| Halk Oyunlarımızın Önemi ve Sorunlarımıza Dair |
| Karadeniz Halk Oyunları |
| Yazar Yusuf KURT |
| Çarşamba, 12 Kasım 2008 22:10 |
|
Folklorun (Halk Bilim) en önemli dallarından birisi de muhakkak ki halk oyunlarımızdır. Ülkemiz halk oyunları alanında zenginlik ve genişlik bakımından dünyada en önemli bir konuma sahiptir. Halk oyunlarının en önemli özelliği anonim olmasıdır, ürünlerin sahibinin olmamasıdır. Ayrıca, yaygın bir mekânda oynanıyor olması zaman biriminin kuşaktan kuşağa usta-çırak ilişkisi biçiminde olması gereklidir. Halk oyunları da süreç içinde gelişir ve dönüşür. Bu doğal bir evrim sonucu olur. Anonimlik özelliği nedeniyle hiçbir kişiye, yozlaştırma ve değiştirme hakkı tanımaz. Dünyamızdaki tüm halkların halk oyunları için bu etmenler geçerlidir. Halk oyunları ve halk kültürü için “Otantiklik nedir?” diye sorulursa “ulaşılamayan en eski tarihtir” diye ifade edilir.Trabzon folkloru içinde Tonya yöresi folkloru kendine has özellikleriyle bir ekoldür. “Tonya Horonu” kavramının vurgulanması tarihin derinliklerine kadar inmektedir. Öyle ki 1909 yılına ait bir kart postalın üzerinde Tonyalılar asker uğurlamasında Trabzon meydanında horon oynarken çekilmiş ve üzerinde “Dance nationale Tonia” ( Tonya Milli Dansı) olarak da not düşülmüştür. Kaynak niteliğindeki bu belge bizlere ışık tutarak horonun Tonya’da ve Tonyalının çok önemli bir unsuru olduğunu vurgulanmaktadır. Tonya insanının yapısı da horonu, kemençesi, türküsü gibi ayrı bir ekoldür. Mertliği cesareti, dürüstlüğü, kahramanlığı yazarların kalemine konu olmuş, destansı şekilde anlatılmıştır. Tonya yöresi oyunları Türk halk oyunları içerisinde önemli bir yere sahiptir. Ekip şeklinin alınması ve gösteri anlamında sunu yapılması bağlamında tarih olarak 1912 yılına kadar inebiliyoruz. 1936 yılında M. Kemal Atatürk’ün emriyle düzenlenen Balkan festivalinde Tonya ekibi Dolmabahçe Sarayı önünde gösterilerini sunmuştur. Bu anlamda Tonya yöresi oyunları tek başına ekip olma özelliği taşımaktadır. Tonya ekibi Trabzon yöresini ilk kez yurtdışında tanıdan ekip olmuştur. 1950 yıllarından başlayarak Tunus Kartaça, Fransa ve İngiltere’de yarışmalara katılmış ve dünya birincilikleriyle geri dönmüşlerdir. Tonya oyunları 1970’li yıllara kadar tek başına bir stil olarak oynanırken çok değerli ve Trabzon halk oyunlarını ülkeye en doğru şekilde tanıtan ve yaşatan Sayın Cavit Şentürk hocamız Trabzon’da bulunduğu yıllarda, Tonya oyunlarıyla Akçaabat oyunlarını birleştirip bugün oynanan Trabzon yöresini oluşturmuştur. Tonya oyunlarının en başta geleni dik (titreme horonu, erkişi horonu) horondur. 2 Varyantına rastlamaktayız, birincisi doldurma biçimi ikincisi ise dizlerin titretilip o titreşimlerin omuza yansıtılarak oynanmasıdır. Bazı eğitmenler bu oyunu tam olarak oynayamadıklarından ötürü “böyle horon olmaz” diye yakınmaktadırlar. Halbuki bir kez Otçu’ya gelmeleri ve orada oynayanları görmeleri yeterli olacaktır. Günümüz Trabzon ekiplerinde oynatılan “Tonya Oyunları” dedikleri sıva sıva (ki biz ona Topallama adı vermekteyiz), parmak ucu (Kazma çökme) ve doldurma gibi oyunlarımız yanlış oynatılmakta oyun sonundaki aşağı almalar yanlış yapılmaktadır. Bu oyunların sonunda yapılması gereken aşağı almalar Karakoç Alaşağısı olmalıdır. Kolllar kesinlikle omuz hizasında tutulmalıdır. Tonya yöresinde düz horona, Soldo veya Solda denmektedir. Ayrıca Tonya’ya özgü horon kurmamız yörede oynanmakta olup, bu oyunu şahsım adına derleyip ortaya koymuş bulunmakla birlikte bu oyunu belediyemiz Otantik Halk Oyunları topluluğu en iyi şekilde icra etmektedir. Tonya ekiplerinin yurt içinde başarıları mevcuttur. 1982 yılında Tonya lisesi Milliyet gazetesinin düzenlemiş olduğu halk oyunları yarışmasında Türkiye birinciliği kazanmıştır. 1990-1997 yılları arasında Tonya Halk Eğitim merkezinde usta öğreticilik yaptığım yıllarda Tonya ekipleri bir çok kez Türkiye finallerine katılmıştır. İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarını bitirdikten sonra Tonya belediyesinde görevime başladım. Belediye olarak Tonya folkloruna büyük önem vermekteyiz. Yaptığımız çalışmalarla Tonya oyunlarının, müziklerinin ve kostümlerinin envanterini çıkarmış bulunmaktayız. Halk oyunları ve Halk müziği toplulukları kurduk. 2005 yılında Türk Halk Oyunları federasyonun düzenlemiş olduğu halk oyunları yarışmasında gençler kategorisinde Türkiye ikinciliği, 2006 yılında ise aynı kurumun düzenlemiş olduğu yarışmada ise Türkiye birinciliğini kazandık. Ayrıca belediye bünyesinde yaşlılardan oluşan bir Otantik Tonya Ekibi hazırladık. Tonya oyunlarını doğru bir şekilde icra etmeyi ve tanıtmayı kendimize misyon edindik. Her yıl düzenlemiş olduğumuz Tereyağı Kültür ve Sanat Festivalinde ise yerel kültürümüzü ön plana çıkarmak ve tanıtmak için etkinlikler düzenlemekteyiz. Halk müziğimizin en önemli özelliklerinden biri de yaşadığımız toplumun geçmişi, geçmişteki yaşantısı, zevki, eğlencesi, geleneği, göreneği ve başından geçen olayları, belirtmesidir. Bu açıdan türküler, sosyal ve tarihsel önem de taşımaktadırlar. Yörede kemence algılayışındaki zevk eski ustalardan yanadır. Eskiler hep şunu der; “Kemençe Görele,Türkü Ağasar, Horon da Tonya’nın”dır. Yöresel nitelikteki bu deyim Tonya için sınırlıdır. Yöredeki halk kemençe kültürü bu şekilde algılamaktadır. 80 veya 90 yaşındaki birisine en iyi kemençeci kimdir diye sorarsanız alacağınız cevap “Piçoğlu Osman” veya Durkaya olacaktır. 50 yada 60 yaşındakilere sorarsanız Ağasarlı Çangaloğu, Ağasarlı Bekiroğu, Ağasarlı Aloğun Kazım, Ağasarlı Süleyman ve Ağasarlı Ali Cinkaya diye söyleyeceklerdir. Eskiden Göreleli kemençeciler bu yörede hakimdi daha sonra ise Ağasar’da kemençeciler yetişince bu sefer de Ağasar’dan kemençeci alınmaya başlanmıştır.Saydığım bu isimlerin hepsi usta kemençecilerdir. Ustalar belli bölgelerden çıkar özellikle de Görele’den… Ama kaydalar (melodiler) evrenseldir ve bu yöre halkının ortak malıdır. Her yörede olduğu gibi bizim yöremizde de klasik melodiler mevcuttur. Bunlardan en başta Tuzcuoğlu, Hasbal, Hamzabaş, Beyoğlu, Kıtirik gibi havalar