• Font boyutunu büyüt
  • Varsayılan font büyüklüğü
  • Font boyutunu küçült
Font +-

Serander.Net ® | Karadeniz Kültürü - Karadeniz Bölgesi tarih ve kültürü

Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...

Serander.Net 4. Yılında!

Anasayfa > Karadeniz Tarihi > Erzurum Kongresinden Bir Sima: Eyübzâde İzzet Bey
Erzurum Kongresinden Bir Sima: Eyübzâde İzzet Bey
Karadeniz Tarihi
Yazar Ayhan YÜKSEL   
Perşembe, 12 Şubat 2009 19:46

Eyübzade İzzet Bey

Tarihçi ve Araştırmacı Yazarlarımızdan Ayhan YÜKSEL tarafından kaleme alınmış olan "Erzurum Kongresi'nden Bir Sima: Eyübzâde İzzet Bey" isimli çalışma ile Eyübzâde İzzet Bey'i yakından tanıyoruz...

ERZURUM KONGRESİ'NDEN BİR SİMA: EYÜBZÂDE İZZET BEY 

Eyüb-zâde İzzet Bey, 1860 yılında Trabzon’da doğdu. Babası, I. Meşrutiyet meclisine Trabzon mebusu olarak katılmış olan Eyüb-zâde Ali Galib Efendi’dir. İzzet Bey, Yavuz Sultan Selim’in Trabzon valiliği döneminde, Doğuda Şiî baskısından 1507’de Silvan’dan kaçarak Aşkale-Erzurum-Bayburt-Gümüşhane yoluyla Maçka’ya, sonra Trabzon ile çevresine yerleştirilen Eyüb-oğlu (Eyyûbî) ailesine mensuptur[1].

Eyüb-zâde İzzet Bey, Trabzon’da Sıbyan Mektebinden sonra Rüşdiye’yi bitirdi (12 Temmuz 1878). 1878’de henüz on sekiz yaşında iken Trabzon Vilayeti Meclisi İdâresi Kaleminde mülazemetle çalışmaya başladı. 13 Ağustos 1876’da aynı yerde 150 kuruş maaşla mübeyyizliğe, 27 Nisan 1882’de 478 kuruş maaşla aynı mecliste ikinci katipliğe, 24 Haziran 1883’te 800 kuruş maaşla Başkatipliğe tayin olundu. 3 Ocak 1885’te Trabzon Vilayet Meclisi müddeî-i umumiliği ilâve memurluk olarak uhdesine verildi. 27 Ocak 1886’da rütbe-i sâlîse tevcih edildi. Trabzon’a gelen Hey’et-i Teftişiyye’ce babası Ali Galip Bey hakkında açılan tahkikat gerekçe gösterilerek Trabzon valisi Hacı Arif Paşa’nın sözlü emri üzerine Başkatiplik görevinden alındı (29 Haziran 1889). İntihâb-ı Me’mûrîn Komisyonu’nun 14 Temmuz 1890 tarihli yazısından anlaşıldığına göre Mülkiye Mektebinde verdiği imtihanla üçüncü sınıf kaymakam olmaya hak kazandı. 8 Temmuz 1891’de 800 kuruş maaşla Trabzon Vilâyeti Matbaa Müdürlüğüne tayin edildi. 12 Temmuz 1891’de Meclis-i Vilayet Müddeî-i Umûmiliği ve 20 Kasım 1891’de Vilâyet İstatistik Me’mûriyeti görevlerini de yürütmeye başladı. Bu görevi sırasında iki önemli soruşturma yaptı. Bunların ilkinde 9 Haziran 1891’den 15 Haziran 1891 tarihine kadar Giresun ve Tirebolu kazaları kaymakamları ile bazı subaylar arasında meydana geldiği iddia olunan hakaret hadisesini soruşturdu. İkincisinde 19 Kasım 1891’den 24 Kasım 1891’e kadar Tirebolu ve Görele kazaları aşâr mültezimi Esad Bey’in ahaliye zulmünü ve yolsuzluğunu inceledi. 25 Kasım 1891’den 2 Ağustos 1891’e kadar Giresun ve Görele naibleri hakkında olan şikâyeti araştırdı. 10 Mayıs 1893’ten 15 Mayıs 1893’e Giresun kazasına sevk edildi. Ayrıca, 13 Mart 1893’ten itibaren Trabzon İstinaf Mahkemesi fahrî azâlığına; 28 Temmuz 1894’te İstanbul’da 10 Temmuz 1894’te meydana gelen deprem dolayısıyla Trabzon vilayetinde oluşturulan İâne Komisyonu azâlığına getirildi. 24 Nisan 1895’te 1000 kuruş maaşla Görele kazası kaymakamı oldu. Tirebolu kazası kaymakamı Rasim Efendi ile bazı memur ve memleketin ileri gelenleri arasında meydana gelen soğukluk sebebiyle Tirebolu kazasına becayiş edilmesine dair çıkan 28 Temmuz 1896 tarihli irade-i seniyye[2] üzerine Tirebolu kazası kaymakamlığına (8 Ağustos 1896) atandı. Maaşı, 13 Mart 1897’de 1325 kuruşa indirildi. Kaymakamlığı sırasında eşkıyanın yakalanmasındaki hizmeti nedeniyle üçüncü rütbeden Nişân-ı âlî-i Osmânî verildi (16 Kasım 1898)[3]. 

Bundan iki yıl sonra, Tirebolu kaymakamlığı sırasında halka zulmettiğine dair ortaya atılan iddialar ve bununla ilgili olarak hakkında yapılan soruşturma öne çıkmaktadır. İzzet Bey’in halka zulmettiğine dair iddia, kaymakamlığının dördüncü yılında Tirebolu ahalisinden Mürdüroğlu [?] Ömer, Kadıoğlu Şâkir ve Kadıoğlu Muhiddin’in “Müfettiş-i Umûmî-i Askerî Komisyonu Riyâseti”ne verdikleri 18 Kasım 1899 tarihli dilekçeye dayanmaktadır. Dilekçe sahiplerine göre: Trabzon Meclis-i İdâre Hey’etini teftiş için gelen Hasan Hayri Paşa ile yardımcısı Ziya Bey tarafından İzzet Bey ve babası Ali Galip Bey tahkikat sonunda görevinden alınmışlar ve hatta haklarında devlet katında görevlendirilmemesi hususunda irâde-i seniyye, yani padişah buyruğu dahi çıkmıştır. Buna rağmen İzzet Bey kaymakam olarak kazalarına tayin edilmiş ve kendi ifadelerine göre yirmi gün boyunca hayatlarında görmedikleri ve asla göremeyecekleri işkencelere uğratılmışlardır. Bu süre içinde çoluk çocuklarından ayrı kalmışlar, karanlık köşelerde gözleri yaşlı çocuklarını görmek arzusuyla beklemişler, “Trabzon ve Görele hapishanelerinde caniler arasında süründürülmüşlerdir”. Durumlarını incelemek üzere müfettiş istemelerinin sebebi ise içinden çıkılmaz hale gelen bu olayların yerinde tespit edilmesidir. Çünkü, yapılan bu zülüm ve alınmak istenilen rüşvet, büyük bir kaza olan Tirebolu ahalisinin devletten nefret etmesine de sebep olmaktadır. Geceleri sabaha kadar feryat eden çoluk çocuklarının göz yaşlarına son verilmesi için konuyu araştırmaya bir müfettişin görevlendirilmesi bilhassa gereklidir[4].

Eyübzâde İzzet Bey hakkında yapılan şikâyet üzerine soruşturma 30 Kasım 1899 tarihli irâde-i seniyye ile Trabzon Redif Fırkası Kumandanlığa havale edildi. Hatta  şikâyet üzerine konu, Tirebolu Redif Binbaşısından da gizlice soruldu. Şikâyette bulunanların hissi davranarak olayı gereğinden fazla büyütmüş olabileceği düşünülerek Dördüncü Ordu müşirinin emir ve izinleriyle Trabzon Fırkası Erkân-ı Harbiye Reisi Kolağası Tevfik Bey teftiş bahanesiyle gizli bir soruşturma yapması için Tirebolu’ya gönderildi. Yapılan soruşturma sonunda İzzet Bey’in ahaliye zülüm ettiği, nüfuz ve servet sahibi olanları tehdit ettiği, çıkarı için onları baskı altında tuttuğu kanaatine varıldı. Raporda “Tirebolu ahalisi arasında Eyübzâdeler’e mensup olanların genellikle görevleri sırasında zulüm yaptıkları, doğru yoldan saptıkları, bunu bir huy edinmiş olduklarının yaygın bir şekilde söylendiği” görüşüne de yer verildi.  

Eyübzâde İzzet Bey’le ilgili şikâyet ve soruşturmaya dair gelişmelerden Teftiş-i Askerî Komisyonu reisi tarafından 7 Ocak 1900 tarihli yazı ile Mabeyn-i Hümâyûn’a da bilgi verildi. Burada Eyübzâde İzzet Bey’in valinin sevgisini ve itimadını kazanmış olduğu, kazanın asayişinin ve emniyetinin sağlanması için böyle hareket ettiği söylenilse bile bunun  görünüşte olduğu, aslında kendi şahsi çıkarlarına hizmet ettiği, bu sebeple zengin ve nüfuz sahibi olanları tehdit ettiği, ahalinin ise kaymakamlarını valiye şikâyete cesaret edemedikleri, Eyübzâdeler’in genel olarak böyle zalim ve doğru yoldan sapmış insanlar olduklarından devlet katında görevlendirilmemelerine dair geçmişte bir irâde-i seniyyenin olduğunun halk arasında söylenile geldiği ifade olundu[5].

Trabzon Redif Fırkası Kumandan Vekili Mirliva Azmi Bey, Teftiş-i Askerî Komisyonu Riyasetine muhatap 16 Ocak 1900 tarihli yazısında konu hakkındaki görüşlerini aktardı. Azmi Bey’e göre “İzzet Bey, Valinin teveccühü kazanmış biriydi. Hakkındaki şikâyet Tirebolu kasabasındaki nüfûz sahipleri tarafından ileri sürülmekteydi. Hakkındaki şikayetler gerçek olsa idi vali tarafından görevden alınırdı”[6].

Ayrıca, Şâkir ve arkadaşlarının İzzet Bey’den şikayetçi olmaları sebebiyle Dâhiliye Nezâreti Mektûbî Kaleminin tahkikat yapılmasına dair Trabzon Vilâyetine muhatap 14 Ocak 1900 tarihli; bir işi dolayısıyla bir aylığına İstanbul’a gitmek isteyen İzzet Bey’e izin verilmeyeceği, ısrar ettiği takdirde ileride başka bir memuriyette çalıştırılmak üzere yerine bir başkasının atanacağına dair 10 Mart 1900 tarihli yazı müsveddeleri bulunmaktadır[7]. Dâhiliye Nezaretinin bir müsveddesine göre İzzet Bey, görevi sırasında kollanmakta ve korunmaktaydı. Hakkında yapılan şikâyet nedeniyle Tirebolu’daki kaymakamlık görevinden alınmalı idi. Çünkü, kaymakamın “yerli olması”, yani o yöreden olması dikkâti çeken bir başka ayrıntı idi (2 Mayıs 1900)[8].

Trabzon valisi Kadri Bey tarafından Sadaret’e gönderilen 15 Aralık 1900 tarihli yazı ile “... hıfz-ı âsâyiş ve te’mîn-i idâredeki vazayif-i mevkûlede ibrâz ede geldiği meâsir-i liyakat ve rü’yet-i vücuh ile taltifini istilzâm eylediğinden” mütehayyızan rütbesinin ûlâ sınıf-ı sânîsi rütbesine çıkarılması talep edilmiştir.

İzzet Bey’in Tirebolu kaymakamlığı sırasında hakkındaki şikâyetler bunlarla da sınırlı değildi. İzzet Bey’i şikâyet edenler arasında Dâhiliye Nezâretinin Trabzon Vilayetine muhatap 4 Mayıs 1901 tarihli yazı müsveddesine göre Bayraktaroğlu İzzet Bey de bulunmaktaydı. Bayraktaroğlu İzzet Bey, Kaymakam İzzet Bey’in “istediğini muhtar tayin ederek şahsî menfaati için kullandığı, yetim ve dulların maaşlarını kesintiye uğrattığı, Liman Reisi tayin ettirdiği Siyam-oğlu Molla İbrahim’i âşâr ve muhafaza memurluğunda çalıştırarak bunun vasıtasıyla ahaliden para aldığını” iddia etmekteydi[9].

İzzet Bey’e isteği üzerine İstanbul’da 13 Ağustos 1901’de yapılacak kaymakamlık terfi imtihanı için bir ay müddetle izin verildi[10]. Katıldığı terfi imtihanında başarılı oldu ve 5 Şubat 1902’de ikinci sınıf kaymakamlığa yükseltildi. İzzet Bey, kaymakamlığının altıncı yılında dahi ahaliye zulüm yaptığına, eşkıya ve hırsızları koruduğuna, aşârı çok düşük bedelle kendi adamlarına verdiğine, zimmetine para geçirdiğine, rüşvet yediğine, devlete ait ya da mirasçısı bulunmayan emlâkleri sahte işlemlerle istediğine verdiğine, Esbiye köyü muhtarını kendi başına nahiye müdürü olarak atadığına, nahiye müdürü olarak atananın da ahaliyi tevkif ettiğine, hatta zincire vurduğuna, dolayısıyla kanunsuz icraatlarda bulunduğuna dair çok ağır suçlamalarla gündeme geldi[11].

Sadrazam Mehmed Said Paşa tarafından padişah II. Abdülhamid’e arz edilen 12 Ekim 1901 tarihli tezkire-i sâmiyye’den anlaşıldığına göre taltif edilmeleri istenilen diğer isimlerin yanında İzzet Bey için de haiz olduğu rütbe-i mütehayyızanın ûlâ sınıf-ı sânîsi rütbesine çıkarılmasına dair irâde-i seniyye çıkmıştir[12].

Tirebolu’da kaymakam olarak 14 Mart 1904 tarihine kadar yedi yıl yedi ay on altı gün görev yaptı. 14 Nisan 1904’te 1575 kuruş maaşla Ordu kazası kaymakamlığına nakledildi. Ordu’da kaymakam olarak bulunduğu 14 Kasım 1906 tarihine kadar otuz iki ay içinde kaza asayişini tehdit eden ünlü eşkıya Kösenin oğlu Gürcü Arslan ve Kürd Mehmed çetelerini ortadan kaldırarak asayişi sağladı. Kazanın vergi gelirleri tahsilatında artış sağladı, nüfus sayımında önemli gayretleri oldu. Sivas’a bağlı Hamidiye [Mesudiye] kazasından çıkan ve taşkın olduğu zaman etrafa zarar veren Büyük Milas deresi üzerinde halkın büyük bir güçlükle ulaşımı sağladığını görerek ileri gelenlerden yardım topladı ve buranın üzerine iki büyük demir köprü inşa ettirdi. Kasaba içinde 13 çeşme ve yetecek kadar içme suyu yolları yaptırdı, birçok vakfiyenin tamirini sağladı. Ayrıca, uzun yıllardır harap olan Ordu-Hamidiye şosesinde de tamir başlattı. Ordu kaymakamlığı sırasında hakkında bir şikâyet yapıldı. Mükerreren yapılan soruşturma sonunda kendisine isnat edilen olayın “butlan”, yani yalan olduğu, “hüsn-i vazife”, yani iyi hizmet gördüğü anlaşıldı. Ancak, Ordu’da kaymakamlığa devamının “hayırlı olamayacağını” kendisinin de beyanı üzerine, “taltîfen ve terfian” Giresun kaymakamı İbrahim Halil Paşa ile becayişi uygun görüldü ve bu hususta 3 Aralık 1906 tarihli irade-i seniyye çıktı[13]. 15 Aralık 1906’dan 14 Ekim 1908 tarihine kadar Giresun kazası kaymakamı olarak görev yaptı. Giresun kaymakamlığı sırasında Dâhiliye Nezareti tarafından Sadaretten “hüsn-i hizmetine binâ’en” haiz olduğu ûlâ sınıf-ı sânîsi rütbeden sınıf-ı evvele terfi veya ikinci rütbeden Mecidî Nişânı ile taltifi talep olundu (10 Mart 1908)[14]. Kaymakamlığı sırasında bir kez daha kötü idaresi nedeniyle şikâyet edildi ve soruşturma için Trabzon merkeze çağrıldı. Yerine, Sicill-i Ahvâl Memurin Komisyonunun 13 Kasım 1908 tarihli kararı üzerine 28 Kasım 1908’de Çorlu eski kaymakamı Hüseyin Hüsnü Efendi atandı[15]. 

Ardından Meclis-i Mebusan azâlığına[16]  seçilerek Ekim 1908-1918 tarihleri arasında I., II., III. dönem Trabzon Mebusluğunda bulundu[17]. Kasım 1918’de memleketi Trabzon’a döndü. Trabzon Müdâfaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı ve 23 Şubat 1919’daki kongrenin başkanlığını yaptı. Doğu vilayetlerinin haklarını savunmak üzere 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında merkezi İstanbul’da bulunan Vilâyât-ı Şarkiyye Müdâfaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum şubesiyle Trabzon Muhâfaza-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti’nin Erzurum’da birlikte düzenledikleri mahalli kongreye Maçka temsilcisi olarak katıldı. Bu kongrede Mustafa Kemal Paşa oy çokluğu ile başkanlığa, İzzet Bey ve Erzurumlu Hoca Raif Efendi başkan vekilliğine seçildi. Sivas Kongresinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti Temsil Hey’etine Trabzon mümessili oldu. “Sivas Kongresi’nin yapımında, yönetiminde Erzurum Kongresi kararlarının uygulanmasında tutulan yol ve Hey’et-i Temsiliyece alınan kararlar sebebiyle milletle padişahın birbirinden uzaklaştığı, bunun da devleti kötü duruma düşüreceği kanısına vardı, Mustafa Kemal Paşa ile aralarında anlaşmazlık baş gösterdi, bu yüzden Halit Bey’in baskı ve tehditleriyle karşılaştığı” için Sivas Kongresini yapmağa giden Heyete katılmadı[18]. Ankara’da I. Meclis için 1 Mayıs 1920’de yapılan seçimde 290 oy alarak Trabzon’dan milletvekili seçildi. Kendisi ile birlikte milletvekili seçilmiş olan Ceza Reisi Alaybey-zâde Faik Bey, Deniz kıdemli yüzbaşısı Kadı-zâde Recai Bey ve Gümüşhane milletvekili Ziya Bey ile birlikte 6 Mayıs 1920 Pazar günü Ankara’ya gitmek üzere Çarşamba’dan yola çıktıktan bir süre sonra eşkıya tarafından pusuya düşürüldüler. Muhafızlar savunma tedbirleri aldılarsa da açılan ateş sonrası önce Alemdârzâde Ziya Bey, sonra İzzet Bey şehit oldu. Kafilenin yolunu kesen Balıkesirli Çerkez Hasan Çavuş çetesiydi[19]. Olaya dair Trabzon Müdafaa-i Hukûk Başkanlığının 8 Mayıs 1920 tarihli telgrafı, TBMM’nin 13 Mayıs 1920 tarihli birleşiminde okunduğunda üzüntü ile karşılandı ve şehitlerin anılarına birleşime beş dakika ara verildi. Eşine ve öğrenimlerini tamamlayana kadar iki oğluna vatanî hizmet aylığı bağlandı. Evli olup dört çocuk babası idi[20].

Eyübzâde İzzet Bey hakkında Sicill-i Ahvâl Defterleri’nde ve kullandığımız diğer kaynaklarda verilen biyografi bilgileri bundan ibarettir. Bu bilgiler arasında Eyübzâde İzzet Bey ve babası Ali Galib Efendi ile akrabalarından büyük bir çoğunluğunun devlet hizmetinde görev verilmemesi kararlaştırıldığı halde, nasıl memur yapıldığı; ahaliye karşı kötü davrandıklarına dair şikâyet içeren dilekçenin  bulunduğu gibi bilgiler yer almaktadır. Nitekim bu hususlar, Dâhiliye Nezareti’nin 21 Haziran 1887 tarihli yazı müsveddesine göre Trabzon Vilâyetinden sorulmakta ve şikayet içeren dilekçenin gereği yapılmak üzere gönderilmesi istenmekteydi[21].

Görüldüğü üzere yazışmalarda Eyübzâde İzzet Bey’in kendi şahsi çıkarları için halka baskı yaptığı belirtilmekte, halk arasında söylene gelmekte olan devlet katında görev almamalarına dair çıkan bir irâdenin varlığından söz edilmektedir. Ancak, İzzet Bey’in halkın bu şikâyetine rağmen devlet katında faydalı hizmetleri görülmüş olacak ki, rütbe ve nişan ile taltif edilmektedir.

Bütün bu belgelerden anlaşıldığına göre İzzet Bey, kaymakam olarak bulunduğu yerde sert bir idare kurmuş ve bundan rahatsızlık duyan ahali yahut eşraf durumu devlet merkezine bildirmek zorunda kalmıştır. Onun bu şikâyetlerine ve yapılan tahkikata rağmen üstün hizmetle ödüllendirilmesi bir çelişki gibi görünür ise de yapılan soruşturmanın müdellel bir temele dayanmayan rivayetleri ihtiva etmiş olması, herhangi bir işleme gerek duyulmamasına yol açmış olabilir. Yine de aileden İsmet Zeki Eyüpoğlu’nun “Bu aile çok geniş bir alana yayılmış, çevresine egemen olmuş, sırtını devlete dayamış, biraz değil çok ‘ağa tutumlu’ bir topluluktur, dağınık olmalarına karşın, başlı başına bir oymak (aşiret) niteliğindedir. Geleneklerine bağlıdır, çalışmaktan çok çalıştırmayı, yemeden çok yedirmeyi, sömürülmekten çok sömürmeyi, acınmaktan çok acımayı, yardım görmekten çok yardım etmeyi bg. seven, çelişkiler içinde bütünleşen bir topluluktur[22]” sözlerinin geçmişle bugün arasında kurulan bir köprüyü anlamlı bir şekle büründürdüğü de düşünülebilir.

Dipnotlar:

1-Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar’ın Kafkas-Ellerini Fethi (1451-1590), Ankara 1976, s. 85. Yazar, mütercim Sabahattin Eyüboğlu (Akçaabat 1908-İstanbul 1973); ressam, şair ve yazar Bedri Rahmi Eyüboğlu (Görele 1913-İstanbul 1975); yazar İsmet Zeki Eyüboğlu (Maçka 1927-İstanbul 2003); 150’liklerden İrşad gazetesi başyazarı Ömer Fevzi Bey bu  ailedendir. 
2-BOA, İ. DH, nr. 1336/1314 S-49.
3-BOA, İ. TAL, nr. 157/1316 B-56. Sicil varakasında bu nişânın 8 Ağustos 1898’de verildiği kayıtlıdır (BOA, İ. DH. nr. 1450/1324 L-17).
4-Kaymakam İzzet Bey hakkında iddia olunan hususlar dilekçe sahipleri tarafından “... hiçbir umûr-ı devletde istihdâmları câîz olamayacağına irâde-i aliyye ile câîz olamayan bir me’mûrun seyyiât-ı ahvâlini yazmak melzûm değil ise de harekât-ı gaddârânesinden son dereceye gelmiş olan ahâlî-yi kazâ şu âteş-sûz-ı ahvâle tâkat-yâb olamamakta ve hattâ bunu musaddak ve müeyyed telgraflarla makamât-ı âliyye-i âdilâne-i devlet tasaddî‘ ve ta’cîz edile gelmektedir. Fevâ’id-i cemîlesi beklenilen şu telgraflarımızın bil’akis hâric-i tasavvur mu’âmelâtını göre gelmekteyiz. Mürâca‘âtla kendilerine bir râh-ı refâh bulmak isteyen şu ahâlî-yi bî-kesândan yirmi günden beri ahkarları dahi dahil olduğum halde görmediğimiz ve göreceğimizi asla tasavvur etmediğimiz işkencelerle mahfûzen muazzeb kalmaklığımız acaba dünyayı nişân-ı adâletiyle kaplamış olan şehin-şah-ı muazzam efendimiz hazretlerinin hangi kanûn-ı hikmet-numûnelerine musarrah imiş. Böylece karanlık köşelerde evlâd ü ıyâlinin hasretleriyle gözleri yaşlı olarak benim gibi cümlemizin müsterhamen yazmış olduğumuz şu arz-ı hâlimiz şüphesiz ki te’sîr bahş-ı  kulûb-ı  vükelâ-yı fihâm-ı devlet olur...” sözleriyle dile getirilmişti.
5-Teftiş-i Askerî Komisyonu Reisinin Mabeyn Başkitâbetine yazısı şöyleydi: “... kaymakam-ı mûmâ-ileyhin mütenaffizândan Eyübzâdeler’den oldığı ve kezâlik vâlî beyin teveccüh ve emniyetine mazhariyetleri cihetiyle buna mağrûren sûret-i zâhirede âsâyiş ve inzibâtı muhafaza için kazânın ehl-i servet ve sahibü’l-nüfuz olanlarını birer sûretle tehdit ederek hakikâtte menafi-i şahsiyesine hidmet eylediği ve ahâlî-i kazânın kendinden vâlî bey’e şikâyete cesaret edemedikleri ve Eyübzâdeler’in umûmen böyle zâlim ve i‘tisâfla mutasarrıf âdemler olmalarıyla hidmet-i devlette istihdam olunmamalarına vaktiyle irâde-i seniyye-i hazret-i padişahî şeref-sâdır buyrulmuş olduğu mütevâtir bulunduğu beyan kılınmış olmağla tahrîrât-ı mezkûrenin leffen ve varaka-yi ma’rûzanında i‘âdeten takdîmiyle keyfiyet  arz ve  beyâna müsâra‘at  kılındı”.
6-Azmi Bey’in yazısı “... Çâkerlerinin mesmûât-ı acizânem dahi kaymakam mûmâ-ileyh Eyübzâde İzzet Efendi olub vâlî beyefendi hazretlerinin pek ziyâde hüsn-i teveccüh ve emniyetlerini kazanmış olduğu cihetle ona mağrûren ve sûret-i zâhirede âsâyiş ve inzibatı takriren  kazânın ehl-i servet ve sahibü’l-nüfuz olanları birer sûretle tehdit etmekte ve hakikât-i  halde mahzâ istifâde-i zâtiyyesi içün anları tazyik eylemekte olduğundan ibaret olub mûmâ-ileyhin bu gibi ahvali vâlî-yi vilayetçe ma’lûm olacak olsa derhal icâbı icrâ ve me’mûriyetten teb’îd edileceğine şübhe yok ise de Tirebolu ahâlîsi şayet vilâyete şikâyet edecek olurlarsa zaten kendi tezkireleri vilâyetçe ma’lûm olduğuna ve İzzet Efendi’ye ise emniyyet ber-kemâl bulunduğuna mebnî cesaret edemedikleri anlaşılmaktadır. Eyübzâdelere mensûb olanların umûmi bu misüllü zulm ve i’tisâf ile me’lûf oldukları vaktiyle tahakkuk etmesi üzerine anların umûmen hidmet-i devlette istihdâm olunmamalarına dâir bir irâde-i seniyye-i mülûkânenin dahi mukaddema şeref-sudûr buyurulmuş olduğu buralarda söyleniyor ise de bu bâbdaki ma’lûmat-ı çâkerânemin mesmûâtdan ibaret olduğu...” şeklindeydi  (BOA, Y. MTV, nr. 199/13, lef: 3).
7-BOA, DH. MKT, nr. 2296/130, 2316/19.
8-BOA, DH. MTK, nr. 2340/12.
9-BOA, DH. MTK, nr. 2479/139.
10-BOA, DH. MKT, nr. 2515/117.
11-Bu suçlamalar Dâhiliye Mektûbî Kaleminden Trabzon Vilâyetine muhatap 23 Şubat 1902 tarihli yazı müsveddesinde “ahâli-i mahalliye ne yolda hakaret ve zulm teaddi ve eşkıya ve sârikları tesahub eylediğine ve aşârı cüz’î bir bedel ile kendi adamlarına ihale etmekde olduğuna ve Esbiye karyesi muhtarını hôd be hôd nahiye müdiri ta’yîn ederek merkum da ahâlîyi habs ve tevkîf ve zincirbend eylediği gibi arâzi-i mahlule ve emiriyyeyi de sahte muamele ile istediğinin uhde-i tasarrufuna geçirerek hazine-i celîleyi bu suretle de ızrâr etdiğine ve kaymakam-ı mûmâ-ileyh beş sene zarfında iki bin lira kadar ihtilâs ve irtikâb etmiş olduğuna ve ifâdat-ı saireye dâir…” diye ifade edildi.
12-Bu irâde-i seniyye Serkâtip Tahsin [Paşa] tarafından tezkire-i sâmiyye üzerine 29 Ekim 1901 tarihinde “Resîde-i dest-i ta‘zîm olup melfûfuyla manzûr-ı âlî buyrulan işbu tezkire-i sâmiyye sadâret-penâhîleri üzerine mûcebince irâde-i hazret-i hilâfet-penâhî şeref-sudûr buyurulmuş olmağla ol-bâbda emr ü fermân hazret-i veliyyü’l-emrindir” şeklinde kaydedilmiştir.
13-BOA, DH. MKT, nr. 1096/43.
14-BOA, DH. MKT, nr. 1238/78.
15-BOA, DH. MKT, nr. 2662/45, 2674/12.
16-Dâhiliye Mektûbî Kalemi’nden Meclis-i Mebusan Riyasetine muhatap 27 Ocak 1909 tarihli yazı müsveddesinde “mahallince icra kılınan tahkikât evrakının celbiyle, mebusluğuna mâni‘ olup olmadığının tedkîkine dair Giresun’dan Çilesiz-zâde Süleyman Efendi imzasıyla çekilen telgrafnâmede istida edilmiştir … ” denilmektedir (BOA, DH. MKT, nr. 2720/75).
17-BOA, SAİDd, nr. 10, s. 707-708; BOA, İ. DH, nr. 145/1324 L-17; Sicill-i Ahvâl Defterleri’nden yapılan kısa bir biyografisi için ayr. bk. Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, Ankara 1969, 248-249.
18-Goloğlu, a.g.e., s. 140.
19-Halit Eken, Bir Millî Mücadele Valisi ve Anıları: Kapancızâde Hamit Bey, İstanbul 2008, s. 139, 571.
20-Fahrettin Kırzıoğlu (hzl.), Bütünüyle Erzurum Kongresi, III, Ankara 1993, s. 215; Ömer Akbulut (drl), Trabzon Meşhurları Bibliyografyası, Ankara 1970, s. 59; Goloğlu, Erzurum Kongresi, Ankara 1968; Fahri Çoker, Türk Parlamento Tarihi, (1919-1923), III, Ankara 1995, s. 937-938; Cevdet Küçük, “Erzurum Kongresi”, DİA, XI, 335-337. Ölümü üzerine Trabzon’da yayınlanan Hâkimiyet Gazetesi’nde aşağıdaki şiir yayınlanmıştır:

Ağlasın mihr-i rü’yet, ağlasın necm-i zekâ
Ağlasın bahtı kiyâset, ağlasın arz-ı sema.

Çâk, çâk olsun da serir ü akl ve tedbir ağlasın,
Sine-i dehr-i deniye bir cihân ettik fedâ...

Ağlasın halk-ı Trabzon bir sehri bi-bedel,
Hâki tercih eyledi, müştâkını kıldı cüdâ.

Ağlasın Eyyûbiler, hüsranla feryat eylesin...
Şems-i idrâki sukût etti yer vevâylâ nâ.

Ağlasın irfan ü rey ve nutk u himmet ağlasın,
Ağlasın hükmü isabet, ağla; pervin-i sühâ

Bezm-i izzet tair oldu evç-i pâki rahmete;
“İzzet”e izzet gerektir, neylesin bu masivâ?

Ey, olan bezminde ruhu müctebaın, hem enis,
Esselâ ruhu güzin-i pâkine yüzbin selâ...

21-BOA, DH. MKT, nr. 1426/108.
22-İsmet Zeki Eyüpoğlu, Anılar, İstanbul 1999,  s. 9.

Ayhan YÜKSEL
Tarihçi ve Araştırmacı Yazar

Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Geri dönüş(0)
Yorum (0)Add Comment

Yorum
daha küçük | daha büyük

busy
 
Serander.Net © | Karadeniz Kültürü...