• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 3. Yılında!

Anasayfa > Karadeniz Gezi-İnceleme > Avusor'dan Tobamzga'ya... (Bir Geçişin Güncesi)
Avusor'dan Tobamzga'ya... (Bir Geçişin Güncesi)
Karadeniz Gezi-İnceleme
Yazar Dr. Süleyman ALKAN   
Pazar, 18 Ekim 2009 22:40

Dağa Yakarış...

Dr. Süleyman Alkan'ın kaleminden, Avusor'dan Tobamzga'ya gerçekleştirilen bir geçişin detayları ve fotoğraflarıyla anlatımının yer aldığı keyifle okuyacak olduğunuz gezi-inceleme yazısını aktarıyoruz...

AVUSOR'DAN TOBAMZGA'YA (Bir Geçişin Güncesi)

Altıparmak Dağları’nın kuzey yamaçlarını boydan boya geçmek fikri uzun süredir kafamdaydı. Bu heybetli dağ silsilesinin sisle dansına, eteklerindeki onlarca buzul gölünün de eşlik etmesiyle oluşan eşsiz görüntüleri hep merak etmişimdir. Bu geçişle, daha önce defalarca adını duyduğum fakat bir türlü gitme fırsatı bulamadığım Zigam Vadisi’ni de görebilecektim.

Kardeşim Yılmaz’la birlikte, harita ve Google Earth görüntüleri üzerinde faaliyeti planladık. (Şekil 1)

Geçiş rotası
(Şekil 1. Geçişin rotası ve bazı önemli noktaları)

Çıkış noktamız olan Avusor Yayla’sına düzenli sefer yapan minibüsler, saat 7.30’da Çamlıhemşin’den hareket ettiği için Ayder’de bir gece kamp yapmak zorundaydık.

Ayder’de kamp yaptığımız gecenin sabahında Avusor minibüsünde, bir saat sonra da yolun sonunda, Avusor Yaylası’ndaydık. Bir süre yayla havasını soluduktan sonra çantalarımızı sırtlayıp vadinin yarı beli boyunca yükselen patikadan tırmanmaya başladık. Sis, Avusor Vadisi’ne şimdiden dolmuştu ama bize kadar ulaşması zaman alacaktı.

Yükseldikçe Avusor küçüldü, Avusor küçüldükçe Altıparmak sivrilerinin heybeti arttı. Yol boyunca kayalara kırmızı boya ile yazılan “Dadala Pansiyon’a gider” okları eşliğinde boyun noktasına ulaştığımızda; arkamızda sisler altında Avusor, önümüzde sarıçiğdemlerle bezeli Yukarı Kaçkar Yaylası vadileri uzanıyordu. Yol boyunca adını hafızamıza kazıdığımız Dadala Pansiyon da uzakta bir nokta halinde hayal meyal seçiliyordu.

Bu harika manzarada bir süre soluklanıp iki vadiyi de doyasıya seyrettikten sonra inişe başladık. Vadi tabanına vardığımızda geniş bir çiğdem tarlasında bulduk kendimizi. Sol yanımızda vadi, sağ yanımızda sisler arasında Altıparmak sivrileri (Fotoğraf 1).

Bir yanda sarı çiğdemler diğer yanda Altıparmak Dağları
(Fotoğraf 1. Bir yanda sarı çiğdemler diğer yanda Altıparmak Dağları)

Rüya aleminde olmak başka nasıl olabilirdi ki… Burada bir süre oturduk, sırtüstü uzanıp türküler çığırdık, çığırdığımız türkülerin dağlardan gelen yansımalarını dinledik. Ortam harikaydı ama daha epey yolumuz vardı kamp yerine. Hafif bir eğimle tırmanmaya başladık. Kendi elektriğini ürettiğine şahit olduğumuz Dadala Pansiyon’a vardığımızda pansiyon sahibi baba ile küçük oğlu karşıladı bizi, bölge insanının güler yüzüyle. İlk olarak “dadala” nın anlamını sordum. Çiçek demekmiş.

Kısa sohbetin ardından ikinci boyun noktasına varmak üzere yola koyulduk. Planımızda, yolu biraz uzatarak Kaçkar Gölü’nü kuşbakışı görmek vardı. Plana uyduk ama bu dağların yavuklusu sisi hesaba katmamıştık. Kaçkar Gölü yoğun bir sis tabakası altındaydı. Buralarda her an her şeyin olabileceğini iyi bildiğimizden bir süre bekledik. 20 dakika sonra sis aralandı ve Kaçkar Gölü’nü görme fırsatını bulduk.