gelmektedir. Bu melodiler ana melodilerdir. Klasik melodiler horon bölgelerinde mevcuttur, bu melodileri icra eden ustalar ise ekseriyette Görele’den çıkmaktadır. Bunları çalmadan kemençe çalmış olunmaz… Günümüzde şahısların yaptığı besteler bu yöreyi temsil etmediği gibi anonim olarak kabul edilemezler. Anonim olmanın gerekleri vardır. Bir folklorik malzemenin anonim sayılabilmesi için o malzemenin sahibinin olmaması, zamanda derinlik, mekanda yaygınlık göstermesi gerekmektedir. İnsanlara orijinal melodilerimiz anlatılmalı, öğretilmeli neyin kemençe neyin uydurma olduğu ayrımına varılmalıdır. Kemençeyle her şeyi icra etmek kemençe çalmak anlamına gelmez. Kemençeyle 9.senfoniyi çalmak çok iyi kemençeci olunduğu anlamına da gelmez, sadece çok yetenekli biri olmuş olursunuz ama kemençe çalmış olmazsınız. Kemençe ilkel bir sazdır, onun ilkelliği güzelliğidir. Ülkemizde son yıllarda Karadeniz müziği piyasa mantığıyla yapılmaktadır. Burada çok anlamlı ve güzel çalışmalar yapan arkadaşları ayrı tutuyorum. Karadeniz müziği belli amaçlar doğrultusunda gündeme taşınmak isteniyor. Getirmek istedikleri müzik orijin Karadeniz müziği değil piyasa mantığıyla ürettikleri yeni tür olan Karadeniz popudur. Bu tarz çalışanlar çoğu zaman orijin melodiler üzerinde oynama yaparak veya içine değişik müzik kalıplarını sokarak para kazanma, ceplerini doldurma peşindeler. Binlerce yılda oluşan, halkın ürettiği ve halkın malı olan müziklerimiz kirlenmekte ve özünden kopmaktadır. Müziğimiz üzerinde bu tür hokkabazlık yapanlar bilsinler ki koca bir kültürü yok etmek üzereler! Horon nasıl oynanır sorusuna verecek cevap bulamıyorum ya da yapacağım tanımın yetersiz olacağını düşünüyorum. Klasik tanımların horonu yeterince açıklamadığını düşünüyorum. Balığın titremesi, denizlerin hırçın dalgaları, doğanın engebeli olması vb. gibi öğeler horonun tanımında ve açıklamasında yavan ve basit kalmaktadır. Horonun temelinde ilahi bir güç yatmaktadır. Horon bir tapınma biçimidir. Şekillerle açıklanamaz bir kavram, ilkel bir duygudur. Bu hissiyatı nasıl yakalamak gerekli, hangi şartlar altında horoncu olunur, ya da bir horoncu nasıl yetiştirilir? Yaşayarak, o bölgede yetişerek, her anını hissederek, o kültürün içinde tam anlamıyla dolu dolu geçirerek…Yapılan hareket devinimlerine horon diyebilmemiz için bunu yapan kişilerin orijin özelliğe sahip olması gerekmektedir. Yörede kaynak kişi niteliği taşıyacak şahıs sayısı yok denecek kadar azdır maalesef. Bunun sebebi popüler kültürün dağ köylerine, hatta yaylara kadar hakim olmasıdır. Bu bölgede yaşayan halk öz kültüründen uzaklaştırılmıştır. Bu kültürün iskeletini oluşturan yaylacılık, tatil ve geziye, yayla şenlikleri de şova dönüştürülmüştür. Bunda en büyük payı ise popülist medya ve basın üstelenmektedir. Halk medyanın da dayatmasıyla ona süslenip püslenenerek sunulan popülist kültürü seçmek zorunda kalmıştır. Doğru olan, halkın gelişen teknolojiye göre kendi temeline ve köküne bağlı kalacak şekilde ayak uydurmasıdır. Şehirlerde bunu kendine iş edinmiş bazı rantiyeci insanlar horon hakkında hükmetmekte horonun nasıl oynanacağını oradan bize öğretmeye kalkmaktadırlar. Eğer o kadar horon merakları var ise memleketlerine gelirler ve burada en azından bir su içerler, böylelikle de bazı değerleri görme şansları doğar. Horon şov değildir. Sahnelerde bağırmak çağırmak, saçları sallamak horon değildir. Bu toprakların beslediği kültürden para kazanıyorsanız bunu koruyan insanlara da sahip çıkmalısınız bu kültürü menşeinde yaşatan ve yaşayan köylüler kimsenin babasının mezar taşını beklemek zorunda değildir. Bu insanlara hiçbir şey olmazsa bile en azından Allah sizden razı olsun diyebilirler. Türkiye hızlı bir kültürel değişim ve gelişim süreci yaşamaktadır. Halk kültürü ürünleri kültürel yapımızın, yaşama biçimimizin en iyi tanıkları ve taşıyıcılarıdır. Anadolu kültürünün çeşitliliği halk kültürü ürünlerine büyük bir zenginlik sağlamıştır. Yaşanılan son elli yılda, çağlar boyu süren kültür zenginliği hızla ortadan kalkmaktadır. Sanayileşme, iletişim toplumları etkilemiş, hızlı kültürel değişim ve gelişime neden olmuş, yaşama biçiminin değişmesinin yanı sıra, bir kültür şokuyla karşı karşıya bırakmıştır. Dünya küreselleşme sürecine girmiştir. Küreselleşmeyle, farklı kültürlerden insanları bir araya getirecek ortak bir paydaya doğru gidiş başlamıştır. Bu da halk kültürleri için tehlike çanlarının çalınmasıdır. Ancak küreselleşme olgusu kültürel değişim ve gelişime bağlı halk kültürünün doğal akışını hızlandırıp aşındırmağa başlamıştır. Ülkemizde her anlamda yaşanan yozlaşma halk oyunlarımızda en büyük boyuta ulaşmıştır.Popüler kültür yerel kültürü basın ve meydanın desteğiyle kendine uydurması yaşanan yozlaşmaların başlıca nedenlerindendir. Kendi kültüründen uzaklaşan yöre halkı belli bir temeli olmayan popüler kültür hakimiyetini istemeyerek de olsa kabullenmeye mahkum edilmektedir. Kendi olanaklarının gücünü kullanan medya ve sermaye bu savaştan galip gelmek için her türlü yolu mubah saymaktadır. Zaman içerinde değişik kaygılardan (yarışmalar, gösteriler, şovlar) ötürü oyunların müzikleri, ritmik yapıları ve tavırları büyük oranda değişmiş hatta mutasyona uğramıştır. Tonya oyunlarında bu yozlaşmadan nasibini bolca almıştır. Tonya oyunları orijinal ritmiyle ve müziğiyle değil sıksara ritmiyle oynatılır olmuştur. Oyunların ismi değiştirilmiş, oyunların şekillerine göre ad verilmiştir. İşin ehli olmayan eğitmenler oyunların orijin melodilerini ve ritimlerini bilmedikleri için kolay öğretme, kısa yoldan ekip yapma adına hem oyunları hızlandırdılar hem de tavırlarını bozmuş oldular. Bilinçsizce yapılan bu çalışmaların sonunda gelinen nokta bir karmaşadır. Trabzon yöresinin oyunlarında ve müziklerinde bir envanter olmaması bu zaman kadar bunun yapılmaması bu karmaşalığı daha da artırmaktadır. Rastlantı olarak bir ekipte birkaç yıl oynamış bir öğrenci, sonra da eline bir usta öğreticilik belgesi tutuşturulmuş olarak oyunların ezgisini, kompozisyonunu, tavrını ve geleneğini bilmeden, orijinallik adına yaptıkları çalışmalar bu yozlaşmalara zemin hazırlamıştır. Sorunlardan bir tanesi de mektepli dediğimiz bir kesimin olaylara sadece şov, gösteri ve rant amaçlı bakmalarıdır. Yaptıkları yanlışları kamufle etmek için eğitimlerini kılıf olarak kullanmaktadırlar. Halk oyunlarının ya da halk müziğinin eğitimi almak demek, her yaptığının doğru olacağı anlamına gelmez. Amaç kültüre hizmet etmek, naturelliğini korumak, ilkelliğine sahip çıkmak, gelecek nesillere aktarmak gibi bir misyon yoksa bu işin mektebini değil, dünyanın en iyi mektebini de bitirseniz bir anlamı olmayacaktır. Eğitim şarttır ama eğitimli olmak demek her şeyi doğru yapacağımız anlamına gelmez. Eğer eğitimini amacına uygun kullanmazsanız yaptığınız iş doğru olmaz. Bu işi sağlam temellere oturmak istiyorsak iyi bir eğitimin yanında usta-çırak ilişkisi de şarttır. Aldığımız eğitimin sonucunda kafamızda oluşturduğumuz doğru anlayış usta-çırak ilişkisiyle de netleşmesi gerekmektedir. Eğer şehirde yaşıyorsak yılın belli aylarında memlekete gelip oralarda ne oluyor neler, yaşanıyor diye merak etmeliyiz. Şehirde oturarak Halk Oyunlarını meslek haline getirmiş insanların İstanbul’da yada diğer büyük şehirlerde kendilerini kaynak kişi göstermeye hakları yoktur. Bu kültür hakkında söz sahibi olmak için bir bedel ödemek gerekmektedir. Değişik sahne sanatlarını ya da tabiri caizse işin kurnazlıklarını öğrenip, bunları rant amaçlı kullanarak yapılan çalışmalar kendi insanımızı kandırmaktan başka bir şey değildir. Bu bölgede yaşamayan, bu atmosferi solumayan, bu sulardan içmeyen, yaylarda dolaşmayan, aylarca Otçuyu beklemeyen kişiler bu kültür hakkında hükmetmesinler lütfen...Yazın sıcağından kaçarak üç beş günlüğüne memlekete gelmekle Otantiklik yaşanmaz. Otantiklik antikacılık değildir. Otantiklik bir geleneğe bağlı kalmak demektir. Folklor bir bilimdir. İnceleme-araştırma metodları ve teknikleri vardır. Bunu hobi olarak yapmak demek bu bilimi biliyor olduğumuz anlamına gelmez. Bu anlamda bilinçsizce yapılan derleme çalışmalarında şahıslar, uç noktaları seçerek piyasada yer edinmek için uğraşıyorlar. Yeni bir şey bulmak, onu ortaya atmak ve ondan bir müddet rant sağlamak amacındalar. Oysa horonun bir kompozisyonu vardır bunu unutmamak lazım. Herkesin ayrı bir kompozisyon yazma yetkisi yoktur. Nüanslar farklılıklardır, ayrılıklar değildir. Medya gücüyle halk kültürünü kullanarak ekonomik kazanç sağlanması örneklerini çoğaltmak mümkündür. Son yıllarda Halk kültürü öğelerinin içerisinde yer alan ve aynı zamanda güçlü görsel ve işitsel özellikleri gereği gösterim ve sahneleme olanaklarının çokluğu nedeniyle halk dansları toplulukları ya da dans gösterilerinde halk oyunları adımlarını kullanan topluluklar oldukça iyi ekonomik kazançlar elde etmektedirler. Bunu rant amaçlı yapanlar bilsinler ki derenin gözesinin kurumasına az kalmıştır. Son yıllarda Karadeniz programları yapan TV kanallarının bir kısmı yöremize ait olduğu iddia edilen uydurma melodiler, uydurma oyunlar, uydurma türküler, uydurma sanatçılar, uydurma kemençecileri programlarına çıkarmaktadır. Sanatçı demeye dilimin varmadığı bu kişiler kültürümüzü en ufak bir şekilde bilmiyor ve bizleri de asla yansıtmıyorlar. Yaptıkları rezillikleri bizim kültürümüz adına sergilemeleri bizi derinden üzmektedir… Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki yozlaşan bir toplum, yozlaşan bir kültür, yozlaşan bir medya ve yozlaşmaya doğru giden bir insanlık çıkıyor karşımıza. Yine de ümit etmek gerek, eğitimli bilinçli nesil yetiştirme gayretleri hiç bitmemeli. 1950'li yıllardan itibaren kitle iletişim araçları hayatımızın her alanında kendine yer edindi ve bu araçların her biri kişisel gelişim için iyi birer araçken, yanlış kullanımları onları kültürel yozlaşmanın bir parçası kıldı. Folklor nostaljik, müzelik bir gösterim olmaktan çıkartılmalı ve diri, dinamik bir şekilde yaşanmalıdır. Bu duygular halkın ruh sağlığı için zarurettir. Bu tip konular bazı insanlara çok ufak tefek ayrıntılar gibi gelebilir sevgili dostlar, ama emperyalizmin en tehlikelisinin kültürel emperyalizm olduğu da bir gerçektir. Dünyanın en güçlü ordusuna sahip olsanız bile kültürünüzü kaybettiğiniz an asimile olursunuz. Tarihte yıkılan Türk devletlerinin en büyük yıkılma sebeplerinden biri de kültürel asimilasyon sürecidir. Eğer sizin diğer milletlerden görünüm, tavır ve dünya görüşü açısından bir farkınız kalmamışsa siz onlardan olmuşsunuz demektir ve isminizin farklı olması da bunu değiştirmez. Kültürünü korumayan, gençlere aktarmayan milletler yabancı kültürlerin etkisiyle yok olurlar. Korumada ilke, statik değil dinamik olmalıdır. Kültürel değişim ve gelişimle, kültür yozlaşması, kültür yabancılaşması arasında ince bir çizgi vardır. Gençlere yaşadığı toplumunun kültürel değerleri tanıtılmalı ve sevdirilmelidir. Gençlerin kendi kültürüne yabancılaşmaması, halktan kopmaması için ona ortak milli kültürün alt yapısı öğretilip sevdirilmelidir. Gençleri halk kültürünün değerleriyle besleyip hazırlamak ailenin ve eğitimcilerin görevidir. Öz kültürümüz halk kültürünü benimsememiz gerekiyor, kendi kültürümüzün bizi ilerlemeden yoksun tutar biçimindeki ifadeleri tutarsız buluyorum, ilerleme insanın kendi kültürünü benimsemesi koruması, yaşatması, yeni nesillere aktarması ve öz kültürünü bozmadan naturel haliyle dünyayla paylaşmasıyla olmalıdır… Yusuf KURT Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Geri dönüş(0)
Yorum (1)
![]() Yorum
|
Gelecek nesiller otcu kültürünün özünü otantik yapısını yaşayamadıkları gibi yaşatamayacaklardır da. Bu yüzdendirki Kadırga eski Kadırga değildir.Otcular eski otcu değildir.Örenliler buralara gelmediği müddetce bu yaylalarda neşe ve Otcu kültürleri yokolma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır..Bütün Kadırga’daki oba sakinleri ve kamuoyu bu konunun çözümü için biraraya gelmeli ve ÖREN OBASININ ve OTCU KÜLTÜRÜNÜN yaşatılmasında herbir çepni boyu kendine düşen sorumluluğu hissederek sorunun çözümüne destek vermelidir.
Sevgi ve saygılarımla
Yazan: Çavuş Özarslan orenbeldesi.com
Site Editörü 26.07.2009