| Karadeniz Yöresinde Kemençeli Aşıklık Geleneği |
| Karadeniz Folkloru (Halk Bilim) |
| Yazar Yrd. Doç. Dr. Bekir ŞİŞMAN |
| Cumartesi, 13 Haziran 2009 23:00 |
|
Karadeniz Bölgesinin müzikal yapısının en önemli unusurlarından birisi olan Kemençe ve Kemençeli Aşıklarla ilgili olarak Yrd. Doç. Dr. Bekir ŞİŞMAN tarafından kaleme alınan bildiri çalışmasını paylaşıyoruz.
KARADENİZ YÖRESİNDE YAŞAYAN KEMENÇELİ ÂŞIKLIK GELENEĞİ * Minstrelsy Tradition with Fiddle in the Black Sea Region Yrd. Doç. Dr. Bekir ŞİŞMAN ** -ÖZET- Kemençe; kökeni itibariyle “küçük keman, Kumanlara ait çalgı aleti, kopuzun bir türevi” gibi değerlendirmelerin ötesinde, bugün tüm Karadeniz Bölgesi’nin yerli müzik enstrümanı olarak dikkati çekmektedir. Kemençe, yöre halkının müziğine, oyununa, sevincine, hüznüne; kısacası hayatının her safhasına anlam ve çeşni katan işlevsel bir kültür aracı olarak kabul edilmektedir. Karadeniz yöresinde kemençe enstrümanını kullanan kimseye kemençeci denilmektedir. Kemençeli âşık ise; kemençe çalmakla birlikte, irticalen şiir söyleme (türkü atma) yeteneğine sahip kişilere verilen addır. Âşık tarzı şiirin en önemli özelliği olan “gelenekle ferdî yaratıcılığı bir arada bağdaştırabilme” yetisi kemençeli âşıklarda çok belirgin olarak öne çıkmaktadır. Âşık tarzı şiir geleneğinin tarihi süreçte değişmeyen unsurları olarak kabul edilen sazı söze koşma, yöre ağzıyla söyleme, dörtlük nazım birimini ve hece veznini kullanma, icra esnasında dinleyenlerle diyalog kurma ve irticalen nazım üretme gibi özellikler kemençeli âşıkların da vazgeçemedikleri değerlerdir. Ayrıca usta-çırak ilişkisinin işlerliği ve icra ortamı olarak kahvehanelerin, panayırların, düğünlerin ve yaylaların tercih edilmesi de, bu kültürel değeri tarihi derinlik bağlamında ozanlık-âşıklık geleneğinin bir tür çeşitlenmesi olarak düşündürmektedir. Anahtar Sözcükler: Karadeniz Yöresi, Âşıklık Geleneği, Değişmeyen Unsurlar, Kemençe -ABSTRACT- Fiddle, in origin draws attention to local music instrument of the whole Black Sea Region. It is evaluated as a “small violin, an instrument belongs to the Kumans, a kind of Kopuz. The fiddle is the functional mean of culture which gives meaning to local people’s all stages of life. In the Black Sea Region, a musician who plays the fiddle is a fiddler. Minstrels with fiddle is improvising besides playing the fiddle. The “harmonization of tradition with individual creativity” is the distinctive feature of the minstrels with fiddle. To tell the story with saz, to recite in local language, to use quadrant verse unit, and syllablle meter, dialogue with the audience, extempore verse are the invariable elements of minstrel style poetry tradition and the indispensable values of minstrels with fiddle. Key Words: Black Sea Region, Minstrelsy Tradition, Invariable Elements, Fiddle 1. Giriş: Karadeniz yöresi; sahip olduğu tabii güzellikleri ve yayla şenlikleriyle, yöresel kıyafetleri ve mutfak kültürleriyle, insan tipleri ve ağız özellikleriyle, halk müziği ve halk oyunlarıyla; kısacası yöre folkloruyla, Türkiye’de farklı bir yere sahiptir. Karadeniz’i farklı kılan özelliklerden biri de düğünlerde, şölenlerde ve şenliklerde çalınan kemençe ve onun icracısı konumundaki kemençeli âşıklardır. Karadeniz yöresinde kemençe aletini kullanan ve sanatını bu yönde icra eden kişilere umumiyetle kemençeci adı verilmektedir. Kemençeli âşık ise, kemençe çalmakla birlikte, irticalen