Günün ikinci boyun noktasına geldiğimizde tepemize doğru dikilen sivrilerin sisler içerisindeki heybetli görüntüsüne şahit olduk. Yılmaz’ın dağa dönüp kollarını iki yana açıp haykırarak, ona hayranlığını dile getirmesi görülmeğe değerdi (Fotoğraf 2).

Dağa yakarış
(Fotoğraf 2. Dağa Yakarış)

Dağa olan tutkumuzu kıskanmış olacak ki, önümüzdeki vadideki Ambar Gölü sisler arasından sıyrılıp göz kırpıyordu (Fotoğraf 3,4). Bu bir davetti. Kenarında kamp yapmayı planladığımızı bilircesine…

Ambar Gölü
(Fotoğraf 3. Ambar Gölü)
Ambar gölü kamp yeri...
(Fotoğraf 4. Kamp yeri aranıyor...)

Sabah berrak bir hava ile uyandık. Dağda geç saate kadar uyunmaz. Neredeyse güneşle birlikte kalkılır. Biz de öyle yaptık. Çadırdan çıkınca minik adası ve yarımadası, etrafını kuşatan dağların heybeti, masmavi suları ile Ambar Gölü’nün güzelliğine daldık (Fotoğraf 5).

Kuş bakışı ambar gölü
(Fotoğraf 5. Kuş bakışı Ambar Gölü)

Bir süre etrafında dolandıktan sonra Gölün akarı olan derenin derin ve uzun kanyonundan inip Ergis Gölü (Fotoğraf 6) kenarında soluklandık.

Ergis gölü, Golenza yaylası
(Fotoğraf 6. Ergis gölü, Golenza Yaylası)

Önümüzdeki tırmanış için güç topladık. Zorlu bir çıkışın son tepesini de aşınca, kendimizi cennet gibi bir mekanda bulduk. Düz bir alanda bulunan iki güzel gölü hayranlıkla seyrettik bir süre (Fotoğraf 7). Fazla kalmak isterdik ama yolumuz uzun ve oldukça dikti. Tırmanmaya devam ettik. Saatler sürdü. Yorulduk. Vadiyi dolduran sis, yavaş yavaş yükseliyordu. Boyun noktasına ulaştığımızda sisten göz gözü görmez olmuştu. Önümüzün sarp bir arazi olduğunu haritalarımızdan biliyorduk. Olduğumuz yerde kamp yapma olanağımız vardı fakat bu kez su sorun oluşturuyordu. Bir süre sis açılsın diye bekledik. Ama bu sisin açılmayacak cinsten olduğu konusunda deneyimliydik. Her adımımıza dikkat ederek yavaş yavaş inmeye karar verdik. Çarşak denizindeydik sanki. Bir süre sonra küçük bir gölün kıyısında olduğumuzu göle düşmekten son anda kurtularak fark ettik. Bu dağlarda gezenler bunun abartı olmadığını iyi bilirler. Göl, etrafını 10 dakikada dolaşabileceğimiz kadar küçüktü. Akarını aradık, nafile. Yüksek bir çarşak seddiyle kuşatılmıştı. Aşağıda duyduğumuz dere sesine doğru yöneldik. Su ve çadırı kurabilecek kadar düz bir alan bulmak dile umuduyla dikkatlice inmeye başladık.

İsimsiz Göller
(Fotoğraf 7. İsimsiz göller...)

Dik ve hiç bitmeyecekmiş izlenimi veren bir çarşak yığınında su sesinin ardından dolandık durduk. Bir su kaynağı bulduk ama burada kalmanın imkanı yoktu. Her taraf taş ve eğim oldukça fazlaydı. Irmaktan ayrıldıktan sonra bodur beyaz çiçekli orman gülleriyle kaplı bir kayalığa rastladık. Burada küçük bir alan bulunca çadırı kurduk. 100 m yanımızda da su bulunca dünyalar bizim olmuş, uzun süredir yüzümüze yerlaşan endişe yerini gülümsemeye bırakmıştı.

