| Grup FELUKA'dan İlk Albüm: Okyanuslara Yolculuk |
| Karadeniz Müziği |
| Yazar Editör |
| Pazar, 16 Ağustos 2009 18:27 |
|
Grup Feluka, uzun bir süredir devam eden albüm çalışmalarının sonucunda ilk albümleri olan "Okyanuslara Yolculuk" ile geçtiğimiz ay dinleyicilerinin ve Karadeniz'li müzik severlerin karşına çıktı... Toplam 12 eserin yer aldığı albümdeki parçaların isimleri ise şöyle; Bir Gün Kavuşacağız, Fırtınayı Seviyorum, Söylesin Karayemiş, Sis'e Gidelim, Yovano Yovanke, Trabzon'a Geldi Bahar, Uşaklar, Vurdum Bayır Yukari, Gel Gel Bidanem, Mekbule Muzeyyen, Eski Hemşin Horonu ve Fırtına Taraftar Remix. Serander.Net olarak Grup Feluka'ya müzik yaşamlarında başarılar diliyoruz. ![]() (Grup Feluka ve Okyanuslara Yolculuk) Albüm Tanıtım Metni: DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ MÜZİKLERİNİN DEĞİŞİM SÜRECİ ve FELUKA Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan topluluğa Karadenizli, bu bölgenin yerel müziğine de “Karadeniz Müziği” denilmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin müzikal kimlik analizini yaptığımızda ise birbiriyle değişkenlik gösteren yirminin üzerinde yöre tespit edilmiştir. Bu yörelerin oluşturduğu bütünsel yapının ortak noktaları; yeryüzü şekilleri, besin kaynakları, iklim ve Karadeniz’dir. Bu gibi unsurlar birleşerek bir Karadenizli kimliği oluşturmuştur; ancak bu kimlik yapısı Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki müziklerde bu denli yoğun değildir. Bu sebeple, Doğu Karadeniz Bölgesi müziklerinde birbirinden farklı çalgılar, farklı ezgiler, farklı özellikler ve bunların sağladığı zenginlikler fazlaca görülmektedir. “Karadeniz Müziği” ibaresi altında günümüze uzanan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan toplulukların yerel müzikleri, iletişim araçlarının olmadığı dönemlerde, çalgıcıların kendi yöresinden çevre yerleşimlere giderek düğünlerde, eğlencelerde veya özel toplantılarda sanatını icra etmesi ve geri dönmesiyle etkileşebilmiştir. Eski dönemlerdeki en önemli iletişim olanaklarından biri de yaylacılık geleneği ve yayla şenlikleridir. Buralarda insanlar çevre yerleşimlerle ilişkiler kurmakta ve hep birlikte müziklerini icra ederek horonlarını oynamaktadırlar. Bu etkileşim içerisinde çalgılar hep solo olarak çalınmakta ve yanlarında ikinci bir çalgı kullanılmamaktadır. Bu dönemde icra edilen müzikler incelendiğinde yöresel müziklere genellikle ya gaydeyi (kayde, ezgi) üreten kişinin ya da gaydenin üretildiği yerin isminin verilmiş olduğu görülmektedir. Abdi Horonu, Rize Horonu, Giresun Karşılaması, Trabzon Milli Havası, Şişmanoğlu Havası, Tuzcuoğlu Havası, Hamza Baş Horonu, Çinçiva Horonu, Sürmene Sallaması, Akçaabat Horonu, Ağasar Havası gibi. Bu dönemde yapılan plaklar da (Picoğlu Osman’ın, Rizeli Sadık’ın) sadece kemençe çalgısı kullanılarak doldurulmuştur. Bu durum Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun kurulmasının ardından başlayan radyo programları ve halk arasında radyonun yaygınlaşması süreci ile değişim göstermiştir. Bu imkanla dönemin usta kemençecileri ve tulumcuları da yaşadıkları yörelerden Ankara’ya getirtilerek solo icraları yayınlanmıştır. Kemençeci Picoğlu Osman; tulumcu Gariboğlu bu şekilde solo icralarda bulunan sanatçılardandır. Ankara Devlet Konservatuarı’nın 1937 ve 1943 yıllarında bölgede yapmış olduğu derleme çalışmalarının ardından Radyo’da Karadeniz türkülerinden oluşan bir repertuar oluşturulmuş ve yöre ağzının taklit edilmesi yoluyla koro tarafından okunmaya başlanmıştır. İstanbul’da ise İstanbul Radyo’sunun kurulduğu dönemlerden itibaren Rizeli kemençe sanatçısı Hasan Sözeri tarafından “Karadeniz’den Sesler” topluluğu kurulmuştur. Karadeniz kemençesini ilk olarak bir topluluk bünyesinde buluşturan Hasan Sözeri, 1950 yılında Cemile Cevher’in akitli olarak Radyo’ya girmesi ile öyle sanıyoruz ki özlemini duyduğu Karadenizli bir üsluba kavuşmuştur. Cemile Cevher, İstanbul Radyosu’nda “Karadeniz’den Sesler Topluluğu”nda çalışmaya başlamıştır ve 1952 yılına kadar bu çalışmayı sürdürmüştür. Hasan Sözeri’nin Ankara Radyosu’na geçmesi ile topluluk dağılınca, Maçkalı kemençeci Hasan Tunç ile birlikte uzun yıllar sürecek bir çalışmaya başlamışlardır. Tulum çalgısı da bu dönemlerde Remzi Bekar tarafından bu saz topluluklarına sokulmuştur. Tulumun akort problemi ve saha problemi çözülmüş, 5 çift delikli geleneksel tulum navının yanı sıra, aynı anda iki tonda çalınabilen (la ve sol kararlı) 6 çift delikten oluşan tulum navı üretilmiş, tulum saz toplulukları ile çalınabilmeye başlanmıştır. Cemile Cevher’den önce başlayan ancak onunla halk arasında kabul gören Doğu Karadeniz Bölgesi türkülerini topluluk halinde veya saz grubuyla icra etme hadisesi “Karadeniz Türküsü” olgusunu insanların beynine kazımış ve Cemile Cevher, bu dönemde Karadeniz türkülerinin “Zeki Müren”i olarak değerlendirilmiştir. ![]() (Grup Feluka) Radyo vasıtasıyla halk arasında genel bir tanınmışlık yakalayan Karadeniz türküleri, “Karadeniz Müziği”ne giden yolun öncülüğünü yaparken o dönemin imkanlarını kullanmıştır. Bu dönemde nota bilen yetişmiş kemençe veya tulum sanatçısı bulanamadığından ve Radyo icrasının da bu nitelikleri taşımasından dolayı -iyi niyetle- solo çalgılar olan kemençe ve tulumu ya topluluk içerisinde kullanmışlardır ya da hiç kullanmamışlardır. Ancak bu durum, gelişen sosyal olaylar ile Karadenizli kimliğinin ortaya çıkmasıyla, müzik piyasasının farklı arayışlara girmesine yol açmış, “Karadeniz Müziği” adı altında üretimler yapılmasına zemin hazırlamıştır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde şehir ve köy nüfusunun sosyal olaylar ve göçler dolayısıyla yer değiştirmeye başladığı 1950’li yıllardan itibaren 70’lerin ortalarına gelindiğinde göç tüm yoğunluyla devam etmektedir. Bu dönemlerde Karadenizliler dayanışma faaliyetleri içerisine girmeye çalışırken Trabzonspor’un ortaya çıkmasıyla birlikte Türkiye’de gerçek anlamda Karadenizlileri biraraya getiren sosyal bir olay gerçekleşmiş olmaktadır. Bu dönem, İstanbul’a başkaldıran, güçlüye karşı güçsüzlerin bir şey yapabileceğini gösteren, statükoyu deviren, ihtilalci ruh haline sahip devrimci bir futbol takımının bu müzikle birlikte coştuğu ve sesini ülkeye duyurduğu dönemdir. Karadenizliler takımlarının İstanbul’un egemenliğini devirmesini kutlamakta, kendilerini İstanbul’dan üstün görmektedirler. Türkiye artık kemençeyi ve horonu Trabzonspor’un sayesinde bilmektedir ve önlenemeyen yükselişi ile Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ve gurbette yaşayan tüm Karadenizliler bu yıllarda bordo-mavi bayrak altında toplanmakta, kemençe ve horonla yatıp kalkmaktadır. Bu olgu Karadenizli kimliğini ve Karadeniz müziğini zirveye taşımıştır. Bu dönemde Türk Sineması’na Karadenizli tiplemeler dahil olurken, gazinolara kemençe ve horon girmiş ve Karadenizliler piyasa için büyük bir pazar haline dönüşmüştür. Erkan Ocaklı’nın ve daha sonra Mustafa Topaloğlu’nun bu dönemlerdeki satış rakamları popüler müzik piyasasının çok üstündedir. Sonraki süreç 12 Eylül’dür ve Türkiye’de 12 Eylül süreci şüphesiz ki bir çok olguyu derinden sarsmış ve yaralamıştır. Bu dönemin ardından Karadeniz müziği belli bir süre daha çıkışını devam ettirdikten sonra, darbenin toplum üzerinde yarattığı değişim ile 80’lerin ikinci yarısından itibaren sürekli popüler müzik piyasasını takip etmiş ve onun etki alanı içerisinde eklentilere maruz kalmıştır. Karadeniz müziğinin arabeskin etkilerini de içinde taşıdığı bu yıllardan sonra yapılan çalışmaların belli bir kalite tutturamamasıyla birlikte bu müziğe ilgi azalmış, popüler müzik piyasası Karadeniz müziğine yatırım yapmayı durdurmuş ve bu dönem şarkıcıları da popülerliğini yitirmeye başlamıştır. Bu dönemde Karadeniz türkülerini ayakta tutan ve devamlılığını sağlayan TRT sanatçıları Süreyya Davulcuoğlu, Ümit Tokcan, Kamil Sönmez ve İbrahim Can olmuştur. 90’lı yılların başında gitarıyla birlikte kendine özgü bir çalışma sunan Volkan Konak, Karadenizlilerin beklediği kalitede ve günün diğer popüler müzikleriyle rekabet edebilecek düzeyde Karadeniz müziğine bir ivme kazandırmıştır. Karadeniz müziğinin özellikle genç nesil arasında ilgi görmesini sağlayan “Volkan Konak müziği”, bölgede şehir merkezinde ve kendini daha entellektüel olarak yorumlayanlar arasında rağbet görmüştür. 90’lı yılların ortalarından itibaren Laz kültürünü yaşatmak adına Lazca rock müzik yapan Zuğaşi Berepe ve sonlarına doğru da Türkiye dönüş yaparak Karadeniz müziği icra etmeye başlayan Fuat Saka’nın çalışmaları gelmiştir. Bu dönemin ardından kendini ortaya koymaya çalışan, müzikal ve kültürel birikimlerini Karadeniz müziğine katarak daha kaliteli işler yapmaya özen gösteren sanatçılar da özgün çalışmalar yapmışlardır. Yine 90’ların son döneminde İsmail Türüt’ün yakaladığı çıkış Karadeniz müziğinin popüler müzik piyasası için önemli derecede büyük bir kitle tarafından dinlenilmesini sağlamıştır. 2000’li yıllarda ise ülkemizde Kazım Koyuncu gerçeği yaşanmıştır. 2005 yılına kadar yaptığı müzikle her bölgeden insanı bir araya getirebilen Kazım Koyuncu, hayata gözlerini yumduğu andan itibaren de ölümsüzleşmiş ve halkın kalbine kazınmıştır. ![]() (Grup Feluka) Karadeniz müziğinin yeniden ilgi görmesiyle müzik piyasası tekrar bu müziğe el atınca o dönemin popüler müziği arabesk ile başlayan eklektik deneme süreci, ilerleyen yıllarla birlikte pop ve pop-arabesk gibi biçimlere sokularak devam ettirilmiştir. “Karadeniz Müziği” kavramı da adeta popüler müzik piyasasında üretim yapanların deney malzemesi olarak kullanılmış, üreticiler Karadeniz müziği ile farklı müzik türlerini birleştirme yarışına girmişlerdir. Yerel medya tarafından desteklenen ve önemli bir tüketim malzemesi haline getirilen bu müzikler sonucunda da Karadeniz müziği taşıdığı etkilenim ve eklentilerle Karadenizlinin müziğini yansıtmaktan uzaklaşmıştır. Doğu Karadeniz Bölgesi müziklerini kendine malzeme eden veya besteleme yoluyla üretim yapan piyasanın günümüzde gelinen bu noktadaki en önemli sorunu, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki yöre müzikleriyle büyüyerek kulağı bu şekilde dolanlar ile değişim sonrası Karadeniz müziğiyle yetişenler arasında kuşak çatışmasının oluşmasıdır. Son kuşak, kendi yöre müziğinin aslını dinleyemeden medya yoluyla etkilenimli halini dinlemektedir; yani toplum, piyasanın yarattığı, özgürlüğü kısıtlanmış ve kendisiyle yabancılaşmış bir “Karadeniz Müziği”ne katlanmak zorunda bırakılmıştır. FELUKA kısaca özetlediğim bu tabloya karşı duyduğu rahatsızlık sonucunda Doğu Karadeniz Bölgesi müziklerinden beslenerek kendi özgün tarzını ortaya koyabilmek amacıyla 2006 yılında kurulmuştur. İlk albümü olan Okyanuslara Yolculuk’ta Feluka’nın yapmaya çalıştıkları şunlar olmuştur. Öncelikle piyasadaki tüketimin hızla artmasından dolayı yeni üretimlerin şart olduğu kanısıyla bestelere yer verilerek hem üretim yapılmış hem de Feluka’nın kendi üslubu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yukarıda bahsedilen değişim sürecinin sonucundaki kuşak çatışması göz önüne alınarak derleme parçalarda ve anonim bazı parçalarda müziğin özüne dokunulmadan otantik yapı yansıtılmaya çalışılmıştır, bazı anonim parçalarda ise değişim özellikle verilmiş her kuşağa uygun biçimde düzenlemeler ile Feluka’nın anonim parçaları işleyişindeki üslup vurgulanmaya çalışılmıştır. Sis’e Gidelim parçasında ise belirtilen bu iki unsura art arda yer verilmiştir. Bunun haricinde eski dönemlerde Trabzon bölgesinde de kullanılan ancak günümüzde yalnızca Rize Gündoğdu ile Çayeli Limanköy arasında icrası gözlenebilen “Armonika” özüne dokunulmadan kayıt altına alınmıştır. Unutulmaya yüz tutmuş olan Eski Hemşin Horonu’da umarım bu sayede tekrar dillere dolanır. Yüksek Lisans tezim sırasında incelediğim bir konuda Doğu Karadeniz Bölgesi ile Balkan coğrafyasında yaşayan toplulukların ortaklıklarıyla ilgiliydi. İkinci albümde daha fazla yer vermeyi planladığımız bu ortak veya yakın kültür ürünlerinden ilki bir Makedon türküsü olan Yovano Yovanke oldu. Bunun dışında Rast makam dizisinde bestelediğim Uşaklar adlı balıkçıların sabahın ilk ışıklarından yatana kadar yaşadığı temsili bir günü anlattığım şarkımda da kullandığım enstrümanlarla bu ortak unsurları desteklemeye çalıştım. Genel olarak bakıldığında ise Feluka’nın müzikal alt yapısında bulunan şehir kültürünü öne çıkarmak doğru olacaktır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Trabzon gibi köklü bir şehir kültürüne sahip önemli bir alanının kültürel çeşitliliğini yansıtan eserlerinin olmayışı ve bu tip eserlerin bugüne kadar yapılmaması hep tuhafıma gitmiştir. Feluka bu anlamda ilk adımı atmaya çalışırken, Trabzon’un yetiştirdiği Rahmi Bey, Tanburi Fransız Ali, Temel Şükrü Doğru, Ahmet Selim Teymur gibi sanatçılarına ve üstadlarına atıfta bulunarak onların şehir kültürüne kazandırdıklarını Söylesin Karayemiş, Trabzon’a Geldi Bahar gibi şarkılar ile tekrar gündeme getirmek istiyor. Son parça olarak eklediğimiz Fırtına Taraftar Remix ise Trabzon şehir kültürünün vazgeçilmezi olan spor ve futbol tutkusunun ürünüdür. Sonuç olarak, insanların duygularını müzikle kullananlar var, bir de müziğe duygularını verenler var! Biz her şeyden önce müziğe gönül verdik. Dinleyicilerimizin FELUKA’yı bu gözle ve ruh haliyle dinlemelerini, anlamaya çalışmalarını dilerim. Abdullah AKAT Serander.Net Haber (2009)
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 3983 Geri dönüş(0)
Yorum (1)
![]() Yorum
|