| "Picoğlu OSMAN-Odeon Yılları" Albümü 16 Nisan'da Çıkıyor! |
| Karadeniz Müziği |
| Yazar Editör |
| Pazartesi, 13 Nisan 2009 10:46 |
|
ODEON Müzik, “Adanalı Aziz Şenses – Odeon Yılları” albümünden sonra, ODEON KOLEKSİYON, Türk Halk Müziği serisine, bugüne kadar hiçbir solo CD’si yayımlanmamış olan “PİCOĞLU OSMAN – Odeon Yılları” ile devam ediyor. 1930’lu yılların sonu ile 1940 yılların başlarında şirketimizde taş plaklara kaydedilen Kemençenin Ordinaryüsü PİCOĞLU OSMAN türküleri, bu albümde biraraya getirilerek müzik severlerin beğenisine sunuluyor. 1901 yılında Doğu Karadeniz’in kıyı kasabası olan Giresun - Görele’de dünyaya gelen sanatçı, yöre kültürünü yansıttığı kemençesi ve ustasının kendisine kızarak takmış olduğu lakapla, Karadeniz başta olmak üzere yurdun her köşesinde büyük bir üne kavuşmuştur. Küçük yaştan itibaren kemençe çalmaya başlamış olan PİCOĞLU OSMAN, eserlerinde o kadar ustaca yorumlamalar yapmıştır ki; günümüzde Kemençenin Ordinaryüsü olarak anılır. ‘Giresun Eşref Bey şarkısı, Romiko, Metelik Kolbastı’ önemli eserlerindendir. 1924 yılında Atatürk’ün Trabzon gezisi sırasında, Atatürk’ün huzurunda kemençe çalan PİCOĞLU OSMAN, Ulu Önder Atatürk’ten de büyük övgü alır. Ölümünün üzerinden 63 yıl geçmiş olmasına rağmen, hala kemençe deyince ilk akla gelen isimlerden olan ve 1946 yılında aramızdan ayrılan sanatçımızı rahmetle anıyoruz. Son günlerde çok meşhur olan “Kolbastı” nın orijinali “Metelik Kolbastı”nın da yer aldığı bu albümde bulunan sade ve eşsiz eserler, taş plaklarından günümüze taşınarak, 10 türküden oluşan bu CD ile gelecek nesillere aktarılıyor. ![]() Albümdeki Türküler 1-Giresun Eşref Bey Şarkısı ODEON MÜZİK Tel: 0212 422 1037 ALBÜM SUNUM METNİ: Sadi Yaver Ataman’ın “Karadeniz kemençesinin usta sanatçılarından biri idi, hatta gelmiş geçmiş kemençecilerin en ustasıdır diyenler de vardır” diye söz ettiği Piçoğlu Osman, 1901 yılında Doğu Karadeniz’in bir kıyı kasabası olan Görele’nin Daylı köyünde doğdu. Daylı köyü, şair-yazar Hasan Âli Yücel’in dedesi Posta ve Telgraf Nazırı Hasan Âlî Efendi’nin de köyüdür. Babası Gökçeoğulları’ndan İsmail Efendi, annesi Cındıkoğulları’ndan Esma Hanım’dır. Kaynak kişilerin ifadesine göre “etine dolgun, orta boylu, başından şapka eksik olmayan” birisiydi. Daylı köyü Türkistan Horasanı’ndan yola çıkanların “Türkmen muhacereti” sırasında “yurt tutulan” yerleşim yerlerinin içindedir. Buraları yurt tutanlar başta Çepniler olmak üzere diğer Türkmen boylarıdır. Giresun, Tirebolu, Görele ve Vakfıkebir’e yerleşen bu Türkmenler beraberinde “kemençe”lerini ve ozanlık geleneğini de getirdiler. Konar-göçer hayat tarzından yerleşik hayata geçtiklerinde de yanlarından ayırmadıkları kemençeleri, günlük hayatlarında, düğün-derneklerinde, horonlarında, 400 yıldan fazla bir sürede “otçu göçü” denilen ve bayram olarak nitelenen yaylaya çıkışlarında kendilerine eşlik etti. İşte, Piçoğlu Osman, yöre kültürünü özellikle kemençe ile ifade eden böyle bir ortamda doğdu. Bulunduğu ortam nedeniyle küçük yaşlardan itibaren kemençe ile tanıştı. Babası da kemençe çalardı. Sonrasında “Karaman” lâkabı ile tanınan Halil Kodalak’ı usta belledi. Karaman, askerliği sırasında İstanbul’da sarayda, radyoda sanatını icra eden, burada öğrendiği “Cezayir Havası”nı Görele’ye taşıyan usta bir sanatçıdır. Hatta kendisine bir kızgınlığın ifadesi olarak lâkap takan ustadır. Çok abartılı da olsa sözel kaynaklara göre Gökçeoğlu Osman’a ustası Karaman Halil Ağa bütün gaydeleri/havaları öğretmiştir. Ama kimilerine göre “Tuzcuoğlu Havası”nı, kimilerine