| Cengiz Aytmatov İçin Notlar |
| Hayrettin GÜNAY |
| Yazar Hayrettin GÜNAY |
| Cumartesi, 24 Ocak 2009 18:19 |
|
Sağaltım için götürüldüğü Almanya'da önceki gün yaşamını yitiren Cengiz Aytmatov' u 1970’li yılların başında tanımıştım Cemile'siyle. Ardından Öğretmen Duyşen, Elveda Gülsarı, Hasat Yolu, Beyaz Gemi, Toprak Ana, Yol Arkadaşı, öyküleri…gelmişti. Okurken sevindiğim, coştuğum, üzüldüğüm, kendimi bulduğum, kendimi unuttuğum; toprağımı, doğamı, alın terimi, özgürlüğümü, sevgimi, yurdumu, borçlu olduklarımı, insanlığı bütünleştiren değerleri, savaşımı, barışı, direnci... duyumsadığım yazarlardan Cengiz Aytmatov.Yapıtlarının sayfalarında "rahat ettiğim" yazarlardan. Yıllar içinde yapıtlarını yeniden yeniden okuduğum yazarlardan. Önce kendi dilini, kültürünü özümseyerek yeniden üreten, kendini anlatırken tüm insanlara ulaşan evrensel yazarlardan Aytmatov. Kırgız topraklarında 1928'de doğan 1917 devriminin yeni anlayışlarıyla yetişen, İkinci Paylaşım Savaşı koşullarında eğitimi-öğretimi yarım kalan, savaş acılarınının en korkunçlarını yaşayan insanlardan. Göçleri, kıyımları, açlıkları, çalışmayı, alın teri dökmeyi, emek vermeyi, direnci, toprağı, doğa sevgisini... o yıllardaki yaşamıyla yaşıyor, öğreniyor, ediniyor... Edindiği birikim yazma-anlatma yeteneğini geliştirecek, savaş sonrası bitirdiği Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi de ona gazetecilik, yazarlık yolunda deneyim kazandıracaktır. Kırgız Türkçesini de Rusçayı da olağanüstü güzellikte kullanacaktır. Beslendiği kaynak çok görkemlidir: Tolstoylar, Puşkinler, Dostoyevskiler, Çehovlar, Gorkiler... Türküler, maniler, bilmeceler, atasözleri, deyimler, halk öyküleri, masallar, destanlar, salt bizim değil dünyanın da en büyük destanı Manas... Kendini, kendi insanını anlatarak önce Kırgızların, sonra Sovyetler Birliği'nin ardından da dünyanın büyük yazarı olmanın gerisindeki birikim... Amerikalı Yazar Arthur Miller'in,"Asya'nın yeni Tolstoy'u" nitelemesi boşuna değil... Gerçeküstücülüğün kurucusu, Fransız ozanı A.Breton'un Elveda Gülsarı ile Cemile’yi dünyanın en güzel romanı olarak selamlaması da... Gorki Enstitüsü'nden gelmesi, Sovyet Yazarlar Birliği Genel Sekreterliği, Kırgızistan Film Yapımcılar Birliği Başkanlığı, 1960’larda aldığı Lenin Ödülü, başka ödüller… etkisinin, değerinin göstergesi. Yüz elliden çok yabancı dile çevrilmesi, Sovyetler Birliği'nin en çok okunan yazarı olması yaşarken bir yazarın ulaşabileceği çok önemli yer olmalı. Soylu yazarların çoğunda olduğu gibi siyasal işlevi, duruşu vardı Aytmavov'un. Siyaseti bir yerlere gelmek, insanları kullanmak için yapanlardan değildi. Birikimini, gücünü, ününü, toprakları, insanları için kullanmak amaçlıydı siyaset deneyimi. Gorbaçov yönetiminde yer alması, elçiliklerde bulunması, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra oluşan bağımsız Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı önerisini geri çevirmesi bu anlayışın ürünüydü. Diline, kültürüne, topraklarına, insanlarına çok bağlıydı. Türkiye'ye de. Sık sık gelirdi ülkemize. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nın birinde yanılmıyorsam onur konuğu seçilmişti. 18 Haziran 2000 tarihli Sabah-Pazar'da “İnsan Hikâyeleri”nde Zülfü Livaneli'nin anlattığına göre 70. yaş gününü İstanbul'da kutlamışlardı. Yemek yiyerek, içerek... 80. yaş günü için de söz vermişti. Yaş gününe bir yıl kala sözünde duramaması çok kötü... Karısı Maria, Atmatov'un. Oğulları; Sancar, Asgar. Kızı, Şirin. Oğullarının Türk kültüründen kopmamaları için çok uğraşmış. Ankara’da okutmuş Asgar'ı... Livaneli’nin anlattığına göre… Bu ara Sabahattin Ali'yi yeniden okuyorum. Ardından Aytmatov'u okuyacağım. Size de öneririm. İlk kez okuyorsanız "ASKER ÇOCUĞU" öyküsüyle başlayın... Romanda, öyküde konunun özgünlüğü, çekiciliği, okuyucunun ilgisiyle uyuşması önemlidir. Bunun yanında konunun aktarımı, anlatış biçimi, dili kullanma da çok önemlidir. Aytmatov'un yapıtlarında dil başarısı, seçilen sözcüklerin yoğunluğuna, içe işleyişine, şiirselliğe… dayanır. Kurgu güzelliği, sürükleyicilik, sözcük seçimine, tümce çeşitliliğine verilen önem, kılı kırk yararcasına damıtılan sözcükler bozkırın, ormanın, tarlaların, akarsuların, uzayıp giden yolların... türküsü olur. Aytmatov aslında yapıtlarında destansı, ağıtımsı acılar anlatsa da umudu tüketmez hiç. Yaşama, doğaya, emeğe, insanın gücüne, yurduna güvenir. Diline, çağdaş güzelliklerin insanlara, insanlığa ışık, umut olacağına inanır. Toprakları, yurdu nice acılar çekse de yeniden çağdaş güzelliklerle yaratmanın düşlerini yaşar, yaşatır. Kimilerde içten içe ağlayan, kimilerde gözyaşlarını gizleyen, kimilerde gözyaşlarını başkalarıyla bütünleştiren çocuklar, kadınlar, erkekler vardır onda. Ağlar, ağlatır ama güzel günlere inanır. Ondaki yoğunluğu Türkçeye başarılı olarak aktaran çevirmenlerin de payı olmalı yazarın yapıtlarının sevilmesinde. Ülkü Tamer’in, Güneş Bozkaya'nın, Mehmet Özgül’ü, Halit Aliosmanoğlu'nun... emeklerine de saygı duyulmalı... Yazarın dil gücüne güç kattıkları için. Toprağı, üretimi, doğayı çok önemser Aytmatov. Toprak "ana"dır onun için. Toprakla emeği, üretimi birlikte düşünür. Şu tümceler Tprak Ana’dan: "Toprakla su, insanlar arasında eşit olarak paylaştırılırsa bizim de kendi tarlamız olursa biz de kendi tohumumuzu eker, kendi ekinimizi biçersek mutlu oluruz. İnsan için en büyük mutluluk budur; Tolunay, çifçi dediğin mutluluğu ekip biçtiğinde bulur. “Bir filiz nasıl tohumdan doğarsa bir ananın mutluluğu da halkın mutluluğundan doğar. Halkın hayatından uzak kalan bir ananın hayatı yoktur. Bu inancımı sonuna kadar savunurum. Şimdi bile çok acı çektim, hayat ne oyunlar etti bana, ama şimdi bile savunurum. Halkım yaşıyor, ben de yaşayacağım." Kavak onun yapıtlarında simgesel göndermeler yapılan ağaçtır. Yoksulluk içinde gerilik, bilgisizlik içinde yüzen bir köyün ilk sosyalisti Duyuşen (öğretmen) yaşamı pahasına okula aldığı, ileride bilim adamı olacak öğrencisiyle arasındaki emeği, sevgiyi, özveriyi ileride görkemli ağaç olacak iki kavak fidesiyle simgeler. Dilimize önce Yol Arkadaşı olarak çevrilen, Al Başörtülü Kavak Fidanım'da da olay coğrafyasında, insanların yaşam biçiminde kavak vardır. Bu yapıt, “Sevgi emektir” ana düşüncesiyle oluşturulan içli bir duygu aktarımıdır. Selvi Boylum Al Yazmalım adı sonraki çevirilerde yer alır. Atıf Yılmaz’ın, Ahmet Mekin'in, Kadir İnanır’ın, Türkan Şoray'ın başarısı yapıtın Türkiye'deki ününü pekiştirir. Yar Yayınları'nda 1973'te çıkan, Güneş Bozkaya çevirisi Elveda Gülsarı, yazarın simgesel yönü ağır basan, insana, doğaya, topluma, yaşam biçimine değin göndermelerin sıkça yapıldığı yapıtıdır. Soylu bir atın görkemli günlerinden yaşlılığa giden yolun romanı; salt doğa, insan, iş, emek, üretim, yararlı olma, yaşlılığa bağlı üretim azalması, bencillik, hırs kavramlarına gönderme yapmakla kalmaz; Sovyetler Birliği'ndeki devlet çarkına, çarkın işleyişine de ince eleştiriler getirir. Bunları yaparken Aytmatov, roman yazdığını, anlatı kurguladığını, yeni bir dünya yarattığını unutmaz hiç... Gençlik yazarlarımdan Aytmatov. Orhan Kemal, Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Fakir Baykurt, Abbas Sayar, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Panait Istrati, J .London, E.Hemingway , J. Steinbeck, Gorki... gibi. Onun kimi yapıtlarını okurken bozlak, barak, sürmeli... dinlemiş gibi olurum. Toprak Ana'nın, İlk Öğretmen' in, Cemile'nin, Selvi Boylum Al Yazmalım'ın, Asker Çocuğu öyküsünün sayfalarında gözyaşlarım vardır... Hayrettin GÜNAY Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Yazarın bu köşe yazısı daha önce Yeşil Giresun Gazetesinde yayımlanmıştır.
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 1250 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|