şükür. Geçen sene onbeş çuval, tane veren mahsul bu sene yirmisekiz çuval olmuş çıkan goruk fındık geçen seneden daha da az olunca ekmek kadayıfının üstüne kaymak olarak düş olmuş. Bu halimizi görünce ne kızmıştım Rıfat Ilgaz’a, Yıldız Karayel romanı ile ne zor ve meşakkatli şeyler anlatmıştı bize. Aranacak derman bile yazmamıştı koskoca kitabının bir ilmek bir tarafına. Oysa ki kara bulutlar yoktu karadenizimde, aslında hiç de olmamıştı. İç çekip kurutmaya serdim imece yürekli dostlarımla ürünümü. Kuruyunca da kıyır kıyır oluverdi kızgın güneşin altında. Ne güzel tadı vardır o ilk hasadın anlatamaya kelimeler kifayetsiz kalır. Hasadı çuvallayıp ambara koyunca rahat bir nefes aldık, yılların emektarı yaşlı serander bu seneki bol ürün karşısında aciz kalmış on çuvalı komşunun ambarına koymuştuk. Ürünümüz bizim hazinemizdi çok kıymetliydi bizim için nede olsa. Anamla babam aslında çok zengin olduğumuzu bunun meta ile değil aile huzuru ve tatlı dille ilgili olduğunu biliyordu içten içe. Anamı en çok sevindiren börülcelerin bolluğu ve buna istinaden kurulan küp küp turşular oldu. Kışın en güzel yemeğidir fasulye turşusu hele birde kıvamı tutarsa değmesin yağlı boya. Elmaların dalları kırılıyordu bolluktan altına dirgen dayamıştık yirmi gün önce, ona rağmen dallar yine zorlanıyor elmaları tartmakta. Armutlar elmalarla yarışıyordu bolluk berekette. Kışa derilecek, bal yapılacak ne çok mahsül vardı bu sene çok şükür. Sabahın erken saatleriydi dışarıdaki bir patırtıya uyandım. Pencereden yarı uykulu gözle baktığımda kasabanın en gedikli tüccarının geldiğini ve babamla konuştuğunu gördüm içimden bu saatte bu fırsat tacirinin bizim kapımızda ne işi olduğunu düşündüm. Dışarı çıkıp istemeye istemeye hoşbeş ettim. Yılardır faizle kanımızı enmişti bu fırsat düşkünü ne de olsa. Tüccar babamın ambara yeni koyduğu fındığı almaya gelmiş. Bu sene fiyatlar çok yüksek geçen senelere göre. Tüccar ürünü kapıdan teslim alabileceğini ve piyasadan yüksek fiyatı peşin ödeyeceğini bunun kendisi içinde iyi olacağını anlatıyor babama. Babacığımın gözünün içi gülüyor elini sıkıyor sımsıkı yıllarca kendi sırtından geçinen tüccarın. İnce telli bıyıklarının arasında zor gördüğüm gülümsemesini eda ediyor. Tüccar anlaşır anlaşmaz hamallarına kantarı yere indirmelerini söylüyor ve hemen ürünü tartıyorlar. İş bitince babama parayı tastamam veriyor, hızla kapıdan toz duman ve bizim toni’nin havlaması eşliğinde terkediyor. O esnada ahırdan anacığımın sesi duyuluyor yüklü olan sarıkızın doğum vaktini müjdeliyor. Bu sene ikiz etti sarıkız, eskiden kötü günlerimize teselli, herşeye öfkelenen babama umuttu sarıkız. Bu sene ikiz verdi ailemize. Babam doğumdan sonra ahırın yanındaki yaşlı çınar ağacına yaslandı bir cıgara yaktı. Üstü başı çara içinde beni yanına çağırdı. Usulca ürkerek gittim yanına. “Gel evlat gel kötü günler geride kaldı artık bu dünyada bizimde azıcık yerimiz var, söyleyecek sözümüz var” dedi. Ben de gayrıihtiyari sarıldım sımsıkı ona daha önce hiç olmamış gibi. Sanki uzun yıllardır oksanmıyordu başım. Babacım ne yumuşak okşamıştı nasırlı elleriyle beni. Evet, kötü günler geride kalmıştı köydeki küs olanlar bile barışmış, Goğukâlinin köpeği bile kimseyi ısırmıyordu ne güzeldi. Yukarı köyün muhtarı gelip yarın yıllardır yapılmayan köy yolunun yapımı için araçların geleceğini söylüyordu bize ne güzel. Güneş usul usul perdeyi yırtıp yorganın ucundan yine miskin bedenime göz kırpıyordu. Ben bunu bir yerden hatırlıyorum diyecektim ki gözlerimin açılmasıyla hepsinin rüya olduğunu anlamam uzun sürmedi içim burkuldu. En çok Babamı gördüğüme fukara sevincini yaşadım, sanki başımı gerçekten okşamıştı. Olsun dedim kendi kendime babamı gördümya böyle rüyaya can kurban diyorum dedim. Yarım aklıma aşık mahzuni ve onun aklıma mıh gibi işlemiş mısraları geliveriyor… hasılı sözümün tersine yürü, görmesin gözlerin topalı körü, kıssa yerden eksik etme ömürü, Mahzuni Şerif'ten bıkta öyle git ... Sevgiyle… Hakan ŞEN Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 440 Geri dönüş(0)
Yorum (3)
![]()
...
Yazar şimal, Ocak 15, 2010
Doğumgünün kutlu olsun gardaşım, iyi ki seninle hayatımın bir döneminde karşılaşmışım, ne mutlu o güne ve bana...Sevdiklerinle sağlıkla nice mutlu yaşlara ...
Yorum
|