| Doğu Karadeniz'de Çiçek Salgını ve Bir Aşı Kampanyası |
| Karadeniz Tarihi |
| Yazar Ayhan YÜKSEL |
| Pazar, 19 Aralık 2010 20:58 |
|
Osmanlı döneminde Karadeniz bölgesinde yaşanan Çiçek Salgını ve hastalıkla ilgili yapılan çalışmalar ve düzenlenen Aşı Kampanyaları üzerine Tarihçi Yazarımız Sn. Ayhan YÜKSEL'in kaleme aldığı makaleyi paylaşıyoruz.
DOĞU KARADENİZ’DE ÇİÇEK SALGINI VE BİR AŞI KAMPANYASI Geçmiş dönemde Tanrı’nın gazabı ve günahkâr kullarına gönderdiği bir ceza olarak kabul edilen veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar, kıtlık ve kuraklık gibi felaketler tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuş, yenilmez sanılan orduları durdurmuş, sosyal ilişkileri, davranışları biçimlendirmiştir[1]. Salgın hastalıklardan çiçek hastalığı “variola” Çin’de daha M. Ö. 1122 yılında tanımlanmıştır. Hindistan’da eski Sanskrit metinlerinde de bu hastalıktan söz edilir. Mısır firavunu V. Ramses’in (ö. M. Ö. 1156) mumyalanmış kafatasında hastalığın izlerine rastlanmıştır. Avrupa’da ilk kez X. yüzyıldan önce muhtemelen nezle gibi küçük bir rahatsızlık gibi kendini göstermiş, XVI. ve XVII. yüzyıllarda ölüme yol açmış, XVII. yüzyılın sonunda yeniden ortaya çıkmış ve Avrupa’da çocuk ve büyük ölümlerine sebep olmuştur. Çiçek hastalığı, insanda ve evcil hayvanlarda “Poxviridae” familyasından virüslerin yol açtığı bir dizi bulaşıcı hastalığın ortak adıdır. İnsanda hastalığın ilk belirtisi olan ateşten iki gün sonra deride belirmeye başlayan kabarcıklar, irin toplama ve patlama evrelerinin ardından kuruyarak döküntülere yol açar. Bu döküntüler deride “çiçekbozuğu” adı verilen belirgin nedbe/iz bırakır ve özellikle yüzde çoğalarak yayılabilir. Hastalığa karşı yapılan çiçek aşısı çok eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin’de tatbik edilmiştir. İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde tatbik edilmesi XVIII. yüzyıl başlarında Osmanlı hekimi Emanuel Timonius ve Lady Mary Montagu’nun “Türk usulü çiçek aşısı”nı Avrupa’ya tanıtmalarından sonra başlamıştır. Timonius, aşının Çin’de, Çerkezler’de, Gürcüler’de ve diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı şekliye Kafkaslar üzerinden 1673-74 yıllarında İstanbul’da yayılmaya başladığını ileri sürer. Ancak, Osmanlı’da çiçek aşısının daha eski tarihlerde uygulandığı Menafiü’l-etfal (İstanbul 1846) adlı risaleden bilinmektedir. Bu risalede 1679’da çiçek aşısını bilen bir adamın İstanbul’a gelerek 5-6 çocuğa aşı yaptığından söz edilmektedir. XVIII. yüzyıl başlarında Edirne’de de yapılan bu aşıya telkîh-i cederî (çiçek aşısı), çiçeklendirme, variolation ve inoculation adları verilmiştir. Hafif çiçek çıkaranlarından alınan cerahat çiçek çıkarmayanların derisine çizilerek sürülür. Bu çok daha eski tarihlerden itibaren yapıla gelen bir uygulamadır. Lady Mary Montagu, Edirne’de bu aşının nasıl yapıldığını görmüş ve oğlunu da orada aşılatmıştır. Bu tatbikatı arkadaşı Sarah Chiswell’e 1 Nisan 1717’de yazarak çiçek aşısının Osmanlı ülkesinden naklen Avrupa’ya taşınmasını sağlamıştır[2]. Osmanlı’da çiçek hastalığı ile ilgili ilk tıbbî yayın 1801’de Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin (1774-1834) Edward Jenner’in Çiçek Aşısı, Sebep ve Tesirleri (1798) adlı kitabının çevirisi Çiçek Risalesi’dir. Tanzimat öncesi taşrada çiçek salgını can kaybına sebep olan bir hastalıktı. Aynı dönemde Avrupa’da çiçek aşısı uygulanmaya konulmuş ve hastalığın ölümcül etkisi ortadan kaldırılmıştı. Taşrada çiçek aşısı uygulamasına bazen dine aykırı olduğu gerekçesiyle rivayet edilmediği de görülmüştür[3]. Bu yüzden 1846’da Edirne’de meydana gelen çiçek salgınından sonra çiçek aşısı için bir fetva yayınlanmış ve dini açıdan bir sakıncası olmadığı belirtilmiştir[4]. Tanzimat’la birlikte çiçek aşısı konusunda da irade ve nizamnameler çıkartılıp uygulamaya konulmuştur. 1839’da çiçek aşısı uygulamasıyla Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne görevlendirilmiştir. 1840’da çiçek aşısının parasız yapılması yolunda bir irade çıkmış ve Dr. İstefanaki Bey aşıcı olarak tayin edilmiştir. 1847’de Cerrahhane Müdürü İsmail Paşa yerli hayvanlardaki virüslü aşıyı yenilemiş, fakat ilk aşılamalardaki şiddetli reaksiyonlardan korkularak tekrar dışarıdan aşı getirilmeye başlanmıştır. Yüzünde çiçek hastalığının izlerini taşıyan Sultan Abdülmecid İstanbul’da 1845’de çıkan şiddetli çiçek salgınıyla yakından ilgilenmiş ve aşının yaygınlaştırılmasını sağlamıştır. Aşı yapmak için nöbet yerleri kurularak gezici hekimler görevlendirilmiştir. Boğaziçi’nde oturanlara kayıkla dolaşan bir hekim aşı yapmıştı. Ayrıca Anadolu’ya fenni aşı yapacak aşıcılar yollanmış ve eyalet, sancak ve kazalardan öğrenciler getirtilmiş ve bunlara aşıcı muavini unvanı verilmiştir[5]. 1845’teki çiçek salgını üzerine 1846’da Üsküdar, Eyüp ve Gureba Hastanesi’nde birer aşı istasyonu açılmış ve ayrıca aşı yapmak üzere gezici hekimler görevlendirilmişlerdir. 1867’de İstanbul’da “çocukların salgın hastalıklardan korunması için aşı kampanyası” düzenlenmiştir. Sadaret, düzenlenen aşı kampanyasının uygulama şeklinin nasıl olacağı hakkında Mekteb-i Tıbbiye Nezâreti’nin Meclis-i Vâlâ’ya arz edilen tezkiresini görüşmüş ve bunun ışığında bir de genelge yayınlamıştır[6]. 1871’de İstanbul’da görülen çiçek salgınının ardından Meclis-i Umûr-ı Tıbbiye-i Mülkiye, 15 Mayıs 1872 tarihli toplantısında İstanbul’da bir Aşı Enspektörlüğü kurulmasını kararlaştırmış ve başına da Dr. Hüseyin Remzi Bey getirilmiştir. 23 Temmuz 1892’de, Telkihhane-i Şâhâne adıyla bir çiçek aşısı hazırlama istasyonu açılmıştır. 1884’te, 1909’da ve 12 Ekim 1915’te yayınlanan “Telkîh-i Cederî Aşı Nizamnamesi” ile bu zorunluluk devam ettirilmiştir. Nizamnameye göre doğumdan itibaren 19 yaşına kadar en az üç kez aşı olunacaktı[7]. Çiçek aşısı ihtiyacı Millî Mücadele yıllarında İstanbul’daki Telkihhane’den ve İtalya’dan karşılanmıştır. 1920-1922 yılları arasında İstanbul Telkihhanesi’nden Anadolu’ya Kızılay aracılığı ile 3.619.000 kişilik aşı gönderilmiştir. DOĞU KARADENİZ’DE ÇİÇEK SALGINI Osmanlı ülkesinde çiçek hastalığının görüldüğü yerlerden birisi de Trabzon vilayetidir. Naip Mustafa imzalı ilâma (9 Şaban 1250/11 Aralık 1834) göre Trabzon’dan tersaneye gönderilen bahriye efradından beş nefer Düzce’de; Naip Derviş Ali imzalı ilâma (29 Şaban 1250/31 Aralık 1834) göre de yirmi bir nefer İzmit’te çiçek hastalığından vefat etmişti[8]. 