Serander.Net | Karadeniz Kültürü... Karadeniz tarihi, kültürü ve folkloru!

Cts12202014

Son GüncellemePer, 13 Kas 2014 1pm

Back Buradasınız: Ana Sayfa Karadeniz Kültürü Kültür & Sanat Sürmene Bıçağı: Bıçak var, Sürmene Bıçağı var

Sürmene Bıçağı: Bıçak var, Sürmene Bıçağı var

Sürmene Bıçağı

Bıçağın Sürmene ile anılması aslında çok yeni. Bıçağı Sürmene kültürüne hediye eden bir ustalar bugün hayatta. Demiri tavında dövdüler, Sürmene bıçağını ürettiler. İşte Sürmeneli iki bıçak üstadından-

Sürmene bıçağının gerçek öyküsü. Bıçağın Sürmene ile anılması aslında çok yeni. Bıçağı Sürmene kültürüne hediye eden bir ustalar bugün hayatta. Demiri tavında dövdüler, Sürmene bıçağını ürettiler. İşte Sürmeneli iki bıçak üstadından Sürmene bıçağının gerçek öyküsü.

Bıçak var, Sürmene bıçağı var

Sürmene ile bıçak aynı öykünün iki öznesidir. Birbirlerine zararı olmayan, birbirini bileyen iki unsur. Tabir-i caizse Sürmene, bıçağın bilenilen yeridir. Trabzon; tarihi ve kültürüyle çok eskilere dayanan; o tarihten ve kültürden beslenen bir şehir tablosu oluşur zihinlerimizde.

Oluşan kültürel miras, domino taşları gibi farklı eller tarafından tek tek yerli yerine koyulmuş olsa da, oluşan çok renkli tabloda o ellerin izleri kalmıştır. Kalaycılarda, bakırcılarda, Sürmene’de bıçakçılarda. Sürmene’deyiz. Yeşil Sürmene’de.

Sürmene Bıçağı

(Sürmene Bıçağı)

En az bıçağı, bıçakçı ustaları kadar keskin görülesi yerleri vardır. Çamburnu vardır, Çivra vardır, Zarha Dağı vardır. Vardır da bıçakçılara uğramadan, kösreleri çevirmeden hiçbir yere gitmek yok. Ellerinden binlerce bıçak geçen ama ellerinde bıçak yarası değil de nasır izi bulunan, el yapımı bıçak ustalarına uğramadan Sürmene gezilir mi?

Bir kere bugün Sürmene’de modern koşullardaki bıçakçılık belli bir kesimin geçim kaynağını oluşturuyor. Bıçak dışında ne var derseniz, çay ve biraz da fındık. Sürmene her ne kadar küçük bir ilçe olsa da bıçakçılık ilçe için bir katma değer hem de ilçenin dışa açılan tanıtım unsuru. Sürmene ismi kullanıldığında; ardından bıçak sözcüğü zikrediliyor. Bıçak tabiî ki sadece Sürmene’de yapılmakla sınırlı değil, birçok yerde bıçak yapımı mevcutken, neden Sürmene bu zanaatla özdeşleştiriliyor? Sürmene’de yapılan bıçağın özelliği ne ki, bıçak denildiğinde akla ilk onun ismi geliyor? Bu soruların cevaplarını, zanaatı icra eden marifetli ellerin sahiplerinden dinlemek daha doğru olur sanırım.

(Sürmene Bıçağı yapmakta olan ustalarımız...)

Mustafa Köralioğlu 87 yaşında, bıçak ustalığından emekli oldu. 60 senesini bıçağa verdi. on yıl önce de ‘yeter, benden bu kadar’ dedi ve kenara çekildi. Artık ateşin başında çocukları var. Bıçakçılığı anlatması için ocağın başına geçiyor ve ‘çocuklar’ diyor;

“Eskiden zanaat yoktu. Büyükler, ‘zanaat yapmayın, günahtır; denizcilik, katırcılık sevaptır bunları yapın’ dererdi. Eskilerimiz sanatla uğraşmaz, sanat işleri Rumlar’ındı. Bıçakçılık Rum sanatıdır. Ben de Rumlardan zanaatı öğrenen Mustafa Saitoğlu ile Mahmut İspiroğlu’ndan öğrendim bu mesleği.

Mahallemizde elli altmış hane bu işle uğraşırdı. Şimdi beş on hane ya var ya da yok. Vagon raylarında ya da köprülerden aldığımız demirleri sırım sırım yarar, sonra ocakta dövüp bıçak yapardık. Bıçakların iyi kesmesi için demire su verme işlemi var ya, o işi biz eskiden yunus yağı ile yapardık. Sürmene’de yunus balığı avlanırdı, yağı çıkarılır satılırdı, o da yasaklandı 1950’lerde. Yunus yağıyla suyu verilen bıçak çok iyi keserdi. Vagon demirlerinden yaptığımız bıçaklar paslanırdı ama çok iyi keserdi, paslanan çelik iyidir, iyi keser.

Şimdi yapılan bıçaklar paslanmaz, kullanılan malzeme ithal çeliktir, içinde krom olduğu için paslanmaz ama eski bıçaklar gibi de kesmezler. O zamanlar teknoloji yok, her şeyi elimizde çekiçle, eğeyle apardık. Şimdi teknolojiyle her şey çok kolaylaştı. Eskiden uğraştığımız gibi zorluklar yok. Malzeme Fransa’dan hazır geliyor, tesviye, bileme işlemleri makinelerle hemen yapılıyor. Eskiden bir kişi günde 10 tane bıçak yapabilirken şimdi 20–30 tane yapabiliyor. Bu sanat değerliydi, şimdi değil.”

Sürmene Bıçağı

(Sürmene Bıçağı)

Atatürk’ün beğendiği bıçak Sürmene bıçağı

Mustafa dedenin anlattıkları bize bir şeyi hatırlatıyor. Teknoloji gelmiş el yapımı bıçak, aynı Mustafa dede gibi emekli olmuş. Bu diğer her sektörde böyle. Çelik, teflon gelmiş, bakır emekli olmuş, elyaf gelmiş pamuk yorganlar ve yorgancılar iğneyi yüksüğü bırakmış. Mustafa dede gibi Süleyman dedemiz de bilindik bıçakçılardan. Sanatı sağlık sorunları sebebiyle 75 yaşında bırakmak zorunda kalan Süleyman Demir, bu işi usta-çırak usulü öğrenmiş.

Çocukları büyüyüp yetişene kadar, eşiyle beraber devam etmiş bu işe. Dört oğlu da babalarından öğrendikleri sanatı, baba ocağından ayrılana kadar icra etmişler. Haa bu arada, bıçakçılık dediğimiz zaman bunun içinde sadece bıçak yapımı yok: Her türlü bıçak çeşidinin yanında ki bunlar; ekmek bıçağı, meyve bıçağı, kasap bıçağı, türlü şekil ve boyutlardaki çakı bıçağının yanında, orak, makas yapımını da kapsamaktadır. Bu aletlerin hepsinin yapımı genel olarak bıçakçılık olarak adlandırılıyor.

Çıraklık dönemini atlatıp usta mertebesine çıkan Süleyman ustanın, 16–17 yaş dönemlerinde yaptığı bıçaklar, Atatürk’e kadar ulaşmış, onu beğenisini bile kazanmış. İzmir Fuarının açıldığı ilk yıl, kendi değerleriyle fuara katılan Sürmeneli ekip, giderken yanlarında Süleyman ustadan bizzat kaymakamın yapmasını istediği bıçakları da getirirler, fuarda sergilenen bu bıçaklar çok beğenilir. Süleyman usta yaptığı bıçaklara özel motifler işlemiş, üzerlerine Sürmene yazısını kazımış -ki bu Sürmene’de daha önce kullanılmamış bir yöntemdir-. Bıçakların üzerine yazılan bu isim aynı zamanda, Sürmene Bıçağı deyiminin ortaya çıkmasına da vesile olmuştur.

(Sürmene bıçağının yapım aşamalarından bir kare...)

Sürmene’ye asıl ününü kazandıran, Sivri denilen Sürmene Gaması, diğer adıyla Oluklu Gama yapımının yasaklandığı 1950’li yıllara kadar bıçak yapımına devam eden usta bu tarihten sonra tamamen çakı yapımına yönelmiş. Çakı yapımında kullanılan malzemeye yeni bir şeyler ekleyerek o zamana kadar kullanılmayan malzemeleri devreye sokmuş. Çakı ya da bıçak saplarının yapımında genelde olarak manda ve sığır boynuzu, ya da bu hayvanların kemikleri kullanılırken o, pirinci (sarı metal), mikayı kullanmış, çeşitliliğin yanında, görsel zenginliği de artırmıştır.

Süleyman usta bir ömür geçirdiği ocağa uzak kalsa da onun yüreği hala tavını almış kor demiri örste dövüp bıçak haline getirecek kadar genç.

Maçkalı kalaycılardan aldığımız selamı Sürmeneli bıçak ustalarına, bıçak üstatlarına ilettik. Bu selamın başımızın üzerinde yeri var. Bıçak var Sürmene bıçağı var. Bin bir çeşit bıçak üreten bıçak fabrikaları var; bir de Mustafa amca ile Süleyman amca var. Birisi demişti, kim demişti bilmiyorum ama güzel demişti:

“Teknoloji değişir, aslolan insandır.”

Yazı ve Fotoğraflar: Selami ÖKSÜZ

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir. * Bu yazı daha önce Trabzon Kültür, Sanat ve Yaşam Dergisi'nde (Sayı 6, Sayfa 26-28) yayınlanmıştır.

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi

Karadeniz Tarihi
Karadeniz Tarihi ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)

Karadeniz Folkloru (Halk Bilim)
Karadeniz Halk Kültürü ile ilgili bilmedikleriniz Serander.Net'te!

Gezi & İnceleme

Karadeniz Gezi & İnceleme
Karadeniz hakkında Gezi İnceleme yazılarıyla çok şey bulacaksınız.

Karadeniz Türküleri

Karadeniz Türküleri
Karadeniz Türküleri ile ilgili en geniş bilgiler Serander.Net'te!

Röportaj ve Söyleşiler

Röportaj & Söyleşi
Röportajlarımız ve Söyleşilerimizi keyifle okuyacaksınız...