• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Karadeniz Folkloru (Halk Bilim) > Adnan YILDIZ'ın Kaleminden: "MAYIS YEDİSİ" ...
Adnan YILDIZ'ın Kaleminden: "MAYIS YEDİSİ" ...
Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Yazar Adnan YILDIZ   
Salı, 19 Mayıs 2009 00:00

Mayıs YedisiBaharın bitişi ve yazın başlangıcı olan Mayıs ayı, Türk kültüründe ve tarihinde  önemli bir yere  sahiptir. Bu yüzden bu ay içerisinde birçok kutlamalar ve etkinlikler gerçekleştirilmektedir...

Bu kutlamalardan bir tanesi de Karadeniz bölgesinde gerçekleştirilen Mayıs Yedisi kutlamalarıdır.

Rumi takvimde Mayıs ayının yedisine denk gelmesinden dolayı Mayıs Yedisi olarak anılan gün, miladi takvimde Mayıs ayının yirmisine rastlamaktadır.

Mayıs Yedisi su ile özdeşleşmiş bir gündür. Bu günde gerçekleştirilen adetlerin tamamı su kenarlarında gerçekleştirilir. Sabah erkenden kalkılır. Yeni elbiseler giyilir. Akşamdan hazırlanan yiyecekler alınarak deniz, ırmak ve dere kenarlarına inilir. Burada önemli olan su ile temastır. O gün köylerde sadece yürüyemeyecek durumda olanlar kalır. Deniz ve dere kenarlarına gelindikten sonra burada eski inanışlardan kaynaklanan bazı adetler gerçekleştirilir. Bu adetlerden başlıcaları şunlardır.

Mayıs Yedisi Kutlamalarından...

(Mayıs Yedisi Kutlamalarından...)

“Dalgadan atlama”: Önce eller ve ayaklar suya sokulur. Kıyıya vuran yedi dalganın üzerinden birer birer atlanır. Burada genellikle çocuğu olmayanlar da çocuklarının olması için dilekte bulunurlar.

“Sacayaktan geçme”: Tören alanına getirilen, insan geçebilecek büyüklükteki bir sacayağından, yine soyun sürdürülebilmesi dilekleriyle üç kez geçilir.

“Suya taş atma”: Kötülüklerden korunmak amacıyla yedi çift bir tek taş suya atılır.

“Ada etrafından dolanma”: Motorlarla ve kayıklarla en yakında bulunan ada, etrafından bir daire çizilerek dolanılır.

Bunlardan sonra sahilde uygun yerlerde oturulur. Daha önceden getirilmiş olan yiyecekler yenir ve eğlenilir. Akşam evlere dönüşte su kenarına gelemeyenlere kaplar içerisinde deniz veya ırmak suyu götürülür. Günümüzde kutlamalar genel olarak bu şekilde gerçekleştirilmektedir.

1970’li yıllarda Ordu ilinde gerçekleştirilen Mayıs Yedisi kutlamalarını ise, Sıtkı Çebi şu şekilde anlatmaktadır.

“...Günün çok erken saatlerinde şehre veya sahil kasabasına, davul ve zurna refakatinde gelinir. Sahilde münasip bir yerlerde oturulur. Deniz suyu ile temas hazırlıklarına başlanır. Ayakkabı ve çoraplar çıkarılır, etekler toplanır, pantolon paçaları yukarı kıvrılır, besmele çekilerek sağ ayak ile denize girilir.

Burada en önemli hareket, su ile teması tam sahilde dalganın kıyıya vurduğu yerde yapmamak, dalganın üzerinden atlayarak denize girmek olacaktır. Buna dalgadan atlama denir ve bu hareket yedi defa tekrarlanır.

...Mayıs Yedisi günü çoluk çocuğu ile şehre inen köylü erkekler, müsait yerlerde ayaklarını su ile yıkadıktan sonra o gün sahilde hazır bulunan motorlara ve kayıklara binerler. Davul ve zurna çalınan bu vasıtalarla denizde bir ada etrafında dolaşırlar.”[1]

Mayıs Yedisi, günümüzde Karadeniz bölgesinde halen büyük bir çoşkuyla kutlanmaktadır. Yazılı kaynaklarda bugünün ne zamandan beri kutlandığı ve nereden kaynaklandığına dair bilgilere pek fazla yer verilmemiştir. Bölgede çok önem verilerek kutlanan Mayıs Yedisi’ne dair yapılan araştırmalar yok denecek kadar azdır.

Mayıs Yedisi hakkında bir şeyler söylemek, sadece bu güne dair inanış ve uygulamalarının temellerini araştırmakla mümkündür. Bu yüzden biz de, Mayıs Yedisi’nde gerçekleştirilen inanış ve uygulamalardan yola çıkarak bu güne dair bazı tespitlerimizi burada ortaya koymaya çalışacağız.

Mayıs Yedisi Kutlamalarından...

(Mayıs Yedisi Kutlamalarından...)