Akşam yemeği hazırlıklarına başladık. Yağmur şiddetini arttırınca çadıra girdik. Hafif bir rüzgar çıktı akşama doğru. O da ne!! Tam karşımızda heybetli bir dağ yükseliyordu. Hey!! Aradığımız göller tam altımızdaydı. 20 m daha inseydik onları bulabilecektik. Sağlık olsun diyerek, vadiye dolan sisin her an başka bir şekle girdiği, çifte göllerin site bir kaybolup bir ortaya çıktığı nefis balkon manzaramızı seyre daldık (Fotoğraf 8). Ton balığı destekli makarnamız da hazırdı. Gerisi önemli miydi…

Balkon Manzarası
(Fotoğraf 8. Balkon manzaramız...)

Gerisi önemliydi elbette. O daracık ve eğimli alanda sabahı zor ettik. Üstüne üstlük çadırı bizimle birlikte alıp uçuracak cinsten bir rüzgar… Sabah kalktığımızda kemiklerimizin eski konumlarına dönmeleri epey vakit aldı doğrusu. Ama Allah için balkon manzaramız harikaydı.

Sabah kampı toparlayıp zorlu bir çıkışa başladık. Bugün iki zorlu boyun noktası aşmamış gerekiyordu. Yükseldikçe manzara vahşileşiyor (Fotoğraf 9), manzara vahşileştikçe “özgürlük” duygumuz artıyordu. Bu arada bir sürpriz yaşıyor ve cep telefonumuzun kapsama alanına girdiği mesajını alıyoruz. Fırsat bu fırsat deyip eşi dostu arıyor duygularımızı paylaşıyoruz. Burada, şairin “kah çıkarım gökyüzüne…” ile başlayan dizeleri hangi ruh haliyle yazdığını çok iyi anlıyorum.

Yürüyüş...
(Fotoğraf 9. Yürümek gerek...)

Gökyüzüne çıkmıştık, dünyanın tavanındaydık. Geriye dönüp mutluluk çığlıkları atmakla çıkılmaz bu tepeler, yürümek gerek. İlk boyun noktasına ulaştığımızda Alaca Göllerden biraz Güneyde olanı tüm güzelliğiyle serildi önümüze (Fotoğraf 10). Yanına indik, etrafını dolaştık. Ona hayranlığımızı haykırarak sohbet ettik. Gönül koyar düşüncesiyle Kuzeydeki arkadaşını da ziyaret ettik. Ardından fazla uzun olmayan fakat zorlu bir tırmanışla bir sonraki vadiye ulaşmak üzere yola çıktık. Yükseldikçe iki gölü birden görebiliyorduk. Uzaktan el salladık, tekrar görüşeceğiz sözünü vererek vedalaştık.

Alaca Gölü
(Fotoğraf 10. Alaca Gölü)

Tepeye çıktığımızda sarp dağlar arasında, sislerle oynaşan Samlı Gölü ile karşılaştık (Fotoğraf 11,12). Bir süre, sisle olan dansının kıvrak figürlerini uzaktan seyrettik. Sonra yaklaşmaya başladık. Yaklaştıkça utanıyor, sisin ardına saklanıyordu. Çok görmedik bizden utanmasını, yadırgamadık saklanma çabalarını. Bir yıl boyunca kaç insanla karşılaşıyordu ki… Dün geceden ağzı yanan, kemikleri birbirine kaynaşan Yılmaz, bulduğu ilk düz alana sırt çantasını bırakarak “buraya kamp kuruyoruz, itiraz istemem” diye haykırdı.

Samlı Gölü
(Fotoğraf 11. Merhaba Samlı Gölü...)

Minik bir gölün kenarında güzel bir alandı. Kampı kurduk. Yemek hazırlıklarına giriştiğimiz sırada hava aniden karardı ve şiddetli bir dolu başladı. Kendimizi çadıra zor attık. İri dolu taneleri çadırımızı deler mi tartışmasını yaptığımızı da söylemeden geçemeyeceğim. Tente önünde pişirip tente önünde yedik. O soğukta kahvelerimizi yudumlamanın keyfini anlatmama gerek yoktur sanırım.

Samlı Gölü
(Fotoğraf 12. Samlı Gölü)

Bu güzel kamp yerini bulunca programımızı değiştirdik. Kampımızı bozmayacak ve diğer göllere günübirlik gidip geri gelecektik. Öyle de yaptık ama sonradan pişman olduk. Göleteği Gölü’nü görünce (Fotoğraf 13) kampı orada yapmadığımız için hayıflandık (Aynı geçişi yapacaklar, Samlıdan kampı toplayıp çantalarını Göleteği Gölü’nün üst kısmında bırakıp diğer gölleri görebilir ve dönerek bu gölün kenarında kamp yapabilirler).

