Serander.Net | Karadeniz Kültürü... Karadeniz tarihi, kültürü ve folkloru!

Çar08162017

Son GüncellemeCts, 25 Şub 2017 8pm

Back Buradasınız: Ana Sayfa Karadeniz Kültürü Karadeniz Halk Oyunları Kolbastı Oyunu: Tarihsel Bir Değerlendirme

Kolbastı Oyunu: Tarihsel Bir Değerlendirme

Kolbastı Oyunu...

Giresun’da kolbastı veya metelik, Trabzon’da ise kolbastı, hoptek veya Faroz kesmesi adları altında oynanan kolbastı son zamanlarda yerel ve ulusal anlamda önemli bir cazibe yakalamış görünüyor.

Bununla birlikte farklı müzik formlarında oynanan bu oyunun âidiyeti, yani hangi mahalle ait olduğu ve neyi (hangi konu veya konuları) anlattığı tartışma konusu olmaya devam ettiği gibi oyunun klasik yapısı ve müzikleri üzerinde düzenlemeye gidilmesi de tartışmaların büyümesine yol açmıştır. Oyuncuların karşı karşıya gelerek kavga hâlini almaları; boğuşma, yaralanma, düşme ve kalkma figürleriyle birlikte bu oyunun/temsilin geçmişte yaşanan bir çatışmayı, mücadeleyi temsil ettiği ortadadır. Giresun taraflarında metelik havası ve dere boyu kavaklar müzikleri eşliğinde daha yavaş bir ritimde çalınıp oynanan kolbastının[2] Trabzon’da uzun yıllar dere boyu kavaklar ve yaylanın çimenine kuzu yayılır kuzu türküleri ile icra edildiği görülmektedir. Bununla birlikte, İsmail Yazıcıoğlu’nun daha başka türkü sözleri ile kolbastı müziğine katkıda bulunması[3] yanı sıra Rahmetli Erkan Ocaklı’nın dere boyu kavaklar türküsüne ilave sözler ekleyerek türküyü orijinal formundan çıkarması/değiştirmesi kolbastı oyununun daha hızlı bir ritimde çalınıp oynanmasıyla sonuçlanmıştır. Bunlar haricinde Trabzon’da bazı kimselerin “biz bu oyunu Türk halk oyunları olarak devlete ve millete benimseteceğiz”, “Erzurum’un barı, İzmir’in zeybeği varsa Trabzon’un da kolbastısı var” veya “bu oyun Trabzon’un bayrağıdır”[4] anlayışıyla; âfâki, bilimsellikten uzak, tartışma ve kavga ortamı yaratmaya müsait iddia ve ifadeler ile yola çıkarak oyunun klasik yapısına müdahale etmeleri, sahne düzenlemesi yaparak içerikten ziyade görsel unsurları öne çıkarmaları kolbastının özünden koparak maddi çıkar ve siyasî beklentiler ekseninde yeni bir mecraya girmesine yol açmıştır. Neticede, günümüzde oynanan kolbastı oyunu pop tarzına dönüştürülerek şöhret kazanmakla birlikte, seyirlik hâle gelen oyun özünden bütünüyle kopma aşamasına gelmiş durumdadır. Bu kısa girişten de anlaşılacağı gibi kolbastı oyununun tarihsel alt yapısı ile müzikal yönü üzerinde durmak; duruma nesnel bir şekilde yaklaşarak katkıda bulunmak bu yazının amacıdır.

Ancak, kolbastı hakkında bilgi vermeden önce bayram ve düğün gibi her türden kutlama ve eğlencede bölgede eskiden beri var olan horon kültürü ile bu kültüre hizmet eden kemençe, davul ve zurna enstrümanlarının hâkim unsurlar olduklarını; tarihsel temele sahip olduklarını; kolbastı oyununun ise daha yakın bir dönemde ortaya çıktığını öncelikle ve özellikle belirtmek gerekmektedir. Bu gerçeği ortaya koyan verilerden bazıları şu şekildedir:1788 yılında Tirebolu’nun Avcılı köyünde Kemençeci Mustafa isimli şahsa ait bilgiler bulunmaktadır[5]. Halkın ödediği öşür/toprak vergisini gösteren 1850 tarihli bir vergi defterinde Şarlı’ya/Beşikdüzü’ne bağlı Yobol köyünde “Kemençecioğlu” bir sülâlenin lakabıdır. Yine aynı tarihte davulcu ve zurnacı adları altında bir çok kişinin varlığı kayıtlara girmiştir[6]. Yani, devlet arşivlerinde bulunan belgelerde horon-kemençe unsurları kendini gösterirken, Kolbastı benzeri bir oluşuma rast gelinmemektedir. Benzer şekilde, Trabzon’da vali olarak görev yapan Kadri Beyin (1892-1903) köy delikanlılarını toplayarak onlara muhtelif horonlar ve bıçak oyunları oynattığı bilinmektedir. Yine mesire yerlerinde gerçekleşen Hıdırellez kutlamalarında horon, davul ve zurna gençleri coşkuya getiren unsurlar olarak anılarda yer almıştır[7]. 1903 tarihli Trabzon Devlet Salnamesinde (Yıllığında) üst tabakadan olmayan halkın horon, kemençe, davul ve zurna ile olan tarifsiz ilişkisi uzun uzadıya anlatılmakta iken[8] Kolbastı oyununun varlığına dâir bir bilgi bulunmamaktadır. Trabzon’un varlıklı bir ailesinden gelen gazeteci-milletvekili Meşveretçi Naci Beyin (1881-1937) milletvekilliği görevinden ayrıldıktan sonra ticaret amacıyla İzmir’e yerleştiği ve Trabzon’dan iş aramak gibi amaçlarla Naci Beyin çiftliğine uğrayan hemşehrilerinin horon oynayarak ve kemençe çalarak memleket hasretini giderdikleri anlatılmaktadır (1925’li yıllar)[9]. Tüm bu belge ve bilgiler bölgede horon, kemençe, davul ve zurna kültürünün yüzyıllara dayalı eski bir gelenek olduğunu ortaya koyarken aynı bilgi ve belgeler kolbastı denilen oyunun varlığına dair en ufak bir işaret vermezler.

Türkiye de halkbilimi üzerine bilimsel çalışmaların başladığı Cumhuriyet döneminde 1926 yılında yapılan ilk derleme çalışmasında Kolbastı Havaları yer almazken 1929[10], 1937 ve 1943 yıllarındaki derleme çalışmalarında kolbastı havalarına rastlanılmıştır[11]. Bu durumda kolbastı oyununun sonradan ortaya çıktığı ve bölge insanı ile olan ilişkisinin yeni olduğu kendini göstermektedir ki, zaten bölgede horon kültürünün hâkim olduğu kesimlerde kolbastı denilen bir oyunun yer edinmemesi bu hâliyle kendi başına önemli bir açıklamadır.

O halde bu oyun hangi şartlar neticesinde ve ne zaman ortaya çıkmıştır?

Oyunun ismi “kolcu” adı verilen güvenlik görevlisini ifade etmekte olduğundan Osmanlı güvenlik teşkilatı hakkında bilgi vermek konunun anlaşılmasına önemli bir katkı sağlayacaktır. Osmanlı devletinin sosyo-ekonomik örgütlenmesine göre, İstanbul’dan taşraya gönderilen valiler (beylerbeyiler) taşradaki yerleşimlerin genel güvenliğinden sorumlu kimselerdi. Valinin maiyetinde bulunan onlarca görevli-kapı halkı-taşranın idarî, malî ve adlî işlerini yürütmekteydiler. Halkın mal ve canlarının korunması vali emrindeki subaşının sorumluluğundaydı. Bunlar yanı sıra kale muhafızlarından sorumlu kale dizdarı yeri geldiğinde iç güvenliğe yardım ederdi. Çarşı ve pazarlardaki esnaf ve tüccarın işlerine bakan İhtisâb Ağası da (emrindeki onlarca görevli ile) halkın can ve mal güvenliğini sağlayan diğer bir görevli idi. Bahsi geçen yetkililer emrindeki onlarca zabit veya kolcu ise güvenlik biriminin en alt kademesinde yer alarak günümüzdeki zabıta, polis ve jandarmanın görmüş oldukları görevi görürlerdi[12]. XVII. yüzyılın başlarında çeşitli sebeplerle ortaya çıkan Celalî köylü ayaklanmaları ve bu vesileyle yaşanan eşkıyalık hareketleri şehir ve kasabaların güvenliğini tehdit edince, daha önce İstanbul’da yaşayan yeniçeri askeri taşraya, şehir ve kasabalardaki kalelere gönderilerek istihdam edilmişler ve bundan sonra yeniçeriler taşranın güvenliğinin sağlanmasında öne çıkmaya başlamışlardır.

Kırsal alanların durumu ise konumuz açısından daha önemlidir. Kırsal alanlarda güvenliğin sağlanması şehirlere göre oldukça farklıdır. Bir köy tımar sistemine bağlı ise tımarlı sipahi ve onun emrindeki cebelü, gulam ve nökerler güvenliği sağlarlardı. Eğer bir köy vakıf köyü ise vakıf mütevellisinin emrindeki adamlar güvenliği sağlarlardı. Bununla birlikte, gerek tımarlı sipahi ve gerekse vakıf görevlileri köylerde bulunmadıkları zamanlarda kethüda adındaki birini kendilerine vekil olarak bırakırlar ve bu kimse köyün bütün sorunlarıyla ilgilenirdi[13]. Ayrıca ıssız alanlarda, dar geçitlerde, köprü gibi yolların birleştiği kavşaklarda devlet, tekke ve zaviyeler kurdurtarak buraların şenlenmesini ve bu vesile ile güvenliğin sağlanmasını amaçlardı. Ancak bütün Osmanlı tarihi boyunca kırsal alanların güvenliğinin tam olarak sağlandığını söylemek mümkün değildir. Bu sebeple köyde yaşayan ileri gelenler; ağalar, beyler veya bunların emrindeki kimseler bazen halka zulmederek ve bazen de halkı devletin kötü niyetli memurlarından koruyarak köylerin her türden işlerinde esas sorumlu kimseler olarak görev görmüşlerdir.

XIX. yüzyıla gelindiğinde klasik Osmanlı güvenlik teşkilatı ciddi bir değişime uğramıştır. Yeniçeri teşkilatının fonksiyonunu yitirmesinden dolayı kaldırılmasından (1826) sonra bir müddet Nizam-ı Cedid askeri (kurl. 1802), Redif askeri (krl. 1834) ve İhtisab Ağaları ve bunların emrindeki kol oğlanları ile kolluk vazifesi görülmeye devam edilmiştir. 1833 yılında muhtarlık teşkilatının kurulmasından sonra şehir ve köylerde muhtarlar güvenlikten sorumlu olmaya başlamışlardır. Bununla birlikte 1844 yılında Zaptiye Teşkilatının kurulması ile günümüzdeki anlamda polis ve jandarma müessesesi teşekkül etmeye başlamıştır[14].

Muhtarlığın kurulmasından sonra ve özellikle de 1846 yılında tımarlı sipahilerin bütünüyle kaldırılması neticesinde muhtar ve yardımcıları köylerde güvenlikten sorumlu hâle gelmişler ve bu yapı Cumhuriyet Türkiyesinin ilk dönemlerinde de devam etmiştir.

Yukarıda verilen bilgileri tütün kaçakçılığı ve özellikle de Giresun taraflarında oldukça yaygın olduğu anlaşılan oturak (muhabbet) alemleri ile birleştirerek işlemek kolbastı oyununun ortaya çıkışını anlamaya yardımcı olacaktır.

Çökmekte olan Osmanlı devletinin Avrupa devletlerine olan borçlarına karşılık kurulan Duyûn-ı Umûmiyye İdaresi ve bu idare altında 1883 yılında kurulan Reji İdaresi “kolcu” kavramına farklı ve ızdırap dolu anlamlar yüklemiştir. Reji idaresinin amacını Osmanlı topraklarında üretilen tütün ve tütün ürünleri gelirlerinin üretim aşamasından satış aşamasına kadar denetlenmesi ve satıştan elde edilen paranın Osmanlı dış borçlarına aktarılması olarak özetlemek mümkündür. Ancak Reji idaresinin üreticiye hak ettiği fiyatları vermemesi, çalışanlarının çoğunun gayrimüslim olması ve bunların halka iyi davranmamaları üreticinin tepkisine neden olmuştur. Rejinin bilhassa üretilen tütünlere düşük ücret ödemesi ve tartı işlemlerinin üreticiyi tatmin etmemesi üreticilerin kaçakçılığa yönelmelerine neden olmuş ve bu vesileyle kaçakçılık bir sanat hâline gelmiştir.

Kaçakçılar üreticiye daha fazla ücret verdiğinden dolayı üreticiler de kaçakçılar ile işbirliğine girince, gelir kaybına uğradığını anlayan Reji idaresi tütün kaçakçılığını kendi oluşturduğu kolcu adı verilen silahlı kadroyla önlemeye kalkışmıştır. Ancak bu sefer de kaçakçılar ile kolcular arasında kanlı çatışmalar yaşanmış binlerce insan-bir tespite göre ülke genelinde 90000 kişi-bu sebeple öldürülmüştür. Kaçakçılık vesilesiyle yaşananlar, reji denince akla kanlı bir mezalim, korkunç bir canavar hayali gelmekteydi ifadesiyle basına yansımıştır. Binlerce insanın öldüğü, binlercesinin sakat kaldığı, karlı dağlarda, kırlarda kaçakçı beklendiği, bir çok insanın bu yüzden zatürre olduğu anlatılanlar arasındadır[15].

Hâl böyle olmakla birlikte, kaçakçılığın önlendiği de söylenemez. Reji idaresi Osmanlı valilerinin desteğiyle şiddetli, sürekli ve emsalsiz takip ve mücadeleye girişmesine rağmen kaçakçılar yine de zekâ, maharet ve cesaretleriyle kaçakçılığa devam etmişlerdir[16]. Reji idaresi kaçakçılığı denetim altına almak için kendi kontrolü dışında kaldığını düşündüğü üretim mahallerinde tütün ekilmesini yasaklayarak ahâlinin işine iyice karışır olmuştur. 1908’lerden sonra ülke genelinde tütün ekiminin bütünüyle yasaklandığı yerler arasında;

-Trabzon başmüdürlüğüne bağlı Sürmene, Gümüşhane ve çevresi ile Erzincan,
-Giresun merkez müdürlüğüne bağlı Giresun ve çevresi,
-Sivas merkez vilayetine bağlı Şebinkarahisar, Mesudiye, Koyulhisar ve çevre yerleşimler yer almaktaydı. Dikkat edilirse Trabzon merkez ile Akçaabat ve çevresinde tütün ekimi yasak kapsamına alınmamış; bununla birlikte Sürmene, Gümüşhane, Giresun, Sivas ve Şebinkarahisar gibi dağlık, engebeli ve ormanlık alanlarda, kısacası ulaşım ve iletişim imkanlarının sınırlı olduğu alanlarda tütün üretimi yasaklanmıştır. Buralarda tütün üretiminin yasaklanmak istenmesinin ardında kaçakçılığın daha çok Doğu Anadolu üzerinden yapılması diğer bir ifade ile sahil kesimleri ve bu kesimlere yakın köylerde yetiştirilen tütünün Giresun, Sivas ve Gümüşhane üzerinden geçirilerek Orta ve Doğu Anadolu’ya (Malatya’ya) ve buralardan da daha aşağılara, Suriye’ye (Halep’e) satılmasının engellenmesi düşüncesi yatmaktaydı. Bahsi geçen alanlarda tütün ekiminin yasaklanması üreticinin kolculara daha fazla tepki göstermeleriyle ve daha fazla vukuâtın ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır.

Trabzon ve çevre yerleşimlerde Sera ve Hacıbeşir dereleri vadilerini takip ederek Ağrit köyü taraflarından Maçka ve Gümüşhane üzerine doğru yapılan kaçakçılık nam salmıştı. Giresun taraflarında ise Giresun, Keşap ve Akköy yerleşimleri kaçakçılıkta öne çıkmışlardı[17]. O devre ait anılar kaçakçılığın çoğunlukla karada ve daha sınırlı olmak üzere denizde yoğunlaştığını göstermektedir[18].

Buraya kadar anlatılanlara göre, karada geçit yerlerini bekleyen ve denizde de (Rusya’ya tütün kaçıran) kaçakçıların peşinde dolaşan kolcular ile kaçakçılar arasında yaşanan mücadelelerin kolbastı oyunun ortaya çıkmasına ilham veren ilk örnekler olduğu söylenebilir. Tüm bu anlatılanlara göre, bir husus kendini açıkça ortaya koymaktadır sanırız. O da kaçakçılar ile kolcular arasındaki mücadelelerin şehir ve kasaba merkezlerinde değil çoğunlukla kırsal alanlarda, dağ veya orman gibi ıssız alanlarda yaşandığı gerçeğidir.

Kolcular veya zabitleri öne çıkaran, türkülere ve hikâyelere girmelerine yol açan daha başka etkenlerde de bulunmaktadır. Kız kaçıranlar, kırlarda bayırlarda oturak alemleri düzenleyerek içkili-kadınlı muhabbet yapanlar, Cumhuriyet devrinde sıkça görüldüğü gibi ormanlardan kaçak ağaç kesip götürenler ve silah kaçakçılığı yapanlar da kolcuları uğraştıran unsurlar arasındadır. Bu nedenle kolcuların sadece tütün kaçakçılığı nedeniyle halk nazarında yer edindikleri, türkülere ve hikayelere konu oldukları söylenemez.

Osmanlı şehir ve kasabalarında idarî ve adlî merciler bütün unsurlarıyla bulunmakta ve görev yapmakta olduklarından kanuna aykırı hareketlere girişenler cezalarını kısa zamanda bulabilmekteydiler. Bununla birlikte kırsal alanlarda durum böyle değildi. Suçluların bulunması aylar, yıllar almakta ve bazen de hiç yakalanamamaktaydılar[19]. Dolayısıyla kanuna aykırı hareketlerin şehir ve kasabalardan uzakta, şehir dışında, kırsal alanlarda, yaylalarda daha rahat gerçekleşmesi burada anlatılanların ortak paydasıdır. Bu bağlamda 1900’lü yıllarda Giresun dolaylarında çapkınların, bıçkınların ve kimi delikanlıların uygun barınaklarda, evlerde, dere kıyılarında çalgılı eğlenceli oyunlar tertip ettikleri, yapılan eğlence eğer yerleşim birimleri yakınındaysa kolluk güçlerinin baskınına karşı gözcü diktikleri, gözcünün baskını kol geliyor tümcesiyle bildirdiği ve yeme, içme, çalgı, oynama ve oynatmanın tümden durmayarak önlem olarak sesin azaltılıp devinimlerin yavaşlatıldığı…anlatılmakta ve kolbastının adını bu eğlence biçiminden aldığı ifade edilmektedir[20].

Benzer şekilde 1913 yılında Giresun’un Bektaş yaylasında kadın oynatan altı kişinin Jandarma ile çatışmaya girdiği devlet kayıtlarında yerini almıştır[21]. Müzik ve Halkbilimi konusunda ülkemizin önde gelen araştırmacılarından Mahmut Ragıp Gazimihal’in Türk Halk Oyunları Kataloğu’nda Kolbastı Havaları ve karşılamalara örnekler verilirken kaynak olarak Giresun, Bulancak ve Görele isminin geçmesinin yanı sıra kolbastının Giresun’a ait olan dere boyu kavaklar ve sokak başı meyhane türküleri müziğiyle icra edilmesi kolbastı oyununun ilkin Giresun taraflarında ortaya çıkmış olduğuna kanıt olarak gösterilmektedir[22]. Bu bilgi ve belgeler yanında Giresun’da Kolbastı/Metelik adı altında bir oyun ve bu oyuna ait bir müziğin bulunması[23] kolbastı oyununun Giresun taraflarıyla olan ilişkisini kuvvetlendirmektedir. Benzer şekilde, yine Giresun’da kolbastı tarzında oynanan Fingil havası (Kol Ağası) oyununun mevcudiyeti söz konusudur. Tüm bu bilgiler, kolbastı oyununun Giresun dolaylarıyla olan bağının Trabzon’a göre daha ağır basmakta olduğunun göstergeleridirler. Ancak, bölge genelinde oturak alemlerinin sadece Giresun’da gelenek olduğu söylenemez. Bu bağlamda Lermioğlu’nun Kadın Oynatmak-Kır Alemleri başlığı altında, kitabında anlattıkları önemlidir. Lermioğlu, bu alemlerde kadın getirmek, oynatmak, bunları rakiplerden ve baskından (kolcudan-zaptiyeden) kurtarmak delikanlılıktan kabul edilirdi (…) gerek tütün kaçakçılığında ve gerekse böyle kır eğlencelerinde ölen gençlerin sayısı, sayısız savaş meydanlarında şehit olan ilçe (:Akçaabat) gençlerinden daha fazla bir yekûn tutardı diyerek durumun vahâmetini özetlemektedir[24].

Bütün bu bilgi ve belgelere göre kolbastı oyununun iddia edildiği gibi Trabzon’un Faroz mahallesinde, yani bir şehir yerleşiminde, şehrin ortası sayılabilecek bir mahalde ortaya çıktığını iddia etmek güçleşmektedir. Bir oyunun her hangi bir mahalde ilk olarak oynanması bu oyunun ilkin o mahalde ortaya çıktığı anlamına gelmeyeceğini belirttikten sonra kolbastı oyununun kırsal alanlarda özellikle tütün kaçakçıları ile zaptiye, kolcu veya jandarma arasında yaşanan mücadeleler neticesinde, 1900’lerin ilk birkaç on yılında, Osmanlı devletinin sona ermekte olduğu yıllarda ortaya çıkmaya başladığı ve zamanla oturak alemleri ve bahsi geçen diğer kaçakçılık türleri sayesinde gövdesine yeni unsurlar ilave ederek günümüze kadar geldiği anlaşılmaktadır.

Giresun kırsalının toplumsal yapısı hakkında kısa bir bilgi vermek yukarıda belirtilenleri anlamaya yardımcı olacaktır. Giresun’un şehir içi gibi bazı yerleşimleri hariç, şehir dışında kalan kırsalın 1300’lerden beri buralara gelerek yerleşen Çepni Türklerinin göçleri ile dolduğu araştırmalar ile sabittir[25]. Çepniler yaşayış i’tibârıyla, i’tikaden Sünnî anlayışa nispeten uzak ve daha çok Orta Asya etkisinde kalan Alevî-Bektaşî geleneklerine bağlı Türkmen topluluklarındandır. Bunların kendi hâlinde yaşamaya düşkün oldukları, devletin kanun ve kurallarına riâyet etmeyi pek sevmedikleri, genelde kırsal alanlarda yaşayarak hayvancılıkla uğraştıkları, aile içi ve kadın-erkek ilişkilerinde bölgede yaşayan (sünnî İslâm etkisindeki) diğer topluluklara göre daha rahat/serbest bir yaşam tarzına sahip oldukları, buna bağlı olaraktan içki ve eğlenceye düşkün oldukları bilinmektedir. Bu bağlamda, Çepnilerin oturak alemleri ve benzeri eğlencelerle ki, bu eğlenceler Osmanlı devrinde yasak kapsamındadır, sıklıkla kolcuların takibine/baskınlarına uğrayacakları göz önüne alındığında kolbastı ve fingil-metelik havası (:Bel kırma) tarzındaki oyunların bölgenin bu taraflarında ortaya çıkma ve daha bir gelişme imkânı bulmaları anlaşılır olmaktadır.

Tüm bu açıklamalardan sonra kolbastı oyunu ve bu oyun çevresinde ortaya çıkan tartışmaları lâyıkıyla açıkladığımız doğal olarak söylenemez. Bu münasebetle bir çok soru sorulabilir. Mesela, yukarıda verilen bilgilere göre kolcularla girişilen çatışmalar çoğunlukla dağlık ve ıssız geçit yerlerinde gerçekleşmiş olmasına rağmen kolbastı oyunu bölgede neden kırsal alanlarda bilinmiyor da Giresun ve Trabzon’un sahil kesimlerinde biliniyor veya oynanıyor[26], bu bir çelişki değil midir? Bu soruya, bölge kırsalında eski bir gelenek olan horon kültürünün baskın bir kültür olmasından dolayı kolbastı oyununun ortaya çıkması için gerekli olan şartların olgunlaşamadığı gibi bir cevap ile (şimdilik) karşılık verilebilir.

Başka önemli bir soru daha sorulabilir: Eğer kolbastı Giresun taraflarında ortaya çıkmışsa Trabzon yerleşimleri içerisinde bu oyun neden özellikle Faroz’da gelenekselleşmiştir? Bu soruyu ya da sorunu Farozluların balıkçı, gemici olmaları, deniz taşımacılığı ile olan tarihî bağları, Faroz’un bir balıkçı mahallesi olması ile açıklamak mümkündür. Geçmişten Cumhuriyet devrinin ortalarına kadar Karadeniz’deki sahil yerleşimlerinin birbirleriyle olan ulaşım ve iletişiminin çoğunlukla deniz yolu vasıtasıyla sağlanmış olduğu arşiv belgeleriyle sabittir (Aygün 2005, II. Bölüm). Balıkçılar veya gemiciler yakın veya uzak mahallere giderek başka kültürler ile tanışma ve bu kültürleri yaşadıkları yerlere taşıma fırsatı bulan grupların başında gelmekteydiler. Bu nedenle, Giresun taraflarındaki kolbastı oyununu müziği ile birlikte Trabzon’a taşımaya, tanıtmaya ve geliştirmeye en müsait mahallenin Faroz mahallesi olması kadar doğal bir sonuç olamaz diye düşünmekteyiz. Bu düşünce ve tespitimizi Sürmene örneği ile desteklemek mümkündür aynı zamanda. Bilindiği gibi Sürmene’de oynanan Sürmene Sallamasının horon değil de, karşılama türünde bir oyun olduğu ve bölgeye sonradan girdiği halk oyunlarıyla ilgilenenler tarafından kabul edilmektedir. Sürmene sallaması Giresun’da hâlen oynanan Giresun Karşılaması ve Tüfekli Çandır Karşılaması adı verilen karşılama türü oyunlara oldukça benzeyen ve pek büyük bir ihtimalle yine Giresun’dan etkilenerek/alınarak oynanan bir oyun özelliği göstermektedir. Sürmene, Doğu Karadeniz sahillerinde Ünye’den sonra deniz taşımacılığında söz sahibi olan bir yerleşim olduğundan ve bu özelliği bölgeyi gezen seyyahlar tarafından anlatıldığından dolayı[27], Sürmene ile Faroz arasında işlevsel açıdan bir benzerlik kendini göstermektedir. Neticede, Trabzon sahiline komşu olan mahalleler içerisinde han, bedesten, liman, çarşı, pazar ve meydan gibi iktisadî öneme sahip alanlara veya mekânlara en uzak kalan sahil mahallesinin Faroz olduğu ve bu sebeple Faroz sakinlerinin gemicilik ve balıkçılıkla geçinmekten başka fazla seçeneklerinin bulunmadığı göz önüne alındığında, bir çeşit deniz gezgini konumunda olan Faroz balıkçılarının/gemicilerinin uğradıkları diğer iskele yerleşimlerinde gördüklerini, işittiklerini kendi mahallelerine aktarmaları beklenilen/olması gereken bir gelişmedir.

Sonuç Yerine

Şüphesiz kültür ile alakalı böyle bir olgunun ne zaman, nerede ve ne şekilde ortaya çıktığının tespit edilmesi matematik hesabıyla ortaya konulamaz. Bu nedenle, kolculukla ilgili her türden veriyi (bilgi, belge, anı) analiz ederek bir sonuca varmaktan başka seçenek bulunmadığını-konu ile ilgili araştırmaların devam etmesi hâlinde başka sonuçlara ulaşılabileceğini ve bu sonuçların ise burada takip ettiğimiz yaklaşımı boşa çıkarabileceğini-belirtmek gerekir. Buraya kadar ele alınan bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde, 1900’lü yılların başlarında tütün kaçakçıları ile kolcular arasında yaşanan mücadeleler sonucunda kolcu ve kolbastı kavramlarının halk nezdinde yer edinmeye başladığı; ağıtlara, şiirlere, hikâyelere ve türkülere girdiği, zamanla bu mücadelelerin figür anlamında şekillendiği; köylünün, köyünün yanı başındaki ormandan yararlanmasına karşı çıkan kolcu ile arasındaki mücadelenin yanı sıra oturak/muhabbet âlemleri (eğlence meclisleri) sebebiyle yaşanan mücadelelerin de şekillenmekte olan bu oyuna/temsile önemli katkı yaparak ona son hâlini verdiği söylenebilir. Kolbastının kültür etkileşimi neticesinde Giresun ili dışına taşınarak veya Giresun’dan alınarak Trabzon’da (horon kültürünün tüm unsurlarıyla ve lâyıkıyla bilinmediği-kök salmadığı sahil yerleşimlerinde) benimsendiği ortadadır.

Yrd. Doç. Dr. Necmettin AYGÜN [1]

Dipnotlar:

[1] Aksaray Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi. Bu çalışmayı 2009 yılı ortalarında hazırlamıştım. Ancak, konu ile ilgili tartışmaların alevlendiği, ilgili ilgisiz herkesin konu hakkında mütâla’ât (etraflıca düşünmeler) ve mülâhazât (değerlendirmeler) aşamasında olduğu bu dönemde çalışmanın yayımlanmasını bekleterek ortamın sakinleşmesini, akl-ı selimin (sağ duyunun) hâkim olmasını bekledim (n.aygün. 23 Eylül 2011).
[2] Ayhan Yüksel, Kolbastı Tartışmaları ve Geçmişte Bir Yolculuk, bkz. http://www.serander.net/karadeniz-halk-oyunlari/222-kolbasti-tartismalari-ve-gecmiste-bir-yolculuk.html (17.09.09).
[3] Işık Atakan, Trabzon Kolbastı Oyunu, bkz. http://www.serander.net/isik-atakan/46-trabzon-kolbasti-oyunu.html (17.09.09).
[4] Kolbastı Ustasından Açıklama, bkz. http://www.haber61.net/news_detail.php?id=32618 (17.09.09). Bir oyunun halkoyunları olarak kabul edilebilmesi için oyunun en azından birkaç alt-oyunun birleşiminden meydana gelmesi, yediden yetmişe herkes tarafından oynanabilecek bir yapıya (forma) sahip olması, belli bir havzanın her bir kesiminde yaygın olarak oynanması (sadece sahil kısmında değil), her bir oyun için sabit ve bilinen müziklerin bulunması, oyunların icra edildiği kemençe gibi sabit ve bilinen enstrümanların bulunması ve üç aşağı beş yukarı oyunculara ait bir kıyafet birliğinin olması gibi unsurlar gerekmektedir. Bu bağlamda, kolbastı temsilini “halkoyunları” içine alarak lanse etmek mümkün görünmemektedir.
[5] Ayhan Yüksel, Tirebolu (1788-1858), İstanbul 2003, s.53.
[6] Necmettin Aygün, “XIX. Yüzyılın Ortalarında Trabzon’da Sosyal Ve İktisadi Yapı”, Karadeniz Araştırmaları, Cilt 5, Sayı 17, Bahar 2008, s.110.
[7] Mesut Çapa-Rahmi Çiçek, Yirminci Yüzyıl Başlarında Trabzon’da Yaşam, Trabzon 2004, s.26, 33.
[8] Devletin yayını olan 1903 yılına ait Salname-i Vilayet-i Trabzon’da, Trabzonluların kemence müziği ve horon oyunu-Osmanlı şehirlisi bir kimseye âit bakış açısıyla anlatılmakla, hakir (bayağı-âdi) görülmekte, beğenilmemektedir: “Köy düğünlerinde davul zurna gibi kaba sabaşiler (delikanlılıkla ilgili-hevâ ve nefsî tavır ve davranışlar) görülür; kemençenin saatlerce devam eden mütereddid (gidip-gelen-kararsız: düzensiz) ahengi sema-hıraş (mevlevî dervişlerin dönerek yaptıkları zikri andırır biçimde) olur. Bazı kimseler rutubetin tesirât-ı mezarresi (:ısırması:etkisi) neticesi olarak bu taraflarda güzel sesli adamlar bulanamıyacağını söylüyorlar. Bu sözün ne dereceye kadar doğru olduğunu anlamak pek kolay değilse de elli binden ziyade nüfûsu câmi olan koca Trabzon şehrinde güzel sesli bir adama tesadüf edilememesi hakikaten şayan-ı istigrabdır (şaşırtıcıdır). Sada müzikisinin mevcut olmadığı bir yerde ise saz müzikisinin de görülemiyeceği aşikârdır. Bazı merasim-i mahsusada (özel törenlerde-kutlamalarda) kemençenin yeknesak (tekdüze: aynı formda devam eden: değişmeyen) ahengine uyup şarkı okuyan bir adamı görüp de Şeyh Sadi’nin ‘canım sıkılır keyifsiz olduğum zaman/Mızrabın sazdan çıkardığı ses bana ölmüş babamın avazası gibi na-hoştur’ kıtasını tahattur etmemek (hatırlamak) kabil olamaz. Mamâfih bu adamların zurna ve kemençe ahengine tatbiken icra ettikleri tegannilerden (şarkı söylemelerinden) biz bir şey anlayamadığımız, hatta dinlerken dûçâr-ı kasvet olduğumuz (kasvete, sıkıntıya, ızdıraba tutulduğumuz) hâlde, kendileri pek ziyâde telemmüz etmektedirler (:tat almaktadırlar) ki, bu ahenk-i mutarrede (uzayıp giden) saatlerle devam ederler ve devam ettikçe şevklenirler. Etrafdan bu nağme-i tahammül-güdazı (tahammül kaldırmayan nameyi) işitip toplanan köylüler daire-i raksı (horon halkasını) tevzi ettikçe ederler (halkayı toplanarak gittikçe büyütürler). Bu ise ülfet ve i’tiyâddan (:alışkanlıktan) başka bir şey değildir bkz. Salname-i Vilâyet-i Trabzon, h.1320, Trabzon Vilâyet Matbaası, s.113’ten naklen Kudret Emiroğlu, “Trabzon’da XIX. Yüzyıldan XX. Yüzyıla Kahvehane ve Kitabevi Bağlamında Toplumsal Tabakalanma Kültür ve Siyaset”, http://www.trabzon.tv/dosyaAyrinti.aspx?dsyid=28&yzrid=1 (16.09.09).
[9] Ali Birinci, “Meşveretçi Naci Bey Ve Gazetesi”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 5, Trabzon 2008, s.144.
[10] 1929 yılındaki derleme çalışması Trabzon, Rize, Erzincan ve Erzurum için gerçekleşmiştir bkz. Ahmet Çakır, Tozlu Adımlar, Ankara, 2009, s.120.
[11] http://www.giresunpostasi.net/haber.php?haber_id=1756 (17.09.09).
[12] Zabitler ve kolcuların görev alanları çeşitlilik arz etmekteydi. Mesela 1838 yılında İstanbul gümrüğüne karadan gelecek malların kaçırılmaması için altı kişi kolcu olarak görevlendirilmişti bkz. Necmettin Aygün, Trabzon Gümrüğü 1750-1800, Gazi Üniversitesi Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2007, s.77.
[13] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu 1300-1600, İstanbul 2004, s.115-123.
[14] Musa Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, Ankara 1991, s.61, 120, 317 ve Nadir Özbek, “Osmanlı İmparatorluğunda İç Güvenlik, Siyaset ve Devlet 1876-1909”, Türklük Araştırmaları Dergisi, sayı 16, İstanbul 2004, s.59-95.
[15] “Binlerce telef olan nüfûs-ı ahâliden sönen ve kapanan ocaklardan ve bu yüzden çekilerek Avrupa’ya gitmiş milyonlarca servet-i memleketten duyduğu acılar asırlar geçmiş olsa bile unutulur vakayi’-i elimden değildir” denilerek Reji idaresi ve kolcular sayesinde halkın çektiği sıkıntılar özetlenmiştir bkz. Mehmet Akpınar, Reji İdaresi 1908-1925 (Karadeniz Teknik Üniversitesi Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Trabzon 1998, s.36.
[16] Trabzon Valisi Kadri Bey, kaçakçıları bu işten vazgeçirmek için akla hayâle gelmez tedbirler alan bir vali idi. Ancak kaçakçılar onu dahi atlatmasını bilirlerdi. Anlatılır, bir gün meşhur bir tütün kaçakçısı Kadri Beye haber göndermiş, “beni takip ettirmekten vazgeçsin, ben istesem onun gözü önünde tütün kaçakçılığı yaparım, O farkına bile varmaz”. Bu haberden birkaç gün sonra Kadri Bey, Bakioğlu kahvesinin önünde (Meydan’da) otururken önünden bir cenaze alayı geçer. Cenazeye hürmeten Kadri Bey de halkla beraber ayağa kalkar ve alay yoluna devam eder. Ertesi gün, aynı meşhur kaçakçı Kadri Beye haber gönderir, “dün önünüzden geçen tabutta ölü yoktu. Sizin bile hürmetle ayağa kalktığınız tabut kaçak tütünle dolu idi”. Kadri Bey durumu araştırır ve gerçekten böyle olduğunu öğrenir. Bu dönemde halkın kaçakçılığa yönelmesinin sebepleri ve kaçakçılık şekli ve usulleri için bkz. Hatıralarda Trabzon’un Yakın Tarihi (Haz. M. Akif Bal), Trabzon 2004, s.35.
[17] Mehmet Akpınar, a.g.t., s.45-77.
[18] Muzaffer Lermioğlu, Birinci Genel Savaş ve Hicret Hatıraları (Akçaabat Tarihi), s.19, “Nalbant Ali” örneği için bkz. s.52.
[19] Bölgedeki eşkıyalık hareketleri için bkz. Necmettin Aygün, Onsekizinci Yüzyılda Trabzon’da Ticaret, İstanbul 2005, s.28-53.
[20] Giresun ve çevre kültürü üzerine araştırmaları ile tanınan Hayrettin Günay’ın ifadeleri için bkz. http://www.giresunpostasi.net/haber.php?haber_id=1756 (17.09.09).
[21] Oturak âlemleri Anadolu’nun hemen her yerinde görülmekteydi. Bu âlemlerde içki, raks, saz, söz, kadın vardı bkz. Kudret Dağlı, Kol Havaları (İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1993’ten naklen Ayhan Yüksel, Giresun Yazıları, İstanbul 2002, s.261.
[22] http://www.giresunpostasi.net/haber.php?haber_id=1756 (17.09.09).
[23] http://www.serander.net/karadeniz-videolari/285-mehmet-gundogdudan-metelik-kolbasti-havasi.html (16.09.09).
[24] Lermioğlu, a.g.e., s.77.
[25] Ayrıntısı için bkz. Faruk Sümer, Tirebolu Tarihi, İstanbul 1992, s.51-58 ve İbrahim Tellioğlu, Doğu Karadeniz’de Türkler, Trabzon 2004.
[26] Ayhan Yüksel, Kolbastı Tartışmaları ve Geçmişte Bir Yolculuk, bkz. http://www.serander.net/karadeniz-halk-oyunlari/222-kolbasti-tartismalari-ve-gecmiste-bir-yolculuk.html (17.09.09).
[27] Aygün, a.g.e., s.128.

Yrd. Doç. Dr. Necmettin AYGÜN

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi
Karadeniz Tarihi ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Karadeniz Halk Kültürü ile ilgili bilmedikleriniz Serander.Net'te!

Gezi & İnceleme

Karadeniz Gezi & İnceleme
Karadeniz hakkında Gezi İnceleme yazılarıyla çok şey bulacaksınız.

Karadeniz Türküleri

Karadeniz Türküleri
Karadeniz Türküleri ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Röportaj ve Söyleşiler

Röportaj & Söyleşi
Röportajlarımız ve Söyleşilerimizi keyifle okuyacaksınız...