| Cemile Cevher Çiçek'in Anısına Son Röportajı... |
| Röportaj ve Söyleşiler |
| Yazar Hakan ŞEN |
| Pazartesi, 15 Mart 2010 21:53 |
|
Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz sanatçımız Cemile Cevher Çiçek'in anısına köşe yazarlarımızdan Hakan Şen'in kendisiyle 2006 yılından İstanbul-Şile'de yapmış olduğu son röportajı paylaşmak istiyoruz... *** Önsöz: Karadeniz’in gelmiş geçmiş en büyük bayan seslerinden Sayın Cemile Cevher Çiçek, dönemin bağlama üstatlarından “Çayeli’nde Öteye…” türküsünün derleyicisi Sayın Dursun Tanyaş ve Üstat Necati Erenler ile yaptığım röportajı ikisini yeni kaybetmenin acısıyla sizlerle bir kez daha paylaşıyorum. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. İkisinin de Karadeniz kültürüne ve müziğine emeği çok… Özellikle ulusal anlamda bu konuda o dönem fakir sayılacak bölgemiz için ilklerin insanlarıydılar… Şimdi onların yokluğunda bu röportaj o değerli insanlardan kalan doküman olarak daha bir anlam kazandı. Sevgiyle… Hakan Şen *** 2006 yılının Aralık ayındayız. Cemile Cevher Çiçek hanımefendinin Şile’deki ikametgâhına gitmek için Sayın Dursun Tanyaş ile buluştum. Dursun Amca’nın yanında bir misafiri daha vardı, Necati Erenler! Kendisi bir zamanların ünlü sesi, birçok taş plağı var. Yani, açıkladığımız gibi iki kişi ile değil üç sanatçı ile birden röportaj imkânı bulduk. Onlarla çok çok eskilere yolculuk ettik a dostlar. Anılar canlandı hüzünler geldi, Karadeniz dalgaları gibi birden coştuk ve şunu anladık; Sanatın sanatçının yaşı olmazmış. Ama vefasızlık insanlarımızın yüreklerini bürümüş. Beli büken yaşlılık değil vefasızlık… Cemile Cevher Çiçek, Dursun Tanyaş ve Necati Erenler ile Söyleşi Hakan Şen: Cemile Abla nasılsınız sıhhatiniz nasıl? Cemile Cevher Çiçek: Teşekkür ederim sağ olun iyi sayılırım. Şeker hastalığım var, ellerim ağrıyor. Hakan Şen: Burada, yani Şile’de nasıl geçiyor günleriniz? Cemile Cevher Çiçek: Ablam ile bir de yabancı yardımcım var, iyi geçiyor…
Hakan Şen: Cemile Abla müsaadeniz olursa sorularıma geçmek istiyorum, sanat hayatınız nasıl başladı? Kısada olsa bizlere hem sanat hayatınızdan hem de kendinizden bahsedebilir misiniz? Cemile Cevher Çiçek: Çocuktum, türkü söylerdim. Rahmetli babam beni elimden tuttu. Trabzon’da o zaman Cümbüş Cemal vardı, ona götürmüştü notası da var, talebe de yetiştiriyor diye. Cümbüş Cemal “Bu fevkalade bir ses, ben bunu çalıştırayım, yetiştireyim” dedi babama. Ondan sonra eve geldik. Babam anneme, “Cümbüş Cemale götürdüm Cemile’yi” deyince annem şaşırdı: “Sen kızı çengi mi yapacaksın?” Hani var ya düğünlere gider, şey çalar. (Gülüşmeler) Uzun boylu, neyse anlatamayacağım, sonunda İstanbul’a geldik. Makbule ablamın yanında oturuyoruz, bestekâr Saadettin Kaynak’a götürdüler beni. O, Cevdet Çağla’ya telefon açtı İstanbul Radyosu’na: “Bir kızımız var bir Karadeniz türküleri okuyor ki şahane” dedi. Bir mektup yazdı Cevdet Çağla’ya, elime tutuşturdu. “Bu zarfı Cevdet Çağla’ya ver, hemen git” dedi. İstanbul Radyosu’na gittim, müracaata sordum, “Masanın yanından geç, görürsün Cevdet Çağla’yı” dediler. Tabii o zaman Kemençeci Hasan Sözeri var İstanbul Radyosu’nda, korosu da var orada. Cevdet Çağla’yı bulup verdim mektubu. “O kız sen misin?” dedi, “Benim” dedim. Hasan Sözeri’yi çağırdı, bir Karadeniz türküsü okudum. Hayran oldu bana Hasan Sözeri. hemen korosuna aldı beni, tabii sonra bir sürü korolar değişti, geldi geçti… Bir gün Muzaffer Sarısözen yolda giderken koşup arkasından yetiştim, “Ben burada eğitim görüyorum, hep Karadeniz türküsü mü okuyacağım hocam?” diye sordum. “Sesine giden türküleri seç oku” dedi. Ben de sesime giden türküleri seçtim okudum. Daha çok Azeri türküler okudum, Azeri türkülere de ağırlık verdim. Hakan Şen: Cemile Abla, neden Azeri türküler okumak istediniz? Cemile Cevher Çiçek: Okuyan yok çünkü, başladım Azeri de okumaya. Orada o zaman benim Azeri türküleri okumamı çekemeyenler oldu. Hakan Şen: Bildiğim kadarıyla Trabzon-Maçkalısınız? Cemile Cevher Çiçek: Trabzon. Annem Trabzon Maçkalı, Babam Sivaslı, Hüseyin Gencoğlu. Sonra soy isim değişikliği oldu, üzüldü tabi, “keşke değiştirmeseydim” dedi. Annem Maçka’nın Ziganoy köyünden. Babamla Batum’da evlenmişler. Hakan Şen: Cemile Abla, siz İstanbul’a gelmeden önceki hayatınızda ne gibi zorluklar vardı ve İstanbul’a geldikten sonra ne gibi değişiklikler oldu? Buna paralel olarak siz Trabzon’da iken gözlemlediğiniz Karadeniz kadınlarının ne gibi sıkıntıları vardı, bunları anlatır mısınız? Cemile Cevher Çiçek: Benim bir sıkıntım zorluğum olmadı. İstanbul’a geldikten sonra Ali Ekber Çiçek’le evlendim. Kendisi Aleviymiş bizim bir akraba vardı “seni Aleviye vereceğim Ali Ekber’e vereceğim” diyordu. Neyse sözünü yerine getirdi, Ali Ekber’le evlendik. 8 sene evli kaldık fakat yürümedi. Yürümemesinin sebeplerinden biri de çocuğumuzun olmamasıydı…
Hakan Şen: O zamanlar İstanbul Radyosu’nda Ali Ekber Çiçek’le beraber mi çalışıyordunuz? Cemile Cevher Çiçek: Evet. (Söze o zamanlar İstanbul radyosunda olan Necati Erenler beyefendi giriyor. ) Necati Erenler: O zamanlar Ali Ekber Çiçek radyoda değildi. Ben 1958’de radyoya geldim. Cemile Cevher Çiçek: Evet o zamanlar değildi. Şeker hastalığı bazı unutkanlıklara sebep oluyor. Hakan Şen: Evet söz sizden açılmışken kendinizi bizlere tanıtır mısınız Necati Bey? Necati Erenler: Tabi efendim. 1932 Malatya doğumluyum, çok genç yaşta spora başladım, 1956’da Ankara’da ses yarışmasına girdim. Rahmetli Muzaffer Sarısözen hocamla tanıştım, benim sesimi çok beğendi, fakat ailevi sorunlar nedeniyle müziğe ara vermek zorunda kaldım. 1958 senesinde İstanbul’a, İstanbul Radyosu’na geldim, misafir olarak okudum o dönem. Ahmet Yamacı hocamız ve Cemile Cevher Çiçek ablamızla beraber çalıştık ve 1958 senesinde “Sahibinin Sesi” adlı firmadan 2 plak çıkarttım. “İnsan kısım kısım yer damar damar” ve “Oğlan gelir mektepten”. Birçok türkünün yapımcısıyım, bestekârı, söz yazarıyım, şairim. Ayrıca milli boksörüm. 1958 de Cemile Abla ile beraber koroda çalıştık. “İnsan kısım kısım yer damar damar” parçam uzun hava tarzında idi, “Karadır kaşları kemana benzer” parçamda rast makamında bir türkü idi. “Mevlam birçok dert vermiş” benim eserimdir. Hakan Şen: Necati Bey “Mevlam birçok dert vermiş” isimli eserin derleyicisi şu anda farklı bir kişi, Nida Tüfekçi olarak geçiyor kayıtlarda bunu neye bağlıyorsunuz? Necati Erenler: 45 sene radyoda bu parça için benim adım okundu, dolayısıyla bu parçanın derleyicisi olarak başka birinin ismi geçmesi beni de hayretler içinde bırakıyor. Bu parçayı ben derledim 1958 senesinde, plak yaptım. Şu an Nida Tüfekçi 1961 senesinde derledi yazıyor. Burada ciddi bir tezat var. Daha sonra Zeki Müren dahil bütün büyük sanatçılar bu eseri okudular. Sizlere de fotoğraflarıyla belgeleyebilirim, hep benim adım yazdı. Bu parça uşak makamındadır. Sanırım o zaman Nida Tüfekçi ile ters düşmüştüm, sebebi bu olabilir. Bunu ispatlayan belgeye de sahibim. Ahmet Yamacı’nın notaları burada, bakabilirsiniz. Sözleri, makamı, notaları her şey değişik. Mesela “diley diley yar” diyorlar, yanlış. “Diley” demek “yar” demek zaten, böyle bir şey yanlış. Bende bu türkünün de bir mazisi vardır. Gençken bir kıza âşık oldum, Dilber isimli bir kıza ve ona yazdım bu şiiri. Neyse mahkemelerde uzun yıllarımızı aldı bu durum. Çok kötü bir avukata düştük o zaman. Benden 1961 senesinden önce okuduğuma dair delil istedi mahkeme, ben de 1958 senesindeki taş plağımı verdim. 5 sene sonra plak bana tuz buz halde geldi, kanıtlar yok edildi. İşin içinde siyaset var tabi. Birçok ülkede konser verdim Yunanistan, Almanya vs. Bir gün Almanya konserim sırasında hasta oldum boğazımdan, o zamanlar dil bilmiyorum tabi, doktora götürdüler beni ve alelacele ameliyat ettiler ve maalesef sesimi kaybettim. Son konserlerimiz orada oldu. Benim insanlara sizin aracılığınızla mesajım şudur: Benim istediğim; türkülerimizi okuyanlar dürüst bir şekilde dejenere etmeden, orijinal hali ile okusunlar, bozmadan okusunlar. Gençler Anadolu kültürüne sahip çıksınlar. Hakan Şen: Teşekkürler Necati Bey, Cemile Abla’ya dönmek istiyorum. Cemile Abla müzikte aktif olduğunuz dönemlerde ne gibi zorluklarla karşılaşıyordunuz? Cemile Cevher Çiçek: Müzik yaparken bir zorluk görmedim, ama emekli olurken İstanbul Radyosu maaşımı düşük gösterdi ve beni düşük maaşla emekli ettiler. O zamanlar kıskançlık var tabi, bir de duyuyorum ki benimle beraber emekli olanlar duymuşlar bu durumları, gitmişler İstanbul Radyosu’nu mahkemeye vermişler. Bitmiş, kazanmış o sözde arkadaşlarımız. Bana da haber verin yahu değil mi, ben de geleyim hakkımı koruyayım, arayayım orada…
Hakan Şen: Cemile Abla siz büyüdüğünüz bölge açısından hiç etnik müzik seslendirmek istediniz mi? Mesela Lazca, Gürcüce, vs. olduysa TRT’nin yaklaşımı nasıl oldu? Cemile Cevher Çiçek: Böyle bir talebim olmadı, Lazların kendine özgü lisanları var, söylemek için lisanı iyi bilmek lazım. Hakan Şen: Cemile Abla o zamanlar radyoda yapılan ses kayıtları genelde bağlama ile yapılıyordu. Bu okuduğunuz Karadeniz türküleri için size nasıl etkisi oluyordu, uyum sorunu yaşadınız mı? Tulum ve kemençe olmasını ister miydiniz? Cemile Cevher Çiçek: Hayır o zamanlar kemençe zaten vardı Hasan Sözeri kemençe çalardı, tulum hiç düşünmedim. Sazlarda uyum sorunu yaşamadım. Hakan Şen: Peki bugün yapılan Karadeniz müziğine bakış açınız nedir beğeniyor musunuz? Cemile Cevher Çiçek: Karadeniz türkülerini okuyan bir kızcağız var, bilmiyorum hiç dinlediniz mi? Hülya Polat Karadeniz türkülerini güzel söylüyor, sesini çok beğeniyorum. (O sırada söz Süreyya Davulcuoğlu’ndan açılıyor…) Cemile Cevher Çiçek: Süreyya, evet galiba hastaydı bir ara, o zamanlarda bir görüşmüştük kendisiyle. “Senin izindeyim” demişti bana...Sonra izimi kaybetti. (Sohbete Dursun Tanyaş gidiyor, söze şöyle başlıyor.) Dursun Tanyaş: Büyük şair Bedri Rahmi Eyüboğlu türküler için ne demiş biliyor musun Cemile Abla? Şöyle demiş; “Şairim, şiirin hasını ayak sesinden tanırım, Cemile Cevher Çiçek: Türküler türkü anlatır. Dursun Tanyaş: Ali Ekber Çiçekle 1957 yılında Üsküdar Şemsipaşa’da tanıştım. Orada o zaman bilmem hatırlar mısın, karı koca vardı Nimet-Hüseyin Balkan. O zaman Ali Ekber Çiçek, Hüseyin Balkan, Dursun Tanyaş ve Adapazarlı Nihat Gökkara vardı gurubumuzda. Lunaparka giriş 25 kuruştu. Birde Sirkeci’de Gülhane Parkı vardı. Hakan Şen: Cemile Abla, kendisi Trabzonlu olan bir bayan üyemiz size şöyle sesleniyor: “Küçükken TRT’nin radyosundan sık sık Nurten İnnap ve Cemile Cevher’in karşılıklı söylediği ‘Peştamal tezgâhında canum çıkayi canum’ türküsünü dinlerdim. Önce evlilik heveslisi ki iki kızın şen şakrak ve umutlu atışmasını ve hatta birbirini motive etmelerini dinlerdik türküde. Evlilik övülür, kadının ağır iş gücünden evlilikle kurtulacağı ve hanım konumuna geçeceği umudunu anlatırdı türkü. Ama sonra birden bire erkek egemen tavra başkaldırışıyla sonlanan adeta anarşist ve feminist bir dönüşüm olur türküde. Adeta yüksek sesle düşünen kızların bakışı değişir, bir bilinçlenme oluşur ve emekle elde edilen dik kadınların güçlü olabileceği konum yeğlenir ve bekârlık övülür” Şimdi bu türküden yola çıkarak Karadeniz kadını hakkında söyleyecekleriniz nelerdir? Karadeniz kadını bir değişim geçiriyor mu? Bir değişim varsa buna bakış açınız nedir?” Cemile Cevher Çiçek: “Peştamal tezgâhına canum çıkayi canum Bu türküde anlatılan bütün zorluklar aynen o zaman için de geçerliydi. Hakan Şen: Daha bir sürü soru var, ama sizi fazla zorlamış olmayalım. Peki, son bir soru efendim. Karadeniz ve Anadolu gençlerine mesajınız nedir ve müziği bırakıp köşenize çekildikten sonra insanların size tavrı nasıl oldu? Eski heyecanlar unutuldu mu? Cemile Cevher Çiçek: Hepsini gözlerinden öpüyorum kültürlerine sahip çıksınlar, bozmamaya özen göstersinler. Efendim tabi unuttular, eskiden kıskançlık çok vardı. Radyoda Karadeniz türkülerinden Azeri parçalar okumaya geçince çok çekemeyenler oldu. Tabi çok zor dönemlerdi. Şimdi pek gelen giden yok, vefasızlık çok. Gelen giden yok, kimseyi gördüğümüz yok, sağlık olsun… Hakan Şen: Cemile Abla size çok teşekkür ederiz, Mevlâ’dan uzun ve sağlıklı ömür dileriz. Cemile Cevher Çiçek: Geldiğiniz için ben teşekkür ederim, hepinizin gözlerinizden öperim… Hakan Şen: Asıl biz teşekkür ederiz Cemile abla… Röportaj: Hakan ŞEN (12 Aralık 2006, Şile, İstanbul) Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 2543 Geri dönüş(0)
Yorum (3)
![]()
Hey Gidi
Yazar Feramus, Mart 16, 2010
Hey gidi Cemile abla allah rahmet eylesin. Eskiden TRT zamanında radyo başından ayrılmazdık bizim oranın havası çıkacak diye. İpek gibi sesi vardı nerde şimdi o sesler. Görmeden aşık olurduk sesine hey gurban olduğum allah. Gençler çok önemli benim için bu röportaj. Eski anılarımı tazeledi. Duydum Dursun Tanyaşta hakkın rahmetine kavuşmuş. Bu değerleri hiç unutmamamız lazım bunlar kültürümüz için bir ışık. Sağolun düşünceli kardeşlerim. Elinize sağlık.
Yorum
|