• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net 3. Yılında!

Anasayfa > Röportaj ve Söyleşiler > Mehmet GÜNDOĞDU ile Karadeniz Kemençesi Üzerine Konuştuk
Mehmet GÜNDOĞDU ile Karadeniz Kemençesi Üzerine Konuştuk
Röportaj ve Söyleşiler
Yazar Meftun ŞENGÜN   
Cumartesi, 03 Mart 2007 22:37

Mehmet Gündoğdu

Kemençe Sanatçımız Mehmet GÜNDOĞDU ile Karadeniz Kemençesi üzerine birçok konuda konuşma fırsatını yakaladık. Karadeniz Kemençesi ve Otantik Karadeniz Müziği üzerine bilinmeyen gerçekleri öğreniyoruz...

Kemençe Sanatçımız Mehmet GÜNDOĞDU’ yu bu röportaj ile hem daha yakından tanıma fırsatını yakalayacağız hem de Karadeniz Kemençesi üzerine birtakım bilgiler edineceğiz.

Meftun Şengün: Sevgili Mehmet öncelikle seni biraz tanıyabilir miyiz? Okuyucularımız adına bizlere kendinden biraz bahsedebilir misin?

Mehmet Gündoğdu: 1984 Yılında dünyaya geldim. Aslen Giresun Tirebolu’luyum. İlk ve Orta öğrenimimden sonra 2003 yılında İstanbul Teknik üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarına girdim. Halen Müzikoloji bölümünde 2. sınıfta eğitimime devam etmekteyim.

Meftun Şengün: Kemençeyle tanışman nasıl oldu?

Mehmet Gündoğdu: 11 yaşımdan beri tulum çalmaktayım, ama 7 seneye yakın bir süredir kemençe çalıyorum. Halen daha tulum çalıyor olsam dahi kemençe ile tanıştıktan sonra ağırlık noktam kemençe oldu. Tam olarak şu ya da bu vesile ile kemençeye başladım diyemeyeceğim. Ama şöyle kısa bir şekilde toparlayabilirsem kemençeci ağabeylerime hevesim olmuştur. Diyebilirim ki sanki kanımızdan gelen bir şeyler vardı bende. Fakat etkilenme noktasında tek bir isim verebilirim, o da Rahmetli Piçoğlu’dur. Piçoğlu’nu ilk dinlediğim anda çok ama çok etkilenmiştim, hatta o zamanlar işte kemençe budur dediğim olmuştur. Sanki onu dinlediğimde kemençe sevdası kanıma işlemişti. Piçoğlu ve Durkaya (Kemal İPŞİR) başta olmak üzere onların da hocası olan Karaman Ağa ( Halil KODALAK) yine aynı dönemin Kemençecilerinden Hacı Ali ÖZDEMİR (Haceli), Egeli Ömer gibi isimlerin yanında günümüzde halen daha hayatta olanlardan Katip ŞADİ, Mehmet Sırrı ÖZTÜRK, Sami GÜNAY, Şenel DANDİN (Çolak ŞENEL) Kemal YILMAZ gibi isimlerin yanı sıra Ağasarlı kemençecilerden Aluğun Kazım (Kazım GÜLBAHAR), Süleyman YAŞAR, Ali CİNKAYA gibi isimlerden çok ama çok etkilenmiştim.

Halen daha bu üstâdlarımızı sürekli dinlerim. Her geçen gün daha da fazla kemençe virtüözlerimize olan hayranlığım ve bağımlılığım artmaktadır.

Mehmet Gündoğdu

Meftun Şengün: Aslında senin kemençeye olan tutkunun bu isimlerden etkilenmenle başladığını görüyoruz?

Mehmet Gündoğdu: Tabii ki, özellikle Piçoğlu’nun beni çok etkilediği tekrar ifade edebilirim.

Meftun Şengün: Yapmış olduğun çalışmaların yönü nedir? Bu alanda yaptığın çalışmalardan herhangi bir maddi beklentin mi var mı yoksa tamamen sanatsal amaçlı mı çalışmalarına devam ediyorsun?

Mehmet Gündoğdu: Şu an kemençe üzerine yapmakta olduğum çalışmalar sadece sanatsal olarak devam etmektedir. Kemençe benim için bir tutkudur. Sanatımdan zaten maddi bir beklentim yok.

Yeri gelmişken bu konuyla ilgili olarak da şunları söylemek istiyorum. Bir defa kendi düşüncemizde insanlar bulamıyoruz, bu çok önemli. Ne hikmetse her şey eninde sonunda maddiyata dayanıyor. Maalesef insanların amacı hiçbir özellikleri olmadığı halde kaset yapıp kendilerince saçma sapan sözler ve melodiler uydurup kısa yoldan para kazanmak olmuştur. Bu da kültürel erozyonu destekleyen en büyük faktörlerden birisidir. Tamam, illa ki maddiyat olmadan da bir şey olmuyor ama insanımız bir şekilde bazı fedakârlıklar yapmak zorundalar. Zahmetsiz rahmet olmuyor. Maalesef işin maddi boyutu değil de manevi boyutu ile ilgilenen insanlar daha karşımıza çıkmadı.  Etrafıma bakıyorum, üniversiteden bir Cavit ŞENTÜRK Hocamız ve onun öğrencisi olan Yusuf KURT’ tan başka kimse yok. Kendileri de zaten aynı benim gibi yalnız. Maddi manevi destekçilerimiz yok, bırakın maddi destekçileri manevi destekçilerimiz dahi yok. Ha biz görevimizi yaparak bu kültüre hizmet etmeye çalışıyor muyuz, tabii ki elimizden geleni yapıyoruz. Bu işe gönül veren insanlarımızla toplanıyoruz, elimizden geldiğince kültürümüzü en üst seviyelere çıkarmaya çalışıyoruz, ama baştan da söylediğim gibi sadece bizlerin desteği ile olmuyor. Gönül ister ki herkes bu işlerden anlasın, herkes gönül versin… Ama olmuyor işte…

Meftun Şengün: Sevgili Mehmet, Karadeniz kemençesi sende neyi ifade ediyor, sana göre kemençe nedir?

Mehmet Gündoğdu: Nasıl söyleyeyim bilmiyorum ama sanki ben kemençe için varım, bazı duygular vardır ki onları kelimelerle ifade edemezsiniz. Kemençenin görünümü bile beni çok etkiliyor diyebilirim. Benim için kemençe tarif edilemez bir sevdadır.

Meftun Şengün: Sana göre kemençenin çıkış noktası neresidir? Sanatçıları ile olsun, günümüze kadar gelmiş türküler olsun, horon havaları olsun. Bu gibi konularda düşüncelerini alabilir miyim ?

Mehmet Gündoğdu: Ben öncelikle kemençenin tartışılmaz bir şekilde öz be öz bir Türk çalgısı olduğunu düşünüyorum. Bilindiği üzere yaylı çalgıların Orta Asya kökenli olduğu araştırmalarla ortaya konulmuştur. Ben bu noktada Karadeniz’de yaşayan Çepni boylarının kemençeyi Orta Asya’dan Karadeniz’e taşıdıklarını düşünüyorum. Kemençenin de yöre olarak merkezi Görele’dir. İşte Mehmet bunları söylüyorsun da neye dayanarak söylüyorsun diyebilirsiniz, bu anlamda konuya kendi tespitlerimle şöyle açıklık getirmeye çalışayım. Bugün kemençe ve Görele tarihine baktığımızda 150-200 yıl kadar geriye gidebiliyoruz. Bu geriye gidişte karşımıza ilk olarak da Tuzcuoğlu Osman, Karaman Halil Ağa, Hacı Ali ÖZDEMİR (Haceli), Egeli Ömer gibi isimler bizi karşılıyor. Bakıyorsunuz Tuzcuoğlu Karaman Halil Ağa’ya hocalık yapmış, Halil Ağa Piçoğlu, Durkaya gibi isimleri yetiştirmiş, bu üstâdlarımız Sırrı Öztürk, Katip Şadi gibi isimlere hocalık yapmışlar. Bu silsileleri incelediğinizde 150-200 senelik bir süreç ortaya çıkıyor. Çalgı anlamında diğer hiçbir bölgemizde bu kadar sene geriye net bir şekilde gidemezsiniz. Ayrıca bugün Görele yapısı diye isimlendirdiğimiz bir kemençe modeli bile vardır.

Görele Yapısı Kemençeler

Kemençenin çalma tekniklerine baktığımızda örneğin Görele’de on kemençeciyi yan yana koysanız aynı gaydeleri aşağı yukarı hepsi tek bir biçimde çalabilmektedir. Bu örnek bile kemençenin Görele’de ne kadar köklü olduğunu bizlere göstermektedir. Bugün Trabzon’un ya da Rize’nin ilçelerinden birini örnek alalım. Bu yörelerde iki kemençeciyi yan yana koysanız aynı gaydeyi bire bir aynı şekilde çalmaları mümkün değildir. En azından ben bugüne kadar hiç rastlamadım.Burada demek istediğim şu, mesela Ali Ekber ÇİÇEK Hocanın Haydar Haydar isimli eserini tüm bağlama çalan sanatçılar aşağı yukarı onun gibi çalıyorlar ya da çalmaya gayret ediyorlar. Zaten böyle de olmalı, ama bu durum bizde Görele haricinde maalesef böyle değildir. Herkes işin kolayına kaçmaktadır. Eserlerde orijinal tavrı vermek zor olduğundan dolayı müzisyen arkadaşlar ezgilerimizi istedikleri gibi yorumlamaktadırlar. Bu da kültür erozyonuna farklı bir örnek olarak gösterilebilir.

Tekrar konumuza dönecek olursak bir de şu örneği vermek istiyorum, bu gün bildiğiniz üzere Karadeniz’in en eski horon havası Tuzcuoğlu havasıdır ki bence ona Karadeniz’in Konçertosu diyebiliriz. Bu havayı Görele’de en acemi kemençeci dahi iyi veya kötü rahatlıklar çalabiliyor. Ama bir Trabzon’da bir Rize’de en usta kemençeciler bile en son bu havaya başlarlar. O da tam değildir. Bunları söylüyorum ama sakın Trabzonlu ya da Rizeli hemşehrilerim beni kesinlikle yanlış anlamasınlar. Kesinlikle onları küçümsediğimden ya da hafife aldığımdan değil, her işte olduğu gibi kemençede her zaman bir taraf en iyidir.

Bir de bu noktada çalış tekniğini incelemek gerekiyor. Görele’de çalış tekniği çok ileri noktadadır. Göreleli kemençecilere dikkat ederseniz kemençelerine çok hâkimdirler. Kemençeyi istedikleri zaman omuz kısımlarının üst tarafında dolaştırarak rahatlıkla çalabiliyorlar. Bu teknik çok büyük bir ustalık gerektirir. Bu teknik ile çalmak normalde kemençeyi bacaklarınızın üstüne koyarak çalmaktan çok daha zordur. Aynı şekilde parmak yapıları da aynı Batı müziği icra eden keman ustaları gibi dik bir şekilde parmaklar perde ile örtüşür, bu şekilde kemençeyi çok daha teknik ve çok daha rahat çalarsınız. Bunun gibi sebeplerden ötürü Görele ön plana çıkmaktadır. Burada ayrıca yine Görele bölgesinde olduğu gibi Çepni boylarının yoğun olduğu Trabzon’un Ağasar bölgesi de kemençe’de çok ileri noktadadır. Bugün Şalpazarı, Beşikdüzü’nün Oğuz bölgesi gibi yörelerden de çok büyük üstâdlar çıkmıştır. Mesela Şalpazarından Çangaluğun Mehmet, Bekiroğun Ali, Aluğun Kazım bu isimlerin ardından yetişen Süleyman Yaşar ve Rasim Karagül gibi Ali Cinkaya gibi isimler yetişmiştir.

Meftun Şengün: O zaman şöyle bir sonuç çıkıyor. Bugün Karadeniz kemençesinin en iyi şekilde icra edildiği yerler olarak Giresun’un Görele ilçesi ile Trabzon’un Şalpazarı Ağasar bölgesi ön plana çıkıyor.

Mehmet Gündoğdu: Tabii, hatta bu konuda büyüklerimizin şöyle bir sözü vardır, onu da söylemek istiyorum “ Kemençeci Görele’den, Türkücü Ağasar’dan, Horoncu Tonya’dan çıkar.” bu söz çok önemlidir.

Trabzon uşakları horonu çok güzel oynar. Tonya’da, Ağasar’da, efendim Beşikdüzü’nün Oğuz, Eynesil’in Ören gibi yerlerinde horon muhteşem derecede güzel oynanır. Ama çalgıcılıkları bize göre biraz daha zayıftır. Bizim Görele’de ise Horon kültürü onlar kadar zengin değildir. Bizler horonlarda daha çok onlara kemençe çalarız. Bu aslında bir elmanın iki yarısının kemençe’de Görele, Horon’da Ağasar ile birleştiğinin bir göstergesidir.

Meftun Şengün: Trabzon’un doğusuna ilerledikçe Maçka’da, Sürmene’de Of’ta ve Çaykara’da farklı tarzların olduğunu görüyoruz. Bu konuda düşüncelerini alabilir miyiz?

Mehmet Gündoğdu: Aslında ben buna yorumlama diyorum. O bölgede bir Bahattin Çamurali’den bir Hüseyin Dilaver’den geriye gidemiyorsunuz. Bunu da ben şöyle diyorum, aslına bakarsanız bu bölgede asıl yöre çalgısı kavaldır. Bu bölgeden çok büyük kaval üstâdları yetişmiştir. O bölgede idol olarak (kemençeci) alacağımız isim Bahattin Çamurali’dir. Ben de rahmetliyi severek de dinlerim her zaman. Doğu tarafındaki kemençeye baktığımızda adeta kaval tarzı gibi icra edilir. Esasen bugün nereye bakarsanız bakın, Rize’de olsun, Trabzon’da olsun, Gümüşhane’nin bir kısmında mesela Torul’da olsun, Giresun’da olsun gelmiş geçmiş üstâdların tamamı Piçoğlu’nu kendilerine örnek almışlardır. Karadeniz’deki kemençe üstâdlarına baktığımızda kendilerinde muhakkak Piçoğlu’ndan bir şeyler görürüz. Bu bir Bahattin Çamurali de olabilir, bir Fahrettin Dilaver de olabilir, bir Yusuf Cemal Keskin de olabilir. İşte Maçka yöresinden bir Saffet Genç, bir Fehmi Alan, bir Hasan Tunç Akçaabat yöresinin Düzköy taraflarından Haçkalı Hakkı’lar, Kukoğun Ali’ler olsun her zaman Görele ekolünü kendilerine örnek almışlardır. Bu gün eski insanlarımıza baktığımızda Rizelisi olsun, Trabzonlusu olsun hepsi kemençe deyince size Görele cevabını verirler.

Bir şey daha söyleyeyim, kemençe’nin Türk çalgısı yani Çepnilerin çalgısı olduğunu gösteren örneklerden birini daha vermek istiyorum. Bugün Karadeniz’ de gelmiş geçmiş üstâdlara bir bakarsanız %80 %90 Çepni kökenli olduğunu görürsünüz. Akçaabat’ta şu an bilindiği gibi yayla şenliklerinde olsun düğünlerde olsun ağırlıklı davul zurna kullanılır. Davul zurna ağırlığı olan Akçaabat’ta kemençe biraz zayıftır. Yetişmiş en büyük davul zurnacılardan Filiz Ahmet, Emin Çolak, Neşat Tepe olsun, Davulcu Ahmet Çavuş, Yusuf Çolak olsun bu isimler dahi geçmişte Ağasar’dan gelen Çepnilerin Akçaabat’ta yerleşim kurduğu 4-5 köyünden yetişmişlerdir. Yani bu sanatçılarımız da Çepni kökenli insanlardır.

Mehmet Gündoğdu ve Meftun Şengün

Meftun Şengün: Şu an nedendir bilemiyorum, eskilerden aldığımız o tat o doyumu yenilerden bir türlü alamıyoruz, bunun sebebi sence nedir?

Mehmet Gündoğdu: Mümkün değil ki, bir defa bugün bizler onlar gibi yaşamıyoruz ki. Yaşantımız farklı. Bugün bizler bir yere giderken otomobil kullanıyoruz, uçak kullanıyoruz, o dönemde bakıyorsunuz insanlar bir yerden bir yere giderken at sırtında gidiyor. Şimdi bu iki yaşamı karşılaştırdığınızda at sırtında bir yere giden insan ile uçakla bir yere giden insan aynı şeyleri düşünebilir mi? Onların yaşamları apayrıydı. Bunun için duyguları da hissettikleri de farklıydı. Sanırım ne demek istediğim anlaşılmıştır.

Meftun Şengün: Kemençe ile yana yana çalınabilecek enstrümanlar hakkında da bizleri bilgilendirebilir misin?

Mehmet Gündoğdu: Benim görüşüme göre esasen her şey olur ama, yapılanlar bilinçsiz bir şekilde yapıldığından kemençede bir dejenere, bir bozulma görüyorsunuz. Müziği çok iyi bilen, yöresini çok iyi bilen insanlar olduğu sürece ben kemençeyi orkestra önünde bile çalarım. Bugün bizleri temsil ettiklerini söyleyen ama Karadeniz’le Karadeniz Kültürü ile uzaktan yakından alakası olmayan bir takım insanlar yüzünden maalesef bir takım çalışmalar yapılamıyor. Bana göre bugün kemençenin yanında yer alabilecek ritim sazı Doğu Karadeniz’de halen daha Giresun ile Trabzon’un belirli bölgelerinde kullanılan yapı itibari ile diğer davullara göre daha küçük olan Karadeniz davuludur. Ama kemençe başlı başına apayrı bir sazdır ve bu saz bence en iyi şekilde icra edilmesi için sade olarak çalınmalıdır. Geçmişte kemençe üstâdlarının yapıtlarında bırakın farklı farklı enstrümanları davul bile ritimde kullanılmamış. Sonuç olarak kemençe tek başına çalınmalıdır.

Meftun Şengün: Hazır bu konuya girmişken şu an yapılan beste ve müzik çalışmalarından bahsedelim? Genel olarak insanımız yapılanlardan memnun değil?

Mehmet Gündoğdu: Şimdi piyasada Karadeniz Müziği diye adlandırılan müziğe ben Karadeniz Müziği demiyorum. Niye? Çünkü gerçek anlamda yapılan bir Karadeniz Müziği yok. Gerek besteler olsun, gerek yapılan müzikler olsun hatta ve hatta yapılan çalışmalara çekilen klip vs. gibi görüntülü materyaller olsun gerçekten bünyesinde Karadeniz Kültürünü temsil edecek hiçbir özellik taşımıyor. Bunun için yine daha önce de söylediğim gibi işini gerçekten iyi yapanlar ile birlikte güzel şeyler yapılabilir. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bile  “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” deniyor. Gerçek anlamda vatanına, milletine, örfüne ve adetlerine bağlı bu kültür için yüreğini ortaya koymuş olan tüm hemşehrilerimizin bu noktada elinden geleni yapması gerekiyor. İşin detayına inersek bunları söylediğimde insanlar bana şöyle karşılık veriyor; “İyi de Mehmet bugün her yerde Karadeniz ezgileri çalınıyor, nereye giderseniz gidin düğünler olsun, müzikli eğlence yerleri olsun her yerde Karadeniz Müziğine yer veriliyor…” diyorlar.

Mehmet Gündoğdu

Tamam iyi, güzel… Güzel de gerçekten Karadeniz Müziği mi? Bugün “Mısıri Gurutun mi? Ambarda duruttun mi?” gibi ya da “Gel habule Gel habule bu yana...” Bu mudur Karadeniz Müziği? Bunlarla beraber bugün bu tarz söylenen hangi türkü hangi ezgi Karadeniz’in hangi köyünden çıkmıştır ya da kim tarafından yörede söylenmiştir? Böyle bir şey var mı? Şimdi bir insana bir şeyi yanlış verdiğinizde onu sonradan doğruyu vermek çok zordur. Onun için önce doğruyu vereceksiniz ki, insanlar yanlışları doğru olarak görmesinler. İşte bakıyorsunuz isim vermeden söyleyeyim, efendim ben 20 yaşından sonra sanatçı oldum diyor. Hiç 20 yaşından sonra bir insan sanatçı olabilir mi? Sanatçılık o insanın mayasında olan bir şeydir. Bu bir Allah vergisidir, bu noktada çok önemli. Gerçek sanatçılara şöyle arkanızı dönüp bir bakın hangisinin adı biliniyor, hangisi servet sahibi olmuş… Çoğu sefalet içinde yaşamlarını yitirmiş. Öyle kolay sanatçı olunabilseydi herkes sanatçı olurdu. Batı müziğinin bile en büyük isimlerinden Mozart öldüğünde yanında sadece atıldığı toplu mezarda iki bekçi vardı başında. Bakıyorsunuz adamın vefatından 100 sene sonra adı ortaya çıkıyor ne büyük sanatçıymış diye… Bizden mesela Tanburî Cemil Bey’in bile cenazesinde 13 kişi bulunmuş. İşte bu ve bunun gibi insanlar gerçek manâda sanat yapmışlar. Bugün Karadeniz’de kaç tane Piçoğlu var, kaç tane Katip Şadi var? Bu insanlar kemençe çalarken türkü söylerken ne için söylemiş, efendim şuna bu havayı çalayım da yoluma bakayım diye mi çalmış, yada şöyle türkü diyeyim de beni herkes tanısın şan şöhret sahibi mi olayım diye mi türküler söylemişler?

Bunları bu kadar anlattıktan sonra, şimdikilerin yaptıklarının saçma sapan işler olduğunu, sadece göz boyamak olduğunu görmemezlikten gelemeyiz sanırım. Bugün okulda farklı bölümlerden öğrenciler ne çalıyorsun diye bana soru sordukları zaman “kemençe çalıyorum” dediğimde hemen “klasik kemençe mi?” diyorlar, onlara Karadeniz kemençesi çalıyorum dediğim zaman hemen ikinci sınıf insanmışız gibi bir surat ifadesi ile karşılaşıyoruz. Böyle bir durumda tabii ki karşımızdakilere gereken cevabı vermekteyim, bu konuda hiçbir zaman lafımı esirgemem. Ama işte bu gibi sıkıntılar hep bugün piyasa müziği yapan kişiler nedeniyle olmaktadır. Velhâsıl-ı kelam dışarıdan şu an bizim müziğimiz gıy gıy olarak algılanıyor… Bu bizim müziğimiz değildir! Şu an yapılan bu olsa da.

Meftun Şengün: Konservatuara girmeden önce belirli bir amacın ya da bir hedefin var mıydı?

Mehmet Gündoğdu: Ben öncelikle bu konuda benden yardımlarını ve yönlendirmelerini esirgemeyen Cavit ŞENTÜRK Hocama çok teşekkür ediyorum, kendisinden Allah razı olsun bana çok ön ayak olmuştur. Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki, okula girmemdeki en büyük unsurlar kemençenin öz be öz Türk çalgısı olduğunu herkese ispat edebilmek, kemençenin aslına uygun nasıl çalınması gerekliliği ve yine Karadeniz kemençesine uygun bir metod hazırlayabilmek adına girmiş bulunmaktayım. Allah izin verirse de dört dörtlük bir kemençe metodu hazırlayıp insanımıza faydalı olmak istiyorum. Bu konuda söyleyeceklerimi bitirmeden ekleyeyim, her konuda olduğu gibi bu gibi konularda da eğitim her şeyin başı. Son olarak insanlara kültür hizmetleri verme amacıyla açılan derneklerimizle ilgili olarak söylemek istediğim şeyler de var. Bugün Karadeniz derneklerinin hali hiç de iyi değil. Ara ara çeşitli derneklere gidiyoruz, neredeyse hemen hemen hepsi sanki sigara içme ve kağıt oynama mekanlarından başka bir şey değil. Gittiğimiz yerlerde çoğu zamanlar kemençe çalıyoruz ama bir bakıyorsunuz adı Kültür ve Yardımlaşma Derneği olan mekânlarda garsonlar gelip işte efendim sürekli kemençe dinlemekten rahatsız olanlar oluyor vs. gibi laflar işitiyoruz. O zaman bu dernekler neden ve niçin kuruluyor? Bu dernekler kemençe için, horon için kuruldu bunu kimse unutmasın!

Mehmet Gündoğdu

Birol Bahadır: Ben de şöyle bir soru sormak istiyorum, bilindiği üzere Karadeniz’de çalınmakta olan birçok hava var. Bu havalar icra edilirken kemençeciden kemençeciye farklılıklar gösteriyor, bu normal bir durum mudur sizce?

Mehmet Gündoğdu: Tabii ki bir havanın orijinal yapısı ne ise o şekilde çalınmalıdır, buna riayet etmediğimiz takdirde bir takım bozulmalar da arkasından gelir.

Bunun yanında şöyle bir durum daha var ki bu konuyla paralel bir konu, bana göre kemençe havaları kemençe ile çalınmalıdır. Demek istediğim şu ki, bir kemençe havası zurna ile çalındığı zaman veya bir zurna havası kemençe ile çalındığı zaman çalgıların yapısından dolayı illa ki bazı değişikliklere uğramaktadır. Fakat geçmişten günümüze ağırlıklı olarak daha çok zurna havaları kemençe ile çalınıp icra edilmektedir. Buna örnek olarak İpşiroğlu ve Tengoğlu havalarını gösterebiliriz. Bu havalar geçmişte zurna ile icra ediliyor olmasına rağmen günümüzde değişiklik göstererek kemençe ile icra edilmektedir. Kemençe'de klasikleşmiş olan zurna havaları dışındaki örneğin Horon kurma, Hozangel gibi havalar zurnadan dinlenip o şekilde çalınmalıdır. Kemençe ile çalındığı takdirde zurna formatına uygun şekilde icra edilmelidir. İşin daha detayına inecek olursak bahsettiğimiz Akçaabat havaları olan Horon kurma ve Kozangel (Hozangel) dışında Sıksara, Sallama ve Hozangel sallama da tamamen zurnaya ait havalardır. Tabii bu konularda elimizde kesin deliller olmadığı için bundan sonrasına daha çok kendi tespitlerimle devam edeceğim. Bu anlamda hem Cavit hocamızdan hem de yöremizdeki bazı büyüklerimizden aldığımız bilgiler doğrultusunda şunları söyleyebiliriz, mesela bir horon kurma, Tuzcuoğlu havasının Akçaabat versiyonu olarak görülebilir. Ha orijinal değil midir? Elbette orijinal bir havadır ama bazı havalar farklı havalardan esinlenerek de ortaya çıkmıştır. Bu da bizim zenginliğimize bir örnektir. Kısaca toparlayacak olursak bir müziğin asıl çalgısı ne ise o müzik o çalgı ile icra edilmelidir, farklı bir çalgı ile icra edilecekse de orijinalliğine çok sadık kalınarak çalınmalıdır.

Meftun Şengün: Seni zaten bugün biraz fazla yorduk, çok da seni tutarak daha fazla da yormak istemiyorum, son olarak senin eklemek istediğin şeyler var mı?

Mehmet Gündoğdu: Hiç yorulmak olur mu? Hatta ben sizleri yormuş olabilirim. Konuyu şöyle bir toparlarsak kültürümüz adına her zaman en iyisi için çaba sarfetmeliyiz. Ya bir işi tam yapacağız ya da hiç yapmayacağız. Bizleri temsil ettiklerini söyleyenler yaptıkları işi en iyi şekilde yapmalıdırlar. Eski üstâdlarımıza bağlı kalarak onların sanat yaşamlarını örnek alarak çalışmalar yapmalıyız. Gerisi zaten gelir, bugün kültür hazinemiz o kadar zengin ki yeter ki çalışalım, güzellikler zaten arkasından gelecektir.

Meftun Şengün: Sevgili Mehmet, bizimle fikir ve düşüncelerini paylaşarak seninle bir röportaj yapmamıza olanak tanıdığın için çok teşekkür ederim. Bundan sonrası için de sık sık bir araya gelerek böyle güzel konular hakkında düşüncelerini almaya devam edeceğiz. Ayrıca bundan sonrası için sana hem okul hayatında hem de sanat yaşamında daimi başarılar diliyorum.

Mehmet Gündoğdu: Ne demek asıl ben teşekkür ediyorum, kültürümüz için yapılması gereken ne varsa her zaman yapmaya hazırız. Ben de özellikle sizlerin yapmış olduğu bu tarz çalışmların çok faydalı olduğuna inanıyorum. Hepimizi birbirimize destek olacağız, inanıyorum ki bu kültür çok daha iyi yerlere gelecektir. Sağolun, varolun…

Röportaj ve Fotoğraflar: Meftun Şengün (İstanbul-2007).

Her hakkı saklıdır. Bu röportaj metni ve fotoğraflar Serander.Net’in izni olmaksızın kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (4)Add Comment
tebrikler
Yazar gürkan, Ocak 24, 2010
ben eynesil ören liyim ören denince akla gelen ilk şey horondur ören köyüne horonu yakıştırdıpın için ören köyü adına çok teşekkür ediyorum sayın mehmet abi seni de kutlarım metelik kolbastı olsun,tamzara olsun,tuzcuoğlu olsun bu eserleri çalmaya çalıştığın için çook teşekkürler ÖRENLİ...
Yüreğine sağlık Mehmet
Yazar Recep, Ocak 21, 2010
Yazıyı bir çırpıda okudum o kadar da işim varken bitirmeden de bırakamadım.Meğerse kültürüne, geleneklerine,kısacası özüne bağlı adam gibi düşünen insanlara ne kadar ihtiyacımız varmış.Bir çok insanın ceplerini doldurabilmek için her şeyi mübah saydığı bir ortamda Mehmet gibilerin güneş gibi doğmalrına çok ihtiyacımız var.Ayrıca Cavit ŞENTÜRK ve Yusuf KURT hocalarımıda her ne kadar yalmızca gıyabında tanıyabilsemde çalışmalarını gönülden destekliyor,kendilerini tebrik ediyorum.Yüreklerinize sağlık
...
Yazar alim , Ocak 18, 2010
mehmete katılmamak mumkun degıl kendısını kutluyor ve takdır edıyorum kendımde bır kemence ıcracısı olarak ornek alıyorum calıs tavrını eynesıl ören köyunden alim kaya
özüne ve öz kültürüne bağlı en üst seviyede akademik eğitiminide alan gerçek sanatçı ,müzik adamı.
Yazar hüseyin koç, Aralık 31, 2009
sayın mehmet gündoğdu kültürüne ve müziğine böylesine içten bağlılıkla hizmet edip değer yargılarını ön pilanda tutarak yapmış olduğun çalışmalarından dolayı ,[ öncesine ait araştırmaların,kimler nerede kemençe ile netarz gaydalar icra etmişler ,bunları bulup ortaya çıkarman,bunlarla da yetinmeyip yaptığın işi yani kemençe ile müzik icranı birde i.t.ü.gibi değerli bir üniversitede bilimsel olarak eğitiminide alarak bu işe değil yüreğinizi koymayı adeta kendinizi adadığınızı ortaya koymuşsunuz.}işte bu duygularım ile sizi can ı gönülden tebrik eder teşekkür ve saygılar sunarım çalışmalarınızda,akademik eğitiminizde özünden dinleyenleri çoşturan kemençeli müzik yaşamınızda RAB bimden size üstün başarılardilerim.

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...