Mayıs Yedisi’nde gerçekleştirilen adetlerden bazıları Hıdrellez gününde gerçekleştirilen adetlerle benzerlikler taşımaktadır. Bu yüzden Mayıs Yedisi’nin, Hızır Peygamber ve İlyas Peygamber’in sahilde buluştukları gün olduğu da söylenmektedir. Ancak Mayıs Yedisi Hıdrellezle yakın tarihlerde kutlanmasına rağmen tamamen farklı bir gündür.

Bölgede ayrıca kutlanan Hıdrellez günü motiflerinin bazılarının Mayıs Yedisi’nde de gözükmesi, İslam sonrası gerçekleşen etkileşimden dolayıdır. Bu haliyle Hıdrellez günü ile Mayıs Yedisi benzerlikler taşımasına rağmen farklı temellerden kaynaklanmış günlerdir. Bu günü farklı kılan en önemli özellik, deniz ve ırmaklar kenarında gerçekleştiriliyor olması ve ada etrafında dolanılmasıdır.

Türk mitolojisi incelendiğinde su ve ada motiflerinin köklerine dair bir çok ipucuna ulaşabilmekteyiz. Eski Türkler tabiatta bir takım gizli kuvvetlerin varlığına inanıyorlardı. Dağ, tepe, ırmak, su kaynağı, deniz ve göl, aynı zamanda birer ruh olarak kabul edilmekteydi.[2] Yine bu sularda bulunan adalar da birçok Türk toplulukları tarafından atalarının yaratıldığı yer olarak kabul edilmiştir.

Uygurlar, “Orhun” ile “Selenga” nehirlerinin birleştikleri yere, büyük bir önem vermişlerdir. Çünkü onlar atalarının, bu iki nehrin kavşağında bulunan bir adacıkta gökten inen bir nurla doğmuş olduğuna inanmaktadırlar. Bu yüzden Orhun nehri ve kolları hep kutsal sayılmış ve ıslattığı topraklar yüzyıllarca büyük imparatorluklara başkentlik etmiştir. “Ötüken, Ordu Balık, Kara-Kurum” gibi ünlü başkentlerin hepsi de bu bölgededir.

Kıpçak Türkleri de ataları olan “Kıpçak”ın bir nehrin ortasındaki adacıkta doğmuş olduğuna inanmaktadırlar. “İrtiş” ırmağı da bundan dolayı kutsal kabul edilmiş ve ona Tanrı gibi tapınılmıştır.

Yakut Türkleri , “Lena” ve “Yenisey” nehirlerinin kaynaklarını dünyanın başlangıcı, denize döküldükleri yerleri de dünyanın sonu olarak kabul etmişlerdir...[3] Sibirya efsanelerine göre bu nehirlerin kaynağı cennettedir. [4]

Oğuz Türkleri arasında da göller ve nehirler ile buralarda bulunan adacıklar kutsal sayılır. Oğuz-Han “İt-Barak” kavmine mağlup olunca, bir adaya sığınmış ve kendi maneviyatı ile askerlerini yeniden topladıktan sonra İt-Barak’lara taarruz ederek onları yenmiştir. Yine Oğuz Kağan Destanı’nın Uygurca rivayetinde anlatılan bir bölüm şu şekildedir:

“...Yine birgün Oğuz Kağan ava gitti. Önündeki göl ortasında bir ağaç gördü. Bu ağacın kovuğunda bir kız duruyordu. O da yalnız oturuyordu. Çok güzel bir kızdı. Gözü gökten daha gök idi. Saçı ırmak gibi dalgalıydı. Dişi inci gibi idi. Öyle güzeldi ki, eğer yeryüzünün halkı onu görse “eyvah ölüyoruz” der ve tatlı süt, acı kımız olurdu. Oğuz Kağan onu görünce aklı gitti. Onu sevdi aldı.

Mayıs Yedisi Kutlamalarından...

(Mayıs Yedisi Kutlamalarından...)

Kız gebe kaldı. Günler ve gecelerden sonra gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine “Gök”, ikincisine “Dağ”, üçüncüsüne ise “Deniz” adını verdiler.

Sonra Oğuz Kağan büyük bir toy (şenlik) tertip etti. Halka emir gönderdi. Oğuz Kağan halkı çağırınca, halk birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şuruplar, tatlılar ve kımızlar yediler, içtiler. Toydan sonra Oğuz Kağan beylere ve halka buyruk verdi ve şöyle dedi:

Ben sizlere oldum kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Kök Börü olsun bize uran

Demir kargı olsun orman
Av yerinde yürüsün kulan
Daha deniz , daha müren
Güneş bayrak, gök kurukan”[5]

Oğuz Han’ın, adada görerek evlendiği hanımından devam eden Üçok soyunun büyük bir bölümü Karadeniz bölgesinde yerleşmiştir.

Çok eski çağlarda, Türk topluluklarının Mayıs Yedisi şölenlerine benzer kutlamalar yaptıkları bilinmektedir. Bu şölenlerin kutlandığı gün ile Mayıs Yedisi, yaklaşık olarak aynı zamana denk düşmektedir.

Bu bilgilere Çin kaynaklarında ulaşıyoruz. Çin tarih kitaplarında, Hun Türkleri’nin senede üç defa bir araya geldikleri ve kendi aralarında şenlikler yaptıkları belirtilmektedir. Çin takvimine göre şenlik yapılan aylardan bir tanesi de Mayıs ayına denk düşmektedir. [6]

Gök-Türkler ve Uygurlar da, bugünkü takvimde Mayıs sonu ile Haziran başlarına denk gelen günlerde, “Tamir” ırmağının doğduğu yerde, hakan başkanlığında, ülke ileri gelenlerinin de katıldığı törenler tertip ederlerdi.[7]

Mayıs Yedisi’nin dikkat çeken özelliklerinden bir tanesi de “yedi” sayısıdır. Yedi rakamı Türklerin kutluluğuna inandıkları sayılardandır. Eski Türklerde başlangıçta kutsal sayı dokuz idi. Daha sonraları Batı Türkleri’nde yedi de kutsal sayı olarak kabul edilmiştir. Bu inanış daha sonraki çağlarda da devam etmiştir.[8]

Yine Çinlilerin de kullandığı eski Türklerin takvimine göre ayın yedisi, Çinliler tarafından “bereket ve dua günü”olarak kabul edilmektedir. Bu törenlerde denize atılan taşların yedi çift olması ve yedi dalga üzerinden atlanması bu sayının uğuruna inanıldığındandır.

Aktaş adası etrafında Motor'la tur atma merasiminden...

(Aktaş adası etrafında Motor'la tur atma merasiminden...)

Taş da su gibi Türklerde kutsal sayılmaktadır. Uygurların “Kutluğ-Dağ” efsanesindeki kayalık, “millete saadet ve kudret veren ruh” olarak kabul edilirdi. Ayrıca “Ya da” taşı da manevi kuvvet olarak düşünülen kutsal bir taştır.[9] Günümüz de de Türk coğrafyasında bir çok taş kutsal kabul edilmekte ve bu konuda bir çok efsane bulunmaktadır. Bu yüzden uğur getirmesi amacıyla denize taş atılmaktadır.

Bu günde gerçekleştirilen adetlerden bir diğeri de sacayağından geçmedir. Sacayağı ocağı temsil etmektedir. Ateş, Türk inanç sisteminde kötü ruhların kovucusu olarak kabul edilir. Ocağın tütmesi, soyun devam ettirilmesi demektir. Aile ocağında yanan ateş kutludur. Altay Türkleri de ateşe hakaret etmezler. Manas Destanı’nda anlatıldığına göre Manas’ın babası Cakıp Han ateşe bakarak gelinlerinin geleceğini söylemiştir.[10] Bu yüzden sacayağından geçilerek soyun devamı için dilekte bulunulmaktadır.

Sonuç olarak bu bilgiler ışığında bir değerlendirme yapacak olursak, Mayıs Yedisi; birilerinin hiçbir bilimsel dayanağı olmadan ortaya attıkları gibi ne Amazonların Giresun adasında çiftleşme yıldönümü, ne de vaftiz törenidir.

Mayıs Yedisi, Türk topluluklarının inanç değerlerinin Karadeniz’de yaşatılan uygulamalarıdır. Karadeniz’e Oğuz Türkleri’nden önce veya onlarla aynı zamanlarda yerleşen “Kıpçak-Kuman Türkleri”nin bölgeye bıraktıkları bir kültür mirasıdır. Bu miras, Oğuz Türkleri’nce de devam ettirilmiştir.

Çünkü onlar, “kutsal sularda bulunan adalar etrafında dolanarak atalarının yaratıldıkları yerleri ziyaret etmek” geleneklerini Karadeniz’de sürdürmektedirler.

Daha deniz , daha müren
Güneş bayrak, gök kurukan”[11]

“Daha deniz daha okyanus fethedelim. Gökyüzü çadırımız, güneş bayrağımız olsun!”

Dipnotlar:

1-Sıtkı Çebi, Ordu Tarihi ve 50. Yılda Ordu Şehri, Ordu 1973, s.111
2-İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1993, s.289
3-Günümüzde de Mayıs Yedisi kutlamalarının gerçekleştirildiği yerlerden bir tanesi Giresun’da Aksu deresinin denize döküldüğü yerdir.
4-Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi II, İstanbul 1971, s.306
5-Sadettin Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, Ankara 2006, s.196
6-Tuncer Baykara, Türk Kültürü, İstanbul 2003, s.307
7-İ: Kafesoğlu, age, s.289
8-Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s.136
9-İ. Kafesoğlu, a.g.e, s.291
10-Saadettin Gömeç, “Eski Türk İnancı Üzerine Bir Özet”, dergiler.Ankara. edu.tr
11-Sadettin Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, Ankara 2006, s.196

Fotoğraflar: Sıtkı Çebi, Ordu Tarihi ve 50. Yılda Ordu Şehri, Ordu 1973 adlı eserinden alınmıştır.

Adnan YILDIZ
Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Uzmanı
E-Posta:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar