• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Hayrettin GÜNAY > Salı Günü Çarşıda
Salı Günü Çarşıda
Hayrettin GÜNAY
Yazar Hayrettin GÜNAY   
Salı, 16 Aralık 2008 18:32

Sarıkızın evleri
Karşıdadır karşıda
Aradım bulamadım
Salı günü çarşıda

Göreleli'ler için günlerin en anlamlısı Salı'dır. Nice Salı çağrışımları vardır anılarında Göreleli'lerin. Kalabalıklarla ilk tanışma mı dersiniz, ilk alışverişler mi, ilk kez sinemaya gidiş mi, ip cambazını ilk görüş mü... dersiniz... Daha niceleri durur Salı'nın renkli çağrışımlarında. Her Göreleli'nin belleğinde, her Göreleli'nin çağrışım zenginliklerinde en az bir Salı vardır: Salı Görele'nin pazarıdır.

Bir, "yalıya gitmek" deyimi vardır Göreleli'nin dilinde. Deyim çarşıya gitmeyi, Görele'ye inmeyi, pazara gelmeyi anlatır. Bir selamlaşma sözü vardır Göreleli'nin dilinde: "Uğur ola..." Bu deyim de, alışveriş için Görele'ye gelenlerin birbirleriyle kullandıkları en sıcak sözdür, en iyi dilektir. Günaydındır, selamdır, merhabadır, işin golay gelsindir.

Görele pazarına salt Göreleli'ler gelmez. Çanakçılı'lar, Eynesilli'ler, Beşikdüzülü'ler, Vakfıkebirli'ler, İskefyeli'ler, Tirebolu'lar, Harşıtlı'lar, Kürtünlü'ler, Espiyeli'ler... de gelir.

Salı günü Görele'ye gelenlerin kimileri günübirlik ticaret yapanlardır. Yündür, kurufasulyedir, kaşıktır, iptir, yün çoraptır, eğerecektir, yayıktır, beşiktir, çıradır, baldır, peynirdir, harç ekmeğidir, çökelektir... Bereketli satış umuduyla açılır tezgâhlar.

Pazartesi Vakfıkebir'in, Çarşamba Eynesil'in, Perşembe Çanakçı'nın, Cuma Tirebolu'nun, Cumartesi Halkovalı'nın pazarıdır. Kaynarpazarını, Kıranpazarını da eklediniz mi pazarsız günü yoktur haftanın ama Görele pazarındaki kalabalığı, Görele pazarındaki alışveriş ortamını ara ki bulasın...

Salı gününün en ilginç yanı hayvan pazarlığıdır. Oturulan köyün çarşıya (Görele'ye) uzaklığına göre gece saat onlarda, on ikilerde, birlerde, ikilerde, üçlerde, dörtlerde vurulur yola. Fener, yan yan, çıra aydınlığında ya da ay ışığında çekilerek, sürülerek getirilir hayvanlar pazarlığa. Gün ışımaya nerde başlarsa orda, yol kıyısında fener, yanyan, çıra saklanır. Dönüşte alınmak üzere...

Daha hayvan satım yerine varmadan, çoğu kez Görele'nin girişlerinde kasaplar, karcılar kesmiştir yolu. Pazarlıklar ilk burada başlar. El tutuşlar, satılacak hayvanın sağını solunu yoklamak, şu kadar eder, bu kadar eder, bu satılmaz., gibi sözler mal sahibini yıldırmaya yöneliktir, tutulan el bırakılmaz. Aşağı yukarı öyle hızlıca sallanır ki kimi zaman mal sahibi kolay teslim olur. Böyle durumlarda daha mal pazarına varmada biter pazarlık. Verilen verilmiştir, alınan alınmıştır. Yoksa daha sıkı, daha inatçı pazarlıklar pazarda sürecektir. Bunların tümü hava tam aydınlanmadan bitecektir. Öyle ki gün tam tamamına ağarınca Görele hayvan pazarlığında ne alınacak hayvan vardır ne de satılacak...

Bin bir güçlükle pazara mal getirenler getirdiklerini satamazlarsa geriye dönecekler, "bir dahaki Salı"yı deneyeceklerdir.

Görele'de pazarcılar birbirlerine yakın durdukları için sattıkları mala göre ad konmuştur pazaryerine: Çıra pazarı, elma pazarı, yoğurt pazarı, şelek pazarı, balık pazarı, un pazarı, tavuk pazarı...

