• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Karadeniz Folkloru (Halk Bilim) > Artvin'in Ardanuç Yöresinde El Sanatları...
Artvin'in Ardanuç Yöresinde El Sanatları...
Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Yazar Ülkü ÖNAL   
Pazar, 10 Ekim 2010 20:07

Artvin-Ardanuç'ta El Sanatları

Doğu Karadeniz bölgesi Halk kültürü araştırmacılarımızdan Ülkü Önal hanımefendi'nin Artvin'in Ardanuç yöresindeki el sanatları üzerine kaleme aldığı halk kültürüyle ilgili makalesini sizlerle paylaşıyoruz...

 

ARDANUÇ'TA EL SANATLARI

Ardanuç eski bir yerleşim yeridir. Bir zamanlar Bagratlı ve Ahıska Kıpçak Atabeklerine başkentlik etmiştir. Burada halk kültürü son derece zengindir. Bu zenginliğin derlenip gelecek kuşaklara aktarılmasıyla ilgili çalışmaların tam anlamıyla yapıldığı söylenemez. Ardanuç eski bir yerleşim yeridir. Bir zamanlar Bagratlı ve Ahıska Kıpçak Atabeklerine başkentlik etmiştir. Burada halk kültürü son derece zengindir. Bu zenginliğin derlenip gelecek kuşaklara aktarılmasıyla ilgili çalışmaların tam anlamıyla yapıldığı söylenemez. Hızlı göçle köyler boşalmıştır. Dedelerimizin kullandığı araç gereçler yok olmaktadır. Onların giydiği orijinal kıyafetleri bulmamız bile çok zor. Hâlbuki müzesi olmayan tek il olan Artvin’de bir müze açılmalı, burada el sanatlarımız sergilenmelidir. Festivallere harcadığımız paranın az bir kısmıyla bu yağılabilir.

Günümüzde Ardanuç, az üreten bir yer hâline geldi. Bir günlük eğlencelere yatırım yapmaktansa geleneksel el sanatlarımızı yaşatmak için kurslar açılmalı. Bu kurslarda üretilen otantik eşyalar DÖSİM mağazalarında satışa arz edilmeli diye düşünmekteyiz. Meselâ bir Damal bebeği nasıl marka oldu? Ardanuç’la özdeşleşen bir değerimiz olmalı. Orman bölgesi olmamıza rağmen ahşap şeker tasını Bolu’dan alıyoruz.

Biz bu yazımızda Ardanuç’ta dünden bugüne yaşayan el sanatlarımızı tanıtmak istiyoruz.

Tezgâhta dokunanlar

Hasır: Bu hasır mısırın yetişmediği dağ köylerde örülürmüş. Sulak yerlerde göletlerde çıkan ve boyu 70 cm’ye varan otlara çil veya lel denir. Bu otlar, temmuz ayında kökünden yolunarak demet yapılarak belinden bağlanır ve öylece kurutulur. Kış mevsimi geldiğinde örülmek için leğende kaynar suda ıslatılır. İki adet lel ele alınarak birlikte bükülür. Uçlarına yeni leller eklenerek yumak yapılır. Dört ağaçtan yapılan tezgâh duvara dikilir. Yumaktaki lelleri tezgâhın alt ve üst ağaçlarına bir parmak aralıklarla dolanır. Bükülmüş lelleri yatay şekilde uzatmanın bir altından bir üstünden geçirilerek örülür. Ağaçtan yapılmış kirkitle vurularak örülmüş yer sıkılaştırılır. Hasır, uzatma 50 cm kalana kadar örülür. Kalan uzatma da ortasından kesilip başından başlayarak tepeden örülür.

