| Giresun'un Görele İlçesinde Sevinmelik (Bahşiş) Geleneği |
| Karadeniz Folkloru (Halk Bilim) |
| Yazar Hayrettin GÜNAY |
| Pazar, 18 Ekim 2009 16:12 |
|
Sitemizin de köşe yazarlarından olan Sn. Hayrettin GÜNAY'ın halk kültürü alanındaki çalışmalarından bir örnek olan "Görele'de Sevinmelik (Bahşiş) Geleneği" isimli folklorik makalesini paylaşıyoruz.
Farsça, "bahşiş" sözcüğü, "Bir hizmet görene hakkından ayrı olarak verilen para" anlamında kullanılır. Türkçe kök, bu köke getirilen eklerle türetilen "sevinmelik" sözcüğü anlam açısından da, söyleyiş güzelliği, kolaylığı açısından da Farsça olandan çekicidir. En yaygın biçimde düğünlerde, çalgılı eğlencelerde, törenlerde uygulanan bir gelenektir sevinmelik isteme. Çoğu geçmişte kalan yemeli, içmeli köy düğünlerinde kemençeciler, düğüne gelen erkekleri karşılardı: Gelenler uygun yerlere oturtulur. Kemençeci konukların karşısında ayakta çoğunca bu gelenek için çalınan karşılama (CEZAYİR) havasını çalar. Hava tamamlanınca, gelenler "hoşlanır". İçlerinden biri, sevinmelik vermeye en uygun olanı, çıkarıp para verir çalgıcıya. Sonra da düğünün eğlencesine, coşkusuna, akışına kapılıp giderler... Düğünlerde kurulan görkemli horanların kemençeciler için, oynayanlar, izleyenler için en çekici yanlarından biri sevinmelik istemedir. Horan halkası genişlemiştir alabildiğine. Gençlerle yaşlılar, bayanlarla baylar kolkoladır. Kemençeci, kemençeciler her şeyi unutmuşçasına, yay atma becerisiyle parmak becerisinin doruklarındadır. Bu anlarda gerçekleşir bahşiş isteme. Kemençeci horandakilerin köydeki, düğündeki konumlarına göre sırayla oyuncuların önlerine gelir. Kemençeyi oyuncunun yüzüne yaklaştırır. Artık burada türkü yakma becerisine göre çalıp çağıracak, sözü sürekli sevinmeliğe getirecektir. Genelde damadın, gelinin anası, babası, yakınları; köyün ileri gelenleri kemençenin türkü atarak sevinmelik isteyeceği kişilerdir: Niye gonuşmuyusun Yaylalardan aşağa Sürü geliyu sürü Ha buradan o yana Güneş çavuyu güneş Ey gidi arkadaşlar Bu arada damada Kemençenin türkü atma becerisi, ısrarı "çok sevinmelik" toplamasına sağlayacaktır. Kimi usta,'yaşlı kemençeciler böyle durumlarda sevinmeliği almaz yetiştirdiği çırağına verirmiş. Bölgemizde kemençenin bilinen ilk ustası, Tuzcuoğlu; kemençede daha öğrenmek istediği ezgiler, sesler, vuruşlar olan Karaman'a, yeterince yol gösterip eksiklerini tamamladıktan sonra Görele'de bir düğünde ilk kez ikisi birlikte çalacaklardır. Düğün varlıklı, saygın ailenin olunca "büyük horonda" Karaman'ın anlatımıyla "tam bir mendil bahşiş " toplarlar. 20 mecidiyesini alır Tuzcuoğlu, gerisini kemençede artık öğreteceği bir özellik kalmayan Halil'e (Karaman) verir. 1890'larda geçen bu olayda ilginç bir sevinmelik anısı yanında, çok önemli bir kemençenin yetiştirdiği gence destek vermesi, onu işe ısındırması da vardır. Görele'nin şakacı yanı sevinmelik toplamaya da yansır. Kemençeci kimden sevinmelik istiyorsa onun özelliklerine göre şaka yaparak söz ustalığını da gösterir: Gorkma beyefendi gorkma Sevinmelik vermede eli sıkı olanların yanında, bilerek işi zora sokan, kemençeciyi yalvartan kişilerde unutulmamalıdır. Kemençeciler düğünlerde, imecilerde, eğlencelerde... toplarlar sevinmeliği. Onlar aldıklarıyla emeğinin karşılandığını görünce mutlu olurlar, yaktıkları türkülerin de "türkü" sayısını çoğaltırlar. Ramazan gecelerinde tömbelek (davul) çalarak sevinmelik toplama geleneği tüm bölgelerde var sanırım. Görele'de bu işi yapan gençlere tömbelekçi, çaldıkları davula tömbelek, söyledikleri türkülere de tömbelek türküsü denir. Tömbeleğe gitmekse, ramazan geceleri bu işi yapmak anlamındadır. Genelde gencin biri tömbelek çalar, öteki türkü söyler. Söylenenler "mani"dir. Bu maniler tüm bölgelerde 8'li heceyle oluşturulur. Bu yanıyla ayrılır öteki manilerden: Ekim büküm ekim büküm Şekerim var ezilecek Müjdelemek, müjde vermek; muştulamak da bir çeşit sevinmelik geleneğidir. Bireyin çok sevineceği, mutlu olacağı bir olayı ona haber vererek karşılığında sevinmelik alma biçiminde gerçekleşir. Yazınımızda yaygın yeri vardır. Söylencelerde, masallarda, destanlarda, halk öykülerinde, halk şiirlerinde, divan şiirlerinde... örnekleri çok görülür. Yıldırım Beyazıt döneminde Bursa Ulu Cami'de imamlık eden Süleyman Çelebi, 1909'da tamamladığı Vesilet'ün Necat yapıtıyla benzerlerinden üstün bir anlatım sergilemiştir. Yapıtın "doğum" bölümünde, "Hz. Muhammed'in doğumu" annesinin ağzından aktarılır: Üç huri görünür ona. Biri Meryem, biri Asiye'dir. Öteki de hurilerden bir güzeldir. "Amine Hatun"un yanına gelir, otururlar: Çevre yanıma gelip oturdular Görele'de de vardır, muştuluma geleneği. Doğum babaya, askerden gelen anaya, babaya muştulanır. Kimi durumlarda "birisi" o denli özlenir ki insanın canını veresi gelir muştucuya: Ne etseler etseler "Guş gadarcuk canım var/ Müjdeciye verseler" dizelerindeki şiirsellik, içtenlik mani yaratıcısının sanat gücünü, Türkçeyi şiire dönüştürmedeki ustalığı da gösterir. Buradaki, "Canı, yaşamı önemsemeyerek müjdeciye verme" imgesi şiirsel söylemin yanında "yari" görmenin, ona kavuşmanın, özlemi gidermenin sevincini de vurgular. Bu sevincin büyüklüğü "Ölümü küçümser, hiçe sayar" En değerli olandır, kuş kadarcık candır müjdeciye verilmek istenen. Yeter ki gelsin o... Böyle bakınca umutsuzluğu da yansıtmıyor mu dizeler... Halk duyuşu, "Canı" bile müjde karşılığı vermeyi gerektiriyor. En küçük şeylerden en değerli olana dek ne varsa sevinmelik olarak veriliyor demek ki... Gerçeği, sevginin büyüklüğünü düşsel söylemle anlatmanın yorumunu bir yana bırakarak sevinmelik olarak neler verildiğine değin bir iki tümcemiz olsun. Düğünlerde, benzeri eğlencelerde kemençeciye verilen "para"dır. Gelinin, damadın yakınları, çevrenin ileri gelenleri İşlenmiş mendil, işlenmiş çember, yaşmak, peşkir, yün çorap, keten gömlek, işlik… en çok verilenlerdendir. İnsanımızın alay, güldürü, söz atma gücünü göstermesi bir yana hoşgörüyü de yansıtan sevinmelik isteme türkülerine bir iki örnekle katkımız olsun: Ey gidi Hamdi dayı Balık olmayan gölde Baktım da göremedim Yaşam biçiminin değişmesi, kentleşme, eğitim yaygınlaşması kimi gelenekleri, kültür öğelerini geride bırakıyor. Konumuz köy yaşam biçiminin değerleridir. Köylülüğün aşılması aktardığımız gelenek oluşumlarını da yaşamdan uzaklaştırıyor. Bu sevinmelik istemede, türkü yakmada, düğün geleneklerinde, horonda... böyle... Giyimde, konuşmada, kullanılan araç gereçlerde, yemeklerde... böyle. Kısası halkbilim konusu öğeler değişiyor, unutuluyor; yerini başkalarına bırakıyor. Bize düşen gidenlere ağıt yakmak değil. Onları derlemek, saptamak, belgelik oluşturmak... Hayrettin GÜNAY Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 928 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|