Çıra pazarında, Torul'dan, Kürtün'den, yaylalardan gelen satıcılar vardır. Mis gibi kokan aklı, kırmızılı çıraların başında müşteri beklerler. Her çıra satıcısının çıraları tartmada kullandıkları el terzisi vardır. Çıra elde etmek için güzelim çam ağaçlarına zarar verdiklerini düşünsek de ta oralardan pazara geldiklerine göre geçim derdinin ardına düştükleri unutulmamalıdır. Çıracılardan kimileri de getirdikleri harç ekmeğini pazarlarlar. Çok kalın kabuklu, çok iyi pişmiş bu kara ekmeklerin tiryakileri vardır. Ekmekler büyük olduklarından alıcının isteğine göre kesilerek satılır.

Elma bahçelerinde Görele'deki fındık bahçelerinin içinde bulunan elma ağaçlarından toplanmış olgun elmalar bulunur. Bunlar çoğunca şeleklerde, sepetlerde, çuvallarda getirilmiştir pazara. Tümü de özenle, yaralanmadan, berelenmeden toplanmış; sırtta taşınarak getirilmiştir. Elmaların alıcıları bahçeleri olmayan Göreleli'ler de vardır. Bu iş için dışarıdan gelenler genellikle Beşikdüzülü'ler, Vakfıkebir'lerdir... Görele elma pazarında; beyaz elma, süt elması, tombul sınap, sınap, mis elması, evlice elması, şeker elması, daraklı elma, demir elması... gibi değişik görünümde, tatta, kokuda yirmi otuz çeşit bulmak olasıdır. Elma satıcıları belli bir cinsiyetle, yaşta değillerdir. Kadın da, erkek de, genç de, yaşlı da vardır içlerinde.

Balık pazarında balık bolluğu, balık çeşitliliği göze çarpmaktadır. Şimdiki Görele parkının olduğu yerdeki iskelenin sol yanında kumlara çekilmiş kayıkçılar, iskeleye bağlanmış olanlar avladıklarını satarlar canlı canlı, ayrıca onlardan satın alarak pazarlayan balık satıcısı da kurmuştur tezgâhını. Tutulanların çoğunu balık komisyoncusu olanaklarına göre kamyonlarla İstanbul'lara, Ankara'lara gönderecektir.

Balık çeşidinin, balığın bol olduğu yıllardır. Alıcının canı neyi çekerse, olanağı neye elverirse ona göre yapacaktır alışverişini. Artık mevsimine göre; hamsidir, palamuttur, kofanadır, sargandır, tirsidir, kefaldir, lüferdir, çinekoptur, sarıkulaktır, mavruşgildir, kırlangıçtır, kalkandır, istavrittir, levrektir, barbundur, mezgittir... Beğen beğendiğince...

Kimi balıklara bir iki not düşelim ki genç okuyucuların şaşkınlığı okunsun yüzlerinden; İstavritler... Bir kiloluk, bir buçuk kiloluk, iki kiloluk istavritler... Naylon yok piyasada o yıllarda. İri balıklar kınnapla, çuvaldızla dizilmekte. Elinizde bir buçuk iki kiloluk istavrit. İpinden takmışsınız parmağınıza. Eve geliyorsunuz. Akşamki tavayı, tavadaki faşırtıyı düşleyerek...

Mezgit mi dediniz. Onu arayan soran yok pek o yıllarda. Kimisi hasta yiyeceği diyerek alıyor., kimisi de almak zorunda kalıyorsa, burun kıvırarak alıyor. O yılların en zavallı balığı diyeyim de anlayın şimdiki baş tacınızın nereden nereye geldiğini.

Kürekle, eski üskü motorlarla yol alan kayıkların kıyıya çekildiklerinde çevreleri dolup taşmaz mıydı? Ya kıyıdan onlarca kişiyle çekilen harabatlar, manyatlar... Türküler, şakalar, gırgırlar, bağırışlar, çağrışlar... Barabat, manyat çekişler bir şenlik olmaz mıydı?

Hayrettin GÜNAY

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız  Yazarın bu yazısı daha önce Yeşil Giresun gazetesinde yayınlanmıştır.

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar