• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Röportaj ve Söyleşiler > Yusuf KURT ile Halk Oyunlarımız Üzerine Bir Söyleşi
Yusuf KURT ile Halk Oyunlarımız Üzerine Bir Söyleşi
Röportaj ve Söyleşiler
Yazar Meftun ŞENGÜN   
Pazartesi, 03 Eylül 2007 20:28

Yusuf Kurt

Geride bıraktığımız Temmuz ayı içerisinde Trabzon-Tonya'da kendisine misafir olduğumuz Folklor Hocalarımızdan Yusuf KURT ile yapmış olduğumuz söyleşi ile folklorumuz üzerine bakın neler konuştuk.

Meftun Şengün: Yusuf Hocam öncelikle sizi tanıyarak söyleşimize bir başlangıç yapalım istiyorum, bizlere kendinizden bahsedebilir misiniz?

Yusuf Kurt: 1972 yılında Trabzon’un Tonya ilçesinde dünyaya geldim. İlk orta ve lise eğitimimi Tonya’da tamamladım. 1990-1997 yılları arasında Tonya’da Halk Eğitim Merkezinde Folklor Usta Öğreticiliği yaptım.

1997 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı Halk Oyunları bölümüne giriş yaptım. 2002 yılında mezun olduktan sonra tekrar Tonya’ya döndüm, halen de 2004 yılında görev yapmaya başladığım Tonya Belediyesi Kültür Müdürlüğünde çalışma hayatıma devam ediyorum. Aynı zamanda bölgede de Folklor Temsilciliği görevimi de yürütmekteyim.

Yusuf Kurt

Meftun Şengün: Hani, Horon’la nasıl tanıştınız desem? İlk zamanlardan biraz bahsetsek?

Yusuf Kurt: Folklor’a nasıl başladım derseniz, bu işte bana Babaannemin (Serhat KURT) çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. O, bu yörede folklorik açıdan değerlendirdiğimizde en ince, en hassas ve en doğru insanlardan birisiydi. Küçük yaşlarda yaylalara çıktığımızda çok iyi hatırlıyorum, Babaannem ağzı ile bizlere nağmeler çalardı, bizde o nağmelere horon oynardık. Tam olarak şu dönemde ya da şu zamanda horon’a başladım diyemem, ama şundan eminim ki kendimi bildim bileli horon oynarım. Aile olarak bu kültür içerisinde yetişmişizdir. Belki de en büyük etki bu…

Meftun Şengün: O zaman sizin için folklorun aileden gelen bir özellik olduğunu söylersek yanlış olmaz?

Yusuf Kurt: Ailemden gelen bir soya çekim vardır mutlaka. Şu anda herhangi bir kişiyi alsanız ve yetiştirseniz, inanın onu çok güzel bir dansçı yapabilirsiniz, ama onu folklorcu yapamazsınız, bu işte olması gereken duyguyu veremezsiniz. Duygu bambaşka bir şeydir. Duyguyu kim verir insana? Allah... O verirse verir, vermezse vermez… Burada her ne kadar yetenekli olunursa olunsun insana lazım olan bir de ruh hali ve duygu vardır. Geleneksellik ancak yöresinde yaşanarak olur. Bu çok önemlidir. Karşınızdaki insan size o duyguyu vermeli, siz ona baktığınızda o duyguyu o heyecanı almalısınız.

Yusuf Kurt

Olması gereken bir geleneksel duygu vardır. Ama artık bu geleneksel duyguyu bulamıyoruz. Bir defa sosyolojik ortam çok değişti. Bana kalan bu duygu ise ailemin bu kültür ile iç içe olmasındandır, bu kültürü doyasıya yaşamalarındandır… Buradan da bu duygu bize bir şekilde yansıma yapınca biz de kendimizi halk oyunlarının içerisinde buluverdik. Ortaokul birinci sınıfa gittiğim bir dönemden de bir anımı aktarayım size;

O dönemlerde Babaannem bir yaz diğer kardeşlerimi Kadırga’ya götürür, bir yaz bizleri götürürdü. Benim gitmeyecek olduğum bir dönemde baktım ki ileriden bir grup geliyor, yaylaya gidecekler! O zamanlar insanlar arabalarla yaylaya gitmek yerine yürüyerek giderlerdi. Minibüs gibi araçlar yoğun olmadığı için araçla gidecekler de bir kamyon tutup kamyon arkasında giderlerdi. Baktım ki gidenleri kaçıracağım, o arada otlatmaya çıkardığım inekleri diğer kardeşlerime bıraktığım gibi kaçtım gittim Otçulara… Üzerimde ne para var ne de pul, yayladan nasıl döneceğimi düşünürken en sonunda yürüye yürüye eve dönüş yaptım. Bunu anlatarak üzerinde durmak istediğim şey kültüre olan merakımızdır.

Meftun Şengün: Buraya kadar anlattıklarınızdan Karadeniz Kültürünün içerisinde yaşayarak Folklor ile iç içe olduğunuz anlaşılıyor. Zaman içerisinde folklorik gelişiminizde de bahsedebilir misiniz?

Yusuf Kurt: Folklorik anlamda daha bilinçli daha sağlıklı bir şekilde gelişimim 1992’li yıllarda başladı. Fakat bu gelişim sürecinde sanılmasın ki, şöyle bir hareket yapayım ya da oyunlara figür açısından bir takım yenilikler getireyim de insanların gözünde daha farklı görüneyim tarzında bir düşüncem yoktu. İçimden geleni hissettiğimi yapıyordum. Benim için önemli olan her zaman eski ve otantik olandı.

Hiçbir zaman otantizmi savunma anlamında bir derdim olmadı. Çünkü ben zaten geleneksel yaşamın içerisinde büyümüş ve yetişmiş biriydim. Farkında bile değildim bazı şeylerin değerlerinin. Ben üniversiteye girmeden önce ala çorap örmesini ve motifleri bilirdim ama bunun öneminin farkında değildim. Eğitimle beraber bilinçlenmeyi de kazandım. Bende var olan malzemeleri de korudum. Diyorum ya çocukluğumuz, gençliğimiz hep yaylalarda geçti. Birileri sağda solda vakit geçirirken ben yaylalarda, kemençe muhabbetlerinde, horon halkalarında vaktimi geçirdim. Lise çağlarımda çok sevdiğimiz Aşikar Amca (Aşikar LERMİ) ile çalışmalarım oldu. O da sağ olsun bu işe emek vermiş gönül vermiş, güvendiğimiz ve sevdiğimiz bir büyüğümüzdür.

Yine o dönemlerde 1948 yılında ilk defa folklor alanında Türkiye’ye Dünya Birinciliği kazandırmış eski Tonya ekibinden hocalarım ile belirli bir müddet çalıştım. Konservatuar yıllarımda Cavit ŞENTÜRK Hocamız ile yedi yılım beraber geçti. Kendisi ile çok çalışmalarımız oldu, esasen folklor alanında üzerimde etki bırakan isimlerden Babaannem’den sonra Cavit Hocam gelir. Beni şekillendiren ve bilinçlendiren hocamdır. Baba oğul gibiyiz, onun ruhu beni çok etkiler. Trabzon halk oyunlarında örnek alacağım tek kişidir. Onun yolunda gitmeye çalışıyorum. O da bu işe gönlünü, emeğini vermiş değerli bir şahsiyettir.

Dokuma Çoraplar

Meftun Şengün: Halk Oyunlarımızın günümüzdeki durumu ve yapılan çalışmalar hakkında neler düşünüyorsunuz?

Yusuf Kurt: Ülkemizde bana göre öncelikli olarak bir halk oyunları anlayışı oturmamıştır. Folklor dediğimiz Halk Bilimi Batı’da kırsal, köy yaşamı kültürünün bittiği noktada başladı. Bu anlamda kendi kültürlerini korumak ve yaşatmak adına folklora sarıldılar.

Bizde halk oyunlarının başlangıcı Cumhuriyet tarihiyle, 1930’lu yıllarda Atatürk’ün emriyle kurulan Halk evlerinde bu çalışmalar ilk olarak başladı. Günümüze bakıldığında bizdeki köy yaşantısı halen devam eder. Otantik anlamda ise bu durum 1980’li yıllara kadar yoğun bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Köy yaşantısı halen daha devam ederken ne yaptılar? Kalktılar folkloru şehirlere taşıdılar.

Hal böyle olunca da buradaki kültür taşınması onu korumaya ve yaşatmaya yönelik olmaktan çıktı, tamamen nemalanmaya, para kazanmaya dönüştürüldü. Böylece otantizm’de bozulmalar başladı. Bu bozulma özellikle 80’li yıllardan sonra başladı. Halk evleri, Türk Talebe Birliği ve Türk Folklor Kurumu olsun, bu kurumların Türk folkloruna büyük hizmetleri oldu. Bu kurumlar sayesinde folklorumuz günümüze kadar yaşamıştır. Ama dediğim gibi bu durum 80’li yıllardan sonra Türkiye de her alanda olduğu gibi folklorumuzda da dejenere olmuştur. Popülist kültür karşısında yok olmaya yüz tutmuştur.

Bu durum bir yerde sosyolojik bir vakadır, eğitimle alakalıdır. Biz şu an folklorla mı uğraşıyoruz, poplorla mı? Bizim şu an uğraştığımız artık Poplaşmış bir folklor oldu. Ne yaptılar? Gerçek ve doğru olan folklorumuzu yiyip bitirdiler, önümüze de poplaşmış folkloru sürdüler. Peki ne yapacağız, nasıl bir önlem alacağız? Hiçbir şey yapamayacağız, ne yapabiliriz ki? Bugün birine deseniz “Yak kara ateşi de dur bu evin içine” durabilir mi? duramaz… Bugün kitle iletişim araçları herkesin evine girmiştir. Artık insanlar televizyonda ne görürse onu yapıyor, onu örnek alıyor. Zaten bilinçli bir halk değiliz, eğitim seviyesi düşük. Böyle olunca da ortaya birtakım çelişkilerin çıkması kaçınılmaz oluyor. Bakıyorsunuz şirketler, zengin iş adamları folklor yarışmaları düzenliyor, bunları babasının hayrına mı yapıyor? Elbette değil. Çünkü artık bir halk oyunları piyasası ortaya çıktı, bunlar da bu piyasada yer almaya çalışıyorlar. Yine bugün değişik isimler ile birçok grup halk oyunları için milyon dolar para harcıyor, ne için? Halkoyunlarını folkloru koruyalım diye mi, hayır tabii ki değil. Amaç, bundan para kazanmak.

Para kazanırken diyorlar mı bu oyun Trabzon’un Tonya ilçesinde işte bilmem kimin oyunu, ya da şu köyün oyunudur? demiyorlar. Burada olanı alıp, değiştirerek sahneye koyuyorlar ve binlerce yıllık ata kültürünü modernleşme adına katlediyorlar. Çağdaşlık bu değildir çağdaşlık kendi değerlerine sahip çıkmaktır, halk kültürünü korumak ve ulusal evrensel boyutuna taşımaktır. Türkiye de tam tersi, çağdaşlık adını yapılanlar sadece yabancılaşmayı getirdi.

Dokuma

Meftun Şengün: Anadolu Ateşi vs. ekipler gibi mi?

Yusuf Kurt: Gibi… Bunlar tamamen şov’a dayalı yapılan işlerdir. Sanatsal değerleri nedir bu da tartışılır. Ne yapacağız, yolumuz ne olmalı? Şimdi benim yüzlerce öğrencim var. Onlara sadece ne öğretebilirsin, kural ve kaideleri öğretirsin. Onlara hiçbir zaman horonla uğraş, kemençe ile uğraş diyemiyorsunuz, çünkü o çocuklar bu kültür içinde yetişmemiş, bu gelenekten gelmemiş. Gelmedikleri gibi bunu sadece dans olarak icra ediyorlar.

Bizler burada Kadırga ya da başka bir şenlik olsunda yaylara çıkalım, otantik oyunlarımızı sergileyelim diye gün sayarken, buradan parasını verip “hadi yaylaya çıkalım” dediğimiz insanlar dahi “ya hava sıcak, gidip de ne edeceğim” diyerek kültürlerini yaşamayı terk eder oldular. Folklorik yapı artık bozuldu. Bugün geçtiğimiz günlerde Trabzon’da Karadeniz Oyunları yapıldı. Dışarıdan gelen insanlar burada ne görmek ister, İstanbul’dan gelenleri mi izlemek görmek ister, yoksa buraya ait kültürel değerleri mi izlemek, görmek ister? Bu gün Trabzon’un kültürel değerleri nedir? Kemençesi, Horonu, artı tarihi yerleri, doğası, yaylaları vs. dir…

Atina’da da Olimpiyatlar yapıldı, orada 120 kişilik Horon ekibi çıkardılar sahneye. Ne ile? Kemençe, Tulum ve Kaval ile. Şimdi buradakiler oradakilerden daha mı akıllı bir iş yaptı? Hayır elbette değil, o zaman bu kültür senin olmaktan çıkar. Başkaları sahip çıkar, hem de uzaktan yakından alakası olmayanlara kalmış olur. Mal sahibine has’tır der eskiler. Kültürümüze, bize ait olana biz sahip çıkmazsak yarın başkaları bu kültürü elimizden alacak, çocuklarımıza bu anlamda bir şeyler bırakmalıyız.  Biz kendi kimliğimizden, kendi kültürümüzden utanır olduk. Kimiz biz, neyiz? Kendi kimliği olmayan birinin kendi tepkisi olabilir mi?

Artık bu noktadan sonra orijinali sevenler, kültürüne değer verenler bir araya gelip toplanmalıdır, Dünya’da bugün etnik değerler artı değerler olmuştur. Şimdi bir de şu moda olmuş, herkes her alanda uzman olmuş. Örneğin birisi çıkıyor diyor ki, en iyi Kemençeci şudur. Sormazlar mı sen kimsin? Kriterlerin nelerdir? Bilimsel bir vesikan var mıdır? Kemençe nedir ya da Kemençeyi kimler çalar diye sormazlar mı? Horon nedir, türkü nedir? bunları sormazlar mı? Ülkemizde maalesef bir takım kriterler dahi oturmadı.

Yusuf Kurt ve Meftun Şengün

Meftun Şengün: Şimdi söyleşi esnasında içinde bulunduğumuz duruma binaen yaşanan olumsuzluklardan bahsettiniz, peki bu olumsuzluklardan nasıl sıyrılabiliriz, çözüm önerileriniz var mı?

Yusuf Kurt: Biraz evvel de söyledim, bu işe gönül verenler bir araya toplanmalıdır. Sesimizi bir şekilde insanlara duyurmalıyız. Bugün Yunanistan’da 280 tane Kemençe kursu vardır, bunların birçoğu da akademik tarz da eğitim vermektedir. Mesela onlara bakıyorum, buradan zamanında kültürel olarak hangi değerleri götürdüyseler, onu korumuşlar. Muhafaza etmek için çaba sarf etmişler. Neden? Çünkü azınlık psikolojisi ile yaşamaktalar. Bu kültürü kaybettikleri zaman ne bu kültürün insanlarıyız diyebilecekler, ne de kendilerine ait bir şeylerin olduğunu savunamaz hale gelecekler. Bizler ne yapıyoruz? Bu kültür bizim olmasına rağmen hiçbir şey yapmıyoruz sadece tüketiyoruz. İnternet Sitelerine bakıyorum da bu kültürün asıl sahipleri olan Çepniler hakkında yazan çizen çok az, neden? İnsanları Kadırgaya, Sis dağına, Honeftere, Hıdırnebi’ ye davet ediyorum burada olan halkı. Bu halkın oyunlarını, yaşam şekillerini görmelerini istiyorum. Ancak o zaman anlarlar bu kültürün değerini ama yunanlılar bu kültür bizimdir deyip sahip çıkıyorlar ve birçok çalışmalar yapıyorlar. Kültürel olarak hiçbir değer üzerinde tek bir değişiklik yapmıyorlar. Ne buldularsa onu devam ettiriyorlar.

Bizde ise adam Kemençe ile neler yapıyor da dönüp bakan bir Allah’ın kulu olmuyor. Bu anlamda birlik ve beraberlik olmanın haricinde eğitimli insanlar yetişmesi şart. Bu işler eğitimle olacak işler. İnsan kendi kültürünü öğrenecek ve sevecek. Kültürüne ve bilime inanan gençler yetişmelidir. Bu işe gönül vermiş, çaba sarf eden insanlarımız bir şekilde teşvik edilmelidir.

Nasıl ki Kemençe’de bir dizi klasikler vardır ve bunlar çalınır, horonlarımızda da bir yoğunluk vardır. Klasiklerimizi bilmeliyiz, öğrenmeliyiz. Tabii akademik anlamda da bu işle uğraşan insanların kendi kültürlerini bilmeleri gerekiyor. Hiç unutmuyorum, buraya ilk geldiğim zamanlarda bir ekip oluşturduk. Bir yarışma esnasında bu ekip Dik Horon’u sahne de sergiledi. Jüri üyelerinden birisi kalkıp bana dedi ki, bu nedir? Ben de “Bu ekip Urfa ekibi ve halay oyunlarını sergiliyor…” dedim, böyle bir şey olabilir mi? Horonu bilmeyenlerin bu işlerin içerisinde yer almaları çok büyük bir yanlıştır.

Bu olay üzerine baktım ki böyle olmuyor, yöremizden beş yaşlı nene beş de yaşlı amacı alıp misafir ekip olarak götürdüm yarışmaya. Herkes tabii şok oldu, bu insanlar nasıl horon oynayacak diye. Yaşlılarımızdan oluşan ekip sahne alıp orada horonlarımızı öyle bir oynadılar ki coşkudan kıyamet koptu. Bizim dışarıya çıkmamızla birlikte salon boşaldı. Herkes her yerde doğruyu bildiği sürece yer almalıdır.

Biz bu şekilde kendi ekiplerimizle hem yarışmalara katılıp birincilikler aldık, hem de TV programlarına çıkıp doğrunun ne olduğunu insanlarımıza bir şekilde gösterdik. Böylelikle istenince her şeyin nasıl da oluverdiğini ispat etmiş olduk. Biz burada kendi yöremizde atalarımızdan şunu öğrendik “Kemençeyi çalar Göreleli, Horonu oynar Tonyalı, Türküyü de okur Ağasarlı”… Bunu ben uydurmuyorum. Burada kendi yöremizde yaşamış ustalarımızdan, atalarımızdan ve büyüklerimizden öğrendiğimiz budur. Konuyu da biraz dağıtmış olduk sanırım.

Çözüm noktasında özellikle yöremize ait bir envanter çıkarmamız gerekiyor. Folklor Federasyonun, Konservatuar hocalarının, efendim sizin gibi internet üzerinden yayın yapan sivil oluşumların hep birlikte “Arkadaş durun bakalım, ne oluyor, ne yapıyorsunuz?” demesi gerekiyor. Yoz bir kültür anlayışına karşı birlik içerisinde bir duruş sergilemeliyiz. Hep birlikte elimizden geldiğince fazla çalışmalıyız. Kültürümüz sevdirerek bu çalışmaları yapmalıyız.

Mehmet Gündoğdu Yusuf Kurt ve Meftun Şengün

Meftun Şengün: Yusuf Hocam, söyleşinin sonuna doğru gelirken eklemek istediğiniz noktalar var mı? Son olarak konuyu toparlayacak olursak neler söylemek istersiniz?

Yusuf Kurt: Benim isteğim bu kültürün canlı bir şekilde yaşamasıdır. Kültürümüz anlatabilmek, tanıtabilmek en büyük gayemiz. Fakat bunu bir kalıp halinde yapmadan, hem müziğimizde olsun hem oyunlarımızda olsun belirli bir kompozisyona uygun olarak yapmalıyız. Bu gibi önemli işlerde ehliyetsiz kişi ve kişiler görevlendirilmemelidir. Akademik olarak belirli bir eğitim düzeyine ulaşmış,  bilinçli insanların kültürümüze çok büyük emekleri olacağına inanıyorum.

Aynı zamanda geleceğe bir şeyler bırakmak için yapacak olduğumuz çalışmalarda işin kaynağında olan insanları bulacağız. Onlardan bir şeyler alacağız. Gidip de şehirlerde peştamaldan etek yapıp giyenler, onları önce burada kullanmalıdırlar. Kültürümüzden utanmayacağız. İnşallah her şey yoluna girer diyorum. Bunun için elimizden geleni ortaya koyacağız. Sizler ve bizler birlik olacağız. Geleceğe inşallah iyi bir kültürel miras bırakmak en büyük hedefimiz olsun…

Meftun Şengün: Hocam bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz.

Yusuf Kurt: Ben teşekkür ediyor, aynı zamanda da yapmakta olduğunuz kültürel çalışmalarınızda başarılarınızın devamını diliyorum.

Röportaj ve Fotoğraflar: Meftun ŞENGÜN (10 Temmuz 2007, Tonya)

Her hakkı saklıdır. Bu röportaj metni ve fotoğraflar Serander.Net’in izni olmaksızın kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...