Mukaddes Dinçer (60), Yolağzı Köyü

Son güzün mısır kotoşunun (koçan) poçosu (kabuğu) iyisi seçilip saklanır. Demet hâlinde sıkıca bağlanır, bacaya konup kurutulur. Kışın ılık suda ıslatılarak 4 cm parçaya ayrılır. Bükülür, ikisi birbirine dolanır. Uçlarından eklenerek büyük yumak yapılır. Alt ve üstlerinde yuvarlak ağaç, yanlarına da ayrıca ağaç koyarak tezgâh yapılır. Bükülmüş poço, tezgâha 5 cm arayla dolanır. Bu uzatmaya daden denir. Mısır poçosu bükülerek yatay şekilde dadenlerin arasından geçirilerek örülür. Bitince uçlarına tekrar poço eklenir. 10 cm kalınca başı bükülü şekilde örülüp kesilir. 1,5 m eni ve 3 m uzunluğunda olunca kesilir. Döşemlere sergi olarak ve ekin yıkanırken kullanılır. Seccade olacak şekilde de örülür.

Nurizet Şahin (69) Meşeköyü-Ardanuç

Yün cecimi-Boyaklı cecim: Yün yıkanıp kurutulduktan sonra yün tarağında taranır. Bir miktarı elde rulo yapılır. Buna da fitil denir. Geri kalan yüne çopur denir, bundan çorap yapılır. Yünler, iğle eğrilir. Üç kat ip yapılarak çıkrıkta bükülür. Hiç boya kullanmadan tabii renkleriyle yapılana yün cecimi denir. Yünler kelef (çile) yapılarak iki renge boyanır. Çileler dolapta veya kolda yumak haline getirilir. Dört karış bir el koyma uzunluğuna helep denir. On bir helep ölçülür. Yere kazık çakılarak iplikler uzatılır. Uzatılan dört ipliğe bir sayım denir. İki renkten de beşer sayım uzatılır. İplikler 80 sayım olacak şekilde uzatılıp bitirilir. Bu iplikler kuy (tezgâh) da uzatma olarak kullanılır. Uzatmaların başları bağlanarak çivilerden çıkarılır. Yerden kaldırılıp saç örgüsü şekli verilir. Bunları üç kişi, iplik aracı olan kuci ve taraktan geçirir. Bunlar tezgâha geçirilir. Ahşaptan yapılmış 50 cm uzunluğunda 2 mancuğa ayrı ayrı renklerde iplikler sarılır.Uzatmaların arasından mancuklar geçirilir ve ayakçalara
basılarak örülür. Her iki renkten de onar sıra örülür. Renkler kare kare olur. Uzatma bitince tezgâhtan çıkarılır. Buna tahta denir. Tarak büyükse tahtalar da büyük olur. Tahtalar birleştirilerek cecim hâline getirilir. Üç tahtadan bir cecim olur. Evlerin duvarlarında, dut dökmekte ve ekin kurutmakta kullanılır. Balkonlarda veya odaların yüksek yerlerinde yatay olarak ağaç uzatılır. Bu cecimler katlanarak oradan asılır.

İp attım uci kaldi,
Tarahta kuci kaldi,
Yar evlandi ben kaldım,
Yürekte aci kaldi.

Cevahir Karakuş (80), Sakarya Köyü

Kilim: Koyun sürüleri olduğu için Ardanuç’un genellikle yüksek köylerinde dokunurmuş. Günümüzde yok. Toz geçirmesi sebebiyle adi halılarla değiştirilmiş. Geri kalanlar da kaybolup gitmektedir. Kilimle ilgili kitaplara Artvin kilimi geçmemiş. Hiçbir kitapta rastlamadığım kilim motiflerimiz var. Bunlar derlenip kataloğa alınmalı. Kilim motiflerinde tarihî izleri takip eden ilim adamlarımız var. Ya her motiften bir kilim alınıp saklanmalı, ya da kitap haline gelmeli. Kilimlerin sergilendiği bir yer olmalı. Belediyelerimizden, Halk Eğitim Müdürlüklerinden ve özellikle Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzden bir kilim kitabı bekliyoruz. Birkaç yılda bir Artvin kiliseleri ve doğal güzellikleri yansıtan kitapları arasında bir de kilim kitabı çıkabilir.

Eskiden kök boyayla iplikler boyanırmış. Bu renkler hiç solmazmış. Tarlalarda yetişen boya otu ve ceviz yeşilken iplikler suya konularak kaynatılırmış. Tuz ve şeb (şap) konurmuş. Daha sonra hazır boyalar kullanılmaya başlanmış. Yünün tabii renkleriyle de kilimler örülürmüş. Yünler eğrilip üç kat yapılıp çığrıkta (çıkrık) bükülür, yumak haline getirilir. Tezgâhta uzatma ipi olarak kullanılır. Bu ip boyanmaz. Dokuma ipi olarak kullanılan ipe geçme denir. Bu ipler boyanır. Yügrükte (dört tane ağaç parçası aralıklarla çakılır. Çileyi geçirirsin döner) çile haline gelir. Elde çapraz şekilde iplikler sarılır ortasından bağlanır. Bu ipliklere masura derler. Bir kaba konularak tezgâhın yanında kullanılarak kilim dokunur. İplikleri uzatmaların bir altından bir üstünden geçirerek kilim dokunur. Kâğıda kilim desenleri çizilir veya kilim asılarak örnek çıkarılır. Kirkitle vurularak örülen kilim sıkıştırılır.Bitince kesilir.

Emine Yılmaz (71), Anaçlı Köyü

Şal kumaşı: Siyah kuzu yünü yıkanır, taranır ve eğrilir. Tel bükülür. Çiviler yere çakılıp iplik uzatılır. Kuciya tarağa alınır. Dokuma tezgâhına alınıp dokunur. Tezgâhtan çıkardıktan sonra rulo haline getirilir. Bakraçlarda su ısıtılarak üzerine dökülür. Gemin üzerinde erkekler teper. Kumaş hâline gelir. Eskiden pazarda da arşınla satılırmış. Erkek kıyafeti şaldan dikilirmiş. Pamuklu kumaşlar pahalı olduğundan bazen çamaşır olarak da kullanılırmış.

Sadet Çelik (86), Sakarya Köyü

Tabii renkli halı: Beyaz, kahverengi, siyah, boz renkli yünler eğrilir. Halı yünü kalın eğrilir. İki kat olarak elde hafif bükülür. Renkler ayrı ayrı yumak hâline getirilerek tezgâha asılır. Uzatma ipi boz renkli olup büküldükten sonra tezgâha dolanır. Örneğe bakılarak ilmek atılır. Halı makasıyla ilmeklerin uzunluğu kesilir. Bir sırada bükülmüş iplikten aralardan geçirilir. Kirkitle vurulur. Bu halıda hiç boya kullanılmaz. Atların heybesi ve yastıklar küçük tezgâhta örüldüğü gibi büyük tezgâhta da örülerek kesilir.

Kadriye Okumuş (50), Yaylacık Köyü

Carbağ (Belbağı): Keçi böceğinin (ipek böceği) tohumunu akşamdan koynuna koyarsın, sabahtan böcekler çıkar. Kalbura koyup dut yaprağıyla beslersin. Sergen yapıp ipek böceklerini koyarsın. Bir ay sonra ağaca çıkıp koza yaparlar. Suyu ısıtıp içine kozaları atıp elle telleri çekersin. İpek tel olmayana keci denir. İğle eğrilir. 50 cm eninde 1 m uzunluğunda tezgâhta örersin. Nakışta konur. Boyarsın. Ucu püsküllü olur. Bele kemer olarak bağlarsın. Yakalara dikilen tor kesesi (para) kesesi de yapılırmış.

Saadet Çelik

Çaput cecimi: Uzatma ipliği yün veya pamuk eğrilerek yapıldığı gibi hazır iplik de kullanılır. Eski kumaş parçaları bir parmak eninde kesilir. Manculuğa kesilmiş kumaşlar sarılır. Uzatma tellerin arasından geçirilerek tezgâhta cecim gibi dokunur.

Cevahir Karakuş (80), Sakarya Köyü

Elde örülenler

Yün çorap: Kışın yün çorap giyilirdi. Kızların çeyizine örülerek konur, damat tarafının yakınlarına dağıtılırdı. Eğrilmiş yün üç kat edilerek teşide bükülür. Bu iplikle çorap örülürdü. Kazak, hırka, süveter ve yelek de böyle örülürdü.

Şahsiye Önal, Sakarya Köyü

Demirden yapılanlar

Eskiden bu işlerle genellikle Ermeniler meşgul olur ve Türk çırak dahi almazlarmış. Buna rağmen az da olsa Ardanuçlulardan da bu illeri bilenler varmış. Ahmet Gün, bir Ermeni ustanın çırağı olarak demirciliği öğrenmiş. O da çıraklarına öğretmiş. Sakarya köyünden dedem Abdullah Çelik de ondan öğrenmiş. Onlarca usta yetiştirmiş.

Formalı/fırınlı soba: Bu soba türü, 1970 yıllarda Trabzonlu ustalardan öğrenilmiştir. Bu sobalarda tepsiyle ekmek pişirilirmiş.  Maşa, eğiş, nacak, dehre, kazma, megel (çapanınküçüğü), bıçak yapılırdı.

Ağaçtan yapılanlar

Kızak: Ot, sap, odun ve gübre taşımak için öküzler koşularak eskiden çok yaygın olarak kullanılırdı. Ayaklarına satıref veya sürütme denir. Bunu yapmak için, gürgen, akçaağaç veya dışbudak gibi sert ağaçlar kullanılır. Ağaçlar 1,5 cm uzunluğunda, 15 cm eninde baltayla yontulur. Öne gelecek ucu yukarı doğru kavisli olur. Bir kızak için bundan iki adet yapılır. Bunlar kızağın ayağını teşkil eder. Sürütmenin arka taraftan 20 cm ön taraftan 30 cm’lik mesafe bırakılarak ayak yeri çakılır. El demiriyle açılan boşluğa, her sürütmeye iki adet çakılır. 125 cm uzunluğunda 12 cm eninde iki adet kopo yapılır. Koponun ayağa gelecek bölümü oyularak sürütme takılır. Beş adet çağ kesilir. Cağlar, 2 m zunluğunda, 5 cm eninde olur. Uzunlamasına kopoların üzerine çakılır veya delip geçirilir. Böylece kızağın üst döşemesi tamamlanmış olur. Sürütmenin ön tarafı delinir. 1,5 cm uzunluğunda 2 adet kol sürütmede delinen yere çinolla bağlanır. 10 cm eninde 2 m uzunluğunda köknar veya kavak ağacından bonduruk yapılır. Bonduruğun uç kıımlarından 15 cm bırakılarak karşılıklı ikişer adetten dört adet delik açılır. Uzunluğu 50 cm olan dört adet çubuklar kesilir. Bunlara sami denir. Bondurukların deliklerine takılır. Samiler, keçi kılından yapılan ve sambağ (sami bağı) denilen iple karşılıklı bağlanır. Bonduruk öküzün boynuna takıldıktan sonra samiler boyunlarına gelir. İplerle bağlanır.

Hasan Önal, Sakarya Köyü

Araba: Yük taşımak için kullanılır. Tekerlekleri 60 cm ebadında çam ağacından yuvarlak olarak yapılır. Ortası dört köşe delinir. İki tekerlek, mazi denilen 2 m uzunluğunda yuvarlak bir ağaçla birleşir. Tekerleğin yere değen sathına, yani dış kısmına şin denilen demir ısıtılarak takılır. 3 m uzunluğunda 2 tane kol yapılır. Mazinin kenarına tekerleklere yakın delinerek oturtulur.

İki tane diş yapılarak arasına sokulur. Kolları birbirine bağlayan üç tane ağaç yapılır. Birisi en arka tarafa bağlantı olur. Diğeri mazinin üzerine destek olur. Öküzlerin ayağını tekerleklerin çiğnememesi için tahta çakılır. Bu tahtaya götlük denir. 4-5 tane çağ üçgen şeklinde olan arabaya döşenir. Bondurukla öküzler bağlanır.

Mehmet Kaya (70), Bulanık Köyü; Hüseyin Altınel (80), Geçitli Köyü.

Çinol: Yaş fındık, kayın (huş) veya çinav (üvez) ağacının kök çubukları bükülerek halka şeklinde örülür. 15 cm çapında yuvarlak şekilde örülür. 5-6 tanesi bir birine takılır. Bununla hayvanlar bagaya (yemlik) bağlanır. Zincir yerine de kullanılır.

Yaşar Köksal, Aydın Köyü

Sepet: Lek, fındık ve kızılcık ağaçlarının kök filizlerinden çubuklar kesilir. Genellikle güzün örülür. Büyük çubuklar kesilir. Sepetin büyüklüğüne, şekline göre yassı veya çember şeklinde yere çubuklar çakılır. Bunlara daden denir. Diğer çubuklar dadenlerin arasından bir sağ, bir sol şekilde geçecek şekilde örülür. Örme işlemi yarıya gelindiği zaman dadenlerin ucu sepetin altına gelecek şekilde eğilir. Örülmüş yerin içine sokulur. Fazla gelirse sökülür. Örmeye devam edilerek sepet biter. Ot ve saman taşımada kullanılır. Göle taraflarında satmak için meyve götürülürken atların sırtına vurulmak amacıyla da sepet örülürmüş. Daha büyük sepetler de örülürmüş, bunlara zar denirmiş. Bu tür sepetler, kızağın üzerine konularak tarlalara axbun (gübre) taşınırmış. Meyve toplarken kullanılan küçük sepetlere sakri denir. Poşaların ağaçtan ördükleri el sepetine harkelet denir. Kol sepeti de yaparlar.

Hasan Önal, Sakarya Köyü

Bedevra: Ahşap çatı örtüsüdür. Eskiden kiremit ve sac yerine kullanılırdı. Köknar ve soç ağaçlarının uzun ve kalınlarının biçilmesiyle elde edilirdi. Budakları dışarıda olur. Ağaçlar el hızarıyla kesilirdi. Kabuğu soyulurdu. Kuruyunca çatılara örtülürdü.

Sulbiye Önal, Sakarya Köyü

Ardanuç ve çevresinde ağaçtan yapılan daha birçok şey var: Kürün (yalak), karasaban, pulluk, kotan, tapan, gem (döven); peşxun (feşxun, yer sofrası), tepür (çok amaçlı kullanılan büyük ağaç tepsi), tırmık, yaba, dirgen, çalı süpürgesi… Ardanuç yöresinde ayrıca Poşaların yapıp sattığı aletler de var: Koloppa (kolop), külek, yağ kabı, elek, kalbur, taşgözel (İri gözlü tahıl kalburu).

Topraktan yapılanlar

Pileki: Eskiden ekmek pilekide pişirilirdi. Bazı köylerde fırın ve tandır da kullanılırdı. Pileki, tıka denilen kırmızı topraktan yapılır. Bu toprak elenir, su verilip ayakla veya tokaçla yoğrulur, iyice hâsıl edilerek derin tepsiler şekline getirilip, altına kül serilerek gölgede kurumaya bırakılır. İç tarafları yüz yüze gelecek şekilde dik dayanır, arasına odun dizilerek yakılır. Pilekiler bu ateşle kızdırılır, biri yere indirilir. Onun içine ekmek, kete, katmer veya cadi konur. Diğeri kapak gibi onun üstüne konur. Üzerine de yanan odunun koru dökülür. Böylece pişmeye bırakılır. Bu şekilde fırın yemekleri de pişirilebilir.

Ülkü ÖNAL

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

* Bu makale daha önce Bizim Ahıska Dergisi'nin 2010 Yaz sayısında yer almıştır.

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 

Serander.Net Twitter'da!

Serander.Net Facebook'ta!

Son Yorumlar