şiir söyleme (türkü atma - türkü söyleme) yeteneğine sahip olan ve sazı söze koşan sanatçı tipidir. Bu tür sanatçılara, yörede genellikle kemençe üstadı denilmektedir. Bir de kemençe çalmamakla birlikte, başkası tarafından çalınan kemençeye türküleriyle eşlik eden ve atma türkü söyleyen kişiler vardır ki; bunların da yöredeki adı okuyucu/türkücüdür. Halk şiirimiz içerisinde bu konuda daha önce ciddi bir adlandırmaya gidilmediğinden bahse konu olan kavramların öncelikle terminolojisinin oluşturulması gereği vardır. Burada kısaca sazcı ya da saz sanatçısı karşılığı olarak kemençeci, solist ya da okuyucu karşılığı olarak türkücü, saz şairi ya da halk âşığı karşılığı olarak kemençeli âşık kavramlarını öneriyoruz. Çalışmanın hemen başında bu tanımlamaları getirdikten sonra, şimdi de geleneğin en önemli unsuru olan kemençe enstrümanı hakkında -tarihçesini, elde edilişini ve özelliklerini içeren- kısa bilgiler aktarmaya çalışacağız. 2. Kemençenin Tarihi: Türklerde yaylı sazların ilk atası olarak kabul edilen kopuzun tarihi, söz medeniyetinin geçerli olduğu Orta Asya bozkırlarında hüküm süren Türk kültür tarihi ile paralellik arz etmektedir. Kemençe bugünkü haliyle yaylı bir sazdır ve Türk müzik aletlerinin proto-tipi olarak kabul edilen kopuzun bir türevi gibi durmaktadır. Kemençenin tarihte Kumanlara ait bir çalgı aleti olduğu ve adının da Kumança’dan geldiği şeklinde rivayetler olmasına karşın; bu konuda otorite olarak kabul edilen bazı müzikologlar onun küçük bir kemana benzediğini ve bu nedenle Farsça “keman” sözcüğüne “çe” küçültme ekinin getirilmesiyle elde edilmiş bir sözcük olduğunu belirtmektedirler. (Say 1992:711) W. Radloff, Kırgız baskılarının törenlerinden bahsederken, onların şaman davulu yerine iki telli kemençe kullandıklarını ve bunun, “kobus” olarak adlandırılan bir alet olduğunu belirtir. Bahaeddin Ögel ise, Ortaasya’dan derlenmiş olan ve kopuz adı verilen sazların çoğunun kemençe olduğunu söyler (1991: 7). Anadolu köylerinde Iklık, Altay Türklerinde İglig veya İkil, Hakaslarda Iyık yahut IIk, Tuva Türklerinde İgil, Kazak ve Kırgızlarda Kıyak adı verilen müzik aletleri “kemençe”nin türevlerinden başka bir şey değildir (Ögel 1991:270-278).[1] Kemençenin Anadolu’ya Selçuklu Türkleriyle geçiş yaptığı yaygın bir kanaattir. Eskiden bu çalgı, deri kaplı yarım Hindistan cevizinden ve içi oyuk gövdesine diklemesine inen bir saptan ibaretti. Gövdesinin altına bir destek konulur ve enstrüman bir yayla çalınırdı. Kemençe günümüzde de aynı tarzını korumasına karşın, ham maddesi olan ağacın adı değişmiş ve enstrümanın şekli farklılaşmıştır. Başka bir rivayete göre ise kemençe, XII. yüzyılda Oğuzlarla birlikte Anadolu’ya ıklığ adıyla üç telli yaylı bir çalgı olarak gelmiş ve sonradan Farsça yay anlamındaki keman adını almış; daha sonra da Anadolu’dan Bizans’a kadar yaygınlık göstermiştir. Bu dönemde kemençe; Kemânçe-i Guz (Oğuz Kemençesi) ve Kemânçe-i Rûmî (Anadolu Kemençesi) adlarıyla kullanılmaya başlanmıştır. (Türk Ansiklopedisi 1974:482) Mahmut Ragıp Gazimihâl’e göre, “İlk Oğuz yaylı sazına XII. ve XIII. yüzyıllarda münhasıran Türkçe olarak “Iklığ” denilmekteydi. Iklığ adı oklu (oku) olan demek olduğu için, kemençe adı da ondan çevrilmişe benzemektedir. Çünkü Anadolu Türkçesinde önce ıklığ sazının yayına keman ve onu çalana da kemancı denildiği; kemençe adının Anadolu’da XV. yüzyıldan sonra tedricen kullanıldığı rivayet olunmaktadır” (1961:125).
Kemençe eşliği, hemen hemen bütün Osmanlı musiki topluluklarında görülmekteydi. Fakat bunlar, uzun kabak kemençeleri idi (Ögel 1991:42). Günümüz Türkiye’sinde ise, biri klasik Türk müziğine ait armudi kemençe, diğeri ise Doğu Karadeniz halk müziğine ait Karadeniz kemençesi olmak üzere iki tür kemençe kullanılmaktadır. Armudi kemençenin benzerlerine çeşitli ülkelerde rastlanmakla birlikte (Benzer türdeki çalgıya Macarlar hegedü, Yunanlılar lira, Araplar rebap adını vermişlerdir.), Karadeniz kemençesinin şekil ve çalınış tarzı bakımından benzeri bulunmamaktadır. (www.kemence.com/tur/TARİH.HTM) Bizim çalışmamıza konu olan kemençe işte Türk müziğinin bu en küçük yaylı sazı olan Karadeniz kemençesidir. Karadeniz kemençesi artık bu bölgenin milli bir enstrümanı olmuş ve yöre halkının ayrılmaz bir parçası vazgeçilmez bir tutkusu haline dönüşmüştür. Karadeniz insanı sevincini, hüznünü, meramını onunla ifade eder ve onun telinden dinler olmuştur. Bu müzik aleti Karadeniz bölgesinde daha çok Giresun’un Eynesil, Görele; Trabzon’un Beşikdüzü, Şalpazarı ve Maçka; kısmen de Rize’nin bazı ilçelerinde yaygınlık göstermektedir. Bu yöre yoğun olarak Çepni Türklerinin yaşadığı bölgedir ve Çepniler bölgeye yerleşen ilk Türk boylarındandır. Bu enstrümanı yöreye Çepnilerin taşıma ihtimali yüksektir. Ayrıca kemençeyi eskiden yörede yaşayan Rumlara mal etmenin de yanlış bilgilendirmeye neden olacağını düşünmekteyiz. Çünkü bugün Yunanistan’da kemençe çalan Rumlar Doğu Karadeniz’den göçen Rumlardır. Bu Rumların dışında da Karadeniz’in diğer vilayetlerinden Yunanistan’a göç eden Rumlarda (Örneğin Samsun’daki Rumlarda) kemençe enstrümanı yaygın değildir ve kullanılmamaktadır. Eğer bu enstrüman bir Rum çalgısı olsaydı; bölgedeki diğer Rumların da onu tanıması ve kullanması gerekmez miydi? Bu nedenle Trabzon Rumlarının kemençeyi yöreye yerleşen Türk boylarından (özellikle Çepni Türklerinden[2]) öğrendiği kanaatini taşımaktayız. Ayrıca kemençenin ve kemençe eşliğinde oynanan horonun Çepni Türkleri aracılığı ile yörede yaygınlaştığını doğrular nitelikte pek çok çalışma sosyal bilimci tarafından da yapılmıştır (Ata 2006). 3. Kemençenin Yapılışı:[3] Bir kemençe enstrümanı beş ana bölümden oluşmaktadır: 1. Kafa bölümü: Bu bölümde tel ve ses ayarlarında kullanılan ve kulak adı verilen üç adet burgu bulunmaktadır. Bu bölümün uzunluğu yaklaşık 9-10 cm. dir. 2. Gövde ya da tekne bölümü: Bu bölümün boyu 41 cm, alt genişliği 9,5 cm, üst genişliği 6,5 cm’dir. Gövdenin üst kısmında kemençeyi tek elle tutmayı sağlayan 6-7 cm boyunda sap bölümü bulunmaktadır. Kemençenin tamamı ise 57 cm uzunluğundadır. 3. Perde ya da kravat adı verilen bölüm: Bu kısım yaklaşık 20 cm. uzunluğundadır. Parmaklar tellere bu bölümün üzerinde basmaktadır. Aşağıya doğru uzayan bölüm daha çok süs olarak kullanılmaktadır. 4. Kapak bölümü: 2,5 mm kalınlığındadır. Üstünde tellerin bindiği eşik bölümü bulunmaktadır. Kapak kalınlaştıkça ses tizleşir. Kapağın üzerinde bulunan eşik aralığı genişledikçe kemençe pes ses vermektedir. 5. Köprü bölümü: Bazı bölgelerde pehlevan ya da çeki adı verilir. Kemençede bulunan üç adet telin bağlandığı kısımdır. ![]() (Maçka’da yaşayan kemençe yapım ustası ve kemençe üstadı Eyüp EYÜBOĞLU) Bir de kemençeyi çalmak için kullanılan yay vardır ki, bu da bir çubuk ve ona paralel erkek at kılından imal tellerden meydana gelmektedir. Çubuk 1cm. kalınlığında ve 50 cm. uzunluğundadır. Genellikle gül ve kızılcık ağacından imal edilmektedir. Bazen gövde yapımında kullanılan ağaçtan da elde edilebilmektedir. Kemençenin gövde, köprü, kravat ve kafa kısmı; erik, ardıç, karaağaç, ceviz, dut ya da sarmaşık ağacından yapılır. Bu ağaçların ormanın güneş alan bölgelerinden seçilmesi ve yine seçilen ağaçların da güneşe bakan taraflarının tercih edilmesi iyi bir kemençe elde edilmesi için şarttır. Kulak yapımında daha yumuşak bir ağaç kullanılmaktadır. Kapak kısmı ise yörede doruk ağacı olarak bilinen ladin ağacından imal edilmektedir. ![]() (Giresun’un Çanakçı İlçesinde yaşayan Kemençe yapın ustası Ziya Patan, evinin altına kurduğu atölyesinde kemençe üretimine devam etmektedir.) Kemençe model olarak üç çeşittir. Bu modeller kafa ve köprü kısımlarına göre adlandırılır: 1.Görele kemençesi Bir kemençede üç tel vardır. İnce tel sol, orta tel re, kalın tel la sesini verir. Kemençenin korunması cila ile sağlanır ve kemençe nemli ortamlardan uzak tutulur. 4. Kemençeli Âşıklık Geleneği: Sözü ezgiyle bütünleştiren ve böylece hafızada tutmayı, çağrışımı ve aktarımı kolaylaştıran sözlü kültür geleneği; bu işlevini yöredeki kemençeciler vasıtasıyla icra etmektedir (Üçüncü 2007:130). Öncelikle yörede geleneğin öğrenilmesi yani edinimi konusuna değinmek gerekmektedir. Kemençeli âşıkların yetişme tarzları çeşitlilik gösterdiğinden, bu konuyu üç ana başlık etrafında incelemek mümkündür: 1. Kendi kendini yetiştirmek (Kendi kendine edinim): Karadeniz’de kemençeli âşıklar genellikle geleneği kendi kendilerine öğrenirler. Bu tamamen âşığın kendi yeteneğiyle ilgilidir. Aslında onlarda var olan yetenek biraz ilgi, biraz gözlemle birleşince sanat gücü ortaya çıkmaktadır. Maçka’da yaşayan kemençe üstadı Eyüp Eyüboğlu’ya göre: “Bu işin okulu, kursu yoktur; bu iş tamamen yetenek ve çaba işidir; ancak âşığın biçim ve tarz olarak etkilendiği ustalar olabilmektedir. Yine Maçka’da yaşayan kemençe üstadı Erol Dülger (48) de bu sanatı kendi kendilerine öğrenenlerdendir. 2. Usta - çırak ilişkisi ile yetişme: Anadolu’daki âşıklık geleneği içerisinde önemli bir yere sahip olan usta çırak ilişkisinin kemençeli âşıklık geleneğinde de mevcut olduğunu ve bazı kemençe üstatlarının bu şekilde yetiştiğini söylemek mümkündür. Yetişmekte olan çırak, ustasına yarenlik eder onunla bir müddet gezer, dolaşır; sanatın inceliklerini edinir. Ustasından atışma yapmayı, çeşitli horon havalarını (ezgilerini, ki buna yörede gayda denilmektedir) öğrenir. Karadeniz yöresinde kendine haklı bir yer edinmiş olan ve 2006 yılında 57. kasetini çıkaran Göreleli kemençe üstadı Kâtip Şâdi (69) bir düğünde gördüğü ve kendisini çırak olarak kabul etmesini teklif ettiği Durkaya Kemal İpşir’den bu sanatı usta - çırak ilişkisiyle öğrenmiştir. Küçük yaşta kemençe çalmaya başlayan Kâtip Şâdi, ustasına 10 yıl çıraklık yapmıştır. Ustasının peşinden düğünlere ve şenliklere gitmiş; yaylalarda gezmiştir. Önceleri onu izleyip onun gibi olmaya çalışmıştır. Kendisinden usul-erkân öğrenmiş; bir müddet sonra ustasıyla atışmaya başlamıştır. Daha sonra ustasından icazet alarak sanatını yalnız icra etmeye devam etmiştir. ![]() Mehmet Sırrı Öztürk (solda), Katip Şadi atışması (Abdullah Akat arşivinden) Gelenek içerisinde usta - çırak ilişkisi çoğu zaman baba-oğul ya da ağabey-kardeş arasında oluşur. Bu şekilde geleneğin aile boyu sürdürüldüğü de görülmektedir. 3. Gördüğü mistik rüyanın etkisiyle yetişme: Yörede çok az da olsa rüya gördüğünü ve gördüğü rüyadan sonra kemençe çalmaya, türkü söylemeye başladığını iddia edenler de mevcuttur. Rize’nin İkizdere ilçesinde yaşayan kaynak kişi Mehmet Kandemir’in (55) anlattığına göre şimdi hayatta olamayan Temel Mahioğlu çok güzel kemençe çalar ve türkü söylermiş. Kemençe eşliğinde “sıksara(y)” oyun havasını onun gibi çalan pek nadirmiş. M. Kandemir, Temel Mahioğlu’nun âşıklığa başlamasını şöyle anlatmıştır: “İkizdere, Arçevit Yaylası’nda koyun otlatırken bir aralık uykuya dalar; rüyasında vadideki küçük dereden eliyle balık tutmaya çalışır ve nihayet küçük, kırmızı pullu bir alabalık yakalar. Ona kıyamaz; ayakkabısının içine su doldurur ve balığı içine koyar. Çok yorulduğundan bir müddet sonra ayakkabısının içindeki suyu içer ve balığı tekrar dereye bırakır.” Üstat Temel Mahioğlu uyandığında kendisinde türkü söyleme isteği doğar. Bundan sonra geniş yaylalarda hem koyun otlatır hem türkü söyler ve o anı şöyle bir türkü ile anlatır: Tuttum alabalığı Gördüğüm o rüyayi ![]() (Rize’de yaşayan Osman Efendioğlu, çalınan kemençe eşliğinde karşı-beri atma türkü geleneğini icra ederken) 5. Gelenek İçerisinde Mahlas Kullanma: Kemençeli âşıklar genellikle mahlas olarak gerçek adlarını kullanırlar ve Anadolu’daki âşıklık geleneği içerisinde yer alan ustadan mahlas alma özelliği burada görülmez. Daha çok şiirlerine sahip çıkma ve başkaları tarafından çalınmasını önlemek düşüncesiyle türkülerinin sonunda adlarını söylemektedirler. Örneğin kemençe üstadı Ziya Patan bir türküsünü şöyle bitirir: Ziya’nın kalbi yanık Yörenin ünlü türkücülerinden Erkan Ocaklı ise sözleri kendine ait olan mısır türküsünü şu dörtlükle tamamlar: Mısırı kuruttun mu ![]() (Kemençeli âşıklardan Erol Dülger, aynı zamanda Maçka Belediyesi Halk Oyunları ekibine kemençesiyle de eşlik etmektedir.) 