Serander.Net | Karadeniz Kültürü... Karadeniz tarihi, kültürü ve folkloru!

Paz04302017

Son GüncellemeCts, 25 Şub 2017 8pm

Back Buradasınız: Ana Sayfa Karadeniz Kültürü Karadeniz Halk Oyunları Giresun Halk Oyunları ve Halk Müziğine Dair Notlar

Giresun Halk Oyunları ve Halk Müziğine Dair Notlar

Giresun Halk Oyunları...

Giresun'da oynanan halk oyunları ve Giresun halk müziği üzerine Halil Bedii YÖNETKEN tarafından hazırlanıp kaleme alınan araştırmalara dair derleme notlarından bir bölümü sizlerle paylaşıyoruz ...

GİRESUN HALK MÜZİĞİ ARAŞTIRMALARI

Giresun, Karadeniz kıyılarının, müzik ve oyun folkloru bakımından çok zengin özellikler gösteren bir bölgesidir. 1943 yılı derleme gezisinde Giresun Halkevi’ne girdiğimiz zaman, bizi ellerinde Anadolu sazları, bağlamalarıyla bekleyen halk sanatçıları ile karşılaştık.

Hâlbuki Karadeniz denilince akla nedense her şeyden önce Karadeniz Kemençesi gelir. Bize Giresun’da söylendiğine göre, bu ilimizde, büyük kasabalarda, daha çok saz kültürü hâkimmiş ve kemençe daha çok köylerde kullanılırmış. Giresun’da kaldığımız müddetçe orada dinlediğimiz müzik; bana daima İç Anadolu’yu hatırlattı. Hatta bazı şarkılı oyunların –horon değil– Isparta’nın Anamar’larını düşündürdüğü oldu. Batı Anadolu’nun 9 vuruşlu havaları gibi havaları çalınır (Tirebolu’da eskiden bağlama ile zeybek dahi oynanırmış).

Giresun’da çok güzel ve kuvvetli saz çalanlar var. Gençlerden de epey meraklılar mevcut. Davul-zurna kültürü köylerde hâkim bir durumdadır. Bir zurnacı kendisi için “mehterim” dedi. Mehter tabiri oralarda çok yaygın bir haldedir. Giresun ve dolayları eskiden beri önemli bir davul-zurna bölgesidir. Müslüman, Hıristiyan öyle zurnacılar yetişmiş ki, Dereli bucağı köylerinden Bektaş oğlu Mustafa için “uyurken bile çalardı” dediler. Ustası bir Rum’muş. Şu halde Giresun ve dolaylarının sazları davul-zurna, sağ-bağlama ve kemençedir. Oyunlara bazı yerlerde tulumun da refakat ettiğini söylediler. Gırnata da kullanıldığı olurmuş. Gırnata’ya ‘iktrnet’ diyorlar. Kadınlar arasında keman, zilli def, ut, cümbüş, bağlama çalanlar varmış. Giresun’da kadınlardan aldığımız notlara göre bu bölgede kadınlar tek, çift, toplu halde oynarlarmış. Tek oyunlar: Kırma, lazotlar, çiftetelli; Çift oyunlar: Kol oyunları; Toplu oyunlar: Horonlar’dır. Bilhassa, ‘titreme’, ‘sallama’, ve ‘sık ayak’. Erkekler daha çok ‘sık ayak’, kadınlar, ‘sallama horonu’ oynarlarmış.

Giresun’da erkekler arasında–oynanan oyunlar: ‘Kolbastı-Metelik’, ‘kol oyunu’, “karşılama’, ‘lazotlar’ (=fingil) –kırma ve sıçrama’dan mürekkeptir –, ‘Fidayda kız oynatma havası’, ‘tek, çift oyunlar’, köçek oyunu tabiri de var, ‘kırma’ diyorlar. İlk gösteriye ‘dorama’ deniyor, sonra kol oyunu geliyor.. Kol oyununda kolun rolü çok önemlidir, kollar çok hareket yapar. Metelik oyununun Trabzon tarafından geldiğini söylediler. Kırma’da bel kırılırmış. Kol oyunu=karşılama’nın çeşitleri var. (Karşılama’ya ‘yürüme’ diyenler de oldu. Fingil aslında tek oynanırmış.

Giresun’un, bizim şimdiye kadar gezdiğimiz bölgelerde hiçbir yerde görmediğimiz en ilginç oyun çeşidi ‘çandır’ tüfek oyunudur. Bu, bizim için Giresun’da adeta mühimi bir keşif olmuştur. Çandır, Giresun’a 3,5 saat mesafede bir köydür. Bu köyde kol oyunu tüfeklerle ve bir başka tavırla daha özel ve manalı oynanırmış, bu oyun oradan çıktığından adı çandır oyunu kalmıştır. Çandır oyunu, davul-zurna refakatinde açıkta oynanır. Oyuncuların elinde dolu tüfekler vardır, bir kişi barut dağıtır, oyuncular bir taraftan oynar, bir taraftan da tüfeklerinin namlularına barut korlar, oyun esnasında harbilerle barutu sıkıştırırlar, tüfeklerin horozlarına kapsül yerleştirirler ve oyunun bir yerinde birden tüfeklerinin baş aşağı, yere doğru patlatırlar, hareketler devam eder. Çandır her yerde tüfekle oynanır. Bu oyuna 7 yıldır yaptığımız derlemelerde hiçbir yerde rastlamadık.

Çandır oyununun birkaç çeşidi olduğunu söyledilerse de biz yalnız bir çeşidini gördük. Bir Havza köyü olan Merice’de ‘sim sim’ oyununun bir elde mavzerle oyarlarmış, görmedik, işittik.

Giresun’un diğer oyunları horonlardır. Bazıları onlara ‘horan’ diyorlar. Vaktiyle Giresun’da 150 kişilik gruplar halinde horan oynandığını söylediler. Hızlı oynanan ‘sık horon’, ağırca oynanan ‘salama’, bu taraflarda oynanan horonların başlıca çeşitleri imiş. Kadınlar kendi aralarında kol kola girip dik bir vaziyette ‘dik horon’ oynarlarmış. Rumlar evvelce horon’u ağırca, seyrek, kadın-erkek karışık, kollar, dirsekler bükük oynarlarmış, onların oyunları farklı imiş. Türkler sık ve sert oynuyorlar. Davul zurnalarla, İslâm, Hıristiyan her Ağustos ayının 12’sinde Karahisar karşısındaki Meryem Ana yerine gidilir, orada 20-30 yerde horon kurulurmuş, yer yer ustalıklar gösterilirmiş.

Tirebolu’da eskiden bağlama ile ‘zeybek’ oynanırmış, burada da kol oyunu, karşılama, horon oynanıyor. Mısır başakları arasındaki otları temizledikten sonra halk en güzel elbiselerini giyerek kemençeler, davul-zurna çala çala, oynaya oynaya, horon teperek erkekler önde kadınlar geride, neşe içinde yiyip içerek yaylaya göç ederlermiş. Yolda köylüler onları karşılar, silah atarlar, onlar da mukabele edermiş. Buna ‘otçu göçü’ diyorlar. Otçu göçü, oyunlar ve müzik için büyük bir fırsattır. Yaylada kadınlar halka olup otururlar, erkekler horon teperlermiş.

Ağasar’da bir ikisi kemençe refakatiyle saatlerce maniler söyler, iki kişi karşılıklı türkü atışırlar, biri öbürünü susturuncaya kadar, pes dedirtinceye kadar devam ederlermiş. Muhakkak yaya giderler, ata binmezlermiş, gidecekleri yol uzaksa çam diplerinde, su başlarında konaklarlarmış. Otçu göçü’ne 50’den birkaç yüze kadar insan katılırmış. Yaylada onlara beklerler, karşılanır, yerleşirler, misafirler birkaç gün kalıp dönerlermiş. Bilhassa şekersiz sütlaç pişirirlermiş.

Ağasar’dan daha ileri doğru, Şalpazarı bölgesi Çepni bölgesi imiş. Buralardaki eski Türk geleneklerinin yaşadığını söylediler. Çepniler oralarda kendilerine özgü, özel bir hayat yaşarlar, şal dokurlar, onu giyerler, katıksız Türkçe konuşurlarmış. Tirebolu’nun arka dolaylarında ‘Güvende’ denilen mıntıka varmış, orada Güvende Pazarı olurmuş. Şalpazarı da horon oynarmış.

Görele de kolbastı=metelik oynuyor, rivayete göre orada Metelik adında biri varmış. Kemence ile âşık ağzı, Garip’ten söylüyor ve saz çalıyorlar. Zurnaları küçük soyda 23 cm kadardır, buna ‘cüre zurna’ diyorlar. Ağzı madenî, horonlar çalıyorlar ve oynuyorlar. Çandırı Görele’de ‘Giresun havası’ diye çalıyorlar, kıyıdan geri yerlere ‘uva’ diyorlar.

Sabahın dokuzunda motorla Vakfıkebir’e çıktığımız zaman sahilde bizim için tertiplenen bir grubu horon oynar bulduk, bir iki saatten beri oynuyorlarmış, küçük zurna ve davul eşliğinde olarak. Hazırlığımızı yapıncaya kadar saat 12’yi buldu, beş saatten beri oynayan bu insanlar, oyunlarına son verdiğimiz zaman bize adeta darıldılar, “Biz akşamdan sabaha, akşama kadar böyle oynarız” dediler. Bunu gözümüzle, görmeseydik inanmazdık. O ne tahammül, o ne bitmez tükenmez enerji idi… Biz baloda birkaç dakika vals yapsak kösülür otururuz. Vakfıkebirli gözümüz önünde saatlerce oynadı, yorulmadı. Bu taraflarda horonların refakat sazları küçük tip zurnalarla davuldur. Seyrettiğimiz grupta üç kişi vardı. Genç ihtiyar herkes oynuyordu, yorulan çıkıyor, biraz dinlendikten sonra tekrar halkaya giriyordu, oyuncular adeta vecd hali gösteriyorlar, birçok kadın, etrafta oturmuş onları seyrediyordu. Oyunu davulcu idare ediyor, o da bazı yerlerde coşuyordu, bazen yalnız zurna çalıyor, davul duruyor, figür değişmelerinde kumanda ediyor, ter içinde sırsıklam oluyorlar, biraz su içip tekrar devam ediyorlar. Birinin sırtındaki gömlek vücuduna yapışmıştı, bir ara gömleğinin uçlarını toplayıp sıktı, su akar gibi ter aktı. Zurnacılardan biri 11-12 yaşlarında çok sevimli bir çocuktu (Tonyalı imiş). Davulcu coştuğu vakit dizleri üzerinde yürüyor, gelen geçen horona katılıyor, en çok ‘sık saray’ oynuyorlar, bu belki en zorlu bir horon. Horoncular sanki bir ibadet coşkunluğu gösteriyorlar.

Bize şöyle bir süvit çaldılar ve oynadılar: 1-Horon kurma, 2-Bağlama (aldırma), 3-Yukarı havası, 4-Titreme, 5-Köçek havası, 6-Sık saray, 7-Dik horon (yeğnik), 8-Sallama. Davulcu da oynuyor, zurnacı arkasından koşuyor, onu takip ediyor.

Vakfıkebir’den önce Beşikdüzü’ne uğramıştık. Köy Enstitüsünde bir gece misafir kaldık. Enstitü çocukları, kız erkek bize çeşitli horonlar oynadılar, bunlar hep Karadeniz kıyıları çocukları idi, Karadeniz halkı şair oluyor, çocukları da öyle. Horon oynarken, içlerinden bir kız öğrenci beyitlerle bizi oyuna davet etti, derhal kalkıp biz de büyük halkaya girdik, aynı öğrenci gene şiire bize teşekkür etti. Akçaabat’ta aldığımız davul zurna ile çalınan horon fasıllarından biri: 1-Horon kurma, 2-Sallama, 3-Titreme.

Kemençe ile aldığımız bir süvit: 1-Sık saray (Sara), eller yukarı; 2-Türkü havası, elle aşağıda; 3-Yarım horon, eller arkada. Bu taraflar horonu çok sert, sık oynuyor (Vakfıkebir ve Tonya detayları).

Maçka’da da sık saray zevkle oynanıyor. Çok kuvvetli kemençe çalanları var, Fehmi bunlardan biri. Hem çalıyor, hem oynuyor, hem söylüyor, coşkunluk Halil gösteriyor. Kemençesinin ucunda renkli boncuklar var.

Halil Bedii YÖNETKEN

Kaynak: Halil Bedii YÖNETKEN (Derleme Notları, I, İstanbul 1966)

Her hakkı saklıdır. Yazarının izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi
Karadeniz Tarihi ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Karadeniz Halk Kültürü ile ilgili bilmedikleriniz Serander.Net'te!

Gezi & İnceleme

Karadeniz Gezi & İnceleme
Karadeniz hakkında Gezi İnceleme yazılarıyla çok şey bulacaksınız.

Karadeniz Türküleri

Karadeniz Türküleri
Karadeniz Türküleri ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Röportaj ve Söyleşiler

Röportaj & Söyleşi
Röportajlarımız ve Söyleşilerimizi keyifle okuyacaksınız...