1850’li yıllarda da çiçek hastalığı Trabzon’da hükmünü sürdürmekte idi. Trabzon’da yerleşmiş olan Kavrakoğlu Dimitraki’nin bir hayli zamandan beri İslam ve gayrimüslim çocuklara parasız olarak yaptığı çiçek aşısının faydası görüldüğünden 5. rütbeden bir nişan-ı âliye gönderildiğine dair Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın Trabzon Valisi Hayreddin Paşa’ya bir şukkası vardır (14 Rebiülevvel 1266/28 Ocak 1850)[9]. Aradan geçen 13 yıl süreden sonra da Rusya, Çerkesleri göçe zorladı. Bâbıâli’nin kararını beklemeksizin Kafkasya’dan gelen muhacirler ilk uğranılan Osmanlı limanı Trabzon’da çiçekten, tifüsten ve iskorbit’ten kırılmışlardı. Trabzon’da günde yirmi ile elli arasında muhacir ölüp gidiyordu. Sadaret, Trabzon’dan sonra vapurla iskân edilecekleri yere giden Kafkas muhacirleri arasında çiçek hastalığı görüldüğünden hastalığın yayılmaması için gerekli tedbirin alınmasını (19 Receb 1280/30 Aralık 1863)[10], hastalık ve ölümler çoğaldığından Trabzon, Sinop ve Samsun’a birer doktor gönderilmesini istemişti (9 Şaban 1280/18 Ocak 1864)[11]. Hükümet, salgının daha başından itibaren Trabzon bölgesinde de karantina tedbirlerine başvurmasına rağmen Trabzon’da ortalama ölüm sayısı 200-300 kişi kadar olup, 1865’e kadar Trabzon’da 53.000 kişi hayatını kaybetmişti[12]. Sadâret’e yazılan bir arzda ise muhacirler arasında çiçek, ishal ve karahumma hastalığının görüldüğü, bunlardan günde yirmi kadar ölüm olaylarının meydana geldiğinden bahisle yardım yapılması ve tedbir alınması isteniliyordu (1 Şaban 1280/1 Şubat 1864)[13]. TİREBOLU’DA AŞI KAMPANYASI Salgın hastalıklardan çiçek hastalığının görüldüğü ve aşı kampanyasının yürütüldüğü yerlerden birisi de Trabzon vilayetine bağlı Tirebolu kazasıdır. Tirebolu’da 1863’te çıkan ve muhacirler tarafından taşındığı anlaşılan çiçek salgını sırasında Trabzon’a gönderilen Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’den Doktor Hüseyin Efendi marifetiyle kaza ahalisinden müslim ve gayrimüslim çocuklardan 307’si (% 46.03) kız, 360’ı (% 53.97) erkek olmak üzere 667 çocuk aşılandı[14]. Kampanya sırasında 0,2-0,8 yaş grubundan 29 kişi (% 4.35); 1-5 yaş grubundan 510 kişi (% 76.47); 6-10 yaş grubundan 105 kişi (% 15.75); 12-15 yaş grubundan 18 kişi (% 2.69); 16-30 yaş grubundan 5 kişi (% 0.74) aşılanmıştı. Bunların 194’ü kasabadaki Türk, 170’i Rum ve Ermeni çocuklardı. Kırsal kesimde ise Eymür ve Bedreme-Kaledibi’nde 9, İnköy’de 4, Boğalı’da 111, Kuskunlu ve İsrail’de 14, Şalaklı’da 6, Avculu’da 2, Bada’da 46, Bedreme Kalesi’nde 3, İregür’de 39, Kara Ahmedli’de 41, Ortacami’de 9, Köseler Akçakilise’de 14, Çınarcık’ta 5 çocuk aşılanmıştı. Kampanya sonunda aşılanan çocukların künyelerini ve yaşlarını içeren bir defter tanzim edildi ve İstanbul’a Tıbbiye Nezareti’ne gönderildi. Tirebolu’da aşılanan çocuklara ait tanzim edilen defterin üst kısmında “ba-irâde-i seniyye aşı me’muru ta‘yin buyrulan Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’den muhrec fütüvvetlü Hüseyin Efendi’nin Tirebolu kazâsında aşılamış olduğu etfâlin mikdâr ve kemiyyetini mübeyyin ber-vech-i zîr müfredâtlı mazbatasıdır” kaydı bulunmaktadır[15]. Doktor Hüseyin Efendi, Tirebolu’dan sonra çiçek hastalığının görüldüğü Görele’ye geçmiştir[16]. Tirebolu kazası İdare Meclisince düzenlenen teşekkür mazbatadan anlaşıldığına göre (2 Cemaziyelevvel 1280/14 Kasım 1863) aşı kampanyası şöyle olmuştur: Aşı kampanyasının yapıldığı köy ve mahallelerde ilân olunmuş, bunu duyan ahali çocuğunu “takım takım” getirip Doktor Hüseyin Efendi’ye aşılatmıştır. Bu aşı kampanyası kırk günde tamamlanmıştır. Çocuklarını aşılatanlar Doktor Hüseyin Efendi’ye “hayır duası”nda bulunmuşlardır[17]. Mekteb-i Tıbbiye Nezareti’ne muhatap 6 Cemaziyelahir 1283 (15 Ekim 1866) tarihli belgeden çiçek salgınının üç yıl içinde önlendiği anlaşılmaktadır[18]. Bundan böyle de başka yerlerde uygulanacak aşı kampanyası için Tirebolu örneğinde olduğu gibi aşılanacak çocukların isimlerini ihtiva eden defter tanzimine dair bir irade-i seniyye çıkmıştır (6 Cemaziyelahir 1280/18 Kasım 1863)[19]. TRABZON’DA SALGIN DEVAM EDİYOR Sadrazam Kâmil Paşa’nın Sıhhiye Nezâreti’ne muhatap 10 Cemaziyelevvel 1306 (12 Ocak 1889) tarihli, Sıhhiye Nazırının 13 Cemaziyelevvel 1306 (15 Ocak 1889) tarihli der-kenar yazısından anlaşıldığına göre Trabzon’dan gelen Şerefresan vapurunda Livâne muhacirlerinden yirmi dokuz çocukta çiçek hastalığı görüldüğü İdâre-i Mahsusa tarafından bildirilmişti. Vapurda hastalık olduğunu öğrenilince bunların doğrudan İstanbul’a götürülmesi sağlık açısından uygun görülmedi ve hastaların öncelikle Ereğli, mümkün değilse Kavak Tahaffuzhanesinde tedavi altına alınması için İdâre-i Mahsusa İdaresi ile Kavak ve Büyükdere Karantina tabipliğine talimatlandı. Ereğli’de hastaları tahaffuzhaneye bırakmayan Şerefresan vapuru 10 Cemaziyelevvel 1306’da (12 Ocak 1889) Boğaz’a geldi. Vapurun Kavak Limanında bekletildiği Bahr-i Siyah Boğaz Muhafızlığı tarafından ilgili makamlara bildirildi. Anne ve babaları ile birlikte altmış beş kişi Kavak Karantina Tabipliğince tahaffuzhanede tedavi altına alındı. Tedavi müddetinde yapılacak tüm masrafların karşılanmasına karar verildi. Hastalara güzelce bakılıp ilaçlarının verileceği, zaruret çektirilmeyeceği hususunda ayrıca irade-i seniyye çıktı. Sadrazam Kâmil Paşa, konuyu ayrıca padişaha bir yazı ile arz etti (17 Cemaziyelevvel 1306/19 Ocak 1889)[20]. 4 Rebiülevvel 1307 (29 Ekim 1889) tarihli bir belgeye göre Kelkit kazasında da çiçek hastalığı baş göstermiş, tedavi için Trabzon’dan 300 adet aşı kalemi talep edilmişti[21]. Kelkit için talep edilen 300 kalem aşı Kasım ayında gönderilmişti[22]. Dâhiliye Nezâreti’nin Tıbbiye Nezâreti’ne muhatap 31 Teşrinievvel 1305 (12 Kasım 1889) tarihli yazı müsveddesine göre çiçek hastalığı görülen Aydın, Ankara ve Trabzon vilayetlerine yeterli miktarlarda aşı kalemleri gönderilmesi gerektiği; 8 Eylül 1306 (20 Eylül 1890) tarihli yazı müsveddesine göre de Hopa kazasına bağlı Viçe [=Fındıklı] nahiyesinde baş gösteren çiçek hastalığının tamamen “defedildiği”ni Trabzon vilayetinden gelen yazıya istinaden bildirdi[23]. 1892 yılına gelindiğinde Trabzon’un birçok yerlerinde çiçek hastalığı hükmünü sürdürmekte idi. Dâhiliye Nezâreti, 31 Kânunuevvel 1307 (12 Ocak 1892) tarihli yazı müsveddesine göre aşısız çocukların aşılattırılması için 40-50 kadar dolu aşı kaleminin acilen Trabzon’a gönderilmesini Tıbbiye Nezâreti’nden talep etmişti[24]. Dâhiliye Nezâreti’nin Trabzon vilayetine muhatap 22 Kânunusani 1307 (3 Şubat 1892) ve 26 Şubat 1307 (9 Mart 1892) tarihli yazı müsveddeleri Sıhhiye Nezâreti’nin tedarik ettiği 5’i tüp, 15’i kalem olmak üzere 20 kadar aşı ilaçlarının posta ile gönderildiğine dairdir[25]. Trabzon’da görülen çiçek ve influvenza hastalığı mahpushanedeki mahkûmlara dahi bulaşmıştı. Bu sırada Erzurum’dan Trabzon mahpushanesine 25 mahkûm sevk edilmişti. Dâhiliye Nezâreti, 29 Kânunusani 1307 (10 Şubat 1892) ve 17 Şubat 1307 (29 Şubat 1892) tarihli yazı müsveddelerine göre mahkûmların doluluk nedeniyle başka bir yere nakledilmesi gerektiğini Adliye Nezâreti’ne bildirmişti[26]. Ancak, 20 Haziran 1308 (2 Temmuz 1892) tarihli yazıdan anlaşıldığına göre Trabzon Vilayetine mahkûmların başka mahpushaneye sevk edilemeyeceği, “gerekli tedbirler alınması gerektiği” bildirildi[27]”. Trabzon vilayetinin bir başka sorunu ise hastalıkla mücadele için yeterli tabip bulunmaması idi. Nitekim, Trabzon Valisi Kadri Bey, salgın hastalık sırasında askeri tabibin yardım ettiğini, ancak askerî tabibinin işlerinin yoğunluğu nedeniyle pek fazla yardımcı olamadığını, bunun için ilk vasıta ile bir tabibin gönderilmesini Dâhiliye Nezâreti’ne çektiği telgrafla talep etti (25 Teşrinievvel 1308/6 Kasım 1892)[28]. Aralıklarla baş gösteren çiçek salgını nedeniyle İstanbul’dan aşı kalemleri talep ediliyordu. Trabzon vilayeti, aşı kalemlerinin doğrudan salgının görüldüğü kazalara değil de vilayet merkezine gönderilmesini 9 Haziran 1317 (22 Haziran 1901) tarihli yazı ile talep etti. Çünkü, vilayete göre aşı tüpleri tabip bulunan bazı mahallere doğrudan gönderildiğinden bu da ne kadar aşı tüpü sarf edildiğinin bilinmesini güçleştiriyordu. Dâhiliye Nezâreti’nin 12 Eylül 1317 (25 Eylül 1901) tarihli yazı müsveddesinden anlaşıldığına göre Trabzon vilâyetinin bu talebi çeşitli sakıncalarından dolayı kabul görmedi[29]. Tirebolu kazasının Alucra sınırına yakın muhtemelen Tohumluk, Çakrak, Yeniköy adlı köylerinde Eylül 1908’de koyunlarda çiçek hastalığı görüldü. Fakat, köylüler her nedense hastalığı kanun gereği yirmi dört saat içinde üst makamlara bildirmedi. Haber verilmeyen hastalıktan Tirebolu kaymakamlığının sekiz ay sonra haberi oldu. Bunun üzerine Vilayet Sıhhiye Baytar Vekili hastalığın görüldüğü köylere gitti ve bununla ilgili olarak 13 Nisan 1325 (8 Mayıs 1909) tarihli bir rapor hazırladı. Trabzon Valisi Hacı Arif Paşa’nın konuyu Dâhiliye Nezâreti’ne arz ettiği yazısında Tirebolu kaymakamlığından bilgi istenildiği de belirtilmekteydi (25 Nisan 1325/8 Mayıs 1909). Dâhiliye Nezâreti de 16 Mayıs 1325 (29 Mayıs 1909) tarihli müsveddeden anlaşıldığına göre konuyu Orman ve Ma’âdin ve Zirâ’at Nezâreti’ne iletti[30]. Fatsa kaymakamlığı çiçek hastalığı nedeniyle Dâhiliye Nezâreti’nden 28 Teşrinievvel 1325 (10 Kasım 1909) tarihli telgrafla 200 adet aşı tüpü talep etti ise de Dâhiliye Nezâreti 31 Teşrinievvel 1325 (13 Kasım 1909) tarihli cevabî telgrafla aşıların vilayetten istenmesi gerektiğini bildirdi[31]. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN CUMHURİYET’İN İLK YILLARINA Birinci Dünya Savaşı yıllarında da “çiçek hastalığı pek ehemmiyetli tahribat icra etmekteydi”. Bu nedenle Dâhiliye Nezâreti, “belediye veya hususi bütçelere aşı memuru maaş ve harcırahı aktarılmasına dair” bir genelge yayınlamak gereğini duydu (20 Mayıs 1330/2 Haziran 1914). Trabzon vilayeti yıl içinde devam eden aşı işlemleri için Dâhiliye Nezâreti’ne muhatap 28 Eylül 1330 (11 Ekim 1914) tarihli yazısında “her kazaya aşı memuru namıyla birer küçük memur tayin olunduğunu ve mahallerine gönderildiğini” bildiriyordu[32]. 1916 yılına gelindiğinde de bilhassa muhaceret nedeniyle çiçek hastalığı görülmekteydi. Giresun, Ordu ve Tirebolu kazalarında 305 köyde 106.858 nüfustan 1699’unda (% 1.60) çiçek bozuğu tespit edilmişti. III. Orduda Temmuz 1916’dan Haziran 1917 tarihine kadar süre içinde çiçek vakalarında bir artış olmuştu. Buna, çiçek mikrobu taşıyan muhacirler sebep olmaktaydı[33]. III. Ordu mıntıkasını teşkil eden Trabzon, Sivas, Ankara vilayetleriyle Canik, Kayseri ve Niğde müstakil sancakları dâhilinde aşı tatbik edilmesi için gerekli tedbirlerin alındığına dair Sıhhiye Nezâreti’nin Dâhiliye Nezâreti’ne 18 Mart 1917 tarihli bir yazısı bulunmaktadır[34]. 1922 yılında Trabzon vilayet tabibi, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ve sonrasına dair yaygın hastalıklar hakkında verdiği bilgide lekeli humma, verem, frengi ve malaryanın yanında çiçek hastalığını da sayar. İkisi Trabzon’da, birisi Of’ta olmak üzere üç çiçek hastalığı vakasına rastlanmıştı. Dışardan gelen şahıslarda görülen hastalık halkın duyarlılığı sayesinde önlenmişti[35]. Türkiye 1923 yılında nüfus mübadelesi ile karşılaştı. Yunanistan’dan gelen göçmenlere dizanteri, çiçek ve veba gibi salgın hastalıklara karşı aşılanıyordu. Samsun’a çıkarılan göçmenler arasında her gün dört lekeli humma ve çiçek vakasına rastlanmaktaydı (1924)[36]. Yine, Batum’a sevk edilecek muhacirlerin çiçek aşılarının yapılması ve hudut mahalline kadar sevklerinin sağlanması için Batum şehbenderliğinden acilen talep edilen 1000 liranın Hilâl-i Ahmer (Kızılay) veznesinden havalesinin yaptırılmasına dair Hariciye Vekili Hüseyin Rauf (Orbay) Bey’in İstanbul Murahhaslığına çekilmiş 3 Mayıs 1923 tarihli bir telgrafı vardır[37]. Cumhuriyetin ilk yıllarında Giresun ilinde başta sıtma olmak üzere tifo, difteri, kızıl, kızamık, dizanteri, verem vb. bulaşıcı hastalıkların yanında çiçek hastalığına da rastlanıyordu. Sıhhiye Müdürlüğü ücretsiz muayene ve aşı kampanyası başlatmıştı. Müdürlük 1924 yılında 7945 kişiye; 1926 yılının Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında ücretsiz olarak 4601 kişiye çiçek aşısı tatbik etti[38]. WHO (Dünya Sağlık Teşkilâtı) geçmişte ölümlere sebep olan çiçek hastalığının 1980’de yeryüzünden silindiğini açıklamıştır. Ülkemizde de bu tarihten itibaren çiçek aşısı uygulaması kaldırılmıştır. Dipnotlar: [1] Salgın hastalıkların tarihi hakkında bk. Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı: Salgın Ve Bulaşıcı Hastalıkların Tarihi (çev. Selahattin Erkanlı), İstanbul 2007. Ayhan YÜKSEL Her hakkı saklıdır. Yazarının ve Serander.Net'in izni olmaksızın alıntı yapılamaz, kullanılamaz. Bilgi için: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Favorilerinize ekleyin
Bu yazıyı e-posta ile gönder
Hit: 1110 Geri dönüş(0)
Yorum (0)
![]() Yorum
|