6. Geleneğin İcrası ve İcra Bağlamı: Her kemençeli âşığın gelenek içerisinde farklı bir tarzı mevcuttur. Bu tarz kemençenin sesi ve âşığın yay atma tekniğiyle ilgilidir. Giresun yöresinde daha tiz kemençe ve daha sık yay atma, yani hızlı ritimler tercih edilirken; Trabzon ve Rize yöresinde pes kemençe ve seyrek yay atma, yani ağır ritimler tercih edilmektedir. Ancak horon havalarında her iki bölgedeki kemençe ritimleri birbirine yaklaşır. Önce yavaş başlayan horon, gittikçe hızlanır, zirve yapar ve tekrar yavaşlar. ![]() (Hıdırnebi Yayla Şenliği’nde kemençe eşliğinde Türküler söyleyen bir kemençeli âşık.) Âşık tarzı şiirin en bariz özelliği gelenekle ferdi yaratıcılığı bir arada bağdaştırabilmesidir. Âşığın en önemli görevi de ferdi yaratıcılığı gelenekle birleştirerek kendi sanatsal gücünü ortaya çıkarmasıdır.(Günay 1992:155) Bu sanatsal güç atma türkülerde ve âşıklar arasındaki kemençe eşliğinde yapılan atışmalarda en yoğun biçimde ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Anadolu âşıklık geleneği içerisinde değişmeyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıkan âşıkların atışma yapma özellikleri kemençeli âşıklarda da en iyi şekilde icra edilmektedir. Kemençeli âşıklarda daha çok maddesel diyebileceğimiz dünyevi aşk söz konusudur. Ancak bu aşkın, onları zaman zaman sanatlarının zirvesine taşıdığı ve sevgiliye kavuşamama durumunda, âşığın sanat gücünün de arttığı görülür. Bazı kemençeli âşıklarda ise cinselliğin çok fazla işlendiği bir gerçektir. Geleneğe işlevsel açıdan bakıldığında ise; bu tarzın iletişim, tanışma, dayanışma, hasret giderme, birlikteliği temin etme, yöre ağız özelliklerini koruma ve kültür aktarımını sağlama gibi özelliklere sahip olduğu görülmektedir. İcra bağlamı olarak ise; düğünler, yaylalar ve yayla şenlikleri, festivaller, kahvehaneler ve toplu bulunulan yerler (okullar gibi) tercih edilmektedir. Gelenek içerisinde kemençeli âşıkların askerlik, gelin-kaynana, doğa, aşk, sevda, kahramanlık, ölüm gibi konuları işledikleri; zaman zaman da toplumsal sorunlara değindikleri görülmektedir. Âşıklar, kemençeleri eşliğinde, güzelleme, taşlama ve ağıt türünde şiirler de söylemektedirler. Dil olarak, yöre ağzını kullanmaktadırlar. Nazım birimi olarak daha çok mani tarzında dörtlüklerle[4] söyledikleri türkülerinde, genellikle her dörtlükte farklı ayak kullanmaktadırlar. ![]() (Dr. Mustafa Duman'ın "Kemeçemin Telleri" adlı kitabından alınmıştır.) Bu konuda bir örnek vermek gerekirse; sözleri, kemençeli âşıklardan Ali Çinkaya’ya ait olan ve Abdullah Akat tarafından notaya alınmış “Sis’e Gidelim Gız Sis’[5] ” türküsü şöyledir: Sis’e gidelim Sis’e Derenin kıyısında Ey Maçka güzel Maçka Bir yuvarlak taş idim Haburadan aşağa Bugün artık elektronik kültür ortamında da icra edilebilen