Göleteği gölü
(Fotoğraf 13. Göleteği Gölü)

Çantasız yürüyüp fotoğraf çekmenin rahatlığıyla önce sağdaki isimsiz şirin gölü (Fotoğraf 14) ziyaret ettik.

İsimsiz Göl
(Fotoğraf 14. İsimsiz Göl)

Büyüklüğüne ve güzelliğine karşın haritada bu göle isim verilmemesinin haksızlık olduğunu konuştuk. Buradan yükselerek önce Ortasırtsol, ardından da Ortasırtsağ Gölleri’ne gittik (Fotoğraf 15). Gölün etrafında yıllar önce kullanılmış ama günümüzde terk edilmiş olan öküz barınakları hayvancılığın geldiği noktanın göstergesiydi adeta. Buraları dolaştıktan sonra kampımıza geri döndük.

Ortasırtsol gölü
(Fotoğraf 15. Ortasırtsol Gölü)

Akşama doğru fırtına eşliğinde yoğun bir dolu yağışına tanık olduk. Bir süre sonra yağış ve fırtına durdu. Yağış sonrası dinginliğe akşam güneşinin kızıllığı da eklenince objektiflerimiz bayram etti (Fotoğraf 16). Gece boyunca etrafı gün gibi aydınlatan şimşek, kulakları tırmalayan gök gürültüsü, çılgınca esen rüzgar ve yağan yağmura inat iyi bir uyku çektik.

Şanslıydık ve sabah yine güzel bir güne merhaba dedik. Kampı toplayarak soldaki patikadan Göleteği Gölü’ne indik. Orada Dere Yaylası’ndan gelip keçilerini otlatan Çoban Yılmaz’la sohbet etme olanağı bulduk. Gördüğüm en ilginç yaylalardan biri olan Göleteği, gölün hemen kenarına kurulmuştu. Ama şimdi terk edildiği için hiçbir yayla evi oturulacak durumda değildi ve hayvancılık artık karın doyurmuyordu.

Samlı Göl
(Fotoğraf 16. Samlı Göl)

Bugün de yolumuz uzun, hedefimiz Tobamzga Yaylası’ydı. Fazla yormayan bir eğimle yamaç boyunca yükselmeye başladık. Manzara harikaydı. Bulutlar her saniye başka şekiller sunuyordu bizlere. Yol üzerinde taş evleri ve güzel konumuyla Kortukonak Yaylası’na rastladık. Yalnızca bir evin bacası tütüyordu. Hayvanlarını otlatan o evin sahibi yaşlı kadınla kısa bir süre sohbet ettik. Konu mu? Eskiden… Eskiler… Ah! Eski günler…

Sararmaya yüz tutmuş titrek kavak, kızarmaya yüz tutmuş ligarbaların oluşturduğu renk cümbüşü arasında yolumuza devam ettik (Fotoğraf 17).

Tobamzga’ya...
(Fotoğraf 17. Tobamzga'ya az kaldı...)

Patika oldukça güzeldi. Bir tepeyi aşınca minik, sakin, nefis bir gölle karşılaştık, gökyüzünün aynası misali (Fotoğraf 18)… Kenarında 1 saat kadar dinlendik, mutluluk çığlıkları attık, fotoğraf makinelerimize sarıldık.

Bulutlar göl'e...
(Fotoğraf 18. Bulutlar göl'e düşmüş)

Küçük bir tepemiz kalmıştı Tobamzga’ya varmak için. Aniden yağmaya başlayan dolu tanelerinden başlıklı montlarımızı giyene kadar kafamıza epeyce darbe aldık. Ama uzun sürmedi. Ve ardından gökkuşağı (Fotoğraf 19)… Tobamzga’ya hoş geldiniz konfetisi misali…

Tobamzga ve gökkuşağı
(Fotoğraf 19. Tobamzga'da gökkuşaklı karşılama)

Tobamzga. Üç buzul gölünün etrafında kurulmuş, geleneksel mimarisini korumuş şirin bir yayla (Fotoğraf 20)… Evlerin çoğu terk edildiği için bakımsız kalmış, yıkık, dökük. Bir baba oğul karşılıyor bizi. Onlar da gitmek üzere. Gitmeden Tobamzga’nın “göl kenarı” anlamına geldiğini öğreniyoruz. Yaylayı bize emanet ederek Kortulkonak’taki diğer evlerine gidiyorlar. Oradaki yaşlı kadın annesiymiş meğer.

Tobazmga Yaylası
(Fotoğraf 20. Tobamzga Yaylası)

Gölün kenarına çadırımızı kuruyor ve dinlenmeye çekiliyoruz. Gergin çadır bezinin üzerine düşen iri dolu tanelerinin çalıp, dağları yalayan rüzgarın söylediği şarkıların huzur veren nağmeleri eşliğinde… Sabah yine güzel bir havayla uyanıyoruz. Çadırdan çıktığımızda sarp tepelerde gece yağan karın griliğini fark ediyoruz. Acele edersek 5 km yürüyüp Sırt Yayla’da araç bulma ihtimalimiz var. Saat 10’da oradayız (Fotoğraf 21).

Sırt Yaylası
(Fotoğraf 21. Sırt Yaylası)

Çok az insan var. Meğer bir hafta önce yaylacılar geri dönmüşler. Aşağıya inecek araç da yok. “5-6 saat yürüyüp Zizeni Yaylası’na varırsanız sizi aşağıya götürecek bir araç bulursunuz” diyor yaşlı bir adam. Yürümekten başka çare olmadığı gibi saatler sonra vardığımız Zizeni’de de araç yok. “Aşağıdurak Köyü’ne yürümelisiniz” diyor sisler içerisinde rastladığımız, boynunda Rus malı eski bir dürbün asılan yaşlı bir adam. Çaresiz yürüyoruz, yürüyoruz, yürüyoruz… Aşağıdurak Köyünü geçip vadideki Tunca Yol ayırımına varıyoruz. Orada bir levha… Şaşkınlıkla okuyoruz “Sırt Yayla 28 km”.

Eeee! Diyor Yılmaz “5’de oradan Tobamzga”. Yok canım! bu kadar yürümemişizdir. Allahtan Zigam Vadisi çok güzel ve çok yeşildi. Ve Allahtan yol ayrımında bizi Ardeşen’e götürecek bir araca rastlamıştık. Ve Allahtan bu topraklarda doğmuştuk. Ve…

Yazı ve Fotoğraflar: Dr. Süleyman ALKAN

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksın yazı ve fotoğraflar alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için:
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (17)Add Comment
Merhaba:)
Yazar canan yaşar, Kasım 10, 2009
Güzel ve özel fotoğraflarla başarıların daim olsun :)
...
Yazar YEŞİM, Kasım 09, 2009
süper bir gezi doğrusu size çok özendim hayatın karmaşından uzak doğanın vahşiliği ve aynı zamanda rahatlatıcı ortamında böyle bir gezi yapmayı allah bizede nasip eder inşallah. yalanın,dolanın,hilenin olmadığı doğayla geçirilecek birkaç gün ömre bedel.................
gök yüzünde bir gezi
Yazar muharrem öksüz, Kasım 06, 2009
suleyman alkan a teşekkür ediyorum,20 yıl önce benim yaptığım geziyi yapmışlar.okuyunca sanki tekrar bende bu geziyi yapmış gibi oldum.Bir konuda çok mutluyum,çevre hiç bozulmamış,en azından çekilen resimlerden anlıyorum.Ben 20 sene evvel bu yaylalara araba yolu yapılmasına hep karşıydım,doğa bozulmasın diye demekki çok haklıydım.Bu yaylalar çok yakında antalyadan ve akdeniz bölgesi kadar bize turizm geliri sağlayabilir .yeterki o güzelim doğayı yaylalarımızı araba yolu ve beton binalar yaparak bozmayalım,klasik deyişle altın yumurtlayacak tavuğu kesmiyelim.ama benim kültürlü ve uyanık karadenizli genç kardeşlerim bunun farkında .o nedenle gönlüm rahat.Her doğu karadenizliye şunu derim.Ölmeden önce yapmanız gereken en önemli şey ,bu yaylalara uzunca bir gezinti yapmak.Doğa ile bütünleşin,o zirvelerde ölüm size hiçte korkulu gelmiyecek,geldim,gördüm,yaşadım artık huzurlu ölebilirim inancı ile gönlünüz dolar,sizi her şeye karşı büyük bir hoşgörü ve dinginlik kaplar.niçin yaşadığınızı daha iyi anlarsınız.Bu geziyi gerçekleştiren ve fotoğrafla ölümsüzleştiren arkadaşlara gönül dolusu teşekkürler.Dr.Muharrem Öksüz
ÇOK TEŞEKKÜR
Yazar Recep KASAP, Kasım 05, 2009
Yazıyı bir solukta okudum. Bir an kendimi oralarda zannettim.Gün olur bizede nasip olur inşallah.Paylaşımlarınız için çok teşekkürler.
süper
Yazar sibel bak, Kasım 02, 2009
harika yaaaa bi tatil daha kazandın sanırım hakediyorsunda helal olsun valla
yüreğinin götürdüğü yerlere git bizde gitmiş kadar oluyoruz
teşekkür ederim benimde gönlüm dağlarda ama sadece gönlüm gidemediğimizden
kendimi işe yaramaz biri olarak gördüm.
Yazar emin bıyık, Ekim 30, 2009
Bu kadar güzel yerlerin insanıyız,
fakat bilmiyoruz,gezen bizlerle paylaşan bu cesur güzel insanları tebrik ediyorum. bizde motosikletle gazlamayı birşey zannetik.
saygılar.
...
Yazar Trabzonli, Ekim 30, 2009
Fotograflar cok etkileyici. Gezen, gören ve bizlerle paylasam Sayin Alkan a ve yol arkadaslarina tesekkür ediyorum.
...
Yazar ŞEYDA T., Ekim 29, 2009
SÖZCÜKLER YETERSİZ.... TANRIYI HİSSETMEK BELKİ DE BU
HER ZAMANKİ GİBİ MÜKEMMEL..............
Yazar Zeynep BAYOĞLU, Ekim 28, 2009
Sevgili Abiciğim "Bir Geçişin Güncenin" slaytını senin eşsiz yorumla izlemiştik.Bu yazı dizisini okudukça seninle Avusor ve Tobamzga'yı gezmiş kadar oldum.Doğa harikasının en vahşi ve en sakin halini bizlere yaşatarak anlattığın ve fotoğrafladığın için tekrar tekrar teşekkür ederim.Yeryüzde bakir kalan yerleri keşfetmen dileğiyle.......
Orada olmak vardı
Yazar Sacit Koçer, Ekim 25, 2009
Kardeş,m Süleymen iyi ki bu fotoğrafları gönderdin, kendim görmüş kadar sevindim (benim de orada olmam vardı anasını satayım :))))).
Ellerine, ayaklarına sağlık

