• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Röportaj ve Söyleşiler > Kızılay Genel Başkanı Tekin KÜÇÜKALİ ile Söyleşi
Kızılay Genel Başkanı Tekin KÜÇÜKALİ ile Söyleşi
Röportaj ve Söyleşiler
Yazar Meftun ŞENGÜN   
Cuma, 02 Nisan 2010 20:45

Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali

Türkiye’nin en köklü sivil toplum kuruluşu olan Türk Kızılayı’nın Genel Başkanı Tekin Küçükali ile söyleşi yapma imkânı elde ettik. Kültür-Sanat'tan yardımlaşmaya, Karadeniz'den Trabzonspor'a bir çok şeyi konuştuk.

Yoğun çalışma temposuna rağmen bizlere vakit ayırıp sorularımıza içtenlikle cevap veren Küçükali’yi gerçekleştirmiş olduğumuz bu söyleşi vesilesi ile çok daha yakından tanıma fırsatını yakaladık.

TÜRK KIZILAYI GENEL BAŞKANI TEKİN KÜÇÜKALİ İLE SÖYLEŞİ

Meftun Şengün: Sayın Başkanım, sizi biraz daha yakından tanıyarak söyleşimize başlayabilir miyiz? Belirli kuruluşlarda görev almaya başlamanız ve yöreyle ilgili kültür sanat faaliyetleri üzerine yaptığınız çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?

Tekin Küçükali: Memleketimiz Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Muratlı köyüdür. Geçmişte yaşanılan sıkıntıların ve yoklukların neticesinde birçok kimsenin yaptığı gibi bizim de babamız zamanında gurbete çıkmayı tercih etmiş ve akabinde uzun yıllar Ağrı’da kalmıştır. Ben de 1945 yılında Ağrı’da dünyaya geldim. Daha sonra ailem yeniden Sürmene’ye yerleşti. 1962 yılı ile birlikte sosyal hayatın içerisinde yer almaya başladım. Bazı derneklerle ve siyasi partilerle çok yakından ilgilendim. Tabii, bu gençlik yıllarının da verdiği heyecanla, sosyal hayatın içerisinde ön planda yer alma arzusu ve isteği veya şartların insanı o yöne doğru sürüklemesiyle beraber birçok kuruluşta görev almaya başladım. Bazı kuruluşların kuruculuğunu yapmakla birlikte bazılarında başkanlık görevlerinde bulundum.

Yaptığım çalışmalarda insanlara faydamızın dokunduğunu görmeye başlayınca bu anlamda kendi yöremiz üzerine de özellikle kültürel konular üzerine bazı çalışmalar yapabileceğimizi düşündüm. Bunları düşünürken Orta Anadolu, Doğu Anadolu, Güney Doğu, Akdeniz gibi bölgelerimizi de takip ediyor buradaki farklı kuruluşlarla da ilişkilerimi sürdürüyordum. Farklı bölgelerdeki folklorik yapı beni her zaman cezbediyor ve kendi yöremizle bu bölgeler arasında ortak bağların olduğunu düşünüyordum, daha doğrusu bölgeler arasında ortak bir ritim görüyordum.

Hiç unutmuyorum, bir gün değerli büyüğümüz rahmetli Aydın Aksu ile birlikteyiz. Kendisi bana dönerek İstanbul Fatih’te bulunan Sürmeneliler Derneğine gidelim dedi. Biz derneğe çay eşliğinde sohbet etmek için gidelim derken derneğe vardığımızda kendimizi tesadüfen kongre’nin içinde buluverdik. Tabii biz de kongreye katıldık, o arada beni gören İsmail Çebi bana dönerek “Tamam, Başkanı bulduk.”dedi. Ben bir şey demeye fırsat bulamadan bir baktım ki adım tahtaya yazılmış, kongre tamamlanmış ve başkan seçilmiştim.

Tekin Küçükali

(Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali)

Meftun Şengün: Sürmene Derneği bildiğim kadarıyla sizin ilk Başkanlık görevinde bulunduğunuz kuruluş oldu?

Tekin Küçükali: Evet, o dönemde birçok oluşumun içinde farklı görevlerde bulunuyordum, fakat ilk başkanlık görevimi Sürmene Derneğinde almış oldum. Tabii, durum böyle olunca biz bir ekip oluşturup Sürmene Derneğini yeniden yapılandırmaya çalıştık. Plan ve programlarımızı yeniden gözden geçirip yöre ile ilgili neler yapabileceğimiz hakkında çalışmalara başladık. İlk olarak İbrahim Demirci başkanlığında Ali Demirci ve Raci Çelik gibi arkadaşlarımızla bir folklor ekibi kurduk. Gençlerimize folkloru ve yöresel müziğimizi sevdirme ve onları bu yönde teşvik etme amacıyla yine aynı dönemde iki erkek ve iki kız kardeşimizi bu işte görevlendirip yörede kelime anlamıyla “çığlık-çığlığın ötesinde” manasına gelen Kuyis isimli bir müzik grubu kurduk. Bununla birlikte aynı zamanda Kemençe, Bağlama, Ud, Keman gibi çalgılarla 16 enstrümanın yer aldığı bir de Karadeniz Orkestrası kurduk. Kurduğumuz bu orkestra güzel bir hava yakaladı. İnsanımızın biraz daha popüler bir müzik ile Karadeniz Müziğine daha sıcak bakması için bir adım atmış olduk. Bu çalışmalar Televizyon ekranlarında da görünmeye başladı.

Yakaladığımız bu güzel havayı yöreye de taşımak için “Hayden Sürmene’ye!” sloganı ile yola çıktık. Bu sloganla birlikte afişler hazırlatıp insanlarımız bu yöne çekmek için olabildiğince yapacak olduğumuz organizasyonu duyurmaya çalıştık. Bunların arkasından bir de feribot kiralayarak İstanbul’dan Trabzon’a bir sefer düzenledik. Bu yolculukta o kadar samimi ve güzel bir ortam vardı ki tam bir meşk havası içerisinde Karadeniz sahillerinde duraklayarak 30 saatlik bir yolculukla Trabzon’a vardık. Trabzon’a inince buradan Minibüslere biner şenlikler için yaylalara çıkardık. Yaylalarda geziler düzenler, orada yaşayanlarla gurbette olanları bir araya getirir, horonlar eder günü tam bir şenlik havasında geçirir eğlencelere devam ederdik. Daha sonra Sürmene’ye geçer ilk gün Sünnet şölenleri yapardık. Hatta bu Sünnet şölenleri ile ilgili fıkra gibi yaşanan olaylarımız olurdu. Bunlardan birkaçını paylaşmak istiyorum, rahmetli Kaya Çilingiroğlu şenlikteki ilk sünneti yapacak, 22-23 yaşlarında bir baba, oğlunun başında bekliyor, o arada Kaya Ağabey sünneti yapacağı esnada baba bayılıp yere düşüyor. Çocuk sünnet olduktan sonra babası tam o esnada ayağa kalkıyor. Çocuk babasının da sünnet olduğunu zannederek “Baba senun caninda çok mu acidu?” diyor…

Diğer bir anımız da şöyle; dokuz çocuğu olan bir baba hemen yanımızda bekliyor. Ben de Kaya ağabey’e dönerek “Ağabey, bak bu çocuklar da seni bekliyor” dedim. Kaya ağabey de “Neee…” diyerek sünneti bırakıp çocukların babasına dönerek “Bu gadar çocuğu sen mi doğurdun” diye sorunca baba da Kaya ağabey’e “Vallahi ben doğurmadum, Gari doğurdu…” diye cevap verince o an kahkahalara boğulduk. Bu iki anıyı hiç unutmam.

Şenliklerin ikinci gününde hem yöremizin hem de ülkemizin tanınmış sanatçılarını getirir, binlerce insanımızla uzun halkalar halinde horonlar oynardık. Bu aynı zamanda şehrin de ekonomik olarak canlanmasını sağlardı. İçimizden maddi durumu iyi olan hemşerilerimize yöredeki eksikleri anlatıp kendilerinden yardımlar alır, yörede eksiği bulunan okulların, hastanelerin ve bunun gibi kurumların sıkıntılarını yardımlaşma ile gidermeye çalışırdık. Yaptığımız bu organizasyonlar birçok yerde duyulmaya başladı ve Karadeniz’de ilk organize şenlikler de bu şekilde yayılmaya başladı.

Meftun Şengün: Günümüzde “Hayden Memlekete” diye çokça duyduğumuz sloganların ilki herhalde “Hayden Sürmene’ye” sloganı oldu?

Tekin Küçükali: Elbette, bu iş aynen bu şekilde başlamıştır. Daha Karadeniz’de organize bir halde yapılmış böyle bir çalışma yoktu. Hatta ben şöyle bir düşünce de ortaya attım; Kemençe ile mutlak suretle gençler baylı-bayanlı çok güzel bir şekilde danslar edebilirler, üç ayak ile birisi ileri giderken diğeri geri gelebilir, atlama ve sallama oyunları ile değişik gösteriler ortaya çıkabilir diye düşündüm.

Ben bu düşüncemi o dönemde bizim folklor ekibinin başında olan İbrahim Demirci ile paylaştığımda “Hadi canım, olur mu böyle şey” diyerek bana bunun olamayacağını söyleyerek karşı çıktı. Ben o gün eve geldiğimde bu düşüncemi eşimle paylaşıp, “Hanım, hadi gel seninle şu bizim üç ayak kız horonunu dans vaziyeti alarak oynayalım…” diyerek bir deneme yaptım, çok da güzel oldu. Sonra ben İbrahim Demirci’den gizli gizli bu oyunları benim çocuklara oynattım. Bu noktada benim anlatmak istediğim kendi milli oyunlarımızda bir değişiklik yapmak değildi, zaten böyle bir durum da söz konusu olamazdı. Amaç burada tamamen eğlenceye yönelik farklı gösterilerin de ortaya çıkarılabileceğini göstermekti.

Tekin Küçükali

(Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali)

Meftun Şengün: Son yıllarda yöremizde yapılan şenlikler ve festivaller hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Tekin Küçükali: Son dönemlerde yapılan şenlik ve festivaller asıl olması gereken çizgisinden çıkmış bir hal aldı. Şenliklerin ve Festivallerin birbirinden farklı anlamları vardır. Geçmişte biz bu gibi etkinliklerde yöreyi teşvik etmek adına Tereyağı üzerine yarışmalar düzenlerdik. Belki iddialı bir söylem olacak, bana göre Trabzon Tereyağı Türkiye’nin en önemli yöresel ürünüdür. Maalesef Trabzon’da şöyle bir uygulama yapıldı, Karadeniz’de yayla şartlarına alışkın inekler yok edildi. İnsanlara “üç kilo süt veriyor sizin bu ineğiniz, halbuki otuz kilo süt verecek ineklerler varken siz bunlarla niye uğraşıyorsunuz” denilerek Hollanda başta olmak üzer birçok ülkeden farklı hayvanlar bölgeye getirildi. Hayvanlar suni yemlerle beslendi, doğal ortamlarda tutulamadı. Süt kokar oldu, tereyağı istenildiği gibi olmuyor. Haliyle hayvancılık bittiği gibi yaylacılık da bitti...

O zamanlar çocuk olmama rağmen çok iyi hatırlarım,  geçmişte insanlara kredi desteği de sağlanarak bahçelerdeki fındıklar, mısırlar söktürülerek yerlerine çay fidanları ektirildi. Çaydan çok para kazanılacak sözleriyle insanlar yanlış yönlendirildi. Şimdi bakın, artık mahsul de para etmiyor. Karadeniz’de şöyle bir şey var, bazı şeylerin alt yapısı hazırlanmadan insanların ürettikleri ürünler ile adeta oynanıyor.

(Tekin Küçükali'nin gerçeğe dönüşen çocukluk hayali ve 30 Kemençe Eşliğinde İstiklâl Marşımız...)

Meftun Şengün: Hazır kültürel konulardan konuşuyorken hikâyesini çok merak ettiğim bir konu var. O da sizin tarafınızdan yaptırılan bir çalışma ile otuz kemençe eşliğinde İstiklâl Marşımızın icrâ edilmesi?

Tekin Küçükali: Çocukluğumda milli marşımızı neden milli enstrümanlarımızla icrâ edemiyoruz, acaba enstrümanlarımızla milli marşımız arasında bir kopukluk mu var diye çok düşünürdüm.  O dönemlerden bu konu bende bir takıntı olmuştu. Bu düşünce ara ara sürekli depreşir ve gittiğim yerlerde konusu oldukça “Kemençe ile İstiklal Marşımız çalınamaz mı?” diye bunu sürekli dile getirirdim. “Kemençe ile marş mı çalınırmış denilerek” bu sözlerime çevremdeki insanlar gülerek eleştiri ile yaklaşırlardı. Hatta bu konuyu fırsatını bulduğum bir anda devlet büyüklerimizden birisine dahi anlattım. Şöyle ki,  Eski Hava Kuvvetleri Komutanlarımızdan Sn. Halis Burhan’a “Komutanım, sizce bu iş olmaz mı? Kemençe ile milli marşımız çalınamaz mı?” dedim. Kemençe ile İstiklal Marşı olur mu? Nasıl olur yahu “Ayağumda çoraplar oymalidur oymali, Oldum dünya güzeli,  Sana nasil doymali” diyerek Kemençe ile böylemi çalıp söyleyeceksiniz? dedi. Sağ olsun kendisi çok sevimli ve esprili bir büyümüzdü, nitekim ben yine de bu kadar olmaz denilmesine rağmen hiçbir şekilde tatmin olmadım. Sonra, emekli bir bandocu arkadaşım vardı ve konuyu ona açtım. Dedim ki, bu bizim Kemençe o kadar kıvrak ve tek başına insanı etkileyen öyle bir çalgı ki bu iş nasıl olmaz? Arkadaşım sağ olsun “Yahu bir deneyelim, en azından olmazsa da olmadığını görmüş oluruz dedi. Başladık denemeler, başta 3-4 kemençeci derken sayı bir zaman sonra arttı ve 30 kemençeciyi yakaladık.

O günlerde şehirlerin birlik olup birlikler haline gelmesi, federasyon, konfederasyon gibi oluşumlara girmeleri önünde yasal engeller vardı. Şöyle bir şey yaptım, o dönemde İstanbul Emniyet Müdürü olan Sn. Kemal Yazıcıoğlu’na gidip “Ben Trabzon Dernekler Birliği isminde bir birlik kurmak istiyorum” dedim. Kendisi sağ olsun yetkilileri çağırdı, olur mu olmaz mı derken bu birliğin olabileceği hususunda bir karar çıktı. Tabii, hemen işe başlayıp 67 birliğimizi bir araya getirip Trabzon Dernekler Birliği’nin oluşturduk. Sonrasında Abdi İpekçi Spor Salonunda bir Karadenizliler Gecesi düzenledik. İçeride ve dışarında 20.000’den fazla misafirimiz vardı. Dışarıya dev ekranlar yerleştirdik. O akşam da Allah rahmet eylesin Osman Yağmurdereli gecenin sunuculuğunu yaptı. Dönemin Belediye Başkanı da şu an ki Başbakanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’dı. Salonda protokolü, misafiri, davetlileri,  içeride ve dışarıda bekleyen 20.000’den fazla insanımıza, 30 kemençe ve 2 meydan davulu eşliğinde canlı olarak muhteşem bir şekilde İstiklal Marşını okuttuk… Bu çalışmanın CD ve DVD’lerini hazırlatıp dağıttık.

Tekin Küçükali

(Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali)

Meftun Şengün: Karadeniz insanı size göre yaşadığı sosyal ve ekonomik zorluklarla ilgili olarak Devletin yetkili organlarından yeterli desteği alabiliyor mu? Daha doğrusunu söylemek gerekirse,  Karadenizliler bölge ile ilgili isteklerini gerçeğe dönüştürebilme noktasında yeteri kadar ısrarcı mı?

Tekin Küçükali: Böyle bir düşünce pek aklıma gelmedi fakat şöyle bir şey söyleyebilirim. Karadeniz insanının bildiğiniz üzere özellikle yokluktan dolayı gurbetçi bir yapısı vardır. Çay tarımı ile beraber bir kısım insanımız kendi toprağına dönmeye meyletti. Fakat mahsulün yeteri kadar maddi anlamda doyurucu olmayışı insanımızı yeni arayışlara yönlendirdi. Bir diğer husus ise Karadeniz sahil yolunun sıkıntılı olması, ayrıca sanayileşmenin olmaması da ayrı bir olumsuzluk olarak karşımıza çıkıyor. Diğer bir konu ise, gurbette belirli şartlarını oluşturan ve maddi imkânları yeterli derecedeki hemşerilerimiz yöreye gerektiği kadar ilgi gösteremedi veya göstermedi. Hele şimdiki yeni nesil ise bu noktayı hepten unuttu. Eğer burada olması gerektiği gibi bir geri dönüşü sağlayabilseydik durum biraz daha farklı olabilirdi. Bir de, bizler pek kollektif çalışan insanlar değiliz, özellikle fevri davranışlarımız bizleri yorar.

İkincisi, biz sıkıntılarımızla ilgili konuları karşımızdakilerle konuşurken boynumuzu eğdiğimizi düşünürüz. Bu durum bizim onurumuzu zedeler, fukaralığımızı her zaman içimizde yaşarız ama hiçbir zaman bunu karşımızdakine “acz içindeyiz, yardıma muhtacız” diyerek söylemeyiz. 1990’lı yıllarda bir sel felaketi yaşadık. Bu olayda beni çok etkileyen bir durum söz konusu oldu. Sel sonrası, bir günden fazla bir zaman üzerine çıktığı ağaç parçası üzerinde kendini kurtarmayı başarıp denizin üzerinde kalmış ve hayatını idame ettirmeyi başarmış bir adam kayıkçıların çabalarıyla sahile çıkarılıyor. Televizyoncular bu adama dönüp soruyorlar, “Sizin eviniz yıkıldı, hiç bir şeyiniz kalmadı, ne düşünüyorsunuz?” Allah’a şükürleri olsun diyor adam, çocuklarımız sağ ve sağlığımız yerinde. Bundan sonrası sorun değil, çalı çırpının altına girer, bir şekilde evimizi yeniden yaparız diyor. Şimdi bu adam, devlet nerede demiyor, bağırıp çağırmıyor. Dik duruşumuzdan ödün vermiyoruz, böyle bir yaklaşımı zor bulursunuz. Şimdi böyle bir dik duruşun zaman zaman bize faydası faydadır ama zaman zaman da böyle ekonomik zorlukları vardır. Ama şimdi yeni yeni insanımızda bir uyanış görüyorum. İnşallah bu uyanışla birlikte bir şeyler olur. Söylenenlere çok çabuk kanmamalıyız.

Misal, “Karadeniz çok güzel bir turizm bölgesi olur, siz turizme yönelin” derler. Böyle bir şey için Ege’de, Akdeniz’de mevcut alt yapı bizde var mı? Günümüzde bizim birçok belediyemiz ihtiyaçlarını hala foseptik çukurlarla karşılıyor. Bugün birçok yaylamızda tuvalet dahi yokken neden bahsediyoruz? Bu iş milletin yapacağı bir iş değildir, plan ve proje gerekir. Bunu da ancak devlet imkânları ile yapabilirsiniz.

Meftun Şengün: Karadeniz sahil yolundan bahsettiniz? Bu konuyla ilgili bildiğim kadarı ile bir proje hazırlığı yapmıştınız?

Tekin Küçükali: Evet, Karadeniz sahil yolu yapılırken o dönemin Ulaştırma Bakanı’na KTÜ ile birlikte hazırladığımız bir projeyi ilettik. Bu projede yol yapılırken biraz daha geniş tutularak orta kısmından refüj dediğimiz demiryolunu geçirerek bir ucu Batum’da bir ucu da Erzincan’a olsun istedik. Böylece Yurt içine Erzincan üzerinden yurt dışına da Batum üzerinden bağlanmış olacaktık. Proje için defalarca görüşmeler yaptık, defalarca gittik geldik ama bir türlü kabul ettiremedik. Dönemin Ulaştırma Bakanı Sn. Prof. Dr. Enis ÖKSÜZ hazırladığımız proje için “Bu proje benim hayallerimden birisi” dediyse de proje sadece kendisinin hayallerinde değil bizim de hayallerimizde kaldı…

Meftun Şengün: Şu an Türkiye’nin en köklü kuruluşlarından birisi olan Türk Kızılayı’nın Genel Başkanlığını yürütmektesiniz. Türk Kızılayı geçmişte bir takım sıkıntılarla anılmaktaydı. Son dönemdeki atılımlar ile Kızılay’ın çehresi değişti? Bu konuda yaptığınız çalışmalardan ve Kızılay’ın geleceğe yönelik projelerinden bahsedebilir misiniz?

Tekin Küçükali: Milletimizin ortak bir değeri olan Türk Kızılayı 142 yıllık geçmişiyle ülkemizin sivil toplum örgütü olarak en eski kuruluşudur. Padişahlar görmüş, koca Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışının mahsun şahidi olmuş, genç Cumhuriyetin kuruluşunda ve harcında emeği olmuş bir kuruluş. Böyle bir kuruluşun ülkemizde ve dünyada en iyi şekilde temsil edilmesi adına önemli bir duruşun sergilenmesi gerekiyordu. Biz bu noktada olması gerekeni yaptık. Başarılı olabilmek için öncelikle yaptığınız işi sevmeniz şarttır. Sevginin ardından da iyi organize edilmiş değişim ve dönüşüm gelmektedir. Eğer değişim ve dönüşümde tereddütler gösterirseniz o zaman virajları alamazsanız. Bu nedenle hedefleriniz esnek olmalıdır, esnek hedefler ya yapılır ya kırılır. Burada bırakacağınız esneklik zarar görülen yerlerin tamiratı için pay bırakır. Hedefler ve sonuçlar gelir arkasından… Eğer geri dönüşlerinizi istediğiniz şekilde alamıyorsanız o zaman başarılı sayılmazsınız.

Bugüne kadar birçok şeyi başardık. Fakat bu yapılanlar artık geride kalmıştır, benim için bunların önemi kalmamıştır. Bundan sonrası için neler yapılacak bunların hedeflerini koymaya çalışıyoruz. Fukara’nın, yoksulun ve yokluğun olduğu her yerde bir gül gibi bitmeliyiz. Hedefimiz belli, inşallah 2015 yılında Türk Kızılayı Dünya’nın en büyük yardım kuruluşu olarak bir numara olacaktır. Buna istinaden insan onurunu koruyacak hedefler koymamız lazım, onun için de alan el ile veren el birbirini görmemelidir, bilmemelidir. Bunu Hz. Peygamber söylüyor. Modeller oluşturuyoruz,  Kurban’da model, Kan’da model, Zekât’ta model, Afet’te model gibi... Mesela, 2012 yılında Türkiye’nin tüm kan ihtiyacını karşılayacak hale gelip bu sıkıntıyı bitireceğiz. Böyle hedeflerimiz var, onun için geçmişimizle övünsek bile her zaman önümüze bakıp neler yapabileceğimizi konuşmalıyız.

(Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali)

Meftun Şengün: Karadeniz insanının yardımlaşma noktasındaki tavrı hakkında neler söyleyebilirsiniz? Size göre bu noktada yeterli miyiz?

Tekin Küçükali: Bazı doğrularımızı bildiğimiz kadar eksiklerimizi de bilmeliyiz… Eğer yeteri kadar yardımsever insanlar olabilseydik birçok işimizi kendimiz halledebilirdik. O kadar varlık sahibi insanımız var ki geriye dönüp bakmakta maalesef tereddüt gösteriyorlar. Kendi iç yardımlaşmalarımızın dışında şunu Kızılay adına söylüyorum, bugüne kadar tanınmış işadamlarımızdan Sn. İbrahim Cevahir dışında büyük yardım aldığım başka bir isim hatırlamıyorum. İnanın, Karadenizli olmayan birçok insanımızdan çok daha fazla yardım alıyorum. Ben hemşerilerimizden şunu beklerdim, Türkiye’de Kurban bağışı konusunda Karadeniz illerinin diğer illerimiz ile yarışacak seviyede olmalıydı. Neden? Benim hayatımı ortaya koyduğum şu konuya Karadeniz insanının yaptıklarımızı görüp de “Yahu şu adam, bu kurumun başına geldi geleli ne işler başardı, bu başarının harcında biz de olalım” demelerini isterdim. Maalesef böyle bir yaklaşımı ve yakınlığı görmüş değilim.

Meftun Şengün: Türkiye genelinde başlattığınız Kan Bağışı kampanyasında da durum bizim açımızdan aynı mı?

Tekin Küçükali: Maalesef Kan bağışında da Karadeniz sınıfta kalmıştır. Burada şu ince noktayı iyi tespit etmemiz lazım, övünç duyulacak yanlarımız ile hep birlikte övünç duyacağız ama eksik yanlarımızı da dillendirerek iyileştirme yollarına gitmeliyiz. Bakın, şu günlerde Trabzonspor sosyal sorumluluk adına çok büyük bir atılım yaptı. Haiti’de yaşanan depremle ilgili olarak 5 Şubat’ta bir merasim düzenlendi. Düzenlenen bu merasimde kulüp yöneticilerinden Ercan Saatçi maddi yardımda bulunan futbolcularımıza plaketlerini takdim edip toplanan maddi yardımı teslim aldı. Burada önemli olan paranın mevcudiyetinden ziyade ortaya konulan duyarlılık önemlidir. Düşünün, Haiti neresi Trabzon neresi? Trabzonspor bu yaklaşımı gösterdi…

Beşiktaş kulübü taraftarları toplanıp kan bağışı kampanyaları düzenliyor. Ben Trabzonsporluyum, yeri gelir Trabzonspor için ölürüm ama gelin görün ki benim taraftarım toplanıp da bu kampanyaları düzenlemiyor. Şimdi bu nasıl olur, öncelikle Trabzonsporluyum diyen herkes bu noktada duyarlılık göstermelidir, en azından “Biz de başkanımızı onore edelim” diyerek dahi bizim de bu kampanyada bir katkımız olsun diyebilir. Ben buradan taraftarlarımızı da sesleniyorum, lütfen organize olsunlar ve kan bağışı kampanyaları düzenlesinler.

Meftun Şengün: Sayın Başkanım, bilindiği üzere bir dönem Trabzonspor’da başkan yardımcılığından tutun da Genel Müdürlük makamına kadar birçok mevkide görevlerde bulundunuz. Trabzonspor ile ilgili görüşlerinizi de öğrenebilir miyim?

Tekin Küçükali: Hemen söyleyeyim, Trabzonspor her zaman bir numaradır. Trabzon’da birçok şey tutkudur, bir sevdadır. Tarihimizde Ferhat ile Şirin bir efsanedir. Aynı şekilde Trabzonspor da bizim insanımız için bir efsanedir, tutkudur. Trabzon’un futbola bakış açısı ile ilgili enteresan bir şey anlatmak istiyorum. Ben oradayken zaman zaman futbolcularımızla Cuma Namazlarına giderdik. İmamın futbola bakışına bakın, Cuma vaazinden on dakika önce geçtiğimiz haftanın, on dakika da gelecek hafta oynanacak maçın kritiğini yapıyor. Her hafta neredeyse İmam’ın ağzından yirmi dakikaya kadar Trabzonspor’u dinliyoruz. Biz bununla ilgili bir şaka yapalım istedik. Bir gün Trabzon’da görev yapan savcıya durumu anlattık. O da “ben bu iş için kendim bizzat Cami’ye geleyim” dedi. O hafta savcı geldi ön safa geçti, ben orta saftayım, işi savcımıza aktaran arkadaşımız da benim arkamdaki safta.

Namaz vakti yaklaşıyor, İmam çıktı kürsüye Namazı, abdesti anlatıyor, konu bir türlü Trabzonspor’a gelmiyor…  Neredeyse ezan okunacak, benim arkamdaki arkadaşım ayağa kalkıp “Hocam, Allah aşkına! Bu anlattıklarını her camide anlatıyorlar, sen bize maçla ilgili hiçbir şey anlatmadın? Geçen hafta ile ilgili bir şey söylemedin, yüreğimiz yanıyor… Bu hafta maç nasıl olacak?” dedi. İmam da bizim arkadaşımıza dönüp ön safta oturan savcıyı göstererek “Ey gidi Uşağum eyyy, benum da ciğerum yaniyor ama bu hafta defans sağlam, defans…” diyor.

Şimdi, böyle bir sevda var Trabzon’da. Eğer takım o hafta galipse insanlar neşelidir, eğer mağlupsa insanların suratı düşüktür. Ben mesela, eğer evde maç izliyorsam inan ayağımdaki kanın çekildiğini hissediyorum. Ben bu heyecanı şu yaşımda yaşıyorum.

Bir gün torunumla birlikte Fenerbahçe-Trabzonspor maçını izlemeye gittim. Yer olarak tabii orada protokolde bizim dışımızda Fenerbahçeli seyirciler de var. Maç oynanıyor, o arada da önümde oturan bir Fenerbahçeli ağzından hoş olmayan, gayri ahlâki cümleler sarf ediyor. O an bulunduğunuz konum gereği o insana da müdahale etmek istemiyorum, içimden “Lanet gelsin” diyerek sıkıyorum kendimi. Neticede Türk Kızılayı Başkanı olarak oradasınız, makamınız ve yaşınız gereği fevri de hareket edemiyorsunuz… Tam o dakikalarda Umut gole gidiyor, ben “vur Umut, gol olsun” derken Umut’un kaleye şutu çekmesiyle birlikte önümdeki Fenerbahçeli taraftarın oturduğu koltuğa bir vurdum, o vurmamla birlikte adam ayağa kalkıp bana dönerek “Ya kusura bakmayın, ben ileri gittim galiba” dedi. “Biraz değil, bayağı bir ileri gittiniz, bak bu seferlik böyle olsun ama bir daha olmasın lütfen” diyerek ikaz ettim.

Benim oğlumun bir arkadaşının hanımı doğum yapıyor. Tabii babası yeni doğan çocuğunun her şeyini bordo mavi alıyor, giydiriyor. Eve hayırlı olsun demeye gelen arkadaşlarından bazıları siyah-beyaz, sar-kırmızı hediyelerle gelmişler, farklı renkleri çocuk algılamasın diye babası o hediyeleri çocuğa giydirmemiş.

Yani, Trabzonsporluluk böyle bir şey…

Tekin Küçükali ve Meftun Şengün

(Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali ve Serander.Net Genel Yayın Yönetmeni Meftun Şengün)

Meftun Şengün: Şu an takımın gidişinden memnun musunuz, başarı sizce yakın mı?

Tekin Küçükali: Takımla ilgili şöyle bir yorum yapabilirim. Bu hiçbir kulübe nasip olmaz, Allah nasip etti, yöneticiler de bu işi bitirdi. Ünal Karaman, Şenol Güneş ve Ahmet Suat Özyazıcı üçlüsü şu an takımın başında. Ünal, yıllarca Trabzonspor’un formasını giymiş ve kaptanlık yapmış tam bir beyefendi, herkesi dinleyen, kalp kırmayan, teknik vasıfları çok yüksek bir şahsiyet. Hakeza Şenol Güneş aynı niteliklerde, onun da hocası zaten Ahmet Suat Özyazıcı… Artık bu üçlü de bu takımı motive edemezse hiç kimse bu motiveyi sağlayamaz. Bu üçlünün kulübü ayağa kaldıracağına inanıyorum.

Meftun Şengün: Sayın Başkanım, söyleşinin sonuna geldiğimizde son olarak söylemek istediğiniz veya eklemek istediğiniz şeyler var mı?

Tekin Küçükali: Bazı şeyleri sert söyledik belki ama ben sadece gördüklerimi ve inandıklarımı söyledim. İyi olanlar bizim özelliklerimiz, kötü olanlar da sonradan bize ilave edilenlerden ibaret. İnşallah bunlardan da hep birlikte kurtulacağız.

Meftun Şengün: Başkanım, bize vakit ayırıp sorularımıza verdiğiniz içten ve samimi cevaplar için teşekkür ediyor, büyük başarılarınızın devamını diliyorum.

Tekin Küçükali: Ben teşekkür eder, sizlere de çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Röportaj ve Fotoğraflar: Meftun ŞENGÜN (İstanbul-2010)
E-Posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net’in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (3)Add Comment
...
Yazar fatih kökcan, Mayıs 05, 2010
DEĞERLİ BAŞKANIM YAPTIĞINIZ ÇALIŞMALAR GERÇEKTEN TARTIŞILMAZ BİR YÖNÜNÜZ İNSANLARI BİRLEŞTİRİCİ DİĞER YÖNÜNÜZ İNSANLARA EN ZOR ANLARINDA YARDIM EDİCİ BU İKİ GÖREVİDE EN İYİ ŞEKİLDE YAPIYORSUNUZ ÜLKEMİZİN SİZİN GİBİ RENKLİ,ÇAĞDAŞ VE BİRLEŞTİRİCİ İNSANLARA İHTİYACI VAR AYRICA MEFTUN BEY VE EKİBİNE BU GÜZEL RÖPORTAJ İÇİN TEŞEKKÜRLER
...
Yazar Nezahat DEĞİRMENCİ(şimal), Nisan 07, 2010
Sizin gibi insanlara çok ihtiyacımız var, diliyorum ki örnek yaşantınız hepimizin dersi olsun...
baskanımıza tesekkurler....
Yazar ferhat a., Nisan 02, 2010
Kizilay'ın baskani Tekin beyi öncelikle kutlamak istiyorum. Dun yapilan genel kurulda yeniden baskan secilmiş. Turkiyede tum kurumlarin basinda birer tekin kucukali olsa bu ulkede sorun kalmaz. Kizilayin nerden nereye geldigi ortada baska soze gerek yok. Meftun bey size cok tesekkur ediyorum boylesine guzel söylesiler ile değerli simalari daha yakindan taniyoruz. saygilar

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...