göre de “Kıtırık Havası”nı öğretmemiştir. Bir gün, Osman bir köprünün altında saklanır, yanındakiler Karaman’a Tuzcuoğlu’nu çaldırırlar, “gaydeyi kapan” Osman köprünün altından kendisinden esirgediği havayı çalarak çıkar. Buna kızan Karaman, Osman’ı kovar ve peşinden silah atmaya kalkar ve bir taraftan da “Ulan ben sana her gaydeyi öğrettim. Bunu da mı çalacaktın, Piçoğlu Piç” diye bağırır. Ama, aynı Karaman, Piçoğlu Osman öldükten sonra Daylı’da bir düğün sırasında Piçoğlu’nun evinin önünden geçerken çalgıları susturacak ve hıçkıra hıçkıra ağlayacaktır… Geçmişte kızgınlığını dile getiren Karaman, onu ne kadar sevdiğini de göstermiş oluyordu… Bir diğer söylentiye göre de Osman’ın babasına “senin uşak kemençe çalıyor” dediklerinde babası İsmail Efendi gülerek “o benden değil” diye espri yapar. İşte, Osman’ın Piçoğlu lâkabı almasının hikâyesi… Bundan sonra Osman’ın lâkabı “Piçoğlu” olarak kalır ve bu lâkap Gökçeoğlu Osman tarafından da benimsenir. Bu “Piçoğlu” lâkabını okuduğu plakta türküleri takdim ederken ve bazı türkülerinde kendisi de dile getirir: Karşıda komar foli “Piçoğlu” lâkabı ile ünlenen Gökçeoğlu Osman, kemençe çalmadaki ustalığı, yöre tavrına olan hâkimiyeti onun Doğu Karadeniz’de, yurdun hemen her köşesinde tanınmasına vesile olur. Yöredeki hemen bütün düğünlerde, “otçu göçü”nde, yaylalarda, derneklerde aranılan bir kemençeci olur. Komşu kazalardaki eşraf düğünlerine özellikle davet edilir, burada kendisine çok hürmet gösterilirdi… Atatürk’ün 1924 yılındaki ilk Trabzon gezisinde orada askerlik görevini yapmakta olan Piçoğlu, Atatürk’ün huzurunda kemençe çalar. Atatürk tarafından “bu delikanlıyı iyi saklayın, büyük bir sanat dehası” sözleri ile övülür. 1937’de derleme için Giresun’a gelen Muzaffer Sarısözen’le tanışır ve Ankara’ya gelmesi için davet alır. Ankara’ya giden Piçoğlu Osman, orada üç ay kadar kalır ve programa katılır. Kendisinden türkü tespit edilir. Kısa süre de olsa radyoda çalması çok önemlidir. Diğer usta kemençecilerin on yıl kadar sonra radyoya girmesi Piçoğlu Osman’ın ustalığına bir işarettir. Piçoğlu Osman’ın repertuarı önemli ölçüde anonim türkü ve kendisinin üzerine söz döşediği türkülerden ve oyun havalarından, ağıtlardan oluşmuştur. Plağa okuduğu türkülerde yöresinin sosyal olaylarına ilgi duymuş, bu sosyal olaylar üzerine yakılan veya kendi döşediği türkülere yer vermeyi ihmal etmemiştir. Ayrıca, medeni cesaret sahibidir. Çekincesi yoktur. Trabzon İskele Kâhyası Karaosmanoğlu Yahya’nın ve Giresun/Piraziz’den Eşref Bey’in vurulması üzerine çıkan ağıtları tek parti döneminde plağa okumaktan çekinmemiştir. İttihatçıların önemli isimlerinden Yahya Kâhya, beraberinde misafiri Sivas Sanayi Mektebi Mızıka Muallimi İzzet Bey, şoförü ve uşağı olduğu halde akşamüzeri Soğuksu’ya giderken pusu kuran üç kişi tarafından 3 Temmuz 1922’de suikasta uğramıştı. Yahya Kâhya’nın ölümü halk üzerinde derin bir üzüntü yaratmış ve günümüze kadar gelen bir ağıt ortaya çıkmıştır. Piçoğlu Osman bu ağıtı 1942’de “Trabzon İskele Kâhya Şarkısı” adıyla taş plağa okumuştur. Ağıtta geçen “makine” sözü otomobili ifade etmektedir. “Asker vurdu beni yaram sızılar” dizesi ise halkın suikastı Tümen Kumandanı Sami Sabit Bey’den ve Kazım Karabekir Paşa’dan bilmeleriydi. Hâlbuki Yahya Kâhya siyasî çekişmeler nedeniyle İsmail Hakkı [Tekçe] Bey tarafından vurulmuştu. Piçoğlu Osman’ın plağa okuduğu ve halkın üzüntüsüne sebep olan bir olay da Giresun’da Gedikalizâde Eşref Bey’in 1933’te muhasebecisi Hakkı tarafından vurulmasıdır. Bu olay üzerine “Giresun üstünde vapur bağırıyor…” dizesiyle başlayan ağıtı “Giresun Eşref Bey Şarkısı” adıyla plağa okumuştur. Ağıtı bütün Giresun’a mal etmek için de Piraziz’de “Gedikalizadeler/Tiralizadeler” ailelerini ifade eden “Abdal beyleri” yerine “Giresun beyleri/gençleri” demeyi tercih etmiştir. Oy duman kara duman Kaynak kişi olan Piçoğlu Osman’dan bazı türküler derlenmiştir. 1 Ağustos 1943’te yapılan bu derleme sırasında kendisinden “Kâhya, Tulum Havası, Naciyem, Kol oyunu, Metelik-Kolbastı, Gelin Ağlatma, Ören Havası: Dizgine Deresi, Durnalar” adlı parçalar alınmıştır. Doğu Karadeniz coğrafyasında yer alan Trabzon, Akçaabat, Hemşin, Batum, Tonya gibi yerlerden kaynak kişilerden aldığı türküleri/oyun havalarını çalmış/söylemiştir. Şebinkarahisar’dan uzun hava örneklerinden Tamzara’yı bugüne kadar içtenlikle okuyan başka bir sanatçı olmamıştır. Bu uzun havadaki bir dörtlük, belki de Piçoğlu Osman’la özleşmiştir: Ölürsem başucumda Piçoğlu Osman, “usta-çırak ilişkileri” işinde sanatını geliştirmiş, içinde doğup büyüdüğü toplumun neşesi, sözcüsü olmuştur. Sanatında ustalığı nedeniyle o hiçbir zaman “çalgıcı” olarak görülmemiştir. O, “Osman Efendi”dir. Bunu, âşıklık geleneğinde olduğu gibi irticali/doğaçlama söylediği “atma türkü”lerle her zaman göstermiştir. Eski kemençecilerde atma türkü ustalığının bir işaretidir. Bugünkü genç kuşak kemençeciler bu yetenekten yoksundurlar. Usta kemençeci, bulunduğu ortamda bütün isteklerini atma türkü atarak dile getirir. Bu özellik Piçoğlu Osman’a ayrı bir saygınlık kazandırmıştır. Bu ustalığına örnek vermek gerekirse; Tirebolu’nun Ede köyünde düğünü dağıtmaya gelen jandarmaya: Yüksek dağın başında Yüksek dağın başında diye türkü atması, bunu jandarmanın anlayışla karşılaması; Espiye’nin bir köyünde düğünde çıkan kavgada “şapka”sını kaybetmesi, bunu soranlara; Espiye’nin üstünde diyerek cevap vermesi hâlâ unutulmamıştır. Piçoğlu Osman, taş plaklara “Tamzara Havası, Giresun Eşref Bey Şarkısı, Trabzon Kâhya Şarkısı, Fadime, Romiko, Sıksara Horon Havası, Trabzon Ören Havası, Giresun Karşılaması, Hemşin/Tulum Zurna, Korsobon Rum Havası, Tonya Lâz Havası, Büyük Liman Havası, kilise Kapısı/Lâz Havası, Akçaabat Lâz Havası, Maçka Lâz Havası, Tepeler/Batum Lâz Havası” adlı parçaları okudu. Piçoğlu Osman, ilk evliliğini Havva Hanım’la, ikinci evliliğini Gülsüm Hanım’la yapmıştır. İlk evliliğinden üç kız, iki oğlu olmuştur. Son yıllarda siroz hastalığına yakalanır. Son kez tedavi için İstanbul’a gitmeye karar verir. Fırtınalı bir hava olmasına rağmen geminin Görele’ye uğraması sağlanır. Alınan tek yolcu Piçoğlu Osman’dır. Çünkü, Karadeniz seferi yapan bütün gemi süvarileri kendisini tanırlar ve saygı duyarlardı. Gemi süvarisi Deli Bahtiyar, iskeleyi indirerek Piçoğlu Osman’ı alarak birinci mevkie çıkarır. Gemi, Zonguldak üzerinde iken bu usta sanatçı son nefesini verir. Tarih, 31 Mayıs 1946’dır. Süvari Deli Bahtiyar, cenazeyi İstanbul’a getirir ve Göreleli hemşerilerine teslim eder. Kasımpaşa-Kulaksız Mezarlığı’nda 4 Haziran 1946’da büyük bir katılımla toprağa verilir. Mezarına imla yanlışları ile dolu bir de mezar taşı yaptırılır. Yıllar sonra, 2005’te Bayrampaşa Giresunlular Derneği, bu usta sanatçılarını unutmazlar ve bir vefa örneği göstererek mezarını yeniden yaptırırlar. Kemençe motifinin yer aldığı mezar taşına da ölmeden önce söylediği nakledilen şu dörtlük yazdırılır: Kestim parmacığımı Ayhan YÜKSEL Tarihçi ve Araştırmacı Yazar
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 2779 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|