gelenek; önce plak ve kasetler; ardından radyo ve televizyon yayınlarıyla ulusal düzeye taşınmıştır. Böylelikle icranın geniş kitleler tarafından dinlenip izlenmesi sağlanmıştır. Bu yeni kültür ortamı, sanatçıların belli bir oranda gelir düzeylerini yükseltmelerini ve ticari boyuta yönelmelerini netice vermiştir (Üçüncü 2007:33). Bugün pek çoğu hayatta olmayan, ancak yöre halkı tarafından isimleri unutulmamış, kendilerinden ya bir plak, ya bir kaset ya da bir dörtlük hatıra olarak saklanan icracılardan bazıları şunlardır: Piçoğlu Osman (Osman Gökçe), Ali Cinkaya, Yanık Ahmet, Hüseyin Dilaver, Hasan Tunç, Mehmet Sırrı Öztürk, Kemal İpşir (Durkaya), Ferhat Özyakupoğlu, Fahrettin Dilaver, Kâtip Şadi, Şevket Köroğlu, Saffet Genç, Hüseyin Köse, Yusuf Cemal Keskin, Bahattin Çamurali, Sait Uçar, Hacı Kahveci, Eyüp Eyüboğlu vs. ![]() (Dr. Mustafa Duman'ın "Kemeçemin Telleri" adlı kitabından alınmıştır.) Ayrıca, Rize yöresinde, bu gelenekle iç içe geçmiş olan karşı-beri atma türkü söyleme geleneği vardır ki; bu gelenek içerisinde söylenen türküler zaman zaman kemençe ve tulum eşliğinde; zaman zaman da bir enstrüman olmaksızın yalın biçimde icra edilmektedirler. Ancak kemençeli âşıklık geleneğinde daha çok kemençe öne çıkarken, karşı-beri atma türkülerde ise sözün öne çıktığı görülmektedir. Türk tarihiyle paralellik arz eden âşık tarzı şiir söyleme geleneği içerisinde değişmeyen unsurlar olarak tanımladığımız sazı söze koşma, irticalen söyleme, dörtlük nazım birimini kullanma, yöre ağzıyla icra ve icrada diyalog gibi unsurların tamamı bu gelenek içerisinde mevcuttur. Türk dünyasında çeşitlenmeler göstermiş olan âşık tarzı şiir geleneğinin bir çeşitlenmesi olarak kabul edebileceğimiz kemençeli âşıklık geleneğinin, Anadolu’daki klasik âşıklık geleneğiyle tam örtüşmediği; özellikle âşık fasılları dikkate alındığında daha net görülecektir. Ancak bu farklılık, bu tarz şiir söyleyen sanatçı tipleri geleneğin dışına itmemelidir. Açıklama: * Bu makalenin bir bölümü, 11-12-13 Kasım 2005 tarihlerinde Manisa’da düzenlenen II. Uluslararası Türk Tarihi ve Edebiyatı Kongresi’nde bildiri olarak sunulmuştur. ** Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Böl. Kurupelit/SAMSUN e-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Dipnotlar: [1]Türk yaylı sazları konusunda daha geniş bilgi için bkz. Bahaeddin Ögel: Türk Kültür Tarihine Giriş, C.IX, Ank., 1991, s.269-346. Kaynak Kişiler: Erol Dülger (48): İlkokul, Kemençeci, Maçka Kaynakça: 1.Ata (Songül Karahasanoğlu) – Akat (Abdullah); 2006, “Çepni Türklerinin Doğu Karadeniz Bölgesi Müziğindeki Yeri ve Önemi” Uluslararası Trabzon ve Çevresi Kültür ve Tarih Sempozyumu, (Basılacak Bildiri Metni), Türk Ocakları Trabzon Şubesi. Yrd. Doç. Dr. Bekir ŞİŞMAN Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 3629 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|