Sacit
Süpper
Yazar Selçuk KARADAL, Ekim 23, 2009
Süleyman emeğinize sağlık harika fotolar nefis bir gezi orada olmak isterdim.
tebrik
Yazar EMİNE KESER, Ekim 21, 2009
teşekkürler arkadaşım...çok güzel bir gezi,inceleme, araştırma olmuş.fotoğraflarınız harika..........emeğinize sağlık
O enfes yerleri görmek ne güzel olurdu...
Yazar Münevever ARSLAN, Ekim 21, 2009
Arkadaşım eline sağlık, çok güzel. Ben de yazıyı okuyup fotoğraflara bakarken sırt çantamla oraları dolaşmış kadar oldum.
Teşekkürler...
elinize sağlık
Yazar birol, Ekim 19, 2009
Merhaba ;
İlk başta bu çalışmayı bize sunan Dr. Süleyman beye teşekkür ederim. İkincisi bu çalışmalara hepimizin ulaşmasını sağlayan Serander.net e...

Bir kalemde okudum. kendimizi bir gezi kitabı okur gibi hissettim. çok ama çok güzel.

Teşekkür ederiz...
inşallah bizede kısmet
Yazar atakan kalaycı, Ekim 19, 2009
abi gerçi slaytını izlemiştik bu faaliyetin ama bir kez daha keyifle okuduk yazını.eğer bizede yaptırmazsan bu faaliyeti alacağın olsun.....o kadar!....
Etkileyici
Yazar Kenan KAYA, Ekim 19, 2009
Her yıl beraber adımladığımız dağlara bu yıl memlekete gelemediğim için bensiz gitmişsiniz.Ama olsun,sayenizde gitmiş gibi oldum,dolu tanelerini kafamda hissettim inan.
Akıcı bir uslupla yazdığın yazı ve muhteşem ötesi manzaralar çok teşekkür ederim.
Kalemine,vizörüne ve dizlerine sağlık.
...
Yazar Suzan KOL, Ekim 19, 2009
Her sabah bir türkü ve hadi gidelim diyen bir şeytanla başlarım güne.
Yazılanları okuyup fotoğrafları da apışıp seyirledikçe türkülerim karıştı, şeytanım depreşti.

Eline ve aklına sağlık